'Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor. Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor.'
Şehitlerimize Allah'tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Allah'ım zalimlere, zulümlere, hainlere fırsat vermesin.
•••
"Ben birini öldürdüm." Soluksuz devam ediyordu. "Ben bir katilim."
Söylediklerini duymazdan gelirken, bir elimi çenesine koyarak suratını hareket ettirip kulağına bakıyordum.
İlk başta kulağının içinden kan geldiğini düşündüğüm için çok telaş yapmıştım ama biraz daha inceleyince kulağını kestiğini farkettim.
Az da olsa içim rahatlamıştı fakat kendine zarar verdiği aklıma gelince kalbim isyankar haline geri döndü.
"Kulağını kesmişsin." Sakin konuşmaya çalışıyordum. "Ne zaman yaptın?"
Cevap gelmedi.
Söylediklerimi tekrarlayacakken sol elini direksiyondan çekti ve jileti gösterdi.
Ben jileti almak için eğilirken kolunu havaya kaldırdı ve gözünün altına küçük bir çizik attı.
"Delirdin mi sen? Ne yapıyorsun?"
Verdiğim tepkiye karşılık bileğini daha derin bir şekilde kesti.
Bileği, kulağı ve gözünün altı kanamaya devam ederken arabadan hızlıca indim ve onun kapısını da açtığımda bir kolumu bacaklarının altına, diğer kolumu beline yerleştirerek kucağıma aldım.
Arka kapıyı açarak, kulağındaki kan içeri gitmesin diye yan yatırdım.
Şoför koltuğuna geçerken kornaların sayısı iki katına çıkmıştı.
Arabayı çalıştırdım ve vites kolunu öne sürdüm. Evden çıkış amacıma göre arabayı sola kırmam gerekse de, sağ taraftan gitmeye devam ettim.
Beşinci vitesle yola devam ederken arabanın çok sarsıldığını farkedince vitesi yavaşça düşürmeye başladım.
Baylie uykuya dalmış olmalıydı. Uyanmamasını ümit ederek yola devam ederken dakikada bir gözlerim arka koltuğa kaydığından sağlıklı bir yolculuk yaptığımız söylenemezdi. Her ne kadar çok endişelenecek bir durum olmasa da acele etmeye çalışıyordum.
Baylie'nin Ağzından
Yaklaşık yarım saattir yoldaydık ve gözüme gram uyku girmemişti. Göz kapaklarımı açık tutabilecek durumda bile olmadığım için uyuyormuş gibi gözükmek iyi bir fikir gibi geliyordu.
Birini öldürmüştüm, kimse bunun farkında değilmiş gibi davranıyordu. Güvendiğim kişi gözlerimin önünde bir başkasını öpmüştü ve ben ona sarılmaktan başka bir şey yapamıyordum. Çıldırmama ramak kalmıştı ama hala nefret ettiğim biriyle aynı arabadaydım. Bunları düşünmek kalbimin daha sert çarpmasına neden oluyordu.
Bileğim feci bir şekilde yanarken uykuya dalabilmeyi ummak tamamen saçmalıktı.
Kulağımdaki kan pıhtılaştığı için diğer tarafa döndüm ve kendime söz geçirmeye çalışarak gözlerimi araladım.
"Uyandın mı?" Harry dikiz aynasından bakarken sakin bir sesle sordu.
"Evet." Pembe bir yalan. Bir saniye bile uyuyamamıştım ki.
"İyi misin?" dedi kaşlarını hafifçe çatarken.
"Hayır." Her ne kadar ellerimi yumruk yapıp yerlere vurarak ağlamak istememde umursamaz görünmeye çalışıyordum.
"Yine ne oldu?" Kaşları iyice çatıldı.
"Lanet bir günün ardından lanet bir adamla lanet bir arabaya binmiş lanet yaralarım yüzünden lanet acılar çekerken lanet yolları takip ederek hangi lanet yere gideceğimizi bile bilmiyorum." Derin bir nefes aldım ve sesli bir şekilde geri verdim. "Sence kötü hissetmem için yeterli değil mi?"
"Kızlar ve erkekler arasındaki farkta bu işte. Bana göre sıradan bir gün ama senin yorumlayış tarzın..." Konuyu değiştirmeye çalışıyordu. Buna izin vermeyecektim. Hayatımın en berbat günlerini geçiriyordum.
"Sıradan bir gün mü?" diyerek kaşlarımı kaldırdım. "Sanki her gün birini öldürüyormuş gibi konuşuyorsun. Birine çarptım ve üzerinden iki saat bile geçmedi. Bence iyi olmamam gayet normal. Hatta benim yerimde başka biri olsa şu anda ağlamaktan gözleri görmüyor olurdu. Ve senin bunu bu kadar basit bir şeymiş gibi yorumlayabilmene gerçekten inanamıyorum."
"Baylie..." Yüzü bir anda buz kesmişti. Konuşmakta zorlanıyor gibiydi. "Kimseyi öldürmedin."
"Sen dalga mı geçiyorsun?" diye öfkeyle tısladım yattığım yerden doğrulurken. "Şimdiye dek her dediğine salak gibi inanmış olabilirim ama bir yere kadar. Çocuk mu var karşında? Ona çarptım, gözlerimin önünde öldü ve sen hiç bir şey yapmadın!"
"Baylie sus. Beni zor duruma düşürüyorsun." Sesi buz gibiydi ve bu kalbimi üşütürken öfkem katlanarak artıyordu.
"Ben o durumda ne yapacağımı bilemedim... Sana ihtiyacım vardı ama sen sesini bile çıkarmadın." Olayları yeni yeni idrak ediyordum.
"Birini öldürdüğün falan yok!" Vites kolunu ileri sürdü ve gaza iyice yüklendi. "Sadece halüsinasyon gördün!"
Bu gerçek olabilir miydi? Önceden ben bir uzaylıyım dese bile inanırdım ama şimdi iki kere üç eşittir altı dese inanmayacak haldeydim.
Birini öldürmüştüm ve bu tüm gerçekliğiyle gözlerimin önünde olmuştu. Bir yalancıya teslim olacak değildim.
"Hastasın sen. Ruh hastası! Durdur arabayı!" Saçlarını çekiştirirken bağırıyordum ve bu hareketim araba hakimiyetini sağlamasını zorlaştırıyordu.
"Baylie kaza yapacağız! Çek ellerini!" Umursamaz tavrı yerini öfkesinin alevlerine bırakarak toz olup gitmişti.
"Ben bir kaza yaptım zaten! Birinin ölümüne sebep oldum ve şimdi ölmek zerre umurumda değil!" Gözyaşlarım büyük damlalar halinde yanaklarıma yuvarlanmaya başlamıştı.
"Kimseyi öldürmedin! Kes artık şunu!" Sesi etrafa kıvılcımlarından dağıtırken arabayı kenara çekerek sert bir şekilde durdurdu. El frenini çekerek dışarı çıktı ve arka kapıyı açarak yanıma geldi.
Saçının bukleleri terden hafifçe ıslanmış ve dağılmıştı.
Elleriyle gözyaşlarımı sildi ve beni kendine çekerek sıkıca sarıldı. Kafamı omzuna yaslarken bacaklarımı bacaklarının üstüne uzattım ve hıçkırıklarımın dışarı çıkmasına izin verdim.
Önüme düşen saçlarımı bir eliyle geriye attı ve bir şeyler fısıldadı.
"Güven bana. Atlatacağız, birlikte." Sesi garip bir şekilde güven veriyordu.
"Şimdi biraz uyu. Çok yorgunsun. Dinlendikten sonra gideriz hastaneye." Cevap vermeme izin vermeden devam etti.
"Hastane mi?" Sesim biraz titrek çıkmıştı.
"Yaralarına pansuman yaptıracağız. İtiraz etmeye çalışma. Seçenek sunmuyorum."
Biraz homurdansam da bir işe yaramayacağını bildiğim için itiraz etmedim.
Uğultular eşliğinde gözlerim kapandığında deliksiz bir uyku çekmiştim. Uyandığımda ise sert bir yatakta biçimsiz bir şekilde uzanıyordum.
Önüme gelen saçları iteklemek için kaldırdığımda sol bileğimin bandajlı olduğunu farkettim. Aynı şekilde gözümün altında küçük bir yara bandı ve kulağımda bandajlıydı.
Yavaşça yattığım yerden doğrulurken kulağımdaki seslerin azalmadığını farkettim. Günlerdir aynı şiddetinde devam ediyordu. Aldırmamaya çalışarak bacaklarımı yataktan sarkıttım ve hastane odasını incelemeye başladım.
Baş kısmımda yatağın yüksekliğini ve benzeri şeyleri ayarlamak için kontrol tuşları vardı. Yatağımın tam karşısında ise sigaranın zararları hakkında bir pano duruyordu. Onun biraz solunda üç kapılı ve oldukça büyük bir gardrop vardı.
Başımı iki yana sallayarak dikkatimi başka şeylere vermem gerektiğini kendime hatırlattım ve yataktan kalktım.
Beni odada tek başıma bıraktığı için kaşlarımı çatarak yürüyordum.
Koridorun sonuna geldiğimde kafeteryaya giden tabelaları takip ederek merdivenleri inmeye başlamıştım. Biri beni kolumdan tutup kendine çekince refleks olarak kolumu kurtarmaya çalışsamda başarılı olamamıştım.
"Nereye?" Zümrüt yeşili gözler beni baştan aşağı süzdü ve tekrar gözlerimi bulduğunda yüzümü buruşturdum.
"Acıtıyorsun." Sanki kolumu tuttuğunu yeni farketmiş gibi hızlıca elini çekti.
"Seni arıyordum." Diye devam ettim. "Beni tek başıma bırakıp gitmişsin de." Gözlerimi devirdim.
"Tuvalete gitmiştim. Şimdide uyanınca bir şeyler atıştırmak istersin diye kafeteryaya geçiyordum ama görünüşe bakılırsa," Fal taşı gibi açılmış gözlerime sert bir ifade gönderdi. "Uyumaya pek niyetin yok."
"Saat kaç?" Söylediklerinin hepsini yutarak konuyu değiştirdim.
"Akşam dokuz."
"Sabah olmadığını tahmin edebiliyordum zaten." Tekrar gözlerimi devirdim.
"Çıkış işlemlerini tamamladım. Artık gidelim." Kafasıyla onu takip etmemi işaret etti.
"Yemek?" Dedim kaşlarımı kaldırarak.
"Vaktimiz yok." İtiraza açık kapı bırakmayan bir ses tonuyla konuştu.
Her ne kadar nereye gittiğimizi sormak için can atsam da sessiz kalmak daha iyi bir fikir gibi geliyordu.
Yan yana merdivenlerden inerken kafamı tutarak korkuluğa yaslandım.
"Başım dönüyor." Sesim kısık çıkmıştı. "Biraz bekleyelim. Geçer şimdi."
"İyi olduğuna emin misin?" Dedi endişeli bir şekilde.
"İyiyim." Berbat hissediyorum.
"Bir doktora gözüksen iyi olacak." Elimi avucunun içerisine alıp hafifçe çekiştirdi.
"İnan bana. Sadece biraz beklersek geçecek. Çocukluğumdan beri olur bu." İnanmasan iyi edersin. Sadece doktorlardan bıktığım için söylüyorum.
"Vaktimiz yok." Bir kolu bacaklarımın altına gelirken diğeri belimden tuttu ve neye uğradığımı şaşırdığım için boynuna sıkıca sarıldım.
"Nereye gidiyoruz?" Kendime hakim olamayarak kulağına fısıldadım.
"Değişmem gerek." Yüzünün kireç rengini aldığını farkettim.
Arabanın yanına gittiğimizde kucağından indirdi ve ben yolcu koltuğuna otururken çenemi tutarak yüzümü yüzüne çevirdi.
"Ben böyle bir insan değilim. İyilik yapmam. Kimseye yardım etmem hatta bu aklımın ucundan bile geçmez. Seni sevmiyorum ve olması gerekende bu." Kaşları çatıldı ve dudakları dümdüz oldu. "Ama şu an yaptıklarıma bak. Sana sarılarak uyuyorum, senin için endişeleniyorum, saatler boyunca hastanede başında bekliyorum ve garip bir şekilde bunlar olmazken bir boşluk hissediyorum. Bana ne yaptığını bilmiyorum ama bundan kurtulamıyorum. Bana bir konuda yardım edeceksin ve bundan sonra yaptıklarımızdan kimsenin haberi olmayacak."
Nefes alışverişlerim düzenlerini darmadağın ederken kalbimin ağzımdan çıkmaması için dudaklarımı birbirine bastırıyordum. Konuşmak istiyordum ama ne diyeceğimi bilemediğim için susmak zorunda kalıyordum.
Arabadan inmeye çalışırken gözleri hala gözlerimin tam ortasına bakıyordu. Beni engellemiyordu ama kapının tam önünde durduğu için çıkmam imkansızdı.
"Sana neden yardım edeyim?" Ağzımı zor açabilmiştim ve kelimeleri dışarı çıkmaları için kovalıyordum.
"Seni okuldan attırırım." Buz gibi bir sesle konuşuyordu. Gözlerinde öfkeden başka bir şey ararken tüm enerjimi kaybetmiştim.
"Yapamazsın," Zorla güldüm. "Yapamazsın."
"Riske atabileceğin bir şeyin yok." Gülüşümü taklit etti. "Bu okul olmazsa hayatının yerle bir olacağını tüm üniversite biliyor."
Haklı olmasından nefret ediyordum.
"Senden nefret ediyorum." Elimin tersiyle sağ gözümü sildim.
"O zaman görevlerimizden biri tamamdır."
•••
'Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, eğer uğruna ölen varsa vatandır!'