İntikam Zamanı

By Bookmelon

35 2 0

Kendisine acımayan mavi gözlü bir katil ailesini katlettiğinde artık onun için intikam zamanıydı. O Arya San... More

Vicdan Azabı

Yurttan Kaçış

20 1 0
By Bookmelon

Ben Arya Sancar. Herkesin karşısında yıkılmaz duruşum ile tanınan asosyal kız... Bunun nedeniyse ben daha beş yaşındayken hayatımı mahveden üvey babam... Ondan intikam almaya yemin ettim. Hayatımı cennetten cehenneme dönüştüren o adamdan benden aldıklarını alacaktım. Oysa o benim yaşadığımı bile bilmiyordu. Onun umrunda olan tek şey işi ve yasak ilişkileriydi.

Annem babamın ölümü sonrasında yıkılmıştı. Onu hayata bağlayan tek şey kardeşim ve bendim. Bir akşam mamasını yedirip kardeşimi uyuttuktan sonra beni yanına çağırıp başka bir adamla evleneceğini onun da bizi sevip koruyacağını anlattı bana. Çok mutlu gözüktüğü için ona karşı çıkmadım ama korkuyordum.

Kısa bir süre sonra evlendiler. Annem babamın acısını unutmuş ve kendisini yeni kocasına adamıştı. Birgün o adamı telefonda başka bir kadınla konuşurken duydum. Onu sevdiğini ve annemden ayrılıp onunla olacağını söylüyordu. Yanına gidip annemi üzeceğini söyleyince gözleri sinirle açıldı. Ertesi gün annemi üzmemek için bunu ona söylemedim. Akşam olunca bizi gezdireceğini söyledi. Uçurumun kenarına geldiğimizde arabadan indi ve kapıları kilitledi. Araba yavaş yavaş ilerlemeye başlayınca arabadan çıkmak için çırpındık. Henüz iki yaşında olan kardeşim bile ağlamaya başladı.

Düşmeden önce en son üvey babamın elini tutan kadını ve gülüşlerini hatırlıyorum. Sonrasında uçurumdan aşağı düştük ve onlar öldü. O adam o kadar acımasız ki bir bebeği ve sevdiği kadını öldürdü. O günden sonra yurtta büyüdüm ve hiçbir erkeğe güvenemedim. Tüm sahiplenici ailelerimi reddettim çünkü korkuyordum. Eğer böyle bir olay daha olursa kaldıramazdım.

Yataktan kalkıp her sabah yaptığım gibi duş aldım. Yurdun sağladığı eğitim olanağı yüzünden okula gitmek zorundaydım. Formalarımı giyerek aynada kendime baktım. Kusursuz vücut hatları, gösterişli saçlar, renkli gözler... Gözlerim bana annemden kalan tek hediyeydi.

Okula geç kaldığımı fark ederek çantamı alıp yurttan çıktım. Diğerleri okula gösteriş için gidiyorlardı sanki. Abartılı makyajlar, rimeller, rujlar, pudralar ve adını bilmediğim daha neler neler... Aslında bakılırsa okulda tek bir arkadaşım yoktu. İçinde bulunduğum bir grup yoktu. Zekiydim ama inek değildim. Popüler değildim. Şirin ise soğuk ve acımasız havama uymayacak kadar sıcak bir kelimeydi.

Dersler bitince okuldan hızlı adımlarla çıkarken biriyle çarpıştım. Yardım edemeyecek kadar meşguldüm. Sadece özürler dileyerek yoluma devam ederken duyduğum sesle irkildim."Annen baban yok ya o yüzden sana nazikliği öğretmemişler. Zavallı şey!" Arkama döndüm ve onu inceledim. Hesapladım. Dövebilir miyim diye... Yapabilirsem yapmaktan çekinmezdim. Benden kat kat daha uzundu ve şişmandı. Bu da onu dövemeyeceğim anlamına geliyor. Sadece laf atmakla yetindim. "Seni çok iyi yetirmişler. Baksana o koca göbeğine..."

Hızlı adımlarla okuldan çıkacakken müdürün arkamdan geldiğini görerek olduğum yerde durdum. Kızgın ve ciddi görünüyordu. Ağzından tükürükler saçarak "Okuldan kovuldun!" diye bağırarak aksi yöne gitmeye başladı. Yine bir okul, yine kovulma... Birazdan yurdun müdiresiyle yapacağım tartışmaları düşünerek ilerlemeye devam ettim. Müdirenin kapısını tıklattın ve içeriye girdim. Başını bilgisayardan kaldırarak bana bakmaya başladı.

-Ben okuldan atıldım.

-Ah! Çok şaşırdım. Kızım bu okuldan kaçıncı atılışın sana okul dayanmıyor! Neyse, yapacak bir şey yeni bir okul bulana kadar cezalısın!

Çantamı hafif önüme çekerek müzik çalarımı çıkartıp müzik dinlemeye başladım odamın kapısını açarken. Artık zamanı gelmişti ve ne yapacağımı biliyordum. Bavulumu çıkartıp bana lazım olacak şeyleri toplamaya başladım. Dinlediğim şarkıyı da fısıldanarak tekrar ediyordum. O adamı nasıl ve nerede bulacağımı biliyordum. Çünkü zengin bir iş adamıydı. Bunu karısına borçluydu çünkü bizleyken nasıl biri olduğunu biliyordum.

İşimi bitirdiğimde yorganların ucunu birleştirip ip yaptım ve pencereden aşağıya ip yardımıyla indim. Koruma falan olmadığı için koşarak uzaklaştım. Kalacak bir yerim olmadığı için yurttan olabildiğince uzaklaşıp havanın kararmasını bekledim. Evlerine gitmek için bir günlük yol katetmem gerekiyordu. Bu nedenle amacım hala dünyada iyi insanlar varsa onların evinde sadece bir gecelik kalmaktı. Olmazsa mecburen parkta uyuyacaktım.

Hava yavaş yavaş kararmaya başlayınca evlerin kapısını teker teker çalmaya başladım. Kimse beni evine kabul etmedi. Hiçkimse. Bazılarıysa kabul etti ama niyetlerinin kötü olduğunu anlayınca kaçarak uzaklaştım. Bu kadar güvensizlik ve bu kadar kötülük neden? Neden iyi insanlar azaldı? Neden hep gösteriş? Bunları böylece düşünürken uykuya daldım.

-Uyan! Burada uyumak yasak.

Uyandığımda bana kızgın bir şekilde bakan zabıtayla karşılaştım.

-Küçük hanım burada uyumanın yasak olduğunu bilmiyor musun?

Yerimden uykulu gözlerimle doğrularak ayın parlaklığına baktım. Geleceğimden bile daha parlak gözüküyordu. Sokakta yürümeye başladım. Saatin kaç olduğundan habersiz sadece yürüyordum. Uykumu bölen zabıtaya kızarak kendimi yere attım. Sonra da yanımdaki şeye (küçük beton yapıya) dayanarak rahatsız bir uykuya daldım.

Sabah gördüğüm kabusun etkisiyle fırlayarak yerimden kalkınca artık yola çıkmam gerektiğini hatırladım ve çantamı omzuma atıp bavulumu elime aldım.

Sabahın serin saatlerinden akşamın bastırmasına kadar yürüdüm, yürüdüm. Artık intikam tam karşımda duruyordu. Çan tamdaki bıçağa bakarak kendimden emin bir şekilde eve adımımı attım. Büyük, havuzlu ,saraylar gibi sözleri bu eve yetersiz kalırdı. Keşke bu evin içinde de buna layık insanlar yaşasaydı diye geçirdim içimden.

Kapıyı çaldığımda kapıyı açan kişi tabiki de bir hizmetçiydi. Kapıyı açmak gerçekten bu kadar zor muydu? Spor salonlarında harcıyacakları para yerine gelip kapıyı açsalar para kazanırlardı.

-Pardon kimsiniz?

-Caner Bozkurt diye biri oturuyor mu bu evde?

-Evet. Kendisi hanımımızın eşi olur.

-Onunla görüşebilir miyim?

-Üzgünüm önce isminizi öğrenmem gerek.

-Lütfen çekilin şuradan, diyerek bir kıza yakışmayacak şekile önümdeki kadını ittirip evin içinde sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladım.

Kahkaha sesleriydi bunlar... Birileri daha mutluydu. Bense bozmak gereken bu mutluğu ne pahasına olursa olsun bozacaktım.

En sonunda havuzun kenarındaki masada oturan üvey babamı fark edebildim. Yanına adımlarını hızlandırarak gittiğimde karısı beni fark etti. Karısı... oydu işte. Biz uçurumdan düşerken onun elini tutan kadın. Annemin hayallerini yıkan hatta ve hatta kardeşimle annemi ölüme terk eden kadın.

Beni umursamadı bile. Hizmetçiyi çağırdı ve ona beni neden kapıdan içeri aldığını sordu. Hizmetçi açıklama bile yapamadan azar yedi. Sonra ikisi de bana döndü. Katile baktım... Ölmesi gereken zavallı katile.

-Caner Bey sizinle biraz konuşabilir miyiz? Özel.

Karısına baktı ve onayladı.

-Buyur çalışma odama geçelim istersen. Bu kadar saygısızlığı gerektiren şey neymiş acaba?

Saygısızlık demek ha? Kendi yaptığın saygısızlığın hala farkında değil misin?

Sıcak renklerle döşenmiş odaya ilk adımımı attım. Artık sadece o ben ve gerçekler vardı. Onu şimdi öldürebilirdim. Ama bu beni rahatlatır mıydı? Hiç zannetmiyorum.

-Evet seni dinliyorum.

-Arya benim adım.

-Evet, çok hoş bir ad.

-Demek öyle? Kaç kere evlendiniz Caner Bey?

-Hımm... Bir.

-Umm, demek öldürdüğünüz kadınlarla yaptığınız evlilikleri saymıyorsunuz beyefendi?

-Ne? Benimle böyle konuşamazsın! Çık dışarı seni evimden kovuyorum aptal kız!

-Ben Arya... Arya Sancar!

-A-aman tanrım! Se-sen!

-Ben hayalleri yıkılan bir annenin kızıyım Caner Bey. Öldüğümü sanıyordunuz değil mi? Ölmedim. Keşke ölseydim de sizinle karşılaşmasaydım.

-Arya, kızım ben isteyerek yapmadım. Öldüğünüzde en çok ben ağladım. Kızım!

-Tabi ki de en çok siz anlayacaksınız Caner Bey! Mutluluk gözyaşları onlar! Beni sakın kandırmayın. Elimde o güne dair kanıtlar var. Üstelik bunları polise verirsem eğer ağır bir ceza sizin için kaçınılmaz olur...

-Ne istiyorsun? Para mı? Paranı vereyim ve git buradan artık.

- Aslında buraya size şantaj yapmaya geldim. Ama parayla değil. Beni evlatlık alacaksınız.

-Ne? Tüm istediğin bu mu? Pekala... olur.

-Güzel. İşte kaldığım yetimhanenin adresi.

Elimdeki sararmış ve kırışmış kağıdı eline tutuşturdum. Mavi ve şeytani gözleriyle kağıtta gözlerini gezdirmeye başladı. O bunu basit bir evlatlık meselesi olarak görmüştü. Ancak çıkacak faciadan haberi yoktu.

-Bugün işlemleri hallederim. Ancak polise söylemeyeceksin.

-Ben sizin gibi aşağılık değilim.

Ama olacaktım...

-Bizimle daha kaç yıl kalmayı düşünüyorsun?

-On sekiz yaşıma gelene kadar.

Yalan söylemiştim...

-Sa-sana odanı göstereyim.

-Pekala. Ama merak ediyorum.

-Odanı mı? Gayet büyük.

-Hayır. Odam umrumda mı sanıyorsun? Sadece basit bir yer... Asıl merak ettiğim şey şu. Karını aldatıyor musun?

-Bu seni ilgilendirmez.

-Senden bir cevap bekliyorum. Vermezsen ne olacağını biliyorsun.

-Tamam. Sen kazandın. Evet, aldatıyorum.

-Güzel. Çok güzel.

Annemi üzen kişi üzülecekti. Ölmeden tam bir saat önce. Tüm planımı yapmıştım. Sonra yurda geri dönecektim. Kimseye aşık olmayacaktım. Evlenmeyecektim ya da çocuk doğurmayacaktım. Ben sadece ve sadece kazandığım parayla yurtdışına yerleşip orada ölecektim.

Öğlen yemeği için aşağıya bahçeye indim. Oradalardı. İkisi de! Bana bakıyorlardı. Ancak bakışları anlamsızdı. Acaba üvey babam hangi yalanı söyleyip kandırmıştı onu?

-Yemek saatleri dışında sadece tuvalete gitmene izin var. Kurallar anlaşıldı mı küçükhanım?

-Caner Bey?

Karısına dönerek utangaçça bakışlar attı.

-Hayatım onun hapis hayatı yaşamasına izin veremeyiz.

-Ama Caner!

-Lütfen hayatım. Onu iyilik yapmak için evlat edindik.

-Bana sormadın ama Caner!

-Beni zor duruma sokma.

Bir süre hiç konuşmadan yemeklerini yediler. Anladığım kadarıyla iyilik yapmak için(!) yalanını söylemişti. Kısa sessizlik sonrasında bu rahatsız edici durumu bozan kişi Melis Hanım oldu.

-Çağrı nerede yine? Dışarıda falan mı geziyor?

-Hayatım bugün cumartesi. Evdedir. Odasındadır. Gelir birazdan.

-Gelmeyecek Caner! Bu çocuk gelmeyecek! Ne zaman uslanacak bu çocuk?

Çağrı ha? Çocukları varmış. Annemden sonra... Güzel. Planın içine artık sadece bir kişi daha eklendi.

Kapıdan gelen sesle beraber üçümüz birlikte oraya döndük. Masaya geçip oturan beyaz tenli, koyu kahverengi gözlü, koyu kumral saçlı, mükemmel fiziğiyle Çağrı Erselen'di. Hayatımı çalan iki kişinin toplamı. İçim açıyordu. Hem de çok fazla. Elimde tuttuğum bardağı kırmamak için kendimi tutuyordum.

Masada yanıma oturduğu anda yayılan pahalı parfüm kokusu ve güneş gözlükleriyle gerçekten çok yakışıklıydı. Ancak zengin şımarık bir çocuktu işte. Sadece paralarına güvenirlerdi. Aslında beyinleri çalıştırmak için o kadar imkanları vardı. Her neyse... Onu yargılamak bana düşmez sonuçta. Bu yakışıklı yüze hiç acımadan kıyabilir miyim bilmiyorum. Evet, hiçbir suçu yok. Ancak ne annemin suçu vardı ne de kardeşimin!

-Çağrı artık on dokuz yaşına gelmen sana yemek saatlerine gelmeme hakkını kazandırmıyor!

Annesinin azarlarına aldırmadan bana döndü.

-Kimsin sen?

-Ben senin cici kardeşinim Çağrı'cığım.

-An-anne bu kız ciddi mi?

-Babana sor Çağrı. Bana sorma.

-Baba?

-Evet Çağrı. Yurttan aldık onu.

-Bana sormadan mı? Gerçekten mi?

Masadan hızlı bir şekilde kalkıp kolumu tuttuğu gibi beni çıkış kapısına doğru sürüklemeye başladı. Güçlüydü, karşı koyamıyordum.

-Besleme! Çık bu evden! Sen kimsin de bu evde kalabiliyorsun?

Caner Bey arkamızdan geliyordu. En sonunda da yetişip beni kurtardı. Tamam, bırakalım tartışsınlar. Varlığımdan rahatsız olsunlar. Nefret duysunlar. Benim istediğim de bu zaten. Facia artık başladı. Aile birbirine düşecek. Belki de benden önce onlar birbirlerini öldürürler?

Odama ağlıyormuş gibi yaparak çıktım. Aslında biliyordum, bu umursayacakları son şeydi. Yine de yapmaya devam ettim. Tam odaya gidecekken onunla odalarımızın yan yana olduğunu fark ettim. Çoğu kişininkine göre fazla düzenli. Fazla erkeksi.

Tamam, böyle söyler düşününce hiçbir şey olmuyor. Uyu, sadece uyu Arya. Ama uyuyamıyorum. Yatakta sadece dönüp duruyorum. Annemi ve kardeşimi benden alan katili düşünüyorum. İntikamımı almalıydım. Bu evden çıktıktan sonra ben de onun gibi hiçbir şey olmamış gibi çıkacaktım. Önce Çağrı'yı öldürecektim. Çünkü onun canından kanındandı. Bu onun çok fazla canını yakardı. Sonra da Melis denen o ikinci kadını. En son onu! Mavi gözlü katili! Tüm vahşeti o görecek ve onun ölümü en acılısı olacaktı.

Kapım çalındığında bir kez daha bölünen intikam planlarımla havaya bir of attım. Kapıyı açtığımda Çağrı karşımda duruyordu. Kızgın durmuyordu. Daha çok mahcup gibiydi. İçeriye gel işareti yaptım. O da odanın etrafında birileri var mı diye bakınarak yatağımın üzerine yattı. Bu ne cesaret?

-Konuyu fazla uzatmayacağım. İstediğin ne kadar söyle sonra da bu evden git. Derhal!

-Para istemiyorum Çağrı! Ben öyle biri değilim. Üstelik baban beni evlatlık aldı. Ona neden sormuyorsun bunu? Yoksa ondan korkuyor musun? Seni döver mi? Uçurumdan aşağı mı atar? Ha?

-Psikopat mısın sen? Hadi uzatma da ne kadar istediğini söyle.

-Her şeyi parayla halledersiniz değil mi? Bak, benim istediğim gerçekten para değil.

-Ne istiyorsun?

-Sıcak bir aile kucağı(!). Sadece bunu. Hem artık ailenden bağımsız yaşayabilirsin. Beni umursamana gerek bile yok.

-Kaç yaşında olduğumu nereden biliyorsun? Beni mi araştırdım sen?

-Aslında bakılırsa annen söylemişti. Çağrı söylesene annenler evlendikten sonra mı doğdun evlendikten önce mi?

-Bunu neden soruyorsun ki?

-Hiç. Öylesine. Cevap versene?

-Daha adını bile bilmediğim birine neden kişisel bilgilerim hakkında cevap vereyim?

-Adım Arya. Arya Sancar. Şimdi cevap ver.

-Ben doğduktan sonra ve bu seni ilgilendirmez.

İstediğim cevabı almanın da özgüveniyle elimdeki su şişesini alıp her ne kadar çarşaflara yazık olacağını bilsem de tek bir yerde kuruluk kalmayıncaya kadar Çağrı'nın üzerine boşalttım.

-Bir kızın yatağına yatmanın bedeli budur Çağrı Bey.

Islakken çok daha masum görünüyordu. Bakışlarıysa şaşkınlık ve kızgınlığını mükemmel bir karışımıydı. Bu komik haline zalimce gülerken o da ellerinde kalan suyu üzerime attırdı. Bunu yetersiz olduğunu anlayınca boyalarımdan birini üzerime boca etti.

-Şimdi ödeştik işte.

-Ödeştik.

-O zaman banyoyu önce kapan kazanır.

O koşturarak banyoya giderken ben de yataktaki çarşafı çıkarttım. Bundan eğlenebileceğini düşünmemiştim. Her neyse, zaten ölecek. Biraz eğlenebilir.

Elimdeki çarşafı ne yapacağım hakkında bir fikrim yoktu. O sırada odamdaki kirli sepetini keşfettim. Boyalı ellerimle onu açamacağımı bildiğim için tek ayağımın üzerinde durup tüm akrobatlığımı kullanarak diğer ayağımın boyasız kısmıyla kapağı açtım. Sonra da elimdeki ıslak çarşafı oraya attım. Boya üzerimde kurumaya başlayınca hala tam olarak yerleştiremediğim bavulumdan temiz çamaşır ve bornoz alıp banyonun önünde beklemeye başladım. İçimden kimse beni böyle görmesin diye dualar ediyordum.

Sonunda kapı açıldı. Çağrı benim burada olduğumu bilmediği için biraz ürkmüş olmalıydı ki gözleri kocaman açılmıştı.

-Ödümü patlattın!

-Özür dilerim.

-Neyse tamam, bu arada kırmızı sana çok yakışmış, dedi gülerek.

Omzuna iki kez vurup banyodan içeriye girdim. Her şey çok lükstü. Jakuzi tam da önümde duruyordu. Ilık suyu açıp dolmasını bekledim. Sonra da üzerimdekileri çıkarmaya başlamadan önce banyoyu tuvaletten ayıran perdeyi çektim.
En son duş jelini sıkıp köpürttüm. Meyveli kokular arasında derin bir uykuya daldım.

***

Uyandığımda kendimi yatağımda buldum. Uykunun mahmurluğunda kurtulmak için gözlerimi açık tutmaya çalıştım. Sonra da yatağımdan doğruldum. Beni buraya kim getirmişti? Üzerimdeki kıyafete baktım. Bunu kim giydirmişti? Huzursuz huzursuz dolanmaya başlayınca aklıma gelen fikirle irkildim. Çağrı? Banyoda olduğumu sadece o biliyordu. Tanrım, ona güvenmemeliydim.

Hışımla odamın kapısını açıp yan odaya girdim. Telefonla konuşuyordu. Ellerimi göğsümde dolayıp beklemeye başladım.

-Merve, tamam aşkım.

-Tamam.

-Peki.

-Okey.

-Evet seninle baloya gelmemi istiyorsun anladım.

-Tüm okulun önünde teklif etmek mi?

-Saçmalama.

-Tamam sen kazandın.

-Peki beraber gideriz.

-Ne?

Telefon yüzüne kapanmıştı. Demek bir sevgilisi vardı. Olabilirdi tabiki de. Bu umrumda değil. Ben erkeklere güvenmediğim için onlarla birlikte olmuyordum. Demek ki o kızlara güveniyordu.

-Sapık!

-Bir sevgilimin olması sapık olduğum anlamı...

-Ondan bahsetmiyorum, dedim sözünü bölerek. Şaşırmışa benziyordu. Bunu o yapmamışsa kim yapmıştı?

-Sen beni çıplak bir şekilde odama taşımadın mı?

-Ha-hayır. Öyle bir şey neden yapayım? Gerçekten öyle biri mi olduğumu mu sanıyorsun?

Gözlerinden belliydi. Yalan söylemiyordu. Yüzümün kırmızılığını görmemesi için odadan özür dileyemeden çıktım.

Koridora yaslanarak düşünmeye başladım. Hizmetçilerden biri miydi? Belki de Melis Hanım'ın iyilik yapacağı tutmuştur? Hayır hiç zannetmiyorum. Geriye kalan tek kişiyse oydu. Caner Bey!

Bunu ne amaçla yapmıştı şimdi? Hasta olmamı falan mı istemiyordu. Ya da üşütmemi? Hayır, neden beni düşünsün ki? Niyeti gün gibi ortadaydı. Gitmem için yapmıştı. Bunlara kanacağımı sanıyordu zavallı.

Evde gezinmeye başladım. O kadar büyüktü ki içinde kaybolmamak mümkün değildi. Banyolardan, odalardan, salonlardan kim bilir kaç tane vardı. Amacım ise sadece Caner Bey'i bulmaktı.

-Beni mi arıyorsun kızım?

Upuzun koridorda yüzünde alaycı bir ifadeyle sırıtıp bana bakarken buldum onu. Aynı ifadeyi yüzüme takıp onayladım. Sonra yanına gittim. Kimsenin bizi duyamayacağı şekilde fısıldıyarak konuştum.

-Sendin değil mi?

-Evet, ama bunu kimseye kanıtlayamazsın.

-İşte bu kadar yoldan sapmışsın. Zavallısın. Giydiğin şu pahalı şeyler anneme değer miydi? Bu arada yaptığın şu hareketten korkacağımı sanmıyorsun gerçekten de değil mi?

Cevap vermesini bekleyemedim. Çünkü verevereceği cevaptan korkuyordum. Ondan da korkuyordum. Yapabileceklerinden de korkuyordum. Bakışlarından da korkuyordum. Korkuyordum, evet. Ama bunu dışarıya yansıtmak sadece yapılabilecek büyük bir aptallık olurdu.

Yüzümden süzülen gözyaşlarını silip mutfağa gittiğimde çalışanlar akşam yemeği için hazırlık yapıyorlardı. Elime aldığım yeşil elmayı dişleyerek tezgahın üzerine oturdum. Bana garip garip bakışlar atılınca bir açıklama yapmak zorunda kaldım.

-Canım ablalarım, size yardım edebilir miyim?

Hepsi bu ilgiden hoşnut görünüyordu. Gülümsüyorlardı. Onları gülümsetmeyi başarmıştım. Ancak kapının açılma sesiyle gülümseleri yüzlerinde dondu. Kim gelmişti de bu kadar korkmuşlardı?

Tezgahın üzerinde oturmaya devam ederek arkamı döndüm. Çağrı, ondan mı korkuyorlardı?

-Çalışanlara yardım etmek katiyen hoşgörülemez bir hatadır.

-Çağrı saçmalama. Hem ben sana yardım et demiyorum ki, sorun ne?

-Sen de yardım edemezsin.

-Onlar cezalı değil. Size hayatını adamış yapay insanlar değil. Duyguları olan gerçek insanlar onlar. Bak şimdi nasıl da yardım ediyorum.

-Anneme söylerim.

-Küçük çocuk değiliz biz artık.

-Umrumda değil.

Gerçekten, bu insanlar böyle mi muamele görüyorlardı? Üstelik yardım etmek benim seçimimdi. O yüzden ona dönüp elimle çıkışı işaret ettim. Gözlerini devirerek odadan çıktı. Sonra ben de onlara ne yapabileceğimi sordum. Biraz yardım ettim. Güzel vakit geçirmiştik. Akşam yemeği hazırlanınca ellerimi yıkayıp masaya oturdum.

İşte o anda fark ettim ki on altı kişilik kocaman masada sadece ve sadece dört kişi vardı. Hepimiz somurtarak yemeklerimizi yiyorduk. Kısacası aile ortamı diye bir kavram yoktu. Duygularını kaybetmiş gibiydiler.

Bu da benim yararımaydı. Ailemin intikamını basit bir şekilde almak istemiyordum. İki hafta sonra... Pazar akşamı... Yine bu saatte... 08:00... Onlar artık sadece ölü olacaklar. Yıllarca zamanım oldu plan yapmak için. Şimdi hepsi bitecek. Tüm yaralarım iyileşecek. Hepsi, geçmişte kaybolup gidecek.

En acısı da, annem ve kardeşim gelmeyecek.

-Melis Hanım, sizinle görüşmek isteyen bir beyefendi var. Adının Deniz Sancar olduğunu söyledi.

-Oturma odasına al geliyorum.

Sancar?!


Continue Reading

You'll Also Like

429K 18.7K 37
Arkadaşınız yerine okulun sahibine mesaj attığınızı bir düşünün...
1.3M 76.4K 37
Arkadaşına yardım etmek isterken yanlış numaraya mesaj atan Alara. Arda: Ben Arda değilim. Siz: Ne? Arda: Öyle işte Arda değilim. Siz: Kimsin lan o z...
1.1M 85K 44
+90543***: Yavrum +90543***: Bu yaşa gelmişsin kimse sana kavga eden iki kişinin arasına girmemen gerektiğini öğretmedi mi? başlangıç tarihi: 17.11.2...
49K 4.8K 25
Bir yandan hayatı, bir yanda kaderi. İkiside elinin ucunda bağlı, birinden birini seçecekti. Yezda ya kaderini seçecek razı gelecekti, yada hayatını...
Wattpad App - Unlock exclusive features