BTCP (CreepyPasta) (ASKIDA)

By BabaanneminCeketi

23.5K 1.8K 12.6K

aga aga okumayın aga 2017DE YAZDIM ÇOK CRINGE AGA BEN DUZELTENE KADAR OKUMAYIN More

2 ~ "Savaş mı istiyorsun? KAMON!"
3 ~ "Oğlum, bütün dramı bozdun şu anda."
4 ~ "BİR KIZ DAHA MI?!"
5 ~ "Allah Allah işe bak yav."
6 ~ "Yoo, hayallerimin maçosuydun."
7 ~ "Slender Baba boynuma dola."
8 ~ "Sevgilim..."
9 ~ "Akülü kalemliğim de evde kaldı."
◎ BERKCAN GÜVEN İLE TANIŞTIM, BERABER VİDEO ÇEKME SÖZÜ VERDİ. ◎
10 ~ "Regl oldu falan."
※ DEVID KIRA NE DEMEK? / "GİZO, BEN OLAYLARDAN HİÇBİR ŞEY ANLAMADIM." ※
11 ~ "Karpuz kesecektik biz de."
12 ~ "İmamhatipler kapatılsın."
13 ~ "Anaa, Jeff cidden ölmüş ya la."
14 ~ "Adım Nihat ama sen çukulatam diyebilirsin."
15 ~ "Mide: Ne vuruyon kodumun keli?" (RESİMLİ)
16 ~ "SENİ ORUZBU ÇOCU!" (RESİMLİ)
17 ~ "Saç malanmaz, taranır. HAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHHAAHAHA!" (RESİMLİ)
18 ~ "Ne atarlı hatunsun be sen de."
19 ~ "Baban gay mi?"
20 ~ "Aa bak, sevişen kediler."
21 ~ ""Hassıçtır, çabuk feministler gelmeden." (RESİMLİ)
22 ~ "Ben Gurur'um." (RESİMLİ)
23 ~ "Hikayemin son bölümüne hoş geldiniz!" (RESİMLİ)
24 ~ "Sen Gurur'sun."
25 ~ "Yaptığınız her şeyi izliyordum, tatlım. Sıçtığınız her an bile."
26 ~ "Hay pembe puantiyeli donuna tükürdüğümün kafiri..." (RESİMLİ)
27 ~ "Çiş saçlanmadı ki gitsin." (FOTOĞRAFLI)
28 ~ "Final."
29 ~ "Ben Drowned'ın pipisi."
30 ~ "GAGALARI DA VARMIŞ LEN OHA MQ."
31 ~ "Kutsal paracıklarım aşkına..."
32 ~ "Ben Şehvet'im."
33 ~ "Gey sevişmesi kaçar mı benden?"

1 ~ "Sana baba diyebilir miyim?"

3.1K 174 798
By BabaanneminCeketi

● DEVID KIRA ●

Hafif aralık bir pencere ve aralıktan odanın içine esen kin dolu bir rüzgâr. Silgi çöplerinin ve keçeli kalem izlerinin bulunduğu cam korumalı beyaz masamın üstü darmadağınık. Ellerimin arasındaki çizim defterine odaklanmış durumdayım, sağ kolumun hemen yanında ise sıkıştırılmış bir vişne suyu kutusu. Çalmakta olan şarkının sözleri, dilimde dans eden küçük çocuklar gibi. Yalnızlığın soğuğunun tenime öpücükler bırakmasına izin verirken, karaladığım taslağı son bir kez daha kontrol ediyorum.

Uzun bir adamla yanında ona nazaran ufacık kalan kız çocuğu, bahçesinde küçük bir göletin bulunduğu müstakil bir eve doğru beraber yürüyorlar.

Dudaklarım keyifle yukarı doğru kıvrılırken, kapımın yumruklanmasını duyuyorum. Canavarın sesleri. Oldukça ürkünç. Endişeyle sağa-sola bakınırken, ne yapmam gerektiğini düşünüyorum. Ama zaman çok az. O, kapı kolunu indirdi bile. Şimdi bana bakıyor. Öfke dolu bal köpüğü rengindeki gözlerinden kaçamıyorum.

Kilitlemeliydim. Ya da belki böylesi daha iyidir. Kapımı kırardı yoksa, değil mi? Evet, evet, şimdi en azından diğer olasılığa göre daha az sinirli. Öyle olmalı. Öyle umulmalı.

Babam, beni tanımıyor olsa gerek. Kükremeleri, kulaklarıma akın ediyor. Ve ben, sağır rolü yapamayacak kadar çok yorgunum.

Bir şeyler söyledi yine. Anlayamadım. Korkudan galiba. Bedenim titriyor ama belli etmemeliyim. Güçsüz görünürsem olmaz. Hem, eminim ben, sakinleşir o şimdi. Birazcık zaman gerek sâdece. Birazcık.

Çizim defterime kayan gözleri. Hayır. Bu imkânsız. Sayfayı koparıp buruşturuyor ve yere atıyor. Dediklerini duyuyorum. Duyuyorum ama anlamları yok. Hiçbir şeyin anlamı yok.

Kapıyı kapattı. Artık odamda yalnızım. Yalnızlığın soğuğu demişken, sâhi, niye bu kadar soğuk ki? Pencereyi mi kapatsam? Buz tutmuş gibiyim.

Ellerimin arasında, atılmış bir kâğıt. Benim güzel resmim, olanlar ve olacaklar için ağlıyor. Bâzı hüzün sesleri duyuyorum, kimin için ağlıyorlar? Benim için ağlıyorlar. Ben de ağlıyorum, resmim için ağlıyorum.

Daha önce hiç bu kadar yapay hissetmemiştim. Bir bilgisayar oyunu oynuyor ve kendi avatarımı yönetiyorum âdeta, ama yine de savaşmayı beceremiyorum. Niye her şey bu kadar sahte gibi? Görüntü uzaklaşıyor. Hissizleşiyorum. Bâzı hüzün sesleri duyuyorum, kimin için ağlıyorlar? Cevaba gerek yok, biliyorum. Merhumlar için ağlıyorlar.

Yok olmak üzereyim.
Var olmak üzereyim.

Bugün, 8 Ocak.
İyi ki doğdum.

Soluklanmak için beş dakikalığına durduğumda, yanımdaki ağacın gövdesine yaslandım. Uzun süredir yürüyordum ve bedenim bu yorgunluğu artık kaldıracak hâlde değildi. Uğraşlarımın boşuna olduğunun farkındaydım, ama buna rağmen devam etmek istiyordum. Zâten hiçbir zaman o adamı bulmanın bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim.

Nefeslerimi düzene soktuktan sonra, kendimi silkeleyip doğruldum ve yoluma devam ettim. Onu görmem gerekiyordu. Bir şekilde rastlaşmamız gerekiyordu. Kaçıncı aradığım ormandı bu? Kaç defa daha gezmem gerekiyordu?

"Yeter ulan, amma da nazlı çıktın sen de! Gel işte şuraya da, senle bi tanışalım!"

Acaba Slenderman'in çalışma saatleri değil miydi? Belki de çoktan paydos yapmıştı.

"Pekâlâ, o zaman senin için bi sarkı şöylememe- Ay, yani şarkı söylememe izin ver."

Birkaç öksürükten sonra, vahiyle inen gitarımı kollarımın arasına aldım ve Meksikalıların klâsik şapkalarından birini kafama geçirdim.

"Sıcak bir yaz günüü... Seni görüyorum kumsaldaa... Tenin o kadar beyaz ki, zenci bir albinosun âdetaa... Yaşlı bir adam, poponu mıncıklıyorr... Ve sen bağırıyorsun, haz duymuşçasınaa..."

Ellerimi gitarın tellerinde rastgele oynatmaya devam ettim. Ama siz gerçekten güzel bir parça çalıyormuşum gibi hayâl edin.

"Ben Meksikalı bir müzisyenim, Amsterdam'da Mavi Işıklar'da gezmeyi severimm... Adım da Hoco, teliften kaçmak için götümü terletirimm..."

Dakikalar sonunda bir ağaç gövdesinde asılı duran bir kâğıt gördüm. Heyecanla yaklaşıp kâğıdın üzerindeki yazıyı okumak için dikkatimi o tarafa verdim.

"Bakalım üzerinde ne yazıyomuş... Olmayan gözler, daima izler. Oha, Blenderman beni mi izliyo? Hemen güzel pozlar vermeliyim."

Gitarımı bir kenara koyup ormanın ortasında üst seviye yaratıcılıkla dolu pozlar vermeye başladım. En sonunda belime kramp girince, şamatayı kesmek zorunda kalıp diğer notları aramaya koyuldum.

Aha, bir tane daha.
Ama üzerindeki yazı garip görünüyor.

"Poz vermeyi kesip benden kaçmaya çalış. Hayır, bebeğim, sen kaçıcaksın, ben kovalicam. Hadi bakiim."

Ayrıca neden Blenderman kâğıda böyle bir şey yazardı ki?

İkinci notu da alıp gezinmeye devam ettim. İri ağaçların arasından geçerken, gözüme birden altın renkli bir şey takıldı. İlk başta rüzgârla dalgalanan saç tutamları olduğunu düşünmüştüm ama tekrar baktığımda sadece bir battaniye olduğunu fark ettim. Ormanın ortasına altın renkli bir battaniye. Ne kadar da normaldi. Okuyucular, kesinlikle bu paragrafın üzerinde fazla durmamalı.

Neyse, garip, oysa bir kadının kısa saçına benziyordu.

Boş verip notları aramaya koyuldum ve üçüncüyü de ele geçirdim.

"NO NO NO NO NO NO NO NO..."

Tamam, tamam, sakin ol, Blender. Sen istemezsen evlenmeyiz.

Tabii oğlum, işte böyle. CreepyPasta hayran kurgu kitaplarından birindesiniz sonuçta, ben de lanet olasıca bir Mary Sue durumunda olmalıyım. Hadi hep beraber Jeff'e âşık ve Slenderman'in proxysi olmak için götünü yırtan orijinal karakterler yapalım ve bu dünyadaki kanser hücrelerini beraber arttıralım.

On dakika sonra diğer bir notla daha karşılaştım. Arkandayım yazıyordu.

Blenderman, notlarını değiştirmişti anlaşılan; böyle şeyler yazmıyordu. Emekli olmanın vakti gelmiş, gülüm.

"Aman Slender Rıza bey, tadımız kaçmasın. Bak, ben şimdi yavaşça arkama dönüyorum, sen de beni konfetilerle karşılıyorsun, tamam?"

Yavaşça arkama döndüm ama karşılaştığım şey, siyah bir zemin oldu. Slender'ın takımı. Onunla göz göze- Pardon, yüz yüze gelmem için kafamı kaldırmam gerekiyordu tabii.

"Gözlerin çok güzel kokuyo, Blenderman."

Slenderman, bileğindeki saate baktı.

Slenderman: "Yazarın boş yapma saati gelmiş."

"Sonunda buldum seni. Yıllardır arama çabalarımın sonucu işte şimdi tam karşımda duruyo! Bunu kutlamak için sana bi şarkı çalmama izin ver."

Gitarımı tam almıştım ki, sırtından çıkardığı bir dokunacıyla ellerimin arasındaki enstrümanı uzaklara fırlattı. Kısa bir sessizlik eşliğinde birbirimize öylece baktık.

"Slender, seni bugün biraz gergin gördüm sanki."

Slenderman: "He ya, yarın mesai yapacağım, o yüzdendir."

"Hârika. Hadi bu tanışma faslını fazla uzatmadan evine gidelim: ama dur, evinin adını biliyor musun?"

Tepkisizce suratıma baktı.

"CreepyPasta Evi! Hani aslında var olmayan ama hayran kurguların vazgeçilmezi olan? Bu kitapta da olmazsa olmaz tabii."

Slenderman: "Bebeğim, sen böyle her şeyle dalga geçecek misin?"

Bir sâniyeliğine duraksayıp kendimden şüphe ettim.

"Ama biz postmodern bir kitaptayız. Amaç zâten ironi yapıp dalga geçmek."

Vahiy olarak inen bir gitarı daha elime alıp tellere rastgele vurduğumda, bir yıldız misalî ışıldadığımı biliyordum.

"Hatta hadi bununla da dalga geçelim. Konuya bikaç bölüm sonra giricez zâten. Aslında bu bölümde girdik de, okuyucuların şifreleri görmeleri gerekiyo. Neyse, boşboğazlık etmeyelim."

Slenderman: "Sekiz kâğıdı toplamadan karşıma çıktığın için seni öldüreceğim."

"Bunlardan mı bahsediyosun?"

Elimdeki sekiz kâğıdı ona gösterdim.

Slenderman: "Nasıl buldun lan bunları, doğru söyle. Hack falan mı açtın?"

"Meslek sırrı."

Slenderman: "Her neyse, yine de seni yiyeceğim. Ben ve keyfimin kâhyası öyle istiyor çünkü."

"Blender, uçağım güzel olmuş mu?"

Kâğıttan yaptığım şekli Blender'a gösterdim.

Slenderman: "O bir kayık."

"D0ru."

Kravatını genişlettiğinde, gerginlikle etrafa baktı. Sinirli görünüyordu. Aslında, hayır. Davranışlarının yapmacık olduğu çok belliydi. Komediyi bir kenara bırakalım, beni hâlâ öldürmemesi gerçekten garipti.

"Şu an ne yapıyosun peki tam olarak?"

Slenderman: "Düşünüyorum."

"Ne düşünüyosun?"

Slenderman: "Hiçbir şeyi."

"Ne?"

Slenderman: "İyisiyle ve kötüsüyle geçirdiğin koca bir hayattan sonra elde ettiğin hiçbir şeyi düşünüyorum."

Anlamayan bakışlarımı ona sunarken, bir şey demeden öylece durdu. Sonra ortamdaki garip havayı yok etmek istermişçesine, "Neyse..." diye mırıldanarak kafasını başka yerlere çevirdi.

Slenderman: "Ben gidiyorum. Bir daha karşıma çıkma. Seni öldürmüyorum çünkü bu -300 IQ ile zâten fazla yaşayamazsın."

Arkasını dönüp yürümeye başladığında, birkaç sâniyeliğine durup tepkisizce onu izledim. Çünkü, ne yapmam gerektiğine ben karar vermiyormuş gibiydim sanki.

Tıpkı yönetiliyormuşum gibi.

O an, anlam veremediğim bir korku içimi kapladı. Yerdeki kar, bacaklarımı acıtıyordu. Birinin bana seslendiğini hissediyordum ama sanki onu dinlersem her şey mahvolacakmış gibiydi. Burada birileri vardı. Bu ormanda, yakınlarımda, bizi izleyen biri veya birileri vardı. Kafamı kaldırıp giderek uzaklaşmakta olan Slenderman'e baktım. Çok yavaş yürüyordu. Ona yetişmeme izin verecek kadar yavaş.

"Dur! Beni de bekle! Ben de geleceğim!"

Slenderman: "Tâkip etme beni!"

Ona yetiştiğimde, yüzüme bir gülücük yerleştirip beni görmesi için öne eğildim.

"Adım Devid Kira! Tanıştığıma memnun oldum!"

Slenderman: "Senin adına sıçarım."

ც੮८ƿ!


● EYELESS JACK ●

Koltuğa uzanmış, kulaklıklar kulağımda, gözlerim kapalı bir şekilde, Lanet Olmasın Bu Hayat dinliyordum ki; birden kapı sanki eve öküz dalmış gibi açıldı. Teliften kaçınmak için de şarkının adını değiştiriyorum, anladınız siz, öpücük.

Slenderman: "Tamam, küçük kız, yoruldum. Bu kadar yeter."

Slenderman'in yanındaki elli santimlik cetvele benzeyen oğlan, "Küçük mü?" diyerek kaşlarını çattı. "158 santimetreyim be- Tamam, pardon, küçüğüm."

Slenderman: "Sence ben kaçım?"

O an oğlanın gözünden akan bir damla yaşı fark ettim. Bu, hayâl kırıklığının bir simgesiydi. Seni çok iyi anlıyordum, elli santimlik cetvel boyunda olan oğlan.

Vazgeçtim, ben de uzunum. Ağla, velet.

"Slendy? Bu oğlan kim?"

Slenderman: "Annen."

"Sana elli santimlik cetvel dediğim için özür dilerim, anne."

Oğlan, "Ben kızım yalnız," dediğinde, içimdeki geylik hormonlarım ağladı. Ardından bana dönüp, "Eyeless Jack!" diyerek hızla yanıma geldi ve oturdu. "Nasılsın?"

"Her an seni sikebilecekmiş gib- Yâni iyi, sen?"

"Çok iyi," dedikten sonra arkasına yaslandı. "Adım Devid Kira. Memnun oldum."

"Devid Kira uzunmuş. Devy diyeyim ben."

Ardından Slendy'e baktım.

"Ee, oyuncak bebek diye getirmedin bunu buraya herhâlde? Yiyorum o zaman."

Devid Kira: "Şu an çok büyük ayıp ettin. Arkadaş diil miydik biz?"

Slenderman: "Şu kızı sustur da, ne yaparsan yap. Ben yemeği hazırlayacağım."

"Tamamdır."

Yüzümü kıza çevirip üzerine doğru çullanmaya başladım. Onu koltuğa yatırıp üzerine çıktığımda, maskemi hafifçe kaldırıp onu yemek için ağzımı açtım. Hâlâ şaşkın bir hâlde olduğu için tepki veremiyordu fakat sonra ânîden tehlike içinde olduğunu fark etti ve çırpınmaya başladı.

Devid Kira: "Hassiktir, ciddi lan bu. Slendy, yardım et bana! Yeniyorum!"

"Şu an yardım etti sana."

Kızın boynunu tam kapacaktım ki, birisinin tişörtümün arkasını tutması ve beni geri çekmesiyle işimi tamamlayamadım. Kafamı çevirdiğimde, Slendy ile karşılaştım.

"Ne yapıyorsun?"

Slenderman: "Yeme onu."

"Niye? Rastgele insanlara sempati beslemeye mi başladık şimdi de?"

Slenderman: "Rastgele biri olsaydı yemene izin verirdim. Yeme işte. Ona göz kulak ol."

"Ne?"

Ânîden ortadan kayboldu. Ellerimi saçımın içinden geçirdim.

"Şimdi de bebek bakıcılığı mı yapmam gerekiyor yani?"

Kıza döndüm. Yüzündeki heyecanlı ifâdeyle bana bakıyordu.

"Bir kâtilin karşısında olmana rağmen fazla rahat duruyorsun. Garip."

Devy adlı bu kızla on beş dakikalık sohbetin ardından, Slenderman tekrar salona geldi. İkimizi bir kontrol ettikten sonra, büyük ihtimalle kıza saldırıp saldırmadığımdan emin olmaya çalışıyordu, yemek masasını hazırlamaya koyuldu. Yâni... Slenderman, bu kızın farklı olduğunu söylüyorsa ona güvenmemem için bir sebep yoktu. Belki de içinde kâtillik potansiyeli görmüştü, belki de başka işler için kullanacaktı. İnat edip de kızı yemeye çalışmama gerek yoktu. Aslına bakılırsa, iyi anlaştığımız bile söylenebilirdi.

"Su serin."

Devid Kira: "Mevzu derin."

"En güzel yerin..."

Devid Kira: "...memelerin!"

Devy ile beşlik çaktık. Slendy, bize deliymişiz gibi bakıyordu.

Slenderman: "Size bakınca cringe oluyorum. Gittim ben."

Slendy kapıya yönelince, Devy ayağa kalktı.

Devid Kira: "Bi dakka bekle, Blenderman!"

Slenderman: "Adım Slenderman. Ne oldu?"

Devid Kira: "Ben de burda yaşayabilirim, di mi?"

Slenderman: "Tabii ki hayır. Seni burada gebertiriz biz. Bu yüzden hemen git."

Devid Kira: "Neden ya?"

"Açıkladı ya."

Slenderman: "Kalıp kalmaman umurumda değil ama diğerleri için sorun olabilir. Sonuçta onların gözünde bir kurbansın."

Devid Kira: "Ne?"

Slendy, ne ara aldığını bilmediğim tabakları masaya koydu. Aslında vücudun her bölümünü eşit derecede severdim ama çoğunluk beni bir böbrek âşığı olarak tanıdığından, yapılacak bir şey yoktu. Kim çıkarmıştı lan bu söylentiyi?

Devid Kira: "Ben bi kâtilim."

Slenderman: "Buna inanıyorum. Gevezeliğinle birçok insanı nakavt etmiş olmalısın."

Devid Kira: "Tüh be, blöfüm işe yaramadı."

Slenderman: "Bu akşam yemekte böbrek ve kalp var. Sever misin?"

Devid Kira: "Bu soruyu sormadığını varsayıcam. Ben yamyam diğlim."

Slenderman: "İyi, ne yapayım sana?"

Devid Kira: "Pasta."

Slenderman: "Pasta mı?"

Devid Kira: "Makarna yani. Ulan iyi ki bi espri yapalım dedik."

"Ayıp olmasın diye gülsek mi?"

Slenderman: "Ne makarnası?"

Devid Kira: "Sebzeli burgu."

Slenderman: "Tamam. Türk yemekleri benden sorulur, endişelenme."

Slenderman garip bir poz verince, etrafında ışıklar yanmaya başladı. Kafasının üstünde COOL BAKIŞ yazıyordu.

Devid Kira: "Blenderman?"

Slenderman: "Efendim?"

Devid Kira: "Sana baba diyebilir miyim?"

Hunharca gülmeye başladım.

"KAKCKSLCÖDŞŞfşdşcğsşdmdşfkakKDKRKDKRKFLDLDLELROFKSKJDOWKDEOMFWAPDĞWĞXÇÇSWPĞEÜRRÜÜRÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜSKDJSKDLSPEPFLELLSLDLKDKDKDDKDKDKDKKSEKEKAHAHAHAHAHAHAHAHHAAHHAHAHAHSHHAHH-AH OHA!"

Slendy'nin kafama attığı tencereye baktım.

"Oha ya, kafam kırıldı."

Devid Kira: "Hunharca Gülen Jack."

Slenderman: "Gülerken ölecektin, hayatını kurtardım. Bana şükret."

"İsa, Musa, sen bizi kutsa."

Slendy, mutfağa gitti. Herhâlde yemek yapmaya başlayacaktı. Zâten fazlasıyla acıkmıştım.

"Hey, Devy, adının uzun hâli neydi?"

Devid Kira: "Devid Kira."

"Ne Kira?"

Devid Kira: "Di-vayd Ki-ra. Deyvid değil yâni."

"Ha tamam."

Devid Kira: "Ne oldu?"

"Hiç, canım sıkıldı. Kimse de benimle takılmıyor. Bir şeyler yapalım."

Bir sâniyeliğine düşündükten sonra, kafamdaki ampul yandı. Ampulün orada ne işi olduğunu ben de bilmiyordum.

"Buldum, odama geçelim!"

Öylece bana bakıp ne dediğimi anlamaya çalıştı. Ben ise az önceki şeyin fazlasıyla yanlış anlaşıldığını yeni fark etmiştim.

"Dur, hayır. Yanlış anladın."

Devid Kira: "Neyi?"

"ONU KASTETMEDİM, DEVY! SANA YEMİN EDERİM Kİ, SÜBYANCI DEĞİLİM!"

Devid Kira: "Ne diyon?"

"Yanlış anlamadın mı az önce dediğim şeyi?"

Devid Kira: "Hiçbi şey anlamadım ki."

Laughing Jack:" Selâm, gençler, ben geldim."

L. Jack, önündeki kısa boylu Devy'ı fark etmeyip onu çiğnedi. Sonra eğilip yüzünü tokatladık ki kendine gelsin.

Laughing Jack: "Olamaz, birini öldürdüm! Kâtil olmak için fazla siyah-beyazım!"

"Sen zâten kâtilsin."

Laughing Jack: "Şaka yaptın herhâlde şu an."

Devy kendine geldiğinde yanakları kıpkırmızıydı çünkü çok fazla vurmuştuk. Doğrulup oturur pozisyona geçtik.

"İyi misin?"

Laughing Jack: "Üzgünüm, seni görmedim."

Devid Kira: "Neden herkes çok uzun?"

Ayağa kalkmasına yardımcı olduk ama ayaktayken bile oturuyor gibiydi.
Demek istediğim, çok kısaydı lan. Oyy, şu küçük Devy'a da bakın hele.

Laughing Jack: "Ben Jack. Gülen Jack. Sen?"

Devid Kira: "Devid Kira."

"Ama sen Devy diyebilirsin."

Laughing Jack: "Ne Kira?"

Devid Kira: "Di-vayd Ki-ra."

Laughing Jack: "Kısaca Devy. Ama sen kimsin?"

Devid Kira: "Kim değilim, Devy'ım."

Bu espri üzerine koltuktan yuvarlandım.

Laughing Jack: "Adımda laughing olduğu için gülmeliyim. KANDKSMSLSMDLSÖSÖDKDLSMSŞSLDLLDDLÖDÖEÇXĞSÜQEŞRMFŞRÖRŞFŞDLFLRLDŞDŞDŞŞDŞDDLKSSLLDLFÖFÖFÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜLSDKDKDKDLLWKAAHAHAHHAHAHAHAHAHAAHHAHAHAH-AH OHA!"

Üçümüz de şaşkınlıkla Slendy'nin Jack'in kafasına attığı tencereye baktım.

Laughing Jack: "Oha ya, kafam kırıldı."

"Dejavu gibi..."

Devid Kira: "İki Jack'e de aynı şey olması ne acı."

Slenderman: "Gülmeyin artık, yeter. Her attığınız kahkahada ev, depreme uğrama tehlikesi geçiriyor."

Devid Kira: "Blendy!"

Slenderman: "Efendim, Devy?"

Devid Kira: "Puahah, bana efendim dedin, önümde eğileceksi-Dur bir dakika, o tencere bana mı geli-AH OHA!

Slenderman: "Tencerelerimin bitme sebebisiniz resmen."

ც੮८ƿ!

« Akşam yemeğinden sonra »

● DEVID KIRA ●

"Blenderman?"

Slenderman: "Efendim?"

"Proxy olabilir miyim?"

Slenderman: "Hayır. Sen daha orijinal CreepyPasta karakteri bile değilsin."

"Ama sen seçersen olurum!"

Slenderman: "Daha seninle bugün tanıştık. Sence ilk günden birini tanımadan proxyim yapar mıyım? Yapmam. Hem sen neden proxy olmak istiyorsun ki?"

"E çünkü Mary Sue rolü yapmam gerekiyo."

Yüzümü acıyla buruşturup elimi kafamın tencere gelen bölgesine koydum.

"Acıyo..."

Eyeless Jack: "Aynen, benim de kafam zonkluyor. Bu arada böbrekler çok lezzetliydi."

Slenderman: "Afiyet bal şeker olsun."

Laughing Jack: "Benim de başım acıyor. Ciddi bir hasar olmasın?"

Slenderman: "Nurse Ann'e görünün."

Eyeless Jack: "Yok, teşekkürler. Almayalım biz."

Clockwork, birden içeri girdi. Benden haberi vardı.

"Selam, Clock!"

Clockwork: "Aleyküm selâm."

Slenderman: "Hoş geldin."

Clockwork: "Hoş buldum."

Laughing Jack: "Ben bakkala gidiyorum. Şeker alacağım."

Eyeless Jack: "Defol git ve bir daha gelme."

Şaşkınlıkla Gözsüz Jack'e baktık.

Eyeless Jack: "Diyesim geldi. Sebebi yok."

"Clockwork, saat kaç?"

Clockwork: "Yapmayın artık şu espriyi. Komik değil."

"Ama saat kaçmaz ki zâten."

Clockwork: "Kusacağım."

Slenderman: "Bu arada, Devid Kira, sana yatacağın odayı göstereyim. Beni tâkip et."

"Bi dakka, burası kafadan kontak bir fangirl rolü yapmam gereken yer mi? O zaman ben Jack ile uyumak istiyorum."

Eyeless Jack: "Çok iyiydi bu, elendim."

Slenderman: "Öyle mi? Bana uyar. Eminim ki Jack'in odası, böceklerle dolu bir kilerden daha iyidir."

"Bir, tabii ki de onunla uyumicam amk. İki; ne yâni, bana böcekli kileri mi vericektin?"

Clockwork: "Ağla."

Slenderman: "Dürüst olmak gerekirse, evet."

Kalbimi kırdın, Slenderman. Böyle bir ihâneti hak etmemiştim.

Slenderman: "Her neyse, kıyâfetin var mı?"

"Sâdece üzerimdekiler."

Slenderman: "Bugün bunlarla idâre et. Yarın alışverişe çıkarsınız."

"Kimle?"

Clockwork: "Ben ve Lulu'yla?"

"Tamam yavrum."

Kucağımdaki yumuşak yastığa sarıldım. Saat, geçe geliyordu.

Clockwork: "İstersen bu gece için sana kendi pijamalarımdan vereyim. Tüm gün bunlarlaydın, kirlenmiştir."

"Olur."

Clockwork: "Gel benimle."

Clockwork, ayağa kalkıp gitmeye yöneldiğinde, peşinden gittim. Slenderman, arkamızdan seslendi.

Slenderman: "Üstünü değiştirdiğinde kirli kıyâfetlerini bana ver de çamaşır makinesine atayım!"

Merdivenlerden çıkarken bağırdım.

"Tamam!"

Üst kata çıktığımızda, Clockwork'ün odasına girdik. Hemen dolabına yöneldi ve dolabın kapaklarını iki yana açıp bana uygun kıyâfet aramaya girişti. Ben ise etrafa bakınmaya başladım.

"Demek bu oda senin."

Clockwork: "Evet, beğendin mi?"

"Erik gibi kütür kütür."

O, kıyâfet seçerken, ona baktım. Kafasını eğdiği için kahve saç tutamları, yüzünün bir kısmını örtmüştü.

"CreepyPasta'dan çıktığın için kötü hissediyorum. Keşke gitmeseydin."

İç çekti.

Clockwork: "Belki de en iyisi budur."

Dolabın kapaklarını kapatıp bana döndü. Elinde bir pijama takımı vardı.

"Beni boş ver de, sen gerçek karakter olmaya bak asıl. Fan yapımısın."

"Aklısın ama bu çok kalp kırıcıydı."

Dudaklarımı büzdüm.

Clockwork: "Ben sâdece doğruları söylüyorum."

Yanıma gelip elindeki pijamaları bana uzattı.

Clockwork: "Bunlar olur herhâlde. Hadi değiştir."

"Teşekkür ederim."

Clockwork: "Rica ederim."

Lavaboya girip Clock'ın verdiği kıyâfetleri giydim ve kendi eskilerimi de katlayıp bir kenara koydum. Aynada kendime bakıp yakışıklılığımdan emin olduktan sonra, Slenderman'e vereceğim giysileri elime aldım ve tuvaletten çıktım. Clockwork ile aşağı indiğimizde, herkes en son bıraktığımız hâldeydi. Elimdeki çamaşırları Slendy'e uzattım.

Slenderman: "Ben bunları makineye atıp geliyorum. Geçip otur sen."

"Tamam, teşekkür ederim."

Slenderman, yanımdan geçip gitti. Clockwork oturmuştu, ben de yanına geçtim. Arkama yaslanırken esnedim.

Clockwork: "Uykun mu geldi?"

"Atatürk'ün de dediği gibi, geldikleri gibi giderler!"

Eyeless Jack: "Nerede yatacaksın?"

"Bilmem. Blender gelince ayarlar herâlde."

Slenderman birden yanıma ışınlanınca, refleksen yerimde sıçrayıp Clock'ın üzerine çıktım.

"EH BE SLENDERMAN, ALLAH SENİ ALSIN! ÖYLE BİRDEN ORTAYA ÇIKILIR MI LAN KODUMUN UZUN HIYARI?!"

Slenderman: "Korktun mu yaprağım?"

Clockwork: "Devy, kıçını suratımdan çeker misin?"

"Tabii ki."

Clock'ın üzerinden çıkıp yerime tekrar oturdum. Slenderman, bana bakıyordu.

"Ne oldu?"

Slenderman: "Boş oda vereyim, gel."

"Kilerde uyumicak mıydım?"

Slenderman: "Salak mısın? Gel işte."

"Bur, dak şimd-"

Duraksadım. Sözcüklerin baş harflerini karıştırmıştım. Arada böyle oluyordu.

Clockwork: "Ne? Bur dak mı? Bir daha söylesene."

Gülüyordu. Jack de öyle.

Eyeless Jack: "Küçük Devy, konuşmayı öğreniyor."

"Kesin lan, olabilir böyle şeyler. Neyse, ne diyodum? Heh, dur, bak şimdi... En iyisi geliyo."

Role girecekmiş gibi öksürdüm.

"Bu gecelik Jack ile yatsam olmaz mı?"

Clockwork: "Tövbe tövbe..."

Üçümüz beraber anlamaz bir ifâdeyle Clockwork'e baktık.

Clockwork: "Hadi be, tek fesat ben olamam."

Slenderman: "Neyse, hadi, şamatayı bırakın. Gel, odanı göstereyim."

Slenderman'e dönüp kafamı doksan derece kaldırdım.

"Hadi bana boş bir oda ver, Blender."

Slenderman: "E ben ne dedim amına koyayım?"

Önüne döndü. Yürümeye başladığında, arkasından onu tâkip ettim. Salondan çıkarken, Clockwork ve Jack ile iyi gecelerleştik. Üst kata çıkıp Blenderman'in bana ayarladığı odaya girdik. Temiz duruyordu. Sanki önceden biri için zâten hazırlanmış gibiydi.

"Sanki, geleceğimi zâten biliyomuşsun gibi duruyo."

Slenderman'in olduğu yerde duraksadığını fark ettiğimde, odada göz gezdirmeyi kesip ona baktım. Dostum, fazlasıyla uzundu ve boynum ağrımaya başlamıştı bile.

"Ne oldu?"

Slenderman: "Hiç."

Kafasını tekrar önüne döndürüp hafifçe eğildi ve yataktaki yorganı biraz açtı. Bana döndü ve eliyle gelmemi işâret etti. Gülümseyerek yanına gittim ve yatağa zıpladım.

Slenderman: "Bu saatte uyumak istediğinden emin misin?"

Kafamı onaylarcasına sallarken, uzanmış ve Blender'nın yorganı üzerime örtmesine izin vermiştim.

"Evet, nedense çok yorgun hissediyorum. Sanki tüm enerjimi bugün kullanmışım gibi. Sanki aslında... aslında ilk kez bugün yaşamışım gibi."

Gözlerimi kapadığımda, vücudumdaki yorgunluk duygusunu daha net hissettim.

"Vay canına, sanırım dram oluşturmak üzereyim. Fazla duygu sömürüsü yapmadan uyusam iyi olcak."

Gözlerimi açmamıştım ama solumda hissettiğim basınçla Blender'ın yanıma oturduğunu anlamıştım. İyi ki yatak çökmemişti.

Slenderman: "Bir şeylerin farkında gibisin sanırım."

Gözlerimi aralayıp karşımda duran Slender'a baktım. Oda karanlıktı. Koridordaki ışık vuruyordu biraz sâdece. Slender, her zamanki gibi korkunç görünüyordu.

Kodumun keli.

"O ne demek?"

Elinin biriyle üzerimdeki yorganı düzeltti. Ne düşündüğünü anlayamıyordum.

Slenderman: "Boş ver. Zamanı gelince öğreneceksin zâten."

Ardından, elini alnıma koydu. Şaşırmıştım çünkü fazla sıcaktı. Ayrıca tüm suratımı kaplıyordu.

"Slenderman, beni tanıyomuş gibi konuşuyosun. Benden sakladığın bi şey mi var?"

Kaşlarını çattığını hayâl edebiliyordum.
Komikti.

Slenderman: "Gerçekten zekî misin yoksa rol mü yapıyorsun, bilmiyorum ama sâdece uyu. Kendini daha fazla yorma."

Saçımı kısa bir süreliğine okşadıktan sonra, elini geri çekti. Onu izliyordum.

"Sormicak mısın? Hayatımla veya benimle ilgili herhangi bi şey?"

İfâdesiz suratına öylece baktım. Fazla beyazdı, fazla soluktu.

Slenderman: "Hayır."

Göz kapaklarıma ağırlık düştüğünü hissediyor ama Slenderman ile konuşmaya devam etmek istiyordum. Aklıma soru işâretleri doluşmuştu.

"Ailemin nerde olduğunu sorgulamadan, öylece sizinle kalmama izin mi verceksin yâni? Özellikle ben normal bir insanım ve sen beni öldürmüyosun. Tam tersine, bana sempati gösterip beni besliyosun."

Yattığım yerde doğrulup oturur pozisyona geçtim.

"Bence açıklama yapması gereken kişi ben değilim."

Ellerimi kucağımda birleştirip bir şeyler demesini bekledim.
Hiçbir şey söylemedi.
Sâdece durdu.
Hareket etmeden.

"Beni öldürcek misin?"

Slenderman: "Hayır."

Yumruklarımı sıktım ama yüzüm hâlâ sâkinliğini koruyordu.

"Neden?"

Kafasını başka yöne çevirip iç çekti, ardından tekrar bana baktı.

Slenderman: "Sorgulama, velet, sâdece uyu."

Eğilip suratını suratıma yaklaştırdı. Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdığımda, aramızda sadece üç parmak civarı bir mesafe vardı. Birden alnıma bir öpücük kondurdu, ardından uzaklaştı ve yanımdan kalkıp kapıya yöneldi. Bir şey demeden odadan çıktı ve aşağıya indi.

Öylece baktım.
Uykum gelmişti.

Başka bir şey yok işte oğlum, uykum geldi ve uyudum. Bu kadar.

● 1. BÖLÜM SONU ●

herkese tekrar selamun aleykm. ben Gizem/G/Gizo/hayırpervolleyıkandı veya her ne demek isterseniz. taniyanlariniz vardir belki.

yeni bir hikaye ile karsinizdayim hem de creepypasta. kitabimi cringe kliselerden ayri tutmak icin ugrasicam. :d

spoiler vermek istemiyorum ama ilk bolumler komedi dolu olacak ama asıl konu aciga ciktiginda dram, gerilim ve ciddilik dolu bolumler gelicek. daha onceden de dedigim gibi bu kitapta bircok kategoriyi ayni anda bulundurmaya calisicam bu yuzden ask gorurseniz sasirmayin.

ve aciklamada yazanlari tekrar ediyorum bu kitap ironilerle doludur, postmoderndir, ne oldugunu bilmiyorsaniz lutfen bilmeden "creepypasta evi yok ki qweqweqweq, slender baba rolunde olamaz ohogofogo" gibi seyler yazmayin cunku kinayelerimi anlamayan iqsuzlerle karsilasinca deliriyorum

neyse optum kuzularim hepinizi.

Seviliyorsunuz.
G.
♡☆

Continue Reading

You'll Also Like

39.6K 4K 38
Taehyung, bu zamana dek kendisini hep bir alfa sanmış ve çevresine de öyle tanıtmıştır. Ancak bir gün doktordan aldığı haberle sandığı gibi alfa olma...
42K 3K 22
Üniversite için İstanbul'a yerleşen ve yeni bir hayat kuran Fadime, geçmişin izlerini kapatmaya çalışırken beklemediği bir yüz ile karşılaşır. "Tüm...
21.8K 3.4K 17
[ 🥊📝 ] • [ omegaverse - texting ] sen bambaşka bir omegasın. • beta-diyetisyen taehyung • omega-boksör jungkook • düz/texting • semetae
42.3K 4.7K 72
Omegalardan nefret eden alfa Kim Namjoon ve asistanı omega Jin tabi Jin omega olduğunu saklamak zorunda #hayrankurgu.........#1 #namjoon...
Wattpad App - Unlock exclusive features