MEFTUN

By smoke_happyhappy

1.6K 720 135

Hem öldürmek isterken, hemde yaşatmak istenir miydi? Yaşadıkları ölüm ve yaşam senfonisine 'AŞK' dahil olursa... More

1.BÖLÜM - YABANCI ŞEHİR
2.BÖLÜM - YENİ HAYAT
4. BÖLÜM - OKYANUS
5.BÖLÜM - TEHLİKE
6.BÖLÜM - ÇARESİZLİK
7. BÖLÜM - EZEL
8.BÖLÜM - TUTSAK
9. BÖLÜM - KAN KOKUSU
10.BÖLÜM - SARIŞIN

3.BÖLÜM - KAYBOLMUŞ RUHLAR

216 105 18
By smoke_happyhappy

3.BÖLÜM: KAYBOLMUŞ RUHLAR

Bölüm Şarkısı: Thirty Seconds To Mars - Closer To To Edge

Alarmın çalmasıyla gözlerimi araladım. Ama nedense yataktan kalkacak gücü kendimde bulamadım. Telefona gelen mesaj sesiyle yattığım yerde doğruldum. mesaj babamdandı.

Gönderen: Babam Bugün seni okula bırakmak isterdim ama benden uzakta olduğun için pek mümkün değil. Yeni okulun ve yeni okul yılın umarım iyi geçer kızım. Seni Seviyorum.

Ah! Hadi ama arayabilirdin. O kadar da zor değil baba.

Gönderilen: Babam Teşekkür ederim baba.

Biraz daha yatakta kalırsam uyuyacağımı bildiğim için kalktım ve banyoya gittim. Elimi yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım. Asıl eziyet Deniz'i uyandırmaktı. Odaya girdiğimde Deniz'i göremedim. Banyoda da yoktu. Biraz paranoyakça olabilir ama artık her sevdiğim insanın başına bir şey gelecekmiş gibi hissediyordum. Sanki yine o kötü günler yaşanacak ve güzel şeylerden uzak kalacakmışım gibi geliyordu. Düşüncesi bile beni korkutuyordu. Bir daha sevdiğim insanın başına bir şey gelirse kaldıramayacağımı biliyordum. Hele ki bu sevdiğim insan Deniz ise. Hızla asağıya indiğimde mutfaktan seslerin geldiğini duydum. Yavaşça kafamı mutfağa uzattığımda şaşkınlıkla gözlerimi araladım. Bizim. Deniz. şu. sarışın. olan. kahvaltı. hazırlamış. İnanılır gibi değil!

"Deniz iyi misin?"

" Evet niye iyi olmayayım ki?" " Kahvaltı hazırlamışsın!"

"Aynen öyle ve sende hala giyinmemişsin. Hadi çabuk ol!"

Hızla odama çıktım ve okul formamı giymeye başladım. Okulun ilk günü formayla gitmek akıl işi miydi? Dün akşam Cüneyt okulun bu konu hakkında hassas olduğunu söyleyip kesinlikle formaları giymemizi rica etmişti. Formalar tam bir faciaydı. Açıkçası Deniz'e hak verdim. Kırmızı, siyah kareli ve üstüne üstlük pileli bir etek, beyaz gömlek, lacivert kravat. Dün gece saçlarımı örüp yattığım için şimdi uğraşmama gerek yoktu; zaten kıvır kıvır olmuşlardı. İnce bir eyeliner ve maskarayla işim bitmişti. spor ayakkabılarımı giyip aşağıya indim. Deniz telefonuyla uğraşırken benim geldiğimi anlayıp baştan aşağıya süzdü.

" Vay, kızılların kraliçesi olmuşuz bakıyorum."

" Vay, aptal sarışın moduna geçmişiz bakıyorum." Pek iştahım yoktu ve yemezsem midemin bulanacağını adım gibi biliyordum. Kendimi bildim bileli hassas bir mideye sahiptim. Aslında okul zamanları kahvaltıda sadece kahveyi tercih ederdim. Ama Deniz belki de hayatında ilk defa kahvaltı hazırlamıştı ve ben Irmak ÖZGÜLER bu tarihi olaya tanıklık etmiştim. Hem hazırladığım kahvaltıyı yemezsem, Deniz kahvaltı yerine benim başımın etini yerdi. Boş boş kahvaltılıklara bakarken hiçbir şekilde yiyemeyeceğimi anladım.

" Irmak, canın istemiyorsa yeme. Hem geç kalacağız."

" İyi madem, masayı toplayıp çıkalım." Masayı topladıktan sonra son kez aynaya bakıp çantamı elime aldım. Tam çıkacakken kapı çaldı. Kapıyı açtığımda Cüneyt ve yanındaki kızla karşılaştım.

" Günaydın Irmak."

" Günaydın."

" Sevgilim bak işte yeni komşularımız, gerçi Deniz yok ama. Bu güzel kız da benim sevgilim Öykü."

Bu görüntü karşısında kusabiliyor muyduk? Zira böyle sevgi sözcükleri midemi bulandırıyordu. Sevimsiz bir şekilde gülümseyerek elimi uzattım. Öykü de samimi olmayan tavırla bu hareketime hoşgeldin dedi. Tamam belki insan sarrafı değildim ama bu kızda iyi şeyler hissetmemiştim.

" Ben hazırıııım!" diye neşeyle şakıyan Deniz'e döndüm. Kapıya yaklaştığında ise Cüneyt'in sevgilisini gördüğünden mi bilmem ama neşesinden eser kalmamıştı. Cüneyt'e dönüp sahte gülümsemesini suratına yerleştirdi.

" Günaydın Cüneyt."

" Günaydın Deniz. Sizi tanıştırayım. Sevgilim Öykü. Hayatım bu da Deniz." Öykü bir şeyler sezmiş olacak ki Deniz'i baştan aşağıya süzdü. Bu hareketi kaşlarımı çatmama neden olurken, Deniz bu hareketi karşısında Öykü'ye ters bir bakış attı. " Memnun oldum Denizciğim." Saçmalamayın lütfen. Ne memnun olması? Deniz Öykü'nün elini havada bırakıp "Çantamı alıp geliyorum. Geç kalacağız." derken Cüneyt'in bozulduğunu gördüm. Gerçi pekte umrumda değildi. Evden çıktığımızda taksi evin önünde bekliyordu. Cüneyt ön koltuğa geçerken, bizde -mecburen- arka koltuğa yerleştik. Yarım saatlik yolculuk boyunca ortamdaki gerginliği bozmak için Cüneyt bir şeyler saçmalasa da başarısız olmuştu. Taksi durduğunda hemen elimi çantama atmıştım ki Cüneyt, "Irmak saçmalama istersen" deyip ücreti ödemişti. Okula girdiğimiz an sanki ' Müdürünüzden hamileyim ' diye bağırmış gibi herkes bize bakmaya başlamıştı. Rahatsız olsam da tepkisiz kalmaya devam ettim. Cüneyt tam bir şey söylemek için ağzını açmıştı ki, Öykü daha önce davrandı.

" Aşkım bu kadar bakıcılık yeter. Gerisini halledebilirler." Bakıcılık mı? Lütfen kıskandı mı bu şimdi?

" Evet Cüneyt bu kadar bakıcılık yeter bence. Zaten birisiyle ilgileniyorsun bir de biz yük olmayalım. Sevgili, sevgili davransan iyi olur baksana sana yapışmadan yürüyemiyor. Artık kendi ayakları üstünde durmayı öğrenmeli." Deniz'in söylediklerine kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum. " Pekala kızlar, o halde görüşürüz." Deniz bakışlarını kaçırırken, ben sadece kafamı sallamakla yetinmiştim. Cüneyt ve Öykü yanımızdan hızlı adımlarla uzaklaştılar.

" Bu kızdan hiç hoşlanmadım. Resmen sevgilisini kıskandı."

" Keşke ne kadar küçük göründüğünü anlayabilse. Neyse hadi müdürün odasını bulmamız lazım." Okulun içine girdiğimizde devlet okulundan pek bir farkı olmadığı apaçık ortadaydı. Neredeyse okulda üç tur attıktan sonra niyahet müdürün odasını bulmuştuk. Kapıyı tıklatıp açtığımda elini ' içeriye gelin' dercesine sallamıştı. Beş dakika boyunca telefonu kapatmasını bekledik. Müdür hafif kır saçlı ve esmer bir erkekti. En fazla kırk beş gösteriyordu. Ortalama bir müdüre göre oldukça yakışıklıydı.

" Evet çocuklar ne vardı?"

" Hocam biz okula yeni geldik. Sınıfımızı bilmiyoruz."

" Adlarınız ne?"

" Deniz Baylan ve Irmak Özgüler."

" 11/B"

" Teşekkürler hocam." diyerek odadan çıktık. Ağır ve dikkatli adımlarla sınıfı bulmaya çalışırken koridorda kimse yoktu. Sonunda sınıfın önüne geldiğimizde derin bir nefes aldım. Deniz' ben buradayım ' der gibi elimi tuttu.

" Her şey çok güzel olacak Irmak."

" Umarım öyle olur sarışın." Kapıyı çaldım ve gir komutunu beklemeden içeriye girdim. Sınıftaki hoca da dahil bütün öğrenciler bize odaklanmıştı. Deniz sessizliği bozup konuştu,

" Hocam biz yeni geldik de sınıfımız burasıymış."

" Peki, geçin bakalım boş bir yere."

Kimseye bakmamaya özen göstererek cam kenarındaki boş sıralardan birine oturdum. Hoca oturduğu yerden kalkarak tahtanın önüne geçti.

" Evet çocuklar, madem bu sene aramıza yeni arkadaşlar katıldı onları tanıyalım bakalım." Bizden önce birkaç kişi kalkarak kendini tanıttı. Sıra bana ve Deniz'e gelmişti.

" Deniz Baylan, 17 yaşındayım. İzmir'den geliyorum."

" En sevdiğin ders ne Denizciğim?" Niye o dersin öğretmeni mi olacaktı sanki?

" Mmm, Edebiyat."

" Ooo ne güzel. Arkadaşın kalksın bakalım." Sessizci küfür ederek ayağa kalktım.

" Irmak Özgüler, 17 yaşındayım. İzmir'den geliyorum."

" Peki senin en sevdiğin ders ne Irmak?"

" Matematik." Derin bir oh çekerek yerime oturdum. Sınıfa göz gezdirdiğimde herkes meşguldü. Bazıları kahkaha atarken, bazıları hararetli bir şekilde bir şeyler anlatıyordu. Tam Deniz'e dönüp ağzımı açacakken mavi gözler donup kalmamı sağladı. Bir... İki... Üç... Dört... Anında gözlerimi çevirdim. Nedense tanımadığım bir insanın gözlerine dört saniyeden daha fazla bakamıyordum. Teneffüs zili çaldığında arkamdan birisi dürttü. Bu kişinin Cüneyt olmasını tabii ki beklemiyordum.

" Kızlar aynı sınıfa düşmüşüz ya" diyerek yüzündeki gülümsemeyi genişletti. Yanındaki çocukla göz göze geldiğimizde samimi bir şekildi gülümsedi.

" Cüneyt bizi tanıştırmayacak mısın?"

" Kusura bakma kanka. Kızlar bu Burak."

" Memnun oldum kızlar."

" Bizde." İlerleyen derslerde dördümüzde muhabbet etmiştik. Gerçi ben sadece dinlemiş ve arada yorum yapmıştım. Burak ve Cüneyt gerçekten iyilerdi. Yani arkadaş anlamında iyi ilişkilerimiz olacak gibi duruyordu. Deniz'de Cüneyt'le sadece arkadaş olabileceğini anlamış, soğuk tavrını bir kenara bırakmıştı.

Son ders zili çaldığında sınıf ayaklandı ve kargaşayla sınıftan çıktılar. Bende yavaş hareketlerle ayağa kalktım ve Deniz'le sınıfın çıkışına doğru yürüdük. Koridorda tek tük öğrenciler vardı. Tam merdivenlerden inecekken birinin kolumu tutmasıyla olduğum yerde kaldım. Kafamı elin sahibine çevirdiğimde sınıftaki çocuk olduğunu gördüm. Anında şaşkın ruh halinden çıkarak boş gözlerle ve dümdüz bir şekilde ona baktım.

" Bir sorun mu var?"

" Sen Erhan Özgüler'in kızı mısın?" yönelttiği soru karşılarımı çattırmıştı.

" Evet."

" Demek öyle. Tamam." Yüzündeki ifadeye anlam yüklemem gerekiyor muydu? Eğer öyle bir zorunluluğum varsa içimden hiçte iyi şeyler gelmiyordu. Kolumu bıraktığında hiçbir şey demeden Deniz'i çekerek yürümeye başladım. Neydi bu şimdi?

" O çocuğu tanıyor musun?"

" Hayır, ilk defa gördüm."

" O seni tanıyor anlaşılan."

" Öyle gözüküyor." Taksi durağına yürümeye başladığımızda saat beşe geliyordu. Etrafta okulun öğrencileri vardı. Cüneyt bizi gördüğünde yanımıza gelmek için harekete geçmişti ki Öykü kolundan tutarak geriye çekti. Deniz'li birbirimize bakakaldığımzda Burak'ın sesini duydum.

" Kızlar naber?"

" İyidir senden?"

" İyi bende. Bir şeyler yapmaya gidiyoruz gelsenize."

" Kim kim?" " Ben, Cüneyt, Öykü ve arkadaşları."

" Teşekkürler, Burak ama başka zaman"

" Peki teklif var ısrar yok. Görüşürüz kızlar."

" Görüşürüz." Öykü'yü sevmemiştim. Hem de hiç. Sevmediğim insanla aynı ortamda bulunacak değildim.

-

Nihayet eve girdiğimizde yorgunlukla kendimi koltuğa attım. Ciddi anlamda yorucu bir gün olmuştu. Farkındayım at koşturmamıştık ama gün içerisinde ilk defa Deniz haricinde başkalarıyla iletişim kurmuştum. Oturduğum koltukta biraz daha rahat bir pozisyon alarak yayıldım. Yeni okul, yeni şehir, yeni insanlar derken ne çok yıpranmıştım. Ancak hiç kimse yaşadıklarından ve geçmişinden kaçamıyordu. Benim yaşadıklarım benden kilometrelerce uzaktaydı; ama hala onları ensemdeki sıcak bir nefes gibi hissediyordum. O acı hala aynı yerde ve aynı şiddetle duruyordu, benimleydi ve ben buna alışana kadar da peşimi bırakacak gibi değildi. Kim alışırdı ki ölüme? Kim benimserdi? Bunu şimdiye kadar kim yapmışta ben yapacaktım? Umutlanmak için umutlanır mıydı insan? Ben şuan tam bunu yapıyordum. Yeniden yaşamak için yeniden umutlanmak gerekirdi. Yeniden yaşamak için yeni bir amaç gerekirdi. Şuan amaçsız bir insandım. Şuan bulutsuz bir gökyüzüydüm. Şuan kelimesiz bir kitaptım. Ve şuan annesiz bir çocuktum. Sadece ufak bir dileğim vardı; umut.

- DENİZ'İN AĞZINDAN

Irmak'ın koltukta uyuduğunu görünce daha sessiz hareketlerle mutfağa gitmeye karar vermiştim. Kızıl uyuduğuna göre yemek işi bana kalmıştı. Ama bir sorun vardı. Ben yemek yapmayı bilmiyordum. Irmak çok güzel yemek yapardı. Tıpkı Zeynep teyze gibi. Irmak yaptığı yemeklerin çoğunu Zeynep teyzeden yani annesinden öğrenmişti. Bunları düşünürken bir yandan da pizzacıyı arayıp sipariş

vermeye başladım. Yarım saat içinde siparişler gelirken bende ödemeyi yapıp Irmak'ı uyandırmak için salona geçtim.

" Irmak hadi kalk yemek ye." ses yok.

" Irmak uyansana." yine ses yok.

" Irmaaak". " Kulağımın dibinde bağırma."

" Uyan o zaman sende. Hadi siparişler geldi. Üstünü değiştirde gel." Bugün okulda hiç beklemediğim bir davranış sergilemişti. Normalde oldukça soğuk tavrından asla taviz vermez ve kimseyle kolay kolay konuşmazdı. Ama benim dışımda Cüneyt ve Burak'la diyalog kurmuştu. Bu oldukça iyi bir şeydi. Her ne kadar kıskansam da hoşuma gitmişti.

" Ne düşünüyorsun yine?"

" Okuldaki ilk günü."

" Doğru düzgün bir şey düşünseydin şaşardım zaten."

" Laf sokmadan dursan şaşardım zaten. Neyse onu bunu bırakta, Cüneyt ve Burak iyi çocuklar değil mi? Hem sende iyi anlaştın sanki."

" Öyleler."

" Açıkçası senden öyle bir hareket beklemiyordum."

" Neden?"

" Yani yeri geldiğinde bazen bana öyle cevaplar veriyorsun ki konuşacak neyim varsa hepsini yutuyorum. Ama ilk günden iyi bir iletişim kurdun. Yabancı insanlarla."

" Buraya neden geldiğimizi unutma Deniz. Yeni bir başlangıç, yeni arkadaşlar demek. Hem ben sana gayet normal cevap veriyorum. Eğer başkasına öyle davranırsam bil ki zorunluluk hissettiğim için. Kendimi senin yanında kendim gibi hissediyorum sarışın bunu sakın aklından çıkarma. Sen benim gerçek ve tek dostumsun." Bunları Irmak'tan duymak gerçekten beni mutlu etmişti. Mutluluğumu gizlememek için gülümsedim. Çünkü Irmak herşeyin en iyisini hakediyordu.

" Sende benim gerçek ve tek dostumsun Irmak. Ayrıca kıskanmamı gerektirecek bir durum yok ortada."

" Bunu düşünmen hata."

" Peki o zaman."

" Ben yatayım artık, yorgunum. İyi geceler."

" İyi geceler."

Bir sene öncesine kadar her şey o kadar kolaydı ki. Dünyaya, yaşadığımız hayat bize toz pembe geliyordu. Ama ne yazık ki hayat acımasızlığını bizi

m üzerimizde sergilemişti. Irmak ve annesinin anasında hep kıskandığım bir ilişki vardı. Hiçbir zaman birbirlerinden bir şey saklamaz ve her şeyi birlikte hallederlerdi. Biz annemle hiçbir zaman böyle olmamıştık. Adam akıllı dertlerimi paylaşamamış, okulumdaki hoşlandığım çocuğu anlatamamıştım. Neden? Çünkü şirket aksatılmaya ve boşlamaya gelmezdi. Neden? Çünkü daha çok para kazanmalıydık. Neden? Çünkü kızı fazla önemli değildi. Nasıl olsa evde bakıcıları vardı. Tabii Zeynep teyzenin vefatıyla bu az da olsa son bulmuştu. Annem bir şeylerin farkına varmış, benimle daha çok vakit geçirmeye başlamıştı. Ama Irmak o kadar şanslı değildi. Annesinin ölüm haberini alınca dünyadan kopmuştu. Sanki annesiyle birlikte onu da toprağın altına koymuşlardı. İyice ailesinden ve arkadaşlarından uzaklaşıp yalnızlığı tercih etmişti. Çok geçmeden hiçte iyi olmayacak şeyler yapmaya başlamıştı. Hem de hiç iyi olmayan şeyler...

İnsanoğlu başına gelen şeylerle başa çıkabilmeyi öğrenmeliydi. İster ölüm, ister zülum. Bunlarla yüzleşmeyi öğrenmesi gerekiyordu. Ama insanlar aynı zamanda hata yapmayı da öğrenmeliydi. Hata yapıp, onlardan ders çıkarmalıydı. Hiçbir insan mükemmeliyetçi değildi. Öyle gözükseler bile yaptıkları hatalar ile kendilerini ele veriyorlardı. Ancak hiç kimse bunlardan kaçamazdı; gerçeklerden, doğrulardan, kaderden. İnsan hata yaptıkça insandı...

- BÖLÜM SONU -



Continue Reading

You'll Also Like

1.4M 69.8K 64
Abi kitapları kıtlığı çekiyorsanız doğru yerdesiniz. Sizden istediğim ana karakter olan kız ile empati kurmanız. Babasına olan düşkünlüğünü anlamanız...
110K 11.2K 21
0535***: Kaldır o güzel kıçını ders çalış. 0535***: Sınavın var, kaldım diye ağlama sonra Siz: Sen kimsin? Siz: Hem nereden biliyorsun sen? Kim söyl...
369K 22.6K 39
İtalya'ya dil geliştirmek ve ünlü moda tasarım şirketiyle çalışmak için giden İzge, havaalanında talihsiz bir olay yaşar. Tüm gerekli evraklarının ol...
307K 16.6K 33
"Rüzgar onu alıp götürdü,Karadeniz'in hırçın dalgaları onun adını haykırdı." "Eylül... Adı sonbahardı.Yıllar sonra rüzgar onu gerçeğine,ailesine geri...
Wattpad App - Unlock exclusive features