Merhabalar! Hep böyle başladıklarım bu aralar duyuru oldu ama en sonunda yeni bölüm ile karşınızdayım :) Çok uzatmıyorum, sabrınız için çok teşekkür ediyorum ballar ve bu arada Whatsapp grubuna katılamamış ama çok katılmak isteyen olursa bana ulaşabilir. Kişiler azaldıkça alırım :) Bir sonra ki bölüm 'BARAN' olacak. Şimdiden meraklanabilirsiniz :D
ozgurhilal grubumuzun anası demek istiyorum sana. Şaka bir yana hep yanımda oldun çok seviyorum seni :)
rapunmels canım :)
yasmin__yldz sevilesii :)
BU ARADA YORUM İSTİYORUM!
❖
Bölüm Şarkısı: Atakan Ilgazdağ- Yeni Bir Gün
❖
Medya: Deniz&Ezgi
❖
Beynimde sakin tonlarda çalan duru melodinin yerini hiç mi hiç özlemediğim zil sesi kapladığında yüzümü buruşturarak gözlerimi araladım. Elim sevimsiz telefona uzanırken bir yandan da 5 dakikacık daha fazla uyumak için çığlık çığlığaydı adeta. Uyuşan ellerimi umursamadan alarmı kapattım ve başımı tekrar yumuşak yastığıma gömdüm. Fakat dün gece bu ihtimali akıl ettiğim için kafamda sürekli dönüp tam uykuya dalacak iken kulağında ötmeye başlayan bir sinek misali telefonum tekrar çalmaya başladı.
Lanet olası öngörüm!
İkinci alarmı da kapattık dan sonra üçüncüden kaçışım olmadığını bilerek gözlerimi açtım. Süslü avizemin ilk gördüğüm şey olması resmen 'yalnız!' diye haykırıyordu.
Elalem sevgilisinin yüzünü görür.
Biz anca duvar, tavan falan.
Havaların çetinleşmesi ile yatakta geçirdiğim her dakika daha bir değerli geliyordu bana. Hele ki haftalardır okula gitmediğim için 12 saatlik uykular arkadaşım olmuştu.
Vücut şokta tabi.
Hayatınızda görüp görebileceğin en yavaş performans ile ayaklarımı yataktan sarkıtarak bir süre halıma baktım boş bakışlar ile. En sonunda görevim aklıma gelmişti ve dakikalar öncesini aratmayan bir atiklik ile dolabıma fırladım. Ne muhteşem ki dün geceden dersimi iyi çalışmış,geri dönüşümün ilk günü için muhteşem ötesi bir kombin hazırlamıştım. Pijamalarım dan ışık hızı ile kurtulduğumda yarı çıplak bir biçimde banyoya ilerledim ve yüzümü bol su ile güzelce yıkadım.
Tek bir şişlik bile istemiyordum.
Geri dönüşüm kusursuz olmalıydı.
'DENİZ SAYGINER' ce.
Banyoda ki işimi de bitirdikten sonra tekrar kıyafetlerime dönerek giyinmeye başladım. Bol bir boğaz süsüne sahip kolsuz trikomu ve altına dap dar siyah kotumu giydiğimde aynanın karşısına dikildim. Kotun tek bir dizinde ki ufak yırtık öylesine hoşuma gitmişti ki utanmasam aynada saatlerce durabilirdim. Siyah topuklu botlarımı giydikten hemen sonra makyaj masama yerleştim. Dün gece çok erken uyuyamamıştım ve bu nedenle kendini gösteren ufak tefek morluklarım vardı göz altlarımda. Yıllardır bu işi yapmaktan pratik kazanmış elim göz açıp kapayıncaya kadar ten makyajımı bitirdiğinde gözlerimin çok üzerine düşmemek adına düzgün bir eyeliner çekip bıraktım. Kalın dudaklarımı süsleyen şeftali rengi ruj ile de işin bitince ceketimi almak için dolabıma ilerledim. Kolları deri işlemeli geneli haki yeşili olan bu muhteşem ceketi de giydikten sonra kendimi alkışlama isteği ile doldum taştım. Dağınık kıvırcık saçlarım ve şık giyimim ile kesinlikle harika görünüyordum.
Yoo hayır kendimi beğenmişlik yapmıyorum.
Aksine mütevazilik hakkımı dibine kadar kullanıyorum.
Saçımı omuzlarımdan atarak merdivenlere ilerledim. Kaç haftadır spor ayakkabı ile takılmam sonucu yabancılamıştım topuk seslerini. Düşünceler beynimde hızlı bir tura çıkmışken arabama yerleştim. Kemerimi bağladım ardından da uzun süredir açılmayan müzik çaları çalıştırdım. Güzel bir şarkı karşılamıştı beni bu sabah. Kötü olmak için hiç bir neden yoktu aslında. Hava serindi ama güneş gülümsüyordu silik bulutların arkasında. İnsanlar neşeli, trafik her zaman ki gibi sıkışıktı.
Çoktan zamanı gelmiş.
Arkama yaslandım güneş gözlüğümü takarken. Aslında okuldan uzaklaşmak değildi amaç, insanlardan uzaklaşmaktı ama insanlardan kaçtığım her geçen gün çöktüğümü ve imkansız olduğunu düşünsem de öz güvenimin azaldığını hissediyordum. İnce uzun parmaklarımı süsleyen yüzüklerime baktığımda kıkırdadım. Az kalmıştı kampüse gelmeme. Dakikalar sonra kampüs kapısından geçerken dudaklarımı kemirdiğimi fark ettim.
Deniz!
Bu ne böyle?
Kendine gel, rujun mahvolacak.
Arabam özlemediğim yolları kat edince otoparka gelip arabamı park ettim. Uzak olsa da eski masamızın dolu olduğunu görebiliyordum. Omuzlarımı dikleştirerek derin bir nefes aldım.
Yapabilirsin kızım.
Topuklarımı sanki 'ben döndüm' dercesine vuruyordum taş yola, çıkardığı davetkar ses herkesin bakışlarını üzerime toplarken dudaklarımı iki yana kıvırarak yoluma devam ettim. Bazı fısıldamalar geliyordu kulağıma;
Ama yok, artık kimsenin lafı ile yaşamak yok!
Masamızda oturan 4 kişi görüş alanıma girdiğinde bir kaç adım geri çekilmek istedi içim. Bu fikri hemen kendimden uzaklaştırarak daha güçlü bastım topuklarımı zemine.
Baran,Ezgi,Ayla ve Kıvanç.
3 sandalye boştu masada tabi. Biri benim, biri Ali'nin diğeri ise Işıl'ındı. Masada ki bütün bakışlar beni bulduğunda saçımı savurarak yürümeye devam ettim;ta ki masaya gelene dek. 4 çift göz bana kilitlenmiş nefes alamadığımı çaktırmamaya çalışıyordum. Nefretin bürüdüğü ela gözlerimi hafifçe kıstım ve bana ait olan sandalyeyi kavrayarak yanda ki masalardan birine taşıdım. Hepsinin ağzının açıldığına kalıbımı basabilirdim. Sandalyeme büyük bir zafer kazanmışcasına yerleştikten hemen sonra kaburgalarımı ağrıtan bu iğrenç hissi kovmaya çalıştım. Baran'ı görmem ile kelebekler canlanmıştı yine midemde ama bu sefer ki daha farklıydı. Aşık olduğum adam karşımda duruyordu fakat o, o değildi. Ruhu terk etmiş aciz bir beden bırakmıştı sanki arkasında.
''Bu kızında her şeyi şov. Böylede olmaz!''
Ezgi'nin o duymayı hiç özlemediğim sesi kulaklarıma ulaşınca ister istemez dudaklarım kıvrıldı. Varlığımın onları rahatsız etmesini istiyordum, hemde sonuna kadar.
''Dönmesi de bir başarı.''
Dedi Ayla, o beni de hep onaylarken kullandığı ses tonu ile ve ardından sesini duymam ile olduğum yere mıhlandım.
''Şhh sarışın, sen çok konuşuyorsun.''
Anlamsız bir sancı içimi kavururken boğuk sesin sahibi hala çok tazeydi bende.
Baran Güral.
Bir kaç harfin bu kadar canımı yakacağını bilseydim inanın bana başta bulaşmazdım. Ali görüş alanıma girdiğin de sırtımı dikleştirerek bacak bacak üzerine attım. O da aynı benim gibi kendi sandalyesini 'kan emici' masadan aldığında utanmasam ayaklanıp kendimizi alkışlayacaktım.
''Günaydın prenses.''
Dedi sevecen bir tavır ile bense kocaman gülümseyerek;
''Günaydın!''
Sinsice bakışlarımı arka masaya çevirirken nefesimi tutmuştum adeta. Baran dışında hepsinin suratında aynı aptal ifade vardı ve bu beni muhteşem tatmin etmişti.
Bu daha başlangıç.
Kum saati artık bizim tarafımıza saymaya başladı.
Boşta kalan Ali'nin elini kavradım.
''Ben sadece rol yapmak istemiyorum Ali, sahiden mutlu olmak istiyorum artık.''
Güven kokan o muhteşem tebessümlerinden sergiledi.
''Söz veriyorum Deniz.''
Bu sefer dişlerimi saklamaya engel olamadım.
''Hadi o zaman. Kırk yılın başı okula gelmişim, derse geç girmeyelim bari.''
Dedim ve ayaklandım. O da havalı bir eda ile gözlüklerini taktık dan sonra kolunu bana uzatarak 'gir hadi' dercesine bir işaret yaptı. Kolumu geniş pazularına dolarken bir yandan da binaya yürümeye başladık.
Eğer ki mutlu olacağım diye kendime verdiğim bir söz var ise.
Bugün kesinlikle o gündü.
❖
Çizim defterime meraklı bakışlar atarken dudağımı büzdüm.
"Ali! Lütfen derse odaklanır mısın? Ben ve çizimlerim rahat kalmak istiyor!"
O 'ben çok yakışıklıyım.' gülüşü dudaklarında boy göstermeye çoktan başlamıştı cümlesine başlamadan.
"Peki bu ders ne işime yarayacak?"
Dedi beni gafil avlamak istercesine.
Biz hangi dersteydik ki?
Yine şu işletme zımbırtıların dan biridir işte.
Düşün Denizcim.
Gözlerim ilk okulda tahtanın kenarına ders ve öğretmen ismi yazan çocuklar gibi büyük tahtaya kaysa da monitör den yansıtılan yazılardan başka bir şeyin olmaması hüsrana uğratmıştı beni. Gözüme ilişen bir kaç kelimeyi birleştirdim kalemimi dişlerimin arasına sıkıştırırken.
"İşletme mekanımızı işletirken baret takmalı mıyız?"
Dedim aptalca bir ifade ile ve der demez 'bu mudur Deniz?' İfademi takınmıştım.
Daha yapıcı bir ders ismi bulamadın mı?
Baret ne ya?
İnşaat bölgesinde falan mıyız?
Ali dersi dinleyen insanlara saygılı olmak adına ağzını büyük elleri ile kapattı bir süre.
"Sen takabilirsin prenses ama ben fransız tipi şapkaları tercih ederim."
Alaycı ses tonu sinirlerimi bozmak yerine hoyrat bir kahkaha yükselmesine sebep oluyordu dudaklarımdan.
"Yaa Ali... üf tamam dersten banane,yani sonuçta beni ilgilendiren konu mekanda ne giymeliyim? Nasıl işletmeliyim? Değil."
Bakışlarımı tekrar defterime çevirdiğimde boşta kalan elim ile Ali'nin yumuşacık saçlarını karıştırdım.
Onunla bu kadar samimi olmayı sahiden çok özlemiştim.
Çizdiğim geniş paçalı kot pantolonu göstererek;
"Bence sahiden bunun üzerine fransız tipi şapka güzel olur."
Dedi ünlü bir modacı edasıyla. Kafamda bir model oluşturduktan sonra beğenmiş bir ifade ile başımı salladım.
"Seninle bir gün bir moda evi açmalıyız bence Özkan."
Tam bir şey diyecek iken dersin bittiğini gösteren uyarı ile derin bir nefes aldım. Defterimi çantama koyarken Ali hala bana bakıyordu,en sonunda pes ettim.
"Ya sen ne bakıyorsun bana?"
Dedim kocaman gülerek. O ise ceketini giydikten hemen sonra kolunu bana doladı ve kapıya ilerledik. İnsanlar hala beni gördüklerinde anlamsızca tripler de bulunuyordu ama sahiden bunu umursadığımı söyleyemezdim.
"Ali ben iki dakika lavaboya gideceğim."
Tam kızlar tuvaletinin karşısından geçerken 'sen git ben burada bekliyorum' içerikli bir hareket yaptı ve bende hiç üstelemeden ağır kapıyı itekledim. Aynanın karşısında makyaj tazeleyen kızların bakışları sanki anlaşmış gibi kısacık bir süre zarfında benim üzerimde toplanmıştı.
Sakin kal Deniz.
Bu kızlar kim ki?
İnatla bakışlarını üzerimden çekmezler iken sinirlerimi bozmadıklarını belli eden bir ifade yerleştirdim suratıma.
"Ne o kızlar üzerimdekileri çok mu beğendiniz? Hayır yani eğer öyleyse bloğumu takibe alabilirsiniz böyle haset dolu bakışlar atacağınıza."
Ve kibir dolu gülüşümü takınarak aynanın karşısına ilerledim. Hepsinin yüzünde 'oha' bazında bir ifade vardı ve kafaları önlerine düşmüştü.
'Kurt kocayınca itin köpeğin maskarası olur' derlerdi de inanmazdım.
Baksana şu aptalların triplerine,aklınca beni ezecekler.
Yer olmasına karşın 'uyuzluk değil mi?' mantelitesine dayanarak yanımda duran mavi saçlı kıza döndüm.
"Canım bilmem farkında mısın ama benimde işlerim var. Azcık kaysan diyorum."
Simsiyah gözleri kocaman açıldıktan sonra pirsingli dudağını kemirdi.
"Peki Denizcim. Görüşürüz."
Ve arkasından sürüsünü de götürerek tuvaletten çıktılar. Zafer kazanmış edası ile rujumu tazeledikten hemen sonra Ali'yi ağaç etmemek için dışarı çıktım. Ellerini göğsünde birleştirmiş etrafına bakıyordu.
"Geldim!"
Dedim heyecanla tekrar koluna girerken.
"Deniz bu akşam plan yapma benimlesin."
Kaşlarım istemsizce çatılırken merak çoktan içimi kemirmeye başlamıştı.
"Tamamdır ama önce biraz alışveriş yapmak gerekiyor."
Şaşkınlığını gizleme tenezzülünde bulunmadı bu sefer.
"Vay... Sen sahiden sahalara döndün ha?"
Omuzuna hafifçe vurdum ve şımarık bir kız edası ile dilimi çıkarttım.
"Kızların tuvaletten çıkışını görmedin mi?"
Ve üzerimizde olan onca bakışı umursamadan gülüşmeye başladık.
❖
Arabamı alışveriş yapacağım yerin yakınlarına park ettiğimde çantamı omzuma sıkı sıkıya kavrayarak yürümeye başladım. Bu sene kış çabuk çalmıştı kapımızı. Deri trenchcoatmının kemerini kavrayarak insan kalabalığının içine ilerledim. Ortamda ki bağırışmalar rahatsız etmek yerine huzurla dolduruyordu içimi.
"Her yerde alışveriş yapabileceğini söylemiştin. Bakalım ne kadar iddalısın?"
Sesi kulaklarıma mıhlanmış gibi taptaze iliklerimi dondururken burnumu dikleştirdim.
"Ben senin sandığından çok iddalıyım Baran."
Diye fısıldadım ve at kuyruğumdan sarkan saçımı sallaya sallaya pazarın içine girdim. Bir çok tezgahta kış gelmişti ve rengarenk kazaklar kucaklıyordu insanları. İlk hoşuma giden tezgahın önünde durduğum da yanımda duran kızı hafifçe itekleyerek yolumu açtım iyice. Elime gelen bir kaç kazağı farklı taraflara fırlatırken askıda duran mor kiloş etek tüm dikkatimi bir anda üzerine çekmişti.
"Bu ne kadar?"
Diye bağırdım tezgahtar adama.
"30 lira ablacım."
Hoşnutsuz bir ifade takındım.
"Abi bırak Allah aşkına onun geliri sana 5 liradır gelmiş 30 diyorsun. Bak 20 de anlaşalım iki tarafta karlı çıksın."
Bir kaç saniye düşündükten sonra tezgahın altından siyah poşeti çıkartarak eteği içine koydu.
Zafer benimdir!
Hiç bir esnaf Saygıner pazarlığının karşısında duramaz.
Cüzdanımdan parayı çıkarırken pazarlık için doğduğumu düşünmeye başlamıştım. İstediğimi aldığım için insan kalabalığının altında ezilmemek adına sıyrıldım ve diğer tezgahlara bakınmaya başladım.Birbirinden müşteri çalan tezgahtarlar, akşam yemeğinde ne yesem düşüncesi ile bakınanlar,sırf annesinin zoru ile poşet taşıyan oğlanlar...
Hepsi hayatın farklı bir tadını bırakıyordu damağımda.
"ÇETİN SOĞUKLARDA SİZ ÜŞÜMEYİN DİYE ŞAPKA VE ATIKLAR 5 LİRA! KAÇIRMAYIN HANIMLAR!"
Bir anlığına adamın boğazının yırtılacağından endişelensem de belki güzel model bulabilirim düşüncesi eşliğinde tezgahın başına dikildim. Herkes bir şeyler elliyor kararsız kalıp başka şeylere bakınmaya başlıyordu. Yine bir kaç insanı itekleyerek öne geçmeyi başardığımda tüylü krem şapka ile ilk görüşte bir aşk yaşadım. Kimsenin ona el sürmesine hacet vermeden kavradığımda atkısını da açlıkla bularak adama uzattım parasını. Sahiden güzel şeylere az para vermek hoşuma gitmeye başlamıştı. Ya da biri görür düşüncesi olmadan tek başıma gezmekte muhteşemdi.
Daha cebimde para olduğunu bilerek her tezgahı gezerken bir yandan da Ali'nin yanına gecikmemek için elimi hızlı tutmaya çalışıyordum, tabi ne kadar başarılı olabilirsem. Uzun bir gezinmeden sonra bileklerime ulaşan pazar poşetlerini arabanın bagaja yerleştirdim.
Yorulmak kelimesinin sözlükte ki anlam karşılığıydım şuan.
Canım çok çektiği için aldığım ayvayı bluzume silerek bagajı kapattım ve sürücü koltuğuna ilerledim. Abimin hep dediği gibi torpidomda kesici bir alet ve biber gazı bulundururdum. Son bir kez abime teşekkür ederek torpidoda ki çok amaçlı bıçağı çıkartarak ayvayı iki parçaya ayırdım. Sert ayva dışarıdan öylesine iştah açıcı görünüyordu ki kocaman bir ısırık aldım, kontak da ki anahtarı çevirmeden önce. Radyodan yükselen sakin şarkı eşliğinde sürmeye başladım eve.
Bir yandan da ayvamı yiyordum tabi!
Hazırlanmamın çokta uzun sürmeyeceğini de varsayarsam gaza ölümüne basmama gerek yoktu. Benim için sahiden canlı canlı gömülmekti trafik ve her gün aynı şeyi yaşıyordum. En sonunda eve geldiğim de çalışanların hiç birine ses etmeden poşetlerimi alarak odama çıktım. Yoldayken ne giyeceğimi planladığım için çok rahattım. Dolabımdan 'Deniz'in olmazsa olmazları' kısmına gelerek siyah taytımı çıkarttım ve üzerine de pazardan aldığım lacivert bol kazağı giymek üzere poşetten aldım. Bu aralar giyim konusunda çok pratikleştiğim için kendimi alkışlamak istiyordum. Giyinme işim tamamlandığında makyaj masama yerleştim ve çok makyajın hakim olmadığı yüzüme gündelik bir makyaj yaptım fakat giyeceğim ceketten yola çıkarak kıp kırmızı bir ruj sürdüm dudaklarıma. Şimdi dolgun dudaklarım tam anlamı ile 'öp beni ' çığlıkları atıyordu. Saçlarımı tokadan serbest bırakarak yağ ile yatıştırdım ve parfümümü sıktım.
Hazırdım.
Tam tamına 15 dakikada hazırlanmamın şerefi ile ceketimi alarak merdivenlere ilerledim. Giydiğim çok yüksek topuğa sahip olmayan bot ahşap merdivenler de tatlı bir tıkırtı yaratıyordu. Kalçalarım da biten kırmızı ceketimin düğmelerimi iyice bağladım ve önüme gelen saçlarımı seksi bir şekilde arkaya attım. Evin kapısını açtığımda karşımda duran görüntü nedense kalbimin ritminin sebepsizce değişmesine yol açmıştı. Ali; daha önce hiç de rastlamadığım bir manzara yaratmıştı, iri bedenini arabasına yaslamış meraklı bakışlarını kapıdan çekmeyen hali ile. Dudaklarımda can bulan tebessümü saklama gereksinimi duymadan ona yürüdüm. Beni gördüğünde gözleri bir anlık parlamış oldukça toy bir tavırla ellerini nereye koyacağını bilememişti. Rujumun lekesi çıkmaması için yanağına hafif bir öpücük bıraktım ve arabaya bindim.
"Ee nereye gidiyoruz bakalım?"
"Lunaparka."
"Sen ciddi misin? Ya Ali..."
Gözlerini kısarak kocaman gülümsedi.
"Yalnız senin bildiğin tarz bir lunapark değil prenses."
Bakışlarımı direkt ona çevirdim ama o ben yerine yola sabitlenmişti.
"Nasıl bir lunaparkmış?"
"Görene kadar çok soru sorma Deniz."
❖
Gözlerim yuvalarından çıkmak üzereyken Ali'nin büyük bir gururla takdim ettiği şey çarpıntıya yol açmıştı incecik bedenimde.
"Ben zaten yükseğe dayanamam Ali Bungee Jumping de neyin nesi?"
Kolunu omzuma attıktan hemen sonra beni iyice kendine çekti.
"Deniz Saygıner bir ipten atlamaya korkmaz herhalde."
Yüzümü buruşturdum.
Korkmaz mıydım sahiden?
Korkmazdım tabi.
Ben Deniz Saygınerdim!
"Ay tamam kabul."
Dedim bana uzattığı büyük ellerini kavradıktan sonra. Adamlar ile anlaşmış bir anda kendimi kemerlerin arasında buluvermiştim. İçinde olduğumuz asansör her saniye de yerden iyice yükselirken dudaklarımı kemirmeye engel olamıyordum.
Lanet olsun hemen gaza gelen cengaver ruhum!
"Ali ben yalnız atlayamam."
Beni güçlendirmek için aşağı bakan gözlerimi çenemden kavrayarak kendininkiler ile buluşturdu.
"İkimiz beraber atlarsak ölürüz biliyorsun değil mi?"
Asansör atlancak yere geldiğinde başımı telaşla iki yana salladım.
"Yok yani ben öyle intihar eder gibi atamam kendimi aşağı. Sen ittir beni."
Görevli adamlar benim heyecanlı halime içten içe gülerken onları takmamaya çalışarak sadece Ali'nin gözlerine bakıyordum.
-♫-
"Artık kendini ittirme vaktin geldi prenses."
Ve boşta kalan elimi tutarak dudaklarına götürdü. Dudaklarının yumuşaklığı elime değerken içimden bir ses atlamam gerektiğini söylüyordu. Adımlarımı ürkekçe asansörün en kenarına ilerlettim ve derin bir nefes aldım. Ali hala elimi bırakmamıştı,gülümsedim.
"Bu arada ben ittirmiyorum,haberin olsun."
Başımı aşağı yukarı sallayarak görevlinin son kontrollerini yapmasını bekledim. Adam her şeyin 'okey' olduğunu gösterdikten sonra gözlerimi yumarak kendimi geriye bıraktım. İlk anda bedenimi titreten adrenalin avazım çıktığı kadar bağırmaya yönlendirse de beni saniyeler sonra kalbimin ferahladığına tanık oldum.
Sanki böyle her şeye en başından başlamak mümkünmüş gibi...
Baran'ın kalem ile çizilmiş kadar kusursuz yüzü beynimin her hücresinin uğrak hatırasıyken bir anda yok olma ihtimali sarmaladı bedenimi. Şuan ne beni izleyenlerin tebrik sesleri ne de alkışları bana ulaşmıyordu. Kendimi ilk kez uçmaya başlamış bir kuş kadar ürkek ve mutlu hissediyordum.Ben mutluydum. Her şeye rağmen çok mutluydum ve bunu kimsenin bozmasına müsama göstermemeliydim.Dudaklarım memnunca iki yana kıvrılırken yolculuğumun sonuna gelmiş sallanmaya başlamıştım. Ağırlaşmış göz kapaklarım araladım. Herkes heyecanla bana bakıyordu, görevli beni kemerlerden kurtardıktan sonra,ķendimi dizginleyemediğim tap taze bir kahkaha can buldu dudaklarım da. Korkmuş dan çok huzurla dolmuş hissediyordum. Ali de hemen arkamdan atladığında gülmemi durdurmak imkansız gibiydi. Sanki dudağımdan yükselen her name,her tını beni zincirlerimden kurtarıyordu. Hava da sallanan Ali'ye elim ile 'ben iyiyim' işareti yaptım ve ellerimi kıyafetin ceplerine sıkıştırdım. İnsanlar gözlerinde 'tebrik' ışıltısı ile beni süzerken Ali yanıma gelene kadar gözümü ondan ayırmadım. Önce uzun saçlarını karıştırdı sonra da dudaklarına kızların hayran olacağı bir gülücük yerleştirdi.
"Bir an benden daha cesur olduğunu düşündüm."
Boşta kalan sağ koluna kocaman sarıldım.
"Ben zaten senden cesurum Alicim"
Gitmek üzere yola çıktığımızda burnuma dolan o iştah açıcı koku ile avını bulmuş bir kaplan misali etrafımda döndüm, görüş alanıma giren seyyar kokoreçci mutluluğuma mutluluk katarken Ali'nin yanağına kocaman bir öpücük bıraktım.
"Aliii! Kokoreç yesek mi?"
"Sen kokoreç yer misin ki?''
"Neyden yapıldığını düşünmediğim sürece tabi ki de yerim, hadi gel."
Ve ufak masaların kenarını çerçevelemiş taburelere yerleştik. Adama iki yarım kokoreç sipharişi verdikten sonra Ali'nin farklı bakışları içimde bir şeylerin uyanmasına sebep olmuştu. Gözlerini gözlerimden ayırmazken dudaklarını araladım.
"Sana şöyle bir bakınca neden aşık olduğumu bir kez daha anladım."
Ve masanın üzerinde duran elimi nazik bir tavır ile kavrayıp dudaklarını bastırdı. Saf bir masumiyet ile ona bakıyordum. Sanki kalbimden geçen her şey anında gözlerime yansıyor gibiydi.
"Bende."
Dedim. Aramızda ki büyülü anı bozan telefon sesi ikimizi de irkiltse de Ali cebinde ki telefona ulaşarak kulağına yerleştirdi. Telefonun yüksek sesinden dolayı karşıdakinin ne dediğini çok net bir şekilde anlıyordum.
"Ali,dostum! Mekanınızda ki parti efsane olacakmış,şimdiden sabırsızlanmaya başladık. İstanbul sizinle çalkalanacak adamım!"
Şaşkınlık ile Ali'nin suratına bakarken o da benimle aynı durumdaydı.
Ne partisinden bahsediyordu?
Ali bana söylememişti ama yüzüne bakılacak olursa o da bilmiyordu.
"Aynen kardeşim efsane olacak."
Dedi ve telefonu kapattı. Gözlerinde ki o mutluluk kaybolmuş yerini hoyrat bir sinire bırakmıştı.
"Baran..."
Diye tısladı telefonunu elinden bırakmazken ve tek bir kelime dahi etmeme izin vermeden tuşladığı numarayı aradı.
Yine mi Baran?
Neden rahat bırakmıyorsun bizi?
"Benim mekanımda benden habersiz parti mi düzenliyorsun kardeşim (!) Artık konuşmuyor olabiliriz ama hala ortağız Baran."
"Bence de öyleyiz. Maillerine bakarsan eğer toplantı haberimi görmüş olurdun. Tabi sen o sıralarda ağlamak ile meşguldun,doğru ya!"
Ali hiç bir şey demeden telefonu kapatmaya yeltenirken Baran son bir hatırlatma edası ile;
"Bu arada partiye davetlisin."
Cümlesinin sonunda şaşkınlıktan ağzımın açılmasına engel olamamıştım.
Baran ne zaman bu kadar soğuk olmuştu?
Yanımda ağlayan adam kardeşim dediği insana ne zamandan beri böyle hitap eder olmuştu?
Peki ya bu tavırları neye gebeydi?
Yeni bir oyuna mı?
Ali'nin yüzünden geçen her bir ifade farklı bir acı bırakıyordu kırılmayı ezberlemiş kalbimde. En yakınımın yüzünde ki kırgınlık sineye çekilebilir türden değildi.
"Ali! Boşversene. Baran eski Baran değil artık bunu görmüyor musun zaten?"
Elini benimmiş gibi kavrarken sakinlemesi için yanağına ufak bir kaç öpücük kondurdum.
"Sen olmadan o partiye gitmem Deniz."
"Saçmalama Ali,kendi partine mi gitmeyeceksin?"
Başını iki yana salladı.
"Hayır seninle beraber gideceğim. Bu çok farklı."
Gülümsememe engel olamadan kıkırdadım.
"O zaman gidip şu olay partiyi efsane haline getirelim."
Bu dediğim yüzünde hoşuna gitmiş gibi bir ifadeye sebep olurken önüme konan kokoreçe kaydı bakışlarım ve hemen ardından ellerimi birbirine sürttüm.
"Tabi önce şu bebekleri mideye indirelim."
❖
Sıra en sonunda bana geldiğinde beklememenin bana göre olmadığına bir kez daha karar vermiştim ama artık o süslü kahvecinin kremşantili kahveleri yerine kağıt bardakta sıcak Nescafeyi tercih etmeye başlamıştım.
"Ben iki tane kahve alayım."
Dedim yüzümde tatlı bir gülümseme eşliğinde. Çoğu kişi alışmıştı okula dönmeme ama sindiremeyenler hala mevcuttu.
Kim olduğunu söylememe gerek var mı?
Adam kahveleri bana verirken parayı uzattım ve Ali'nin yanına ilerledim. Elleri ceplerinde ağaca yaslanmış beni bekliyordu,her zaman ki gibi. İncecik bacaklarımı tamamen saran beyaz kotumun asaleti ile kıvırtmaya başladım. Elimde ki kahvelerin birini Ali'ye verdikten sonra omuzuma dokunan el ile kahveyi üzerime dökmek üzereydim.
"Deniz..."
Dedi eskiden duymaya alıştığım ses.
Yüzüme kararlı bir ifade yerleştirdikten sonra arkamı döndüm. Işıl ellerini ceketinin cebine yerleştirmiş gözleri değişik bir parıltı ile bezenmişti.
"Müsaitsen biraz konuşabilir miyiz?"
Kaşlarım istemsizce çatılırken başımı iki yana salladım ve Ali'den uzaklaşmaya başladık.
"Toparlayabildin mi?"
"Tabi ki de toparladım."
Eğer ki bir darbe daha alacaksam kesinlikle dimdik durmalıydım. Daha da mümkünmüş gibi omuzlarımı dikleştirdim ve yüzüme bir kalkan misali bir ifade yerleştirdim.
"Deniz sen haklıydın,çok düşündüm ve dediğin her şeyde haklıydın. Ben sahiden aptalım ve sen bir insanın sahip olacağı en dobra,muhteşem arkadaşsın. Ayla'ya uyduğum için özür dilerim,beni affedebilir misin?"
Duyduğum her kelime beynim de uğuldarken gözlerimin dolmasına engel olamamıştım.
Bu gerçek miydi?
"Her zaman."
Cümlemin noktası birbirine dolanan kollarımız olmuştu. Ali'den başka birinin yanımda olması sahiden tarifi imkansız bir huzur veriyordu bana.
"Hem saçımı kahverengiye boyatmayı düşünüyorum. Belki biraz olsun..."
Uzun sarı saçlarını karıştırdım ve kemikler ile bezenmiş beyaz yanağına kocaman bir öpücük bırakarak rujumun yanağında yer etmesini sağladım.
"Hayır! Böyle iyisin."
Işıl ile beraber Ali'nin yanına dönmek için arkaya yöneldiğimizde Ali'de Baran'ın yanından dönüyordu. Yüzü dün gece ki kadar sinirli ve nefret doluydu. Adımlarımı hızlandırdım.
"Ne dedi yine o sana?!"
Kaşlarını kaldırdı, işaret parmağı dudağına yaklaşırken.
"Senden uzak durmamı."
Pardon?
"O kim oluyormuşta böyle bir şey isteyebiliyormuş?"
''Onu sinir etmek için yaptığımızı, çok yapmacık olduğumuzu ve gram umurumda olmadığımızı söyledi. Bir de senden uzak durmamı sağlayacak bir kaç cümle.''
Kendim de yeterli gücü bulsam inan ki Baran'ın karşısında dimdik durabilirdim,ama bunun için daha zaman vardı.
Her şey için olduğu gibi.
Anın gerginliği tüm hücrelerimi sarsmaya başlamadan bir dur deme zamanımın geldiğini iliklerime kadar hissediyordum. Ali'nin geniş omuzlarına yerleştirdim elimi.
"Ali ne dersin,mekanın hazırlıklarına bakmaya gidelim mi?"
❖
Dersler biter bitmez arabaya atlamış ve mekanın yolunu tutmuştuk. Birileri bizi her ne kadar ekarte etmiş gibi görünse de bizim de oyunda olduğumuzu bilmek zorundalardı. Bir kaç tahminim vardı zaten karşılaşacağımız manzara ile ilgili ama gerçeği kurmacasın dan bin kat daha mide bulandırıcıydı. Şimdi Ezgi elinde kağıtlar sanki biz orada yokmuşuz gibi dolanıyordu.
"Ya Baran bak ben derim ki masaların altlarını ışıklandıralım,hatta ve hatta belki ufak süsler bile koyabiliriz."
Ah sarışın ah!
Senin yüzünden mekan batacak.
O nasıl bir seçimdir ya?
Baran gayet bir profesyonel gibi Ali'ye döndü elinde ki kağıtları göstererek. Geldiğimden beri yokmuşum gibi davranıyor,gözleri bir saniye bile beni bulmuyordu ama içinde ki o kıskanç çocuğun bakışları her 5 dakikada bir Ali ile kenetlenmiş ellerimize değiyordu.
Senin deyişinle Ali'den uzaklaşacağımı falan mı düşündün Güral?
Pardon hangi kameraya el sallıyorduk?
Büyük bir dinginlik ile dudaklarını araladı.
"Hangisinin daha çok ilgi çekeceği konusunda kararsızım. Bir kostüm partisi mi yoksa normal 'formal' bir parti mi?"
Bu benim konumdu!
"Kostüm tabi ki de. İnsanlar elbiselerini giyip her zaman bir mekana gidebilir ama kostüm partileri bin yılda bir olur resmen. Ve ayrıca da bazılarına çok yakışacak kostümler biliyorum. O şekilde kendilerini daha doğru tanıtırlar dışarıdakilere. Mesela bazıları hain Kaptan Jack Sparrow olur, bazılarımız da kara kedi kostümü falan giyer. Fena fikir mi?"
Bir an gözleri sinirden parlasa da başını iki yana salladı. Geldiğimiz den beri gözleri ilk kez bana kitlenmişti ve değişik bir rahatsızlık veriyordu mavilikleri.
"Ay evet kostüm olsun!"
Dedi balkanların en ama en cırtlak sesli aptal sarışını. Ali'nin şuan güçlü kalmaya çalıştığını ellerimi sıkan ellerinden anlıyordum. Aşığım dediği kız karşısındaydı ve hiç bir şey olmamış gibi Baran'a sırnaşıyordu.
Aralarında bir şey olma ihtimali yüzde kaçtı?
Tamam Deniz şuan bunu düşünme sırası kesinlikle değil.
Uzun bir konuşmanın ardından kostüm partisin de karar kılmıştık. Ali ve kendime içecek bir şeyler ayarlamak için kalkmıştım masadan. Bu mekanı neredeyse evimden daha iyi biliyordum çünkü yapım aşamasında hep Baran'ın yanında olmuştum. Boğazıma düğümlenen aptal yumruyu göndermeye çalışırken içki şişesini açarak iki bardak yerleştirdim tezgahın üzerine. 'Onla mı şunla mı?' furyası içinde gidip gelirken burnuma ulaşan koku olduğum yere mıhlanmamı sağlamıştı.
Yutkundum.
Tanıdık nefesler kulağımı okşamaya başlamıştı bir anda.
Baran...
Diye geçirdim içimden anı biraz olsun somutlaştırmak adına. Büyük elleri bir anda belimde buluştuğunda ne olduğunu anlamak o kadar zordu ki!
Nefes al Deniz!
Nefesi boynuma çarparken bana yaklaştırdığı iri bedeni korkunun yanında aptal bir haz bırakıyordu damağımda.
Dudaklarını yavaşça kulağıma sürttü.
"Bazılarımız da kırbaçlı rahibe kostümü giymeli."