~~Yaz Güneşi~~ #Askıda

By MyReaL

9.6K 599 1.3K

Bu hikaye hayatları birbirinden farklı ama bir o kadar yakın 4 kızın hikayesi.. **** Kızın sarsılan omuzların... More

Bölüm 1: Kızlarımızı Tanıyalım
Bölüm 2: Odalar ~~
Bölüm 3: Kızlarımız Kaynaşıyor
Bölüm 4: Dansa Var Mısın?
Bölüm 5: İlk Adım
Bölüm 6: Kahvelerdeki Davet
Bölüm 7: Yemin
Bölüm 8: Sevimli Obur?
Bölüm 10: Geçmişin İzleri
Bölüm 11: Görünmez Bağlar
Bölüm 12: Ulaşılamayan?
Bölüm 13: Bırakma
Bölüm 14: Umut
Bölüm 15: Seviyorum
Minik mini bir fragman ve duyuru
Bölüm 16: Aşka Karşı Koyabilir Misin?
Duyuru ve Alıntı *-*
Bölüm 17: Final tadında ~~

Bölüm 9: İstenmiyorsun

348 26 88
By MyReaL

Merhabalar arkadaşlar,

Tatilden döndüm ve hemen bölüm yazmaya başladım. Henüz tamamlayamadım ama en azından yazdığım kadarını paylaşmak istedim.

Keyifli okumalar!

***

9. Bölüm

O akşam Ceylan hem Elif'in istediği kazandibi tatlısını hem de Zeynep'in istediği şekerpare tatlısını alıp gelmişti yurda ve kızlar afiyetle yemişlerdi tatlılarına, birbirlerine yedirmekten de geri kalmadan elbette...

Ama onları asıl şaşırtan ve mutlu eden elinde bir pastahane poşetiyle odaya girip hiçbir şey demeden poşeti Zeynep'in masasına bırakan Ezgi olmuştu.

Kızlar bir süre kalakalsa da Zeynep yaşadığı güzellikten dolayı yüzünde kocaman bir gülümseme ile paketi eline alıp Ezgi'nin arkasından seslenmişti "Hayırdır karanlık kraliçem bu nedir?"

Ezgi kıza dönüp bakmadan cevap vermişti, umursamazca omzunu silkerek.

"Pasta. Neli seversin bilmiyorum o yüzden kendi sevdiğimden aldım."

Zeynep, biran daha düşünmeden koşup kızın sırtına atlamış "Vuhhuu kraliçemin yumuş yumuş bir kalbi olduğunu söylememiş miydim ben size beee??!! Ayy bir de çikolatalıysa pasta varsaaa yerim ulannn" diye ortalığa neşe saçmıştı.

Ezgi sırtındaki kızdan dolayı omzunu hafifçe hareket ettirirken "Böğürtlenli-çikolatalı. İn sırtımdan be kızım!" demiş ve kızı indirmişti.
~~~

Ertesi gün Elif'in de yoğun kışkırtmaları sonucunda derse gitmemeye karar vermişti Zeynep. Bütün öğleden öncesini kitapçıda rastlayıp aldığı "Geçmişin Gölgesinde" adlı kitabı okuyarak geçirmiş, öğle saatlerinde de uyuyakalmıştı.

Cem ise bütün gece kendi kendiyle verdiği savaştan yorgun düşüp kendini evindeki küçük kütüphanesine atmış ve geçen gün rastgele eline geçen 'Tesirsiz Parçalar' adlı kitabı okumayı başlamıştı. Ama kitabı okuyup kafasını dağıtmaya çalışırken okuduğu birçok satır onu unutmak istediğine daha da çekmiş, yalnızca birkaç saat içerisinde kitabın tamamını okumakla kalmamış birçok not almış ve içten içe 'Hadi bakalım küçük hanım bunlara da karşılık ver de göreyim' diyerek ertesi gün derse giderken yanına alacağı çantasının içine koymuştu defterini.
~~~

Kazanacağı zaferden emin, yüzünde çapkın bir tebessümle girdi amfiden içeri ve hiç çaktırmadan yalnızca gözlerini hafifçe yana çevirerek baktı kızın her zaman oturmayı tercih ettiği sıraya. Ama karşılaştığı şey yalnızca boşluktu. Belli ki başka bir yere oturmuş diye düşünerek geçti kürsüye boğazını hafifçe temizleyip konuşmaya başladı, aynı zamanda da amfinin her bir noktasını tarıyordu gözleri ile. Ama kızı göremedi. İçinde bir ses 'Belli ki seni görmeye tahammül edememiş daha fazla ve arkalara kaçmış' diyerek genç adamı deliye çevirirken başka bir ses 'Acaba gerçekten çok mu hastaydı? O yüzden mi gelmedi?' deyip dünden beri içinde yer edinen endişeyi harlıyordu.

Aklındaki çıkmazdan kurtulmak istercesine kafasını iki yana sallayıp geçti tahtanın karşısına, ne çizdi, ne yazdı, ne okudu bilmeden öğlen etti saati ve Hakan hocadan izin alarak öğleden sonraki dersleri iptal edip ayrıldı fakülteden. Saatlerce telefon elinde avare gibi dolandı fakülteye yakın olan sahil boyunca. Belki dalga sesleri ve ona eşlik eden martılar bir yol gösterir çıkarır onu içinde bulunduğu karmaşadan diye düşündü ama hayatında ilk defa tüm bunlar da huzur veremiyordu ona. Daha fazla düşünmeden dokundu telefonun ekranına ve ürkekçe yaklaştırdı kulağına ama açan olmadı. Belki de tanımadığı, bilmediği numaraları açmıyordur diye düşünerek kısa bir mesaj attı.
'Merhaba Zeynep.
Nasıl olduğunu merak etmiştim, müsait olunca bana geri dönebilir misin, lütfen?
Cem.'

Attığı mesajın üzerinden neredeyse bir saat geçmiş olmasına rağmen hiçbir cevap gelmemişti ve içindeki iki ses yine birbiriyle savaşıyor biri kızın ona cevap vermeye bile gerek duymadığını haykırırken diğeri ne saçmalıyorsun sen belli ki kız çok hasta ve telefonuna bile bakamıyor, burada mal mal oturacağına kalk git de bir kontrol et diyordu.

İkinci bir defa düşünmeden taksiye atladı ve yurdun adını söyledikten sonra tekrar aradı kızı. Telefonun açılmasını beklediği o kısacık süre genç adama saatler kadar uzun gelirken içindeki endişesi de çoğalmış, onu iyice köşeye sıkıştırmıştı. Şoförün geldiklerini haber veren sesi ile sıyrıldı içinde boğulduğu düşüncelerinden ve biran parayı ödemeyi dahi unutarak indi taksiden. Şoförün ikazı ile özürler dileyip ödemeyi yaparken içten içe kendisine 'kendine gel oğlum, ne oluyor sana böyle' diyerek iyice bir azar çekmeyi de ihmal etmemişti.

Yurdun girişinde kendisini durduran görevli ile gerçeğe dönmüş oldu. Sahi ona, kız öğrenci yurduna elini kolunu sallaya sallaya girebileceğini düşündüren neydi? İçinden kendine okkalı bir küfür savurduktan hemen sonra o, gören herkesi etkileyen tatlı tebessümü ve efendi duruşu ile "Affedersiniz efendim ben Zeynep Çınarlı'nın fakülteden arkadaşıyım, dün rahatsızlandığı için derslere girememişti. Bugün de gelmeyince merak ettim ve kendisini görmeye geldim. Elbette buranın bir kız yurdu olduğunun ve kuralları olduğunun farkındayım ama siz de erkeksiniz beni anlarsınız öyle değil mi?" dedi ve adamın yüzündeki geçmişi anımsadığını belli eden tebessüm ile zafere erdiğini düşünürken arkasından gelen sesle erken sevindiğini anlamış oldu.

Gülçin, genç adamı kamerada gördüğü an kalkmış ve güvenliğin olduğu bölüme gelmişti ki güvenlik görevlisine bir şeyler anlattığını fark edince onlara hiç gözükmeden kenara saklanmış ve dinlemişti. Genç adamın son sözleri ile de omuzlarını iyice dikleştirip kollarını dar kesim, beyaz üzerine siyah düz şeritlerin bulunduğu ve tüm hatlarını en güzel şekilde belli edip göğsünü saran gömleğinin üzerinden birbirine dolamış, asla vazgeçemediği siyah stilettolarını giydiği ayaklarından birini diğerinin bir adım kadar önüne koyarak, "Ama ben bu yurdun müdiresi olarak erkek değilim ve senin halinden de pek anladığımı söyleyemeyeceğim küçük bey. N'apcaz şimdi?" demişti.

Cem bir süreliğine kalakalmış olsa da omuzlarını dikleştirip arkasına döndüğü an karşısındaki kadın ile ağzı açık kaldı biran. 'Yuh be mankenlik ajansı mıydı burası?'

Gülçin, her daim yaşadığı bu durum karşısında duruşunu hiç bozmadan "Ne o, dilin mi tutuldu küçük bey?" dedi biraz alayla karşısındaki neredeyse kendisiyle aynı yaşta olduğuna emin olduğu gence.

Cem, kadının alayının farkında hiç de kibar olmayacak bir şekilde boğazını temizledikten sonra "Kusura bakmayın lütfen. Ben karşımda ellilerinde birini beklediğim için biran şaşırdım sadece, yanlış anlamayın lütfen. Bir arkadaşım dün rahatsızlanmıştı ve ben dünden beri de kendisine ulaşamıyorum. Eğer yurtta ise kısa süreliğine de olsa görmeme izin verir misiniz?" dedi, kibarlığından hiç ödün vermeden, içten içe saydırıyor olsa da...

"Bu arkadaşınızın (!) kim olduğunu öğrenebilir miyim acaba?"

"Zeynep Çınarlı hanımefendi."

Gülçin'in, duyduğu isim ile birlikte o güzel simsiyah kaşları çatılmış, soru sorarcasına bakmıştı karşısındaki gence. İşbirlikçisi olacak sevimli cadı hasta mıydı yani? Ve de onun bundan haberi yoktu öyle mi? Böyle mi koruyordu kızlarını? İçinden kendine hiç de hoş olmayan şeyler saydırırken gencin konuşmaya başlaması ile onu dinledi.

Cem, kadının da durumdan habersiz olduğunu anlayarak "Sanırım sizin de haberiniz yok. Ama dün ders sırasında bir arkadaşı rahatsız olduğunu söyleyip revire götürdü kendisini, daha sonra da izin alarak ayrıldı fakülteden ve bugün de derse gelmedi. Ben de yurtta olabileceğini düşündüm ama..."

"Tamam tamam anlaşıldı. Geç şöyle benim odama geçelim önce bir bakalım ne neymiş." diyerek adamı odasına doğru yönlendirdi.

Odaya girince Cem kadına ait olduğu belli olan beyaz üzeri evraklar ve biblolarla dolu olan masanın hemen ön tarafına yerleştirilen iki tek ve bir çift kişilik oturma gruplarından iki kişilik olana oturup sırtını kapıya çevirmişti.

Gülçin de hiçbir şey demeden sandalyesine oturmuş ve kızların odasını aramıştı.

Elif öğle arasında arayıp ulaşamayınca Zeynep'i merak ederek yurda dönmüş, kızın uyuduğunu görünce de içindeki kız kardeş özlemi ile saçlarını okşayıp örtüsünü düzelttikten sonra yanına uzanıp sımsıkı sarmıştı kendisinden yalnızca bir yaş küçük olan bu sevimli cadıyı. Karşılığı, boynuna gömülen bir yüz ve beline sarılan kollar olmuştu...

Odada yankılanan ses ile ilk uyunan henüz derin uykuya geçmemiş olan Elif olmuştu ve beline sarılı kolları incitmeden üzerinden indirerek koşa koşa telefonun olduğu yöne gidip cevap verdi.

"Efendim?"
"Selam tatlım. Gülçin ben, rica etsem Zeynep Çınarlı'yı telefona verebilir misin?"
"Ahh merhaba Gülçin hanım. Elbette çok isterdim efendim ama arkadaşım biraz rahatsız ve şuan uyuyor. Benim yapabileceğim bir şey ise ilgilenebilirim."

Kızın verdiği cevap ile iyice telaşlanan Gülçin bir hışım kalktı oturduğu sandalyeden ve sesinin sert çıkmasına engel olamadan "Bunu bana şimdi mi söylüyorsunuz Elif?! Parmağınıza iğne batsa ilk benim haberim olacak derken neyi anlatamadım acaba size?!" diyerek kızın cevap vermesini bile beklemeden telefonu kapatıp kendisini attı odadan.

Kadının tavrı karşısında içindeki huzursuzluk ve endişe daha da çoğalan Cem de hiç düşünmeden kadının peşine takılmıştı.

Odanın önüne geldiklerinde içeridekilerin birer genç kız olduğu bilincinde içindeki duyguları bastırarak kapıyı tıkladı Gülçin. Elif, kıvır kıvır saçlarının ona kattığı şirinlik ile kapıyı açmış karşısında Gülçin Hanım ve hemen arkasındaki Cem'i görünce ise içeri girmelerine fırsat vermeden kendisi dışarı çıkıp kapıyı kapatmıştı.

"Gülçin Hanım, bu adamın burada ne aradığını öğrenebilir miyim? Ne olur burada?"

Gülçin, kızın sorusu ile fark etti biraz önce Zeynep'i görmek istediğini söyleyen gencin de kendisiyle birlikte oraya kadar geldiğini.
Genç kıza ne olduğuna o kadar çok takılmıştı yalnızca bir adım ötesindeki adamı fark edememişti. Kendisine ikinci bir defa saydırarak döndü ve "Tam olarak ben de onu bilmek istiyorum. Bu adam dediğin adam yurda geliyor Zeynep'in hasta olduğunu, dünden beri ona ulaşamadığını söylüyor. Benim yurdumda, benim sorumluluğumda olan kişinin hastalığını ben bilmezken bu adam(!) biliyor. Çok hoş öyle değil mi? "

"Şey efendim bu yani öyle şey bir hastalık değil. Hani siz de kadınsınız yaa..." diye geveleyerek başı aşağıda bir şeyler söyledi Elif.

Kızın ne demek istediğini anlayan Gülçin rahatlatıcı bir nefes alıp tekrar odasına giden yöne döndü ve "İkiniz, derhal odama geliyorsunuz!" diyerek her iki genci de yönlendirmiş oldu.

Odaya geçtiklerinde bu defa Gülçin ikili koltuğa oturmuş Elif ve Cem de karşılıklı tekli koltuklara oturmuşlardı. İlk konuşan Cem oldu.

"Gülçin Hanım, buraya arkadaşımın durumunu öğrenmeye ve mümkünse onu birkaç dakika görmeye gelmiştim ama sanırım kendisini göremeyeceğim. İyi olduğunu bilmek de yeterli şuan. Her şey için teşekkür ederim. Müsadenizle..." derken Elif dayanamamış ve içinde karşısındaki adamı parçalama isteği ile "Ne zırvalıyorsun be sen! Ne arkadaşı? Ne merakı? Benim Zeynep'im senin hiçbir şeyin değil tamam mı!?" dedikten sonra ayağa kalkıp Gülçin'e dönmüş ve "Gülçin Hanım, bu adam kendini size ne olarak tanıttı bilmiyorum ama kendisi Zeynep'in aldığı bir dersin eğitmeni ve sanırım hobisi de güzel kalpli kızları kandırıp acı çektirmek. Lütfen bu adamın bir daha yurdumuza girmesine ve arkadaşımı rahatsız etmesine izin vermeyin."

Kızın söylediklerini büyük bir şaşkınlıkla dinleyen Cem kendine gelir gelmez "Tanrım sen neler saçmalıyorsun? Bir anda içeri dalıp sınıfımdan öğrenci alıp götürdün ve şimdi de bana sapık muamelesi yapıyorsun öyle mi? Bana bak küçük hanım sen kendini ne zannediyorsun?"

"Asıl sen kendini ne zannediyorsun be? Ben şekerparemi sana kurban eder miyim zannediyorsun? Uzak duracaksın o kızdan anladın mı? Uzak duracaksın!"

"Kızım neyin kafasını yaşıyorsun, sen ne içiyorsun? O benim öğrencim be!"

"Hee öğrencin olduğunun farkındasın yani. İyi o zaman tamam! Söyle bakalım ne işin var burada? Sen her rahatsızlanan öğrencinin peşinden yollara mı düşersin?"

"Sen... sen.. "

"Ben ne? ne? ne? "

"Sen tamamen saçmalıyorsun! Ne söylediğini bilmi..."

"Aa yeter artık ikiniz de kapatın çenelerinizi ve oturun oturduğunuz yere!" diyerek bu atışmaya son noktayı koyan Gülçin olmuştu. Birkaç dakikalık sessizliğin ardından da konuşan yine o oldu.

"Bana bak delikanlı bu çocuklar buraya geleli çok kısa bir süre olmuş olabilir ama onlar benim için bana emanet edilen birer mücevherden daha değerliler ve ben emanetlerime asla zarar gelmesine izin vermem. Sen, belki benim kızımı görür görmez etkilendin, belki daha önceden tanışıyordunuz, belki aranızda farklı bir çekim var, belki de gerçekten yalnızca öğrencisini merak eden bir eğitmen olarak geldin buraya onu bilemem. Ama sana tavsiyem ayağını denk alman ve benim kızlarımdan uzak durman olur. Eğer Elif seni suçluyorsa ve Zeynep telefonlarını açmıyorsa bu demektir ki istenmiyorsun. O yüzden daha fazla uzatmadan bu konu kapanacak ve Zeynep senin bu yurdun önünden geçtiğini bile bilmeyecek. Kapının yerini biliyorsun zaten, müsaade senin!"

Kadının söylediği onca şeyden adamın beyninde yankılanan yalnızca 'İstenmiyorsun' kelimesi idi. Oturduğu yerden nasıl çıktı, Zeynep'in odasının önüne nasıl geldi, eli kapının kolunda ne kadar süre kalakaldı, oradan nasıl ayrıldı ve evine nasıl geldi hiç bilmiyordu.

Diğer cephede ise Gülçin hemen Elif'i yanına oturtmuş ve ikisi bu iki genç arasındaki durumun kritiğini yaptıktan sonra çok güzel kararlar almışlardı. Cem Bey madem tatlı cadılarından etkilenmiş, peşine düşüp buralara kadar gelmişti o halde içindekilerden emin olacak öyle çıkacaktı kızın karşısına! Bunun için de ellerinden gelen her şeyi yapacaklardı.

***

Arkadaşlar bu bölümü mobil uygulama üzerinden paylaşıyorum, çünkü sizlere söz verdim ve sözümü tutmak istedim. O yüzden hatalarım var ise lütfen kusura bakmayın.
Ezgi'li bölüm gelecek bölümde yer alacak. Sizleri daha fazla beklekmemek adına yazdığım kadarını yayınlamanın en doğrusu olduğunu düşündüm. Umarım sizler de benimle aynı fikirdesinizdir.

Kocaman Sevgilerimle,

MyReaL














Continue Reading

You'll Also Like

TOZLU PEMBE By Loresima

General Fiction

2.3M 157K 29
Kesilen daldan yeşerir yeni çiçekler, umudu kalbinize çiçek gibi iliştirin diye... 🌿🌸
1.5M 83.4K 57
Bir odayı karıştırmak hayatını yerle bir etmeye yeter mi? Sadece biraz dinlenmek istemişti. Ama gözlerini açtığında zenginliğin içinde kaybolmuş kibi...
1.1M 57K 66
TAMAMLANDI! Terk edilmenin yakıcı gerçekliğini avuç izlerinde taşıyan, bir tek geçmişinin sahibi olan Milay Karan, günün birinde onu gerçeklerinden a...
2.6M 230K 59
"Benim topraklarımda ölmek için özel bir nedene gerek yok." Mihra Elnurova, Türkiye'nin güneyinde yer alan, ufak bir Türkmen ülkesi olan Karahan'da...
Wattpad App - Unlock exclusive features