"Naz seni aradığında ne dedi?" diye sordu, karşımda duran polis memuru.
"Ona yardım etmemi, onu kurtarmamı söyledi. Telefonda çığlık atıyor ve ağlıyordu." Diye cevap verdiğimde tekrar sordu.
"İntihar eden biri niçin sizden yardım istemiş olabilir ki?"
"İnanın bilmiyorum. Bende neden yardım istediğini öğrenmek için evlerine gittim fakat taşınmışlar."
"Peki neden en son sizi aramış olabilir?"
"Ya, ben hiçbir şey bilmiyorum. Dediğim gibi biz onunla sadece sınıf arkadaşıydık" Son kelimeyi bastıra bastıra söylemiştim. Aynı soruları cevaplamaktan bu gergin ve ciddi ortamdan çok sıkılmış ve korkmuştum. Bu nedenle devam ettim.
"Aynı soruları daha kaç kere cevaplamam gerekiyor?"
Karşımda duran polis memuru da farkındaydı durumun sıkıcılığının. İçi bilinmezliklerle dolu bir sürü soru vardı ve benim cevaplarım hiçbir işe yaramıyordu.
"Peki öyleyse son bir soru" deyip devam etti. "Naz'ın telefonunda 'herşeyim' diye kayıtlıymışsın"
Dediğinde sözünü keserek, "Evet bunu biliyorum, söylediniz" dedim. Ben sustuğumda polis memuru devam etti.
"Kendisinde bildiğiniz herhangi bir eş cinsel eğilimi var mıydı?"
"Hayır, yani sanırım yoktu. Çünkü Naz'ın ben bildim bileli bir erkek arkadaşı var ve bunu sizde biliyorsunuz." diyerek soruya cevap verdim.
Karşımda duran beklide mesleğinin gereği sert bakışlı adam sesini yumuşatmaya çalışarak "Teşekkürler Begüm hanım." dediğinde gözlerimi gözlerine sabitleyerek, umut dolu bir sesle "Bitti mi?" diye sordum.
"Elbette bitti" dedi birazda gülümseyerek ekledi "Gidebilirsiniz."
Oturduğum sandalyeden kalkmak için ayağa doğrulduğumda adama bir soruda ben sordum."Şimdi ne olacak?"
" Pek bir şey olacakmış gibi görünmüyor. İntiharda şüpheli durumlar olduğundan dolayı ceset otopsiye gönderilecektir, herhangi bir durumla karşılaşılmazsa dosya kapanacaktır." Dedi.
O cümlesini bitirdiğinde bende sorgu odasının o pis atmosferinden kurtulmak için ilk adımlarımı kapıya doğru attım. Bahçeye çıktığımda bankta oturmuş beni bekleyen babama doğru ilerledim. Uzun süredir beni bekleyen babamın yanına geldiğimde, sanki benim gelmem, gözlüyormuş gibi benimle eş zamanlı yanımıza genç bir çocuk geldi. 20-21 yaşlarında uzun boylu bir çocuktu yüzüme bakarak " Ben Naz'ın erkek arkadaşıyım seninle biraz konuşabilir miyiz?" dedi. Sesinin güçsüzlüğü her halinden belliydi. Babam yanımda olduğundan çok detaya inmek istemedim 'Ne hakkında konuşacağız?' demek yerine kafa sallayarak ona cevap verdim. Cevabı aldığından ileriki banka doğru yürümeye başlayınca izin almak için babamın gözlerinin içine baktım tepkisiz duruyordu bu sanırım 'git' demekti. Bende ileride yürüyen çocuğun peşine düştüm. Az ileride duran boş banka oturduğumuzda. Yüzünü yere sabitlemiş yüzüme bakmadan "Naz neden seni aradı?" diye sordu.
Bir hırsla "Cidden bu sorulardan sıkıldım daha kaç kişiye söylemem gerekiyor bilmiyorum" deyince kafasını yerden kaldırdı ve gözlerimin içine baktı. Çok sevdiği birini kaybetmiş görüntüsünü rahat bir şekilde taşıyordu. Saçları dağınık ve terli, gözeri ağlamaktan, uykusuzluktan kıpkırmızı, göz altları şiş, sanki konuşmak canını yakıyormuş gibi ara ara duraksayıp derin nefesler alıyor yüzünü buruşturuyordu, etrafa boş ve uzun bakıyordu.
Bu haline içim sızlasa da, üzülsem de ona yardım edecek yada onu teselli edecek ne bir samimiyetim vardı nede halim.
"Bana yardım etmeni istiyorum Begüm" dedi gözlerini gözlerimden ayırmadan.
"Ne konuda?" diyerek karşılık verdim.
Oturduğumuz bankta bana doğru dönerek açıklama yapmaya başladı.
"Bak, sence de Naz'ın ölümü bir intihara göre tuhaf değil mi ? Bu bir intihar değil buna eminim bur işin içinde başka bir iş var. Ne olur bana yardım et"
O bunları söylerken ben kafamı yere eğmiş ayakkabılarıma bakıyordum. Neden bilmiyorum ama bu çocukla göz teması kurmak istemiyordum belki de ona yardım edemeyeceğimden dolayı vereceğim cevapların hiçbir işe yaramayacağını bildiğimden dolayı kendimi suçlu hissediyorum. Bu nedenle kafamı kaldırmadan
"Ben" dedim ve biraz durduktan sonra devam etim "Ben bilmiyorum"
"Lütfen bana yardımcı ol bunu ancak senle yapabiliriz. Görmüyor musun? Bir tuhaflık var en son seni araması, telefonuna 'her şeyim' diye kaydetmesi, yardım istedikten sonra intihar etmesi, her şey çok tuhaf ve sende bu işin içinde bir yerlerdesin nerede olduğunu bulmalıyız bana yardım edecek misin?"
Bunları söylerken sesi titremişti .
Kafamı kaldırıp, gözlerine baktım sadece göz kapaklarımı kırptım ve hafifçe gülümsedim.
Oda hafifçe tebessüm etti ve elini uzattı "Ben Enis''
Uzattığı elini sıkarak ''memnun oldum'' dedim
Kafamı arkaya doğru çevirdiğimde babam pür dikkat bize bakıyordu. Bunu fark ettiğimden dolayı biraz rahatsız olmuştum ve bir an önce gitmek istedim.
Benim gitmem gerek diyerek oturduğum banktan kalktım. Benimle birlikte Enis'te kalktı ve ''Telefon numaramı almadın, bak lütfen herhangi bir durumda beni ara.'' Telefonumu çıkardıktan sonra kaydetmemi bekledi.
Numara alıp verme işi de hal olduktan sonra birbirimize gülümsemelerimizi atarak uzaklaştık. Muhtemelen aramaya ihtiyacım olmayacak bir numaraydı. 'Herhangi bir gelişme nedir yahu?' Ne gibi bir gelişme olabilir ki? gibi düşüncelerle babamın yanına gittim ve birlikte evimize doğru yola koyulduk.
Yorgun argın eve dönmüştük. Eve dönüşümüzün ardından, sabahı akşam edene kadar bir sürü saçma düşünceler ve soru uydurmuştum kafamda. El ayak çekilince, gece iyiden iyiye kendini gösterince babamla ben uyumak için odalarımıza çekildik. Tüm ışıklar sönmüştü. Evimizin ve şehrimizin. Ben zaten ışıkta uyuyamazdım. Evimizin ve şehrimizin ben zaten ışıkta uyuyamazdım. Odanın ışığını kapatıp yatağıma yürüdüm. Çarşafı kaldırıp yatağıma iyice kuruldum, olanları düşünüyordum. Naz'ın esrarengiz ölümünü, en son beni aramasını, Naz'ın telefonunda 'Her şeyim' diye kayıtlı olmamın tuhaflığı ve daha cevaplayamadığım bir sürü sorular gelip geçerken aklımdan, birden yavaşça odamın kapısının kulpu çevrildi ve kapı hafif bir gıcırtıyla açıldı. Karanlıktı kim olduğunu göremiyordum pür dikkat baktım oraya ama hiçbir şey göremiyordum. Ayak sesleri git gide yaklaşıyordu, kanım çekilmişti korkudan sadece karşıma bakıyordum. Orada biri vardı ve bana doğru geliyordu yavaşça, hissettim sıcaklığını yüzüme doğru eğdi kafasını. Karanlıktı göremiyordum ama buradaydı yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı... Kulağıma değdi nefesi hissettim sıcaklığını. Kulağıma"Beni neden kurtarmadın Begüm, beni niçin kurtarmadın Begüm" diye fısıldadı. Hareket edemiyordum korkudan kas katı kesilmiştim. Birden bağırmaya başladı " Beni neden kurtarmadın Begüm" bağırıyordu susmuyordu...
Ben korkudan hareket dahi edemiyordum ki sesler durdu. Ve o yavaşça parmağını omzuma dokundurdu. Hafifçe omzumdan boynuma doğru ilerledi parmağı. Boynumda belirli bir noktada durdu işaret parmağı ve o noktaya baskı uygulamaya başladı. Canım yanmıyordu veya korkudan herhangi bir acı hissetmiyordum ama o buradaydı. Dokunuşu, sıcaklığı, sesi.
Boynuma bastırdığı işaret parmağını da yavaşça tenimden ayırdı. Biraz geri çekildi ve kapıya doğru ilerlemeye başladı.
Aralık olan kapıdan dışarı çıktı...
Korku bütün bedenimi sarmıştı, odamın zifiri karanlığında yatağıma gömülmüş, serçe parmağımı dahi hareket ettiremezken, babama seslenmek istedim ama yapamadım. Korku beynimi tamamen durdurmuş, sadece deli gibi kalbimi çalıştırıyordu. Belkide dakikalarca o şekilde hareketsizce durdum.
Sol ayağım çarşafın dışında kalıyordu. Sanki çarşafın dışında kalan sol ayağıma zarar vereceklermiş gibi hissettiğimden onu çarşafın içine çektim. Belkide dakikalar sonra ilk hareketim bu olmuştu. Yavaşça korkunun vücuduma bıraktığı uyuşukluk hissi kayboluyordu, yavaşça yatağımdan indim.
Işığı açtım ve etrafıma baktım kimse yoktu saat 2 sularıydı, hızla yastığın altında duran telefonumu alıp Enis'i aradım.
Ona başımdan geçenleri anlatmak istedim. Korku ve heyecandan konuşmakta zorlanıyordum bunu fark etmiş olacak ki şuan rahatlamam gerektiğini, yarın buluşarak yüz yüze her şeyi anlatabileceğimi şimdi sakinleşip tekrar uyumaya çalışmamı söyledi.
Haklıydı şuan yapacak bir şey yoktu ve bunun rüya olmadığına her şeyin gerçek olduğuna emindim.