Betty'nin gözünden
"Tris ver şunu bana!" milyonuncu kez bu sözü sylememe rağmen Tris hala vermemekte diretiyordu. Ve ben her geçen dakika daha çok sinirleniyordum.
Masanın etrafından son kez dolanıp ona uzanmaya çalıştım. Sonuç: Başarısız. Yine!
"Ya! Triston! Yeter artık! Kes şunu! "
Dinlemedi. Yine. Çünkü fotoğrafa o kadar odaklanmıştı ki neredeyse beni duymamıştı bile!
Hayır! İstemiyordum. O fotoğrafa hiç kimsenin bakmasını istemiyordum.
"Tris!"
"Bi dakka bi dakka! Bu fotoğraftaki kız sensin!" Ne dahisin Tris!
"Günaydın! Sabahtan beri elinde fotoğraf daha yeni mi anladın!" Connor ona laf sokarken ben de son kez Tris'in elinden o foğrafı almaya çalıştım.
"Ver şunu!"
Ancak bu sefer de olmadı! Ve ben. İşte şimdi çok sinirlendim.
"Triston! Ver şunu dedim sana!" sesim sanki biraz daha yükselmişti. Eğer birsz daha yükselirse onu kırabilirdim. Fakat şimdi bunu kontrol edebilecek kadar sakin değilim.
"Niye ya! Sadece bakıyorum! Ne yapabilirim ki! Kağıdı yırtarım diye mi korkuyorsun?! Merak etme sevdiklerimi üzecek şeyler yapmak istemem!"
Başka zaman olsa bu cümlenin son kısmına takılabilir sadece bunun için onu affedebilirdim. Aslında şimdi de affedebilirim ama ilk önce o şeyi onun elinden almam lazım!
"Ne den mi! Nedenini gerçekten bilmek istiyor musun?!"
"Evet!" dedi meydan okurcasına.
"Öyle mi. O zaman izin ver söyliyim. Çünkü o benim küçüklüğümden çekindiğim tek resim!!"
Bu sözüm üzerine en başta Tris ve yanımızdaki Connor, daha sonra buraya doğru gelen James ve Brad biraz duraksadılar. E tabi şaşırdılar. Ama ben sana demiştim Tris. Başın dertte demiştim!
Bunun yanı sıra şu son cümlem her içerik olarak hem de söyleme şeklim olarak onları şaşırtmış olmalı. Sesim gerçekten yükselmişti çünkü. Tabi ki hat safada değildi. Ona bağırmamıştım. Ama bilirsiniz. Kırıcıydı işte. Ve ben ona bağırmamış olsam dahi onun kalbinin kırılmasından korkmuştum.
Derin bir nefes verdim.
"Tristan! Lütfen artık ver şunu!" artık normale dönmüştü sesim. "Artık sesimin yükselmesini istemiyorum! Seni kırmak istemiyorum!" sonra kafamı kaldırarak ne zaman yere indirdiğimi bilmediğim bakışlarımı ona sabitledim. "Seni kırmaktan korkuyorum!"
Milyonuncu kez ondan o fotoğrafı istememe rağmen vermemişti. Fakat bu sefer öbür türlü değil. Bu sefer istemeden olmuştu. Çünkü arkadaş donmuştu.
James ona doğru giderek elinden tuttuğu kağıdı kolaylıkla çekti. Eminim ki Tris farkındabile değildir.
James bana fotoğrafımı verirken söylediği şey kaşkarımı çatmama yetmişti.
"Aranızda tek aklı başında olan benmişim!"
"Hadi ama James!" dedim üzgün bir yüz ifadesiyle. "İnan ana bunun tek suçlusu o! Hepsini o başlattı!" Tris'i göstererek söylediğimde farkettim de o hala donuktu.
Brad ve Connor da bunu farketmiş olacak ki Tris'e doğru gitti. Connor normal hayata dönmesi için Tris'i dürtüklerken Tris hissetmemişti bile. En sonunda Brad ona hafif bir tokat atınca (!) kendine geldi.
"Sen de bana inan..-durdu ve Connor'ı gösterdi- o da yaptığı şeyden sonra aynısını söylüyor."
Nefesimi sıkıntıyla dışarı verdim. Daha fazla uğraşamayacaktım. Çünkü zaten birileri benim bir hayli yorulmama sebep olmuştu!!
Tris'in gözleri benimkini bulduğunda daha fazla bakmadan bulunduğumuz yerden çıktım. Herkese rezil olmuştuk.
Oradan dışarı çıkınca yapmak istediğim ilk şey bu fotoğrafı tekrar yerine koymak ve bir daha onu kimsenin bulamayacağı bir yer bulana kadar orada kalmasını sağlamaktı. Kimsenin almadığından emin olarak!
Ancak.. Bunu yapamadım. Zaten bugün istediğim hiçbir sonuca ulaşamamıştım. Peki neden mi??
Çünkü.. Hatırlarsanız Tris'i kovalamadan önce çantamı Brad'e vermiştim. Evet. Hani şu yarım akıllı olan. Bunu dediğim için kusuruma bakmayın ama gerçekten bazen yarım akıllı olabiliyorlar.
Yani dünyada kaç insan kendi kucağına bırakılan bir çantayı dakikasında bırakıp birilerinin peşine gelebilir ki?? Ben söyliyim; Tek kişi. Adı Bradley William Simson olan yarım akıllı bir şahıs.
Brad'in gözünden
Ben tam bir akılsızım. Gerçekten. O an çantayı yantarafa atıp nasıl onların peşinden koştum anlamıyorum. Yani. Bir kaç saniye kucağıma bırakmıştı oysaki.
Betty ise hiç sesini çıkarıp birşey dememişti. Tamam. Belki içten içe kendini yiyiyor olabilir. Ancak başka birisi olsa çoktan demediğini bırakmamıştı. Değil mi??
Kendimi affettirmem lazımdı bir şekilde. İlk önce şu çantayı bir bulalım.
"Napacağız??" dedim endişeyle. Ee ne de olsa çantayı kaybeden bendim.
"Belki bir vicdanlı insana denk gelmiştir ha?! Kayıp eşyalar bölümüne bakalım." James'in bu dahiyane fikrine içten içe teşekkür ettim.
İlk işimiz az önce oturduğumuz banka gelip bakmak olmuştu. Ancak tabi ki burda yoktu. Her zaman böyle olur zaten!!
Betty kafasını sallayarak onu onayladı ve bir tarafa doğru yürümeye başladı. Sonra sırayla hepimiz onu takip etmeye başladık.
Giderken Tris şeker dükkanına gitmesi gerektiğini, yaptırdığı paketin orda kaldığını söyleyince kıkırdamamı tutamadım. Biz ne düşünüyoruz çocuğun düşündüğüne bak ya!
James ona parasını verdiğinde doğruca şekerci dükkanına doğru koştu. Tabi Connor durur mu?? O da hemen peşinden koştu.
Sonunda kayıp eşyaların bulunduğu yere girdiğimizde Betty hemen koşturarak aramaya başladı. James ve ben de onun bu haline güldük. Daha sonra biz de bir tarafa dağılarak aramaya başladık.
Burada çokça eşya vardı. Aralarında çok güzel şeyler vardı. Tanrı aşkına böyle şeyler kaybedilebilir mi ?? İçimden keşke benim olsaydı diye geçirmedim değil yani. Daha sonra hemen kendimi toplamaya çalıştım ve çantayı aramaya devam ettim.
Aramamız bitip hepimiz bir tarafa toplanınca çantayı kimsenin bulamadığını anladık. Bu beni üzmüştü. Kendimi sorumsuz pisliğin teki gibi hissediyordum.
Betty kimsenin elinde çantayı göremeyince dudağını ısırmaya başladın bir şey diyecekti ama içinde saklıyordu. Bu yüzünden açıkça anlaşılıyordu.
James Betty'ye bir şeyler söylerken ben onları dinlemiyordum bile. Çünkü gözüm bir kaç şeyin arkasında sıkışmış olan kahverendi bir kumaşa takılmıştı.
James beni dürtüklerken kendime geldim ve James'e cevap verme gereği duymadan o tarafa doğru koştum. Sanırım onu bulmuştum.
Onu en altlardan çıkartırken gerçekten onu bulduğumu anladım. Tamam. Belki onu kaybeden bendim, ama bulan da ben olmuştum.
Tekrar James ve Betty'nin yanına döndüğümde Bett'nin söylediği şey beni bir kez daha pişman etmeye yetmişti.
"Yok işte! Bulamadık! Yok! Kesin bulamayacağı! Kesin vicdansız adi bir hırsız çaldı! Kesin!"
Şimdiye kadar ağzını açıp tek kelime bile etmemişti. Biliyorum beni üzmemek için yapıyordu. Eğer şuan benim yanlarına geldiğimi bilse belki bunu da demezdi. zaten endişelendiği için söylemişti. bu hızlı hızlı konuşmasından ve istemsizce suratını kaşlarını çatmasından rahatça anlaşılıyordu.
Onu bu kadar endişelendirebilecek bir şeyi kaybettiğim için çok pişman olsam da şuan onu tekrar bulduğum için de çok mutluydum.
Betty'yi daha fazla endişelendirmemek için ona doğru yaklaştım. çantanın kolundan tuttum ve çantayı gözünün önünde salladım.
"Sanırım onu buldum!"
Betty gözlerini kocaman açıp birden bana sarıldı. Sımsıkı sarılıyordu ve bu beni mutlu etmişti. James de bizim bu halimize bakıyor ve gülümsüyordu. Ben de ona sımsıkı sarılarak karşılık vermiştim. Ta ki birden beni itene kadar.
Çok garipti. Değil mi. yani bir tek bana mı öyle geliyor??
Çocukların anlattığına göre dün akşam aynısını Tris'e yapmıştı. İlk önce bir anlık duygu patlaması ile sarılıyor, sonra sanki onu yakan veya ona zarar veren, onun canını acıtan bir şeymişiz gibi bizi itiyordu.
Garipti. Hemde çok. Ama bunun altında geçerli bir sebep olduğunu biliyordum.
Ve ben bunu merak ediyordum. Bu sebebi öğrenmek istiyordum. O ise her seferinde benden kaçıyor veya o an birisi geliyor bir şeyler oluyor ve benden kurtulmayı başarıyordu.
Ancaak!! Bende dünyanın en yakışıklı solisti isem -ki öyleyim- bu işi çözeceğim. Öyle veya böyle. Hazırlıklı ol Betty! Bradley Simpson sorununu çözmeye geliyor!
Betty'nin gözünden
Son bir kere daha etrafıma baktım. Ama yine aynı. Bulamamıştık.
"Yok işte! Bulamadık! Yok! Kesin bulamayacağı! Kesin vicdansız adi bir hırsız çaldı! Kesin!" hıphızlı söylediğim bu kelimeleri ben bile zor anlamıştım.
Endişeliyim. Hem de çok. Çünkü herşeyim onun içindeydi. Anahtarlarım. Tüm param. Herşeyim. Gerçi çok param yoktu. Evden ayrıldığım için. Ama yine de biz kafeyi düzgün bir hale sokana kadar beni idare ederdi.
Gözümün önünde sallanan sallanan şey düşüncelerimi dağıttı. Biraz dikkat ettiğimde bunun Brad'in elinde sallanan çantam olduğunu anlamıştım.
Çantam!! Onu bulmuştu. Bulmuştu. Çantamı elinden kapıp ona sarıldım. O anki heyecanla öyle sıkı sarılmışım ki ondan kaçma isteğim daha çok olmuştu.
Heyecandan ne yaptığımın harkında değildim. Hemen onu ittim. Ve size bir şey söyleyim mi?? İyi halt ettim. Sabahki olaydan sonra artık sonumun geldiğini anladım. İyice şüphe çekmiştim artık.
Bana ne oluyordu böyle. Artık hareketlerimi kontrol edemiyorum. Daha önce hiç böyle olmazdı. Komseye sevcimden, korkumdan dolayı sarılmazdım.. İlk önce Tirstan, şimdi de Brad... Ben daha normal bir şekilde bir insana sarılamazken, böyle birşey benim kontrolüm olmadan nasıl gerçekleşebiliyordu??
Boğazımı temizledim ve zar zor konuşabildim.
"Teşekkür ederim." çantamı göğsüme bastırırken gözlerimi hem ondan hem de James'den kaçırıyordum. Çünkü bu iki olmuştu. Ve eminim hem o ikisi hem de daha sonra bundan haberi olacak Tirs ve Connor için artık bir şüpheliydim.
Daha fazla orda durmayarak çıkışa doğru yürüdüm.
&&&&&&&
Eve geldiğimizde ölmüştüm. Gerçek anlamda bitmiştim. araklarım çok ağrıyordu. Ev derken kafe yani. Benim gidecek bir evim şuan olmadığı için oraya gidemeyeceğimi söylemiştim. ve çocuklar da beni evlerine davet etmişlerdi. Ancak. Hayır! Kalamazdım! Bunun sebebini anladınız siz zaten!
Ve biliyor musunuz? onlara kalamayacağımı söylediğimde Brad'in beni delip geçen bakışlarına mağruz kalmıştım.
Her neyse sonuç olarak buradaydık. onlarda kafeye gelmişti çünkü beni yanlız başıma bir kafede bırakamazlarmış! Sanki ben çocuktum!
Kendimi kafeye yeni aldığımız koltuklardan birine attım. Zaten şuan bir tek bunlar vardı kafede. Her şey yarın gelecekti.mutfak için yeni aldığımız eşyalar gibi ufak tefek şeyleri biz getirmiştik. bir de bu koltuklar tabi. diğer herşey dediğim gibi yarın gelecekti. ve bizim yarım çook işimiz vardı.
Çocuklar poşetleri içeri taşırken ben de kendimi attığım koltukta biraz daha yayıldım.
poşetleri taşımayı bitiren Tris yanımdaki koltuğa otururken ben de ayaklarıma uzanarak ovmaya başladım.
"Çok yorucu bir gündü." Tris bunu söylerken aynen benim gibi koltuğa yayıldı.
Ben daha cevap veremeden Diğerleri de içeri girdi. Hepsi yanımıza oturuken Brad "Aynen!" diye sızlandı.
"Siz bir de yarını görün. Bugün sadece alışveriş yaptık. Bu bir şey değil ki. Asıl yarın yorulacağız. Çünkü.."
"Çünkü yarın temizleme günü. her yer pırıl pırıl olacak. Sonraki günde yerleştirme günü . Her şey yerleştirilecek ve sonra... Tüm işimiz bitmiş olacak!" beni onaylayarak sözümü devam ettiren James'e cevap olarak, ben de onu onaylayıcı bir biçimde ellerimi havaya kaldırarak "Sonunda!" dedim. İkimizde bu acınası hallerimize gülümsedik. Diğerleri ise bundan hiç memnun değildi sanırım.
"Bugün Çok yorulduk. Yarın da.." Connor'un bu sözünü duyar duymaz James ve ben aynı anda "Hayır" dedik. diğer ikisi bizim bu halimize gülerken biz onları aldırmadık. James sözümüzü devam ettirdi. "Hayır Connor. Yarın da dinlenme günü falan yapamayız!"
"Ama.."
"Ama falan yok Connor! Bu işler bian önce bitmeli!'
Çocuklar yine bu halimize gülümserken ben yavaşça ayağa kalktım.
"Nereye?!" dedi arkamdan bir ses.
Kıkırdadım ve yürümeye devam ederek cevabımı verdim.
"Uyumaya gidiyorum James! Her gitmeye kalktığımda bana bu soruyu sormaktan vazgeç. Merak etme kaçmam."
Onlar da yavaş yavaş ayağa kalkarken James'e soktuğum lafa onlarda kıkırdadılar. Ben ise yalnızca bian önce uyumayı düşünüyordum.
Kendime yatacak bir yer bulduğumda bugünü düşünmeye başladım.
Evet. Brad'e çantamı bıraktığım an o da çantayı yana atarak peşimizden koşmuştu.
Yine evet. Çantayı bulana kadar binlerce kez ölüp dirilmiştim. Ve son bir evet daha. Hani şu kendi evim ve kafenin anahtarları başta olmak üzere içinde daha birçok değerli şeylerimin ve tüm paramın bulunduğu çanta.
Size benden bir öneri. Eğer bir gün Brad'e birşey emanet etmek zorunda kalırsanız; sakın bunu yapmayın. Eğer illaki ona veriyorsanız o zaman o şeyinizi kendi elleriniz ile kaybettiğinizin kanıtıdır.