Tayfa Cinayet ♠

By twoprincesss

8.3K 278 57

More

TAYFA CİNAYET
1. Bölüm: "KAVGA"
2.Bölüm: "KOPYA DÜZENEĞİ"
3. Bölüm: "CEZA"
4. Bölüm: "KAMP"
5. Bölüm: "KAYIP"
6. Bölüm: "KAYIP" (2/2)
7. Bölüm: "DANS"
9. Bölüm: "HAYAL KIRIKLIĞI"
10. Bölüm: "AF"
11. Bölüm: "EĞLENCE ZAMANI"

8. Bölüm: "FOTOĞRAF"

266 17 2
By twoprincesss

Shawn Mendes - Stitches (Deniz - Sinan Sahnesi)

INNA feat. Yandel - In Your Eyes

Gabrielle Aplin - The Power Of Love

-----

8. Bölüm: "Fotoğraf"

Deniz'den...

Soğuk... Hissettiğim tek şey sırtımı dayadığım tuvalet fayansından bedenime doğru hücum eden soğuktu. Aslında üşütmüyordu ama arada bir ürperdiğim de oluyordu. Kafamı geriye atarak tuvalet lambasını incelerken kaç saattir buradaydık bundan bile haberim yoktu. Sinan denen çocuk da aynı benim gibi sırtını tuvaletin fayansına yaslamış tavana düz ve mesafeli bakışlar atıyordu. Nedense kaç saattir tuvalete uğrayan bir Allah'ın kulu bile yoktu.

Sinan Barkalı bir şeyler düşünüyordu.

Beynindeki çarkların sesini buradan duyabiliyordum fakat zihninin içindeki yazılı metin bir karmaşadan ibaretti ve o metni okuyamıyordum. Sinan Barkalı, düşman grubumuzun en büyük ağabeyleri olmasının yanı sıra onlara hiç benzemiyordu. Belki yüz olarak, duruş olarak onları andırıyordu ancak konuşmaları ve hareketlerinin diğerlerinle uzaktan yakından alakası yoktu.

Kollarımı göğsümde toplayarak onu izlemeye başladığımda o hala tavanla bakışıyordu. Sadece bir anlığına onun beynindeki tüm düşünceleri öğrenmek istedim çünkü o kadar solgun görünüyordu ki. Ona yardım etme isteğiyle dolup taşmıştım. Her ne kadar kişiliğim gereği sert ve hırçın imajı çizsem de içimde bir yerlerde her zaman iyi kalpli ve olaylara iyimser yönden bakabilen bir Deniz daha olduğunun da farkındaydım.

"Daha ne kadar öyle bakacaksın bana?" dediğinde sesinde alaydan başka içimi titreten başka bir tını daha yakalamıştım ancak alaycı ifadesi o tınıyı örterek hiç var olmamış gibi lanse ettiriyordu. Normalde bu söylediğini kaile bile almayıp boş boş ona bakmayı sürdürmem gerekiyordu ama bu gece babamın yaşlandığının yanı sıra, Sinan Barkalı'nın da diğer Barkalılar'a benzemediğini fark etmiştim.

"Dalmışım," derken gözlerimi kapatıp düşünce alemine dalacaktım fakat Sinan'ın derin bir şekilde iç geçirmesiyle gözlerimi kapatmayarak ona baktım.

"Küçükken..." diye başladı söze ilk önce. Gözlerimi iyice açıp dikkatle ona bakmaya başladığımda o tuvaletin fayanslarla döşeli zeminini izliyordu ve bakışlarının altında burukluk hissi gizliydi. Dizlerimi kendime çekip, tekrar ona bakmaya başladığımda dudaklarını ıslattı. "Gökalp ve Egemen beni evimizin tuvaletine kilitlemişti."

Anlatmak istemiyor gibiydi ama benim tek laf etmeden onu dinliyor oluşum onu cesaretlendirmişe benziyordu. "Gökalp'le Egemen sizin sınıftalar sanırım. Az çok tanımışsındır. Bilirsin biraz. Benciller."

Gökalp ve Egemen acaba kendi ağabeylerinin ağzından bu sözleri duysa ne kadar şaşırırlardı. Gökalp ve Egemen'in bu huyundan haberdardık. Hatta sadece Gökalp'le Egemen değil, kardeşleri de aynı özelliğe sahiptiler. Onlara bir türlü akıl sır erdirememiştim zaten.

"O tuvalette tam on iki saat kalmışım. Onlardan büyüğüm ama fena halde korkmuştum." burnundaki kemeri sıkıp sertçe yutkundu. Bakışlarım anında adem elmasının çıkıntılı kavisine kayınca kendime kızıp bakışlarımı başka bir yöne çevirdim. Kesinlikle o kavisin çıkıntısını izlemek kendime yapabileceğim en büyük kötülüktü. Hadi ama... Hormonlarına sahip olamayan ergen bir kız değildim. Bu cümleyi tekrarlayıp duruyordum. Her ne kadar düşüncelerim farklı yönlerden farklı düşüncelerle aklımı çelse de kendime hâkim olmam gerekiyordu.

"Gökalp'le Egemen'in ağızlarına çaktı ikişer tane babam. Akıllarınca bir oyun oynamak istemişlerdi fakat bu yüzden tokat yemişlerdi babamdan. Zorla da olsa özür dilediler o gün benden. Biliyor musun? Her ne kadar bu bencilliği yapıp fobim olduğunu bile bile beni oraya kitlemiş olsalar bile kardeşlerime bir türlü kin duyamıyorum. Garip bir duygu." 

Sinan Barkalı'ya gözlerimi kırpıştırarak bakarken, o da gözlerini bana dikmiş tüm samimiyetiyle dile getiriyordu bunları. O zaman anlamıştım işte. Bu genç adamın kardeşlerinle tek ortak özelliği soy adlarıydı ve Sinan Barkalı kardeşlerine gerçek anlamda benzemiyordu. Bu kadar düşünceli bir ağabeyin kardeşleri olamazlardı değil mi? Sinan Barkalı tek bir anısıyla, düşüncelerini bana yansıtmasıyla benden geçer not almıştı bile.

"Kardeşlik kan bağıyla olmuyor, Barkalı." dedim düşünceli bir ifadeyle. Bakışlarımı güzel ve bakımlı tırnaklarıma çevirdim ve alt dudağımı dişleyerek parmaklarımı incelemeye başladım. "Hislerle oluyor. Onlar benim kardeşim değil ama sanırım kardeş olsak bu kadar bağ olmazdı aramızda. Öyle bir şey, anlatabiliyor muyum?"

Sinan Barkalı samimi bir ifadeyle güldü. Gözleri kısılmış, ortaya belirgin iki tane gamzesi çıkıvermişti. Kalbimin hızlandığını hissettiğimde gözlerimi kırpıştırarak ona baktım ve kalbimin üzerine bir kamyon dolusu acı yüklenmiş gibi hissettim. Bu his de neydi? Beni tüketen bu hisle sertçe yutkundum ve gözlerimi dahi kırpmadan ona bakmaya devam ettim.

Sonunda bakışlarımı kaçırıp başka bir yere çevirdiğimde kulağıma bir rüzgar esintisi gibi gelen sözler, duraksamama sebep oldu. Bu sesin kaynağının karşımda oturan Barkalı olduğunun da farkındaydım. Melodi beni kendine mühürlerken, huzurun geldiği rahatlıkla sesine kulak verdim.

(Shawn Mendes - Stitches)

"I thought that I've been hurt before."

Kulaklarıma mühürlenen bu ses de neydi böyle?

"But no one's ever left me quite this sore."

Sanki yıllardır bu sesi tanıyormuş gibi aşina olduğum bir ses kalbimdeki kıpırtılara yol açmıştı.

"Your words cut deeper than a knife."

Kalbime dökülen bir kamyon dolusu acı daha da güçlenmiş, kalbime baskı yapıyorlardı. Kalp kapakçıklarımın teslim oluyormuşcasına açıldığını işittim

"Now I need someone to breathe me back to life."

Sesi, söyleyişi, söylerken gözlerini kapatışı hafızama kazınmıştı.  

"Got a feeing that I'm going under," diye fısıldadım sessizce. 

Gözleri bana çevrildi, aceleci bir tavırla gözlerimi kaçırırken daha fazla utanmamak için gözlerimi kapattım

"But I know that I'll make it out alive," dedi, parmağını şaklatarak ritim tutuyordu.

"If I quit calling you my lover," dedim sesimi yükselterek, sözlerimiz altında bir fon olmadan düzensiz bir şekilde ilerliyordu. Hazır hissettiğimizde söylüyor, söylemek istemediğimizde duruyorduk.

"Move on."

Artık gerçekten göğüs kafesimin altında bir kalp değil, tüm gücüyle zıplayan manda yavruları var gibi hissediyordum.

"You watch me bleed until I can't breathe, shaking."

"Falling onto my knees." titrek bir nefesi dışarı üfledim.

"And now that I'm without your kisses, I'll be stitches."

Derin bir nefes alıp gözlerimi açarken, gözlerimi kapattığımı daha yeni fark edebilmiştim. Eğer huzur denen bir şey varsa biraz önce tam da onu iliklerime kadar hissetmiştim. Daha fazla söylemek istediğini parmağıyla ritim tutmayı kesip gözlerini açtığında anlayabilmiştim

Fazlasıyla tuhaftı, buna anlam veremiyordum.

***

Gamze'den...

Duygusal müzik yerini tekrar hareketli müziklere bırakırken, dans etmeyi bırakmıştık. Kaan ve Burak maç sohbetleri yapan arkadaşlarının yanlarına katılmıştı ve biz de üç silahşörden iki silahşöre düşmenin verdiği buruklukla meyve suyu içiyorduk. Meyve suyumu höpürdeterek içtiğimi fark eden Asya gözlerini devirdi ardından bakışlarını tekrar evin içinde gezdirmeye devam etti. Daha çok... Birisini arıyor gibiydi.

"Gözlerin de Barkalı arar olmuş artık." diye kinayeli konuştuğumda, ateş saçan gözleri bana çevrildi ve bana sert bir ifadeyle bakmaya başladı. Dişlerini sıktığını belirginleşen elmacık kemiklerinden anlayabilmiştim. Yüz ifademi yumuşatıp ona Shrek'in yanındaki eşek gibi bakmaya başladığımda derin bir şekilde of çektikten sonra omuzlarını kaldırıp indirdi.

"Onu aramıyorum... Deniz nerede?" derken bir 'Ben Ten' edasıyla etrafına delici bakışlar atmaya başlamıştı bile. Ben de ona hak verip etrafıma bakınmaya başladığımda bir an kahverengi göz odağıma girdi ardından gözlerimi kaçırarak başka yere çevirdim. Bu kahverengi gözlerin sahibi, Egemen Barkalı'dan başkası değildi.

Sessizce yutkunduktan sonra meyve suyumdan bir yudum daha aldım ve Deniz'i gözlerimle aramaya başladım.

"Belki de hala lavabodadır," derken yüzüm ifadesizdi. Ama olaya iyimser bakmaya çalışıyordum.

"Kızım burada Pollyannacılıkoynuyoruz? Burası kalabalık, ya lavaboda birisi tarafından tacize uğrandıysa?" diye sorarken kaşlarını çatmış aynı zamanda da tedirgin bir ifadeyle etrafına bakınıyordu.

"Hoş geldin, Gargamel. Ben de ne zaman kötü düşünecek diye düşünüyordum." deyip tekrar meyve suyumu höpürdetmeye başladığımda Asya 'la havle' çekti ardından küçük, pudra pembesi çantasından telefonunu çıkardıktan sonra bir numara tuşlayıp kulağına götürdü. "En azından burada Garfield gibi kıçımızı yayıp bekleyemeyiz."

Allah aşkına bizim çizgi filmlerle sorunumuz neydi öyle?

Birazdan ona tükürecek bir lama gibi baktıktan sonra, önüme döndüm ardından ben de telefonumu çıkardım. Mesaj gelmişti. Hem de Deniz'dendi.

Kimden: Deniz

"Burada ağabey Barkalı'yla tuvalette kilitli kaldık. Yok mu yardım eli?" (22:22)

Kimden: Deniz

"Lan yeter dans ettiğiniz. Beni kurtarın şuradan." (22:35)

Kimden: Deniz

"Ne haliniz varsa görün, şırfıntılar sizi." (22:50)

Kıkırdayarak Asya'ya mesajları gösterdiğimde yüzünü buruşturdu ardından bana çenesiyle yukarı işaret ederek peşimden gelmesini sözsüz bir şekilde emretti. Ardından tam bir Müfettiş Gadget edasıyla çıkarken, Asya halimi görüp bana kendimi aptal hissetmemi sağlayacak bir bakış attı ardından elini dudağına götürerek sessiz olmamı işaret etti.

Kafamı sallayarak onu onayladığım da lavaboya çoktan gelebilmiştik. Asya kapının kulpuna tam elini uzatacakken Deniz'in sesini duymamızla olduğumuz yerde kaldık. "Sen neden bu partidesin?" diye sormuştu Deniz. Her ne kadar onu göremesek ve sesi boğuk çıkmış olsa da, kaşlarının çatıldığını ve yüz ifadesinin sertleştiğini görür gibi olmuştuk.

"Can'ın ailesi bizim aile dostumuz. Elbette gelecektim." dedi Sinan Barkalı. Asya'yla birbirimize bakıp kaş göz yaparken dudaklarımı birbirine gülmemek için bastırmak zorunda kalmıştım.

"Gelmeseydin keşke," diye homurdandı Deniz. Bakışlarındaki soğukluk ve mesafe sesine de yansımıştı. Göremesek bile hissedebiliyorduk.

"Ya sizin bizimle zorunuz ne, Allah aşkına? Biriniz kardeşimi burunsuz bırakmanın peşinde, diğeriniz kız kardeşime yumruk atıyor. Hayır yani ciddi anlamda burunlarla bir probleminiz var diye düşünmeden edemiyorum."

Deniz kısa çaplı bir kahkaha attıktan sonra tam cevabını verecekti ki, dayanamadım ve kapıya abandım. Kapı, dışarıdan açılırken çok fazla abandığım için Deniz'in üstüne bir uçuş gerçekleştirmiştim.

"Oha," diyebildi Deniz ağzını açarak.

"Burası uzaktan hava alanı falan gibi mi görünüyor, kızım? Bari iniş yapmadan önce kuleye haber verseydin." diye homurdandı Sinan Barkalı burnunu kırıştırarak. Asya ona tiksinerek gibi bakarken, Deniz'i kolundan sahiplenici bir şekilde kaldırdı ve Sinan Barkalı'ya delici bakışlar atmaya devam etti.

"Söyle Deniz'im... Bir şey yaptı mı bu kan emici sana?" dedi Asya gözlerini Sinan Barkalı'dan ayırmazken. Bir an kendimi tutamayıp kahkaha patlatacağımı sansam da kendime hakim olup dilime kilit vurabilmiştim.

"Kan emici diyor ya," dedi Sinan Barkalı kaşlarını çatarak. "Kızım oradan Edward gibi falan mı görünüyorum?"

"Edward mı? Güldürme beni, Barkalı. Sen olsan olsan, Laz vampir Tira Kula olursun. Kalkmış bana Edward laga lugaları yapıyorsun."

Sinan Barkalı dişlerini birbirine bastırarak Asya'ya bakarken bir şey söyleyeceği sırada Asya lafı onun ağzına geri tıkayarak Deniz'in koluna girdi ve tuvaletten dışarı çıkardı. Ben de omzumun üstünden gözlerimi kısarak Sinan Barkalı'ya bir bakış attıktan sonra omzumu kaldırıp 'Hıh' diyerek tuvaletten çıktım.

Kız kardeş böyle kurtarılırdı işte!

***

Kaan'dan...

Sabah sabah üstüme bir neşe gelmişti adeta. Okula gitmek için durağa yürürken birkaç adım ötemde duran Asya, Gamze, Deniz ve Burak dörtlüsü bir şeyler konuşa konuşa ilerlerken, durağa hızlı yürüdüğüm için en hızlı ben varabilmiştim. Kocaman gülümsememi yüzüme yerleştirdikten sonra, "Allah'ım ne güzel bir gün." diye mırıldandım gökyüzüne bakarak.

Durakta beklemek için konulan modeli gereği delikli olan sandalyelerden birine oturduğumda aynı anda da yan sandalyeme bir kızın oturduğunu fark ettim. Kocaman gülümsememe maruz kalmış kız bana deli görmüş gibi bakarken, çenemi avucumun içine alıp kıza hülyalı bir bakış attım. "Merhaba. Sana hiç Adriana Lima'ya benzediğini söyleyen olmuş muydu?"

Kız arkasına bir de bana baktıktan sonra yüzü aydınlandı ve iki elini de birleştirip bana mahcup bir ifadeyle baktı. "Ah, hayır."

"Benzemediğin için olabilir." dediğimde kızın yüzünde aslanın avına saldırmadan önce ki oluşan bakışı oluştu. Kaşlarını çatıp, dişlerini birbirine bastırarak bana bakarken, hemen orada duran teyzeye yerimi verip bizimkilerin yanına çabucak attım kendimi. Eğer orada biraz daha kalsaydım, kız beni şeytan taşlama duvarı olarak görecek ve o sevilesi vücuduma hakaretler yağdıracaktı. İçimdeki mutluluk, tavan yaparken ellerimi kabanımın cebine soktum ve Asya'nın yanına sokuldum.

"Kanka beşşüz var mı beşşüz?"

Asya derin bir şekilde oflayarak elini kalın kabanının cebine soktu ve elime bir lirayı tutuşturdu. "Dört senedir sana verdiğim beş yüzleri biriktirseydim şimdiye kendime ait arabam vardı, Kaan."

"Nazar etme ne olur, iste senin de olur!" diye bir espri yapıp güldüğümde duraktaki birkaç kişi orangutan görmüş gibi bana baktıktan sonra tekrar önlerine döndüler. İnsanların bakması iyi bir şey olsa da, orangutan görmüş gibi bakması iyi bir şey değildi.

Asya gözlerini devirdikten sonra, atkısını geriye doğru attı ve Deniz'e bir şeyler söyledi. Deniz'de tedirgin bir şekilde cevap verirken, onların konuşmalarını dinlemek istemediğimden direkt olarak Burak'ın yanına sokuldum. Burak, ağzında attığı naneli sakızı çiğnerken göz ucuyla bana baktı. O sırada da otobüs yanaşıyordu.

Burak'a bir şey demeden otobüse yöneldim. Arkamı dönüp Burak'a kaş - göz yaptığımda iç geçirdi ve benim yerime de içinde para olan karttan bastı. Otobüsün kart basılan yerinden iğrenç 'dıırıınt' sesi yükseldiğinde Burak'a gülümsedim.

"Arkaya ilerle. Seni beleşçi." dedi Burak alayla.

Ne var yani beleşçilik yapıyorsam? Ne demiş atalarımız: "Bedava öğrenci kart baldan tatlıdır."

***

Burak'tan...

Sırtımı, kantin sandalyesine yasladığımda herkesin farklı düşünceler içinde olması yüzünden kimse konuşmuyordu. Sıcak kahvelerimizi yudumlarken, herkes farklı alemlere dalıp gitmişti. Düşüncelerin içinde boğulurken Kaan'dan bile ses çıkmayışını konuşacak konu bulamamasına veya yapacak espri bulamamasına yoruyordum. Kaan normalde herkes durgunken bir espri patlatır ve yüzlerimizi buruşturmamıza sebep olurdu ancak onu bile yapmıyordu. Yüzüne baktığımda, elindeki telefonuyla ilgilendiğini görmek beni şaşırtmıştı. Asya, masanın üstünde duran kendine ait karton kahve bardağını çevirirken onu düşünceli görmüştüm. Gamze, elindeki deftere bakarken defterden bir şeyler okuyormuş gibiydi ancak yüzünden anladığım kadarıyla ne okuyordu, ne de defterle ilgileniyordu. Deniz, kafasını kantinin sırasına gömmüş muhtemelen farklı hayallere dalıp gitmişti.

İlk defa bu kadar sessiz bir şekilde kantin masasında oturmamız, dikkatleri daha çok üzerimize çekmemize sebep olmuştu.

Aramızda hiçbir kavga olmamasına rağmen herkesin bu kadar düşünceli oluşu ve kimsenin sesini çıkmaması, muhtemelen dışarıdan 'bunlar kavgalı' havası yaratıyordu. Burnumu kırıştırıp bizimkileri incelerken, tikilerin sırasından bir kahkaha koptu. Herkesin dikkati bir üflenmiş kum tanecikleri gibi dağılırken biz de dahil bütün kantin masaları onlara bakmıştı. Onlar ise bize bakıyorlardı.

Omuzlarımı kaldırıp indirirken onlara atabileceğim en sert bakışı attıktan sonra içimden sövmeye başladım. Bize bakıp gülmeleri hayra alamet değildi ama yakında öğreniriz diye geçiştirmek zorunda kalmıştım. Aksi halde şuan tikilerden bir oğlanın yüzünden oluk oluk kanlar akıyor olurdu.

"Bunlar ne gülüp duruyor?" diye sordu Deniz kaşlarını çatarak o masaya bakmaya devam ederken. Dalıp gittiği hayallerin bozulması hoşuna gitmemişti anlaşılan.

"Şimdi şu gülen Günsu'nın ağzına doksandan bir yumruk patlatacağım, ana vatan kan ağlayacak." dedi Asya gözlerini kısarak onları incelemeye devam ederken. Gamze de kitabı bırakmış, o gruba delici bakışlar atıyordu.

"Hem de bize bakıp gülüyorlar, kızlar." dedi Gamze, Asya ve Deniz'e bakarken. Deniz, at kuyruğu yaptığı saçından kopan firari saç telini kulağının arkasına sıkıştırırken hırçın bakışlarından yolladı o gruba. Sinirlendiği zaman fevri hareket eder, hırçınlaşırdı Deniz.

"Disipline gitmekten korkmasam var ya," dedi Deniz alt dudağını dişleyerek. "Bunları öldürmekten beter ederim."

Asya onaylamazca başını salladı ve Deniz'e ciddi bir ifadeyle bakmaya başladı. Yüzünden anladığım kadarıyla içinde betimlemesi zor bir sıkıntı vardı. Her ne kadar bunu bize anlatmasa da anlamayacak kadar da salak değildik.

"Ölüm basit kalır. İşkence çeke çeke ölmelerini istiyorum." dedi Gamze dişlerini bileyerek. Birden bu psikopat ruhlarının ortaya çıkışı beni bile şaşırtmıştı. İnsanları genel anlamda gözlemlemekte iyiydim. En azından birisinin söylediği bir sözün altında yatan başka anlamlar çıkarırdım kendi kendime. Sanırım bu yüzden 'hayalet üye' diyorlardı bana. Sessizliğimden, benim bile fark edemediğim türde gizemliliğimden...

"Şunları bir dövmezsem yeminle içimde ukde kalacak." dedim tehlikeli bir ifadeyle. Her ne kadar bizimkiler bu ifademe alışık olsalar da, başkalarının bu bakışı görseler arkalarına bakmadan kaçacaklarını da biliyordum.

"Oha, yavaş gelin." dedi Kaan iri gözlerle bize bakarken. "Psikopat ruhlu manyak insanlar sizi."

Asya samimi bir şekilde tebessüm ettikten sonra sandalyede oturuşunu düzeltti ve dirseklerini kantinin yeni masasına yaslayarak yüzünü Kaan'ın yüzüne yaklaştırdı. "Çünkü Tayfa Cinayet olmak bunu gerektirir."

***

Asya'dan...

Okulun ücra ve eskimiş bankında otururken aynı zamanda da okuldan arkadaşlarıyla sohbet ederek okulun çıkış kapısına doğru yürüyenleri izliyordum. Hiçbir zaman, şimdi hissettiğim kadar yalnız hissetmemiştim kendimi. Böyle olması normal miydi? Genelde bu tür şeyler bazen hassas olduğumuz dönemlere denk gelebiliyordu ancak bu çok farklı bir durumdu.

Bu bana, sık sık olmaya başlamıştı.

O sahaftaki not bile hala kafamın bir köşesinde duruyordu ve o notu bizimkilere söylememiştim. Hata mı etmiştim, yoksa benim için bir anlam ifade etmeyen, gerçekten kimin yazdığını bilmediğim kağıt parçasını önemsememiş miydim?

Rüzgar, ağaçların yapraklarını hışımla sallarken havadaki kasvet, içimde bir yerlerde benden bağımsız olarak yaşayan Asya'yı korkutmuştu. Son zamanlarda onun acizliğine uğruyordum zaten. Beynimi kurcalayan türlü sorulara cevap alamayışımın nedeni oydu. İçimde bir yerlerde de gizlenmekte olduğu sürece, hiçbir cevabı kendime veremeyecektim veya hiçbir cevap beni tatmin etmeyecekti.

Kahverengi, döküntü hatta öğrencilerin üzerinde tepindiği için hasarlı olan banka çantamı bıraktıktan sonra geriye doğru yaslandım. Aynı zamanda, onlarca sorunun içinde beynimi yiyip bitiren cevabını kendime uzun süredir veremediğim bir soru daha vardı: Kaçırıldığım gün, o sahafa gitme nedenimi onlara söyleyecek miydim?

İçimde bir yerlerde gizlenmiş olan sıcakkanlı Asya bile artık bana gözlerini kırpıştırarak bomboş gözlerle bakıyordu. Normal bir durumda olsaydım eğer, işlerime bir türlü burnunu sokar fikir verirdi ama o bile soğukkanlı bir şekilde bana bakmaktan başka bir şey yapmıyordu.

Okulun ana binasında Deniz, Gamze, Kaan ve Burak'ı gördüğümde gülüşerek konuştuklarını, şakalaştıklarını gördüm.

Mutlu görünüyorlardı. Mutluydular.

Benim aksime.

Mutluluklarını gölgeleyecek bir şeyler söyleyerek onları üzmek hakkım mıydı?

Bunu kendime yakıştıramıyordum.

Sonunda yanıma geldiklerinde, rüzgardan dolayı uçuşan eteğimi elimle dizginleyerek onlara sıcakkanlı bir tebessüm yolladım.

"Son ders zili çaldığı anda bahçeye koşmanın sebebi neydi, Asya?" dedi Gamze kaşlarını çatarak bana bakarken. Onlara verebilecek bir cevabım yoktu ancak bir cevap alamadıklarında da daha çok irdeleyeceklerini biliyordum.

"Hava almaya ihtiyacım vardı." dedim soğuktan üşümüş olan ellerimi dudaklarıma götürüp ısıtmaya çalışırken.

"Bir sorun mu var, Asya?"

Beni mi sorguluyorlardı?

"Hey!"

Duyduğum sesle irkilirken, omzumun üzerinden sesin sahibine baktığımda Günsu ve Esin denilen kızların yanıma geldiklerini gördüm. Onlar... Bana mı seslenmişlerdi?

Esin, alaylı bir ifadeyle bana bakarken, Günsu ellerini belinde toplamıştı ve tam bir sürtük gibi gözüküyordu. İç sesim bir kahkaha savurdu, düşüncelerime. Ne bekliyordum ki? O zaten sürtüktü. Kaşlarımı kaldırarak onlara bakarken, Esin denen kız yanıma doğru yürüdü ve elindeki son model akıllı telefonu bana doğru sallayarak itici bir şekilde güldü.

"Bak, burada kimin fotoğrafı varmış?"

Bakışlarım, elinde duran son model akıllı telefona kayarken, ifadelerim donuklaştı ve afalladım. Kaşlarım mümkünmüş gibi iyice çatılırken, Esim denen kız istediğini almış gibi kıkırdadı ve telefonu geri çekti.

"B-Bu fotoğrafı... Nereden buldun?" dediğimde hem sesim titremişti hem de kekelemiştim.

"Gökalp sağ olsun," dedi Günsu. "Onun işi."

Boğazıma bir yumru otururken, sertçe yutkundum ve dudaklarımı birbirine bastırdım . Etrafımdaki her şey silikleşmişti. Etrafımdaki sesler boğuk bir şekilde kulağıma gelirken, Esin ve Günsu denilen tikilerin kahkahaları kulaklarımı çınlatıyordu.

Ayaklarım benden bağımsız hareket ettiğinde, okuldan çıktığımı daha yeni anlayabilmiştim. Ani bir fren sesiyle duraksarken, arabadan gelen far yüzünden ellerimi yüzüme siper etmek zorunda kalmıştım.

Son gördüğüm şey ise, sürücü koltuğunda oturan genç adamın gözlerindeki şaşkınlık ifadesiydi.

--

Oy ve yorumlarınızı bekliyorum.

Continue Reading

You'll Also Like

436K 18.9K 37
Arkadaşınız yerine okulun sahibine mesaj attığınızı bir düşünün...
318K 18.8K 37
Gerçek Ailem ve Asker Kurgusudur. . Ben Okyanus, büyük bir Yangın'dan çıkmayı başarmış ama Kül'e dönmüş bir İstihbarat Ajanı. Karanlık ve fırtınalı...
127K 5.3K 22
Rastgele bir numaraya attığım o utanç verici mesajın, ölüm fermanım olacağını nereden bilebilirdim? Bir doğruluk mu cesaret mi oyunu. Masum, aptalca...
532K 29K 45
Gece araba kullanırken, rastgele denk geldiğiniz lüx bir arabayla öylesine yarışsanız ve ertesi gün evinize gelen ceza makbuzuyla yarıştığınız kişini...
Wattpad App - Unlock exclusive features