Açık cam, perdeyi ahenkle dans ettiriyordu. Haziran'ın kararsız havası içeriye dolarken saat çoktan gece biri göstermişti. Yarın tatil olduğu için umursamadan konuşmaya devam ediyorduk.
"Ah..." diye iç geçirdi MiHi.
"Görünen o ki... Kyuhyun tam bir gerizekalı. Ya bırak şu aptalı!"
"MiHi-ya!"
Yan yana olan yataklarımızda sohbet ediyorduk. Konu belli: Kyuhyun neden öptü?
Olayın üzerinden aylar geçmişti. Super Junior yurduna girmeyeli çok olmuştu. Programlar için durmak bilmeyen telefon görüşmelerim biteli de epey vakit geçmişti. Özlesem bile oraya dönecek gücüm yoktu. O binaya ayak basabileceğimi hiç sanmıyordum. Fakat içimde kocaman bir boşluk vardı. Bonamana sokaklarda her çaldığında insanlara onların eski menajeri olduğumu haykırmak istiyordum; ama Kangin'in benim yüzümden askere zorlanmış olduğu aklıma gelince başımı eğip hızlı adımlarla uzaklaşıyordum sokaktan.
"Ne var,ne?! Her gün acı çekmek, rüyanda bile onu görmek zorunda mısın? Biliyorum imkansız oluşu daha da kötüleştiriyor. O yüzden kontrol edemiyorsun. Yine de olmamalı. Yaşı geçtim; gerçekten kim olursa olsun sana bu şekilde davranıyorsa bırakmalısın. Bırak artık."
MiHi'nin gerçekten benim için üzüldüğünü görebiliyordum. Nasıl üzülmesindi ki? Ama onun da dediği gibi "yine de" bazen olmuyordu. Belki öpmeseydi, olurdu; ama şu an olmuyordu işte.
"Benim iyiliğimi istediğini biliyorum ama ben gerçekten vaz geçemem. Sanki bana dinlenip geri gelmemi söyler gibiydi. Sanki hayatımdan çıkma dedi..."
MiHi gözlerini devirirken mırıldandım:
"Tamamen gitme."
"Aish! KwangWook var. O da iyi bir adam. Neden şans vermiyorsun ki! Hem geçen gün pastanede buluştuğunuzda onu gördüğüm an... Ah... Seni seçmiş zengin ve yakışıklı bu adama boyun kıvırmak delilik!"
"Burun kıvırmak o..." dedim gerçekten küçümseyerek.
"Ben boyun kıvırmak diyorum çünkü bu tapılası adamı reddedince boyunu kıvırıp intihar etmek lazım geliyor!"
Sinirle sesimi yükselttim:
"MiHi, onu Kyuhyun'u unutmak için kullanayım mı? Sevmiyorum diyorum; daha ne söyleyebilirim sana?!"
"Arosso arosso!/Anladık anladık!"
Kısa süreli sessizliğin ardından konuyu hızla değiştirdi. Aslında onu kıskanıyordum. Benim sevdiğim adamın en yakınlarından biriyle sevgili olmuş olması kimi zaman canımı yakıyordu. Benim ne eksiğim vardı?
"YoungWoon..." dedi sırıtarak.
"뭐?/Ne olmuş?"
"Yarın onu ziyarete gideceğim. Ona iyi geldiğimi biliyorum. Biliyor musun, o bana ihtiyaç duyuyor."
"Karşımda böylesine mutlu olman haram değil mi sence de?" diye takıldım.
"Hacimallagu.../Böyle deme..."
Sızlanışına çok takılmadım ve devam ettim:
"Kangin'in en kötü zamanında onunla tanıştın. Araba kazasından sonra yanında değildim. Şirket özür mahiyetinde askere gönderdi ve gerçekten onu biraz olsun tanıyorsam yıkılmıştır."
Bir sır verir gibi fısıldadım:
"Güçlü görünür; ama çok hassastır."
MiHi ise sevgilisi hakkında öğrendiği şeyle gözlerini açıp kafa salladı.
"İşte bunlara rağmen,o bile bu durumda kalbini açtı. Hem de askeriye izninde tanıştırdım sizi! Kınde!/Ama! Bizim Kyuhyunnie... Aish! Deli olacağım!"
MiHi cevap verecekken atladım:
"MiHi-ah, Kangin'e dikkat et. Onu üzme."
Kangin olaydan sonra(Olay diyorum çünkü tecavüz kelimesini ağzıma almak bile o günleri hatırlatıyor.) bir gece gerçekten çok içmişti. Yanındakiler kafayı bulsa da Kangin dirayetliydi. En azından yürüyebiliyordu. Mekandan çıkıp arabasına bindiğinde Müdür Yardımcısı Lee'yi gördüğünü söylemişti. Daha sonra ne mi oldu? Kangin bu, arabayı üzerine sürdü. Sarhoş olduğundan gaza tam yüklenemediği için bir şey olmamıştı ama Kangin idol sıfatına rağmen kaçıp gitti. Bu olanlardan sonra imajı mahvolduğu için suçlu benim. SuJu'nun prestijini de etkilemişti bu. Bu yüzden yine suçlu benim. Önce Hangeng ayrıldı diye, sonra Kangin askere gitti diye Bonamana'nın kaydını sil baştan yapmalarına sebep olduğum için de suçlu benim.
"Ne üzecekmişim be! Asıl o üzmesin beni. Gerçekten çok çabuk sinirleniyor. Askeriyede dayak yiyeceğim diye ödüm koptu geçen hafta!"
Zaten bildiğim şeyleri bana söylediğini belli eder gibi gözlerimi kırpıştırdım:
"Biliyorum. Ama sen yine de o kızdığında üzülme; çünkü birisini üzdüğünde, kalp kırdığı için kendisi çok daha üzülüyor. Vicdan azabıyla yanıyor. Hem aslında kızmak istemiyor ki... Yanlışlıkla sesi yükseliyooo~" dedim aegyo yaparak.
"Aish..."
Gözlerini tiksintiyle kaçırıp devam etti:
"Bu haraketleri yapmaya ne zamandır başladın? Sungmin’den mi geçti?"
"Sungmin normalde aegyo yapmaz."
"Aigoo... Şuna bak, nasıl da koruyor!"
MiHi'nin somurtmaları arasında üyelerle ne zamandır görüşmediğimi fark ettim. Elim anında telefonuma gitti. Beş kişilik Kakao grubu "KuĞuL TeaM"e mesaj attım:
"Buluşalım mı~♡ ㅋㅋㅋ"
Beklendiği üzere ilk cevabı atan Jungsoo oldu:
" ..그래! 언제?../..Olur! Ne zaman?.."
"Umm... En kısa zaman! Yarın?"
"..Tamam!! Yarın izin günümüz.."
"İzin gününüz mü? Ne izin günü? İzniniz mi var?"
"..Sen artık geri dönsene.."
" ㅡ.ㅡ"
" ..Aklıma gelmişken, JongWoon memleketine gitti. Burda değil.."
"Çinça? Kötü... Heechul?"
Bu sırada MiHi meraklı bakışlarla konuşmayı okuyordu. Sorumun üzerine Heechul'den yanıt geldi:
"Çok önemli bir buluşmam var. Ekemem ㅠ.ㅠ"
"두구?/Kim?"
"Kim?"
"Aish! Meraklandırma!"
"..Kim kim kim???.."
"Sizene? Gidiyorum. Çalga!/Hoşçakalın."
MiHi bir kahkaha patlattı:
"Bingo! Kim Heechul budur!"
Komik miydi sanki?
"Şirketten ayrıldığımdan beri sadece bir kere görüştük ama o programını erteleyemiyor." dedim küskünce ve cevap attım:
"Cehennemin dibine git! Evet, cehennem var ve sen, cayır cayır yanacaksın! 나쁜남자!/ Kötü herif!"
"MızmızJin ㅋㅋㅋㅋㅋ"
Aman da aman! Kim Heechul espiri de yaparmış... Çok özlediğim için mi böyle tahammülsüzdüm? Kangin'le bile daha çok görüşüyorduk. Beni deli gibi özlemeleri gerekiyordu! Onlar yüzünden başıma gelmeyen kalmamıştı benim! Yılbaşı partisi firarından tut da son olaya kadar... Evet, hassaslaşmıştım. Gerçekten böyle değildim. Duygusuzluğum yüzünden Eunhyuk bana "Iron Yoca/Demir Kadın" derdi. Eunhyuk? Ah, ben onu da çok özledim ama! Hepsini çok özledim. Hepsini deli gibi özledim!
"Dayanamıyacağım! Sürpriz yapıp şirketi mi bassam? Şu an çalışıyorlardır."
MiHi şaşkın şaşkın baktı:
"Gecenin bu saatinde dışarı çıkmakla neyin peşindesin? Olmaz, izin vermiyorum."
Geçenlerde yeni bir çanta almıştım. Bu bir kol çantasıydı. Siyah kumaşına taktığım safir mavisi Super Junior rozeti onun makyajıydı. İşte bu aşık olduğum çantaya hızla uzanıp ayağa kalktım. Üzerimde eşoftmanlarım vardı ama onları değiştirmeyecektim.
"İster izin ver,ister verme." dedim ve azar çığlıkları arasında evi terk ettim. Bir taksi tutup şu her zamanki köşede indiğimde aklımda türlü türlü anılar canlandı. KwangWook'la ilk karşılaşmamdan tut da Kyuhyun'un sürpriz öpücüğüne kadar... Tabii ki önemli olan Kyuhyun'un öpücüğüydü. Sadece düşünmek bile ateş basmasına sebep oluyorken KwangWook'la tanınşamı anlamlandırmaya inanın hiç gerek yoktu. Adımlarımı sıklaştırıp SM binasına doğru ilerledim ama şirket garip görünüyordu. Işıkları gün ağarana kadar açık olan burası, şimdi karanlıktı. Bir tuhaflık vardı. Merakım artınca koşar adım güvenliğin olduğu yere gittim. Boştu. Her gün nöbet tutan adam yoktu. Işık yanmıyordu. Dikkatli bakınca gördüm ki, kapı zincirliydi. Bir iç geçirdim; şirket taşınmıştı.
***************
"Bunu bana nasıl söylemezsin ya sen?! Gecenin kaçıydı biliyor musun? Ne kadar korktum eve dönerken!"
"Yah! Bu grup on bir kişilik! Niye suçlu benim?"
"Yanımda sen olduğun için olmasın Lee Donghae?"
Gözlerini devirip bana şirketi gezdirmeye devam etti.
"İlerdeki sağdan dönünce kafetaryanın içinden geçeceğiz."
"Teras yok mu, teras?"
"Niye? Yine şirkete dön diye atlayacak mıyız?"
"Bir kere o çok eğlenceliydi."
"Başkan da yutmuştu ama!"
"Siwon çok iyi oynamamış mıydı? Ben bile inanacaktım."
" 'Açılın ben menajerleriyim!' "
"Taklit et sen, hepiniz deli gibi istiyordunuz."
"Hala istiyoruz ama dönmüyorsun ki."
Bugün Leeteuk'la sözleştiğimiz gündü. İzinli olduğunu söylemişti ama programı değişmişti ve şu an öğleye kadar şirkette kalması gerekiyordu. İdollerin en büyük sıkıntısı sürekli değişen programlardır bana kalırsa. Her neyse, Super Junior'ın odasına giden yolda Donghae bana şirketi tanıtıyordu dediğim gibi. Binası değiştiğine göre ve ben de toparlanmaya başladıysam... Bir ihtimal geri dönemez miydim?
Binanın yerleri bile daha göz alıcıydı. Genişti. Donghae'nin anlattığına bakılırsa Super Junior en büyük odaya sahipti. Menajerlerden Kyoung SHINee'ye atanmıştı ve Heechul'un özel menajerleri düzenli olarak istifa ediyordu. Donghae bu konuda "Gittiğinden beri dizginleyemiyoruz hyungu." demişti. Bu kadar kontrol altında tutabildiğimi bilmiyordum. Gerçi Heechul'un çenesini tutmak yeterli. Ne diyordum? Dediklerine göre benim yerime gelen menajer de fena değilmiş. Yine de bir Kwon SaeJin olamazsın Bay Adın Her Neyse!
"İşte kafeterya. Omo! Heechul Hyung yine boş boş oturuyor." dedi gülerek. Kafamı Donghae'nin işaret ettiği yere çevirdim. Heechul bir kızla... Adı neydi? Neydi... Neydi... Hah, Taeyeon! Heechul, Taeyeon ile kafeteryada oturuyordu. Önemli randevusu bu muydu? Benimle buluşmak mı istememişti yoksa bu kız dediği kadar önemli biri haline gelip benden öncelikli mi olmuştu? Her ikisi de kötü değil miydi? Ben şu an cidden berbat hissediyordum. Kandırılmış gibiydim. Çöpe atılmış gibi... Ben yokken sadakatli kalması gerekmez miydi? Muhtemelen bir erkek olmadığım içindi ama biz gerçekten çok yakındık. Yokluğumda birinin yerime geçmesi en ama en korktuğum şeydi.
Bu sırada:
"Heechul'un programı yoğun mu?" diye sordum.
"Sanmıyorum, dinlendiğini söylüyor."
"Hoş."
"Bir şey mi var?"
Donghae'ye cevap vermedim. Ağlamaklı olmuştum. İşte fazla değer verirsen değersiz olursun. Ben onları böylesine özlerken en yakınımdaki beni unutmuş muydu? Donmuş gibi onların masasına bakarken Taeyeon beni fark edip Heechul'a bir şeyler dedi. Ağzını okuyunca "Şu kadın bizi izliyor." dediğini anlamıştım. Şu kadın,ha? Hatırlıyor musun, eski kafeteryada Heechul'la deli gibi kavga etmiştik ve sen yere kapaklanıp kahveni dökmüştün. Üzdün Taeyeon, hatırlaman lazımdı beni. Bu sırada Heechul benimle çoktan göz göze gelmişti. Bana dün söylediği "Meşgulüm" sözünü hatırlamış olmalıydı. Bakışları başka yöne kayınca ben de oraya yöneldim. Leeteuk koşarak bana geliyordu. Onu görür görmez dudaklarımı ağlamaklı bükerek koşuverdim.
"SaeJin! Çok sağlıklı görünüyorsun!" diye şakıdı sarılırken.
"Heechul'dan nefret ediyorum!"
Sesimin titremesine şaşıp sarılmayı bıraktı ve Heechul'a baktı.
"Niye böyle hassassın?"
"Hassas değilim. Bana meşgulüm deyip kafeteryada vakit öldürüyor. Artık arkadaş değilsek KuĞuL TeaM'den çıksın!"
Anlaşılan Leeteuk Heechul'un o laflarını takmamıştı çünkü hatırlayınca bana hak verir gibi oldu. Dönüp Heechul'u yanımıza çağırdığını anlayınca hızlı hızlı oradan uzaklaşmaya başladım. Heechul arkamdan o borazan sesiyle "Yah! SaeJin-ah!" diye hönkürürken insanlar "Kim Heechul bir kadının peşinden koşuyor!" diye fotoğraf çekiyordu. Kusura bakmayın ama ben onların menajeriyim canlarım. Dedikodu için yer arıyorlar. O değil de, ben Heechul'la kafeterya kavgası etmekten cidden bıktım galiba.
"Wae?! Ne var?!" dedim sinirle.
"Aylardır ilk defa görüyorum yüzünü. Nereye gidiyorsun?"
Sesi üzgündü. Heechul buydu işte. Düşüncesizce, dümdüz hareket ettikten sonra bir şey olmamış gibi davranırdı.
"Sen cidden aptalsın." dedim sadece onun duyabileceği şekilde.
Kendisine hakaret edilmesinden nefret ederdi ama karşı gelmedi.
"Gel de bir sarılayım. Balli/Çabuk."
Ortamız dikilen Leeteuk'ın bileğini yakaladım:
"İstemez. Biz ikimiz takılıcaz."
Leeteuk'ı sürüklerken arkamdan bağırdı:
"Peşinden koşacağımı mı sandın?!" diye bağırdı sinirle.
"Yüzünü görmemek için gidiyorum zaten!"
"Ne halin varsa gör,arosso/anladın mı?!"
Leeteuk'ın elini tuttuğum elimi kaldırdım:
"Arosso!/Anladım!"
Teuk'ı sürüklemeye çalışırken o da anlam vermeye çalışıyordu.
"Neden... Birdenbire..."
Ben daha sıkı çekiştirince kolunu sabitleyip beni durdurdu. Dışardan bakan bunca zaman onu sürükleyecek gücüm olduğunu sanardı ama o sadece onu sürüklememe izin vermişti o kadar. Şimdi kendi gücünü ortaya koyunca hareket bile edemiyordum.
"SaeJin-ah, neler olduğunu adam akıllı anlatır mısın artık?"
"Aniya./Yok bir şey." dedim göz temasından kaçınarak. Başımı başka yere çevirince kolumdan çekip yönümü ona çevirdi:
"Alttan alsana birazcık." deyince şaşkınlıkla cırladım.
"Yok artık! Bunun neresini alttan alayım? Taeyeon mu ben mi ya!"
"Heechul için mi soruyorsun? Tabii ki sen!"
Bir saniye bile beklemeden verdiği cevap egomu yükseltse de hala kırgındım. Burun kıvırmakla yetindim.
"Heechul farklı biri biliyorsun. Sen yokken bizim programlarımız çok yoğunlaştı. Tekrar yapılan kayıtlardan tut da beklemediğimizden daha yüksek bir başarı... Promosyonlarımız yeni bitti. Şirket çok ilgileniyor bizimle. Böyle olunca Heechul kendini grup adına çok yetersiz hissetmeye başladı. Hala Sorry Sorry'de söylediği dört saniyeye sövüyor. Üstüne üstlük arkalarda dans edişi de var. KRY'ın varlığı bile onu geriyor kimi zaman ve Heechul gerçekten idol olmaktan nefret ediyor."
Ağzım gayriihtiyari açılmıştı. Leeteuk birdenbire her şeyi sıraladığını fark edince hala kolumda olan elini ensesine götürdü:
"Sonra devam edelim bari. Şimdi hazırlanıp çıkalım. Sen beni girişte bekle olur mu?"
Kafa sallayıp ilerlerken seslendi:
"Birazdan SHINee şirkete gelecek. Hayranlar çoktan toplandı. Dikkatli ol."
Hayranlar... Hırçın şeyler.
Ağır adımlarla çıkışa yönelirken aklıma Heechul takıldı. Olayı kavradığım söylenemezdi ama hala kırgın hissediyordum. Haksız olduğumu da sanmıyordum. Normal biri özlediği kişi geliyorsa her şeyi erteler. Gerçi bu birisi Heechul ise olay her zaman tersi işliyor. Muhtemelen Heechul çok özlediği için karşıma çıkamamıştı. Her ne haltsa ya!
***************
Binanın kapısından Minho görünmüştü ilk önce. Beni hatırlayacak mıydı acaba? Neden unutsundu ki! Sanki yıllarca görüşmemişiz gibi konuşmam çok saçma.
"Oh! SaeJin Noona! Sen... Neden..."
Etrafına bakındı:
"Biri için mi geldin? Ah her neyse ya! Seni gördüğüme çok sevindim!"
"Seviyeli" bir şekilde sarılıp tekrar konuşmaya devam ettik. Diğer üyeler selam verip gitmişlerdi. Bilgi bir: Minho ile Kyuhyun yakın arkadaş. Dikkatli ol SaeJin.
"Noona yoksa işe geri mi döndün?"
"Ah,maalesef..." diye mırın kırın ettim. Bacaklarım hafiften titriyordu. Niye böyle gergindim ki! O FBI ajanı gibi hissediyordum!
"Noona-ya,şirkete sen ayrıldığında biri geldi."
Minho-ya, içinde bir şeytan var. Nasıl da sinsi!
"Dugu?/Kim?"
Meraklı görünmeye çalışıyordum.
"Bir söz yazarı." diye devam etti. Ağzımdan laf almaya çalışıyordu. Bense bunlara gerek olmadığını ima edercesine gülümsedim:
"Kim dedim ya?"
"Aah, tanımıyor musun? Im KwangWook-ssi. Onunla benziyoruz değil mi?"
Yüzüme yerleştirdiğim tuhaf bir gülümsemeyle birkaç saniye kalakaldım. Bunu diyeceğini biliyordum. Kyuhyun, ona her şeyi anlattın değil mi?!
"Ah, o benim arkadaşım! Güzel sözler yazıyor mu?"
"Çook..." deyip el çırptı. Aish,elimde kalacaksın velet. Yah! Şu deve gözlerini çek önümden.
"Ne hoş!" deyip kahkahamsı bir şekilde güldüm.
"Taemin'e geçen gün aşık olmadan şarkı yazılmayacağından bahsetmiş. Aşık olmaktan korkmuyormuş ama şu aralar bu acıtmaya başlamış. Daha iyi şarkılar çıkacakmış. Ama ne yazık ki bizimle sadece üç aylık sözleşmesi vardı ve yarın öbür gün gidecek. Bağımsız çalışıp sözleri satmayı daha çok seviyormuş. Eh, her gün sekizde şirkete gelmek onun için can sıkıcı. Biz altıda geliyoruz ya!"
O konuşa dursun aklımda KwangWook'un pastanedeki ertelenmiş buluşmamızdaki birkaç cümlesi canlandı:
"Serbest olmayı seviyorum. Şu aralar sokaklarda, otobüslerde, duraklarda, apartman önlerinde, hastanelerde hatta marketlerde söz yazıyorum. Şirkete girince bunları yapamaz oldum."
Sokak eşittir ilk tanıştığımız yer, otobüs eşittir benim hep kullandığım taşıt, durak da otobüsle bağlantılı. Hastane astım krizimle ilgili. Market ise büyük ihtimalle şu pedler... Apartmana gelince... Yanlış anlamıyorum,değil mi? KwangWook bizim evin önüne gelip söz yazıyor. KwangWook bana şarkı yazıyor.
"Nasıl mutluysa öyle devam etsin. KwangWook mantıklı biri." dedim gülümseyerek. Bu sırada Minho'nun cevap vermesine imkan vermeyerek tanıdık biri yanımıza geldi:
"Minho yukarı çıkma vakti!"
Beni görmemişti. Yüzüme dikkat etmediğini fark edince şakıdım:
"Kyoung-ah!"
"Noona!"
"Kyoungie!"
"Uri nomu yeppo SaeJinnie Noona!/Bizim çok tatlı SaeJin ablamız!"
Birbirimize sarılıp hasret giderdikten sonra tebrik ettim:
"SHINee'ye atandığını bilmiyordum. Bugün öğrendim. Nasıl, rahat mısın?"
"Ana menajerim. Berbat bir şey!" deyip gülmeye başladı. Ah, onun hocası sayılırdım değil mi? O da bir zamanlar Twins gösterisi için Inkigayo sahnesine kıyafet taşımıştı. Şimdi Minho'ya yukarı çık diyordu. Eminim ben olmasam kendine has Mokpo şivesiyle "Yukarı çıksana seni aptal! Bıktım sizden!" derdi. Bunu zaman zaman SuJu'ya da diyordu çünkü. Aklıma bu gelince ben de kıkırdadım. Aslında şu an farklı şeylere gülüyorduk. Bu da komikti.
"Oh, Jungsoo Hyung senin için mi geliyor?"
Başıyla işaret ettiği yere baktım.
"Evet,buluşacağız."
"O zaman iyi eğlenceler size. Mutlaka görüşelim."
"Numaram aynı hala. Konuşuruz."
Vedalaştığımız sırada Leeteuk yanıma gelmişti. Her zamanki gibi geç hazırlanmıştı. İmalı bakışlarımdan rahatsız oldu.
"Ancak hazırlanabiliyorum."
"Sen gelene kadar iki kişiyle sohbet ettim. Minho rahatsız etti; ama olsun."
Kaşlarından birini kaldırdı.
"Kyuhyun yokken iğneleme görevi onda demek..."
Kyuhyun'un adı geçince midem bulanmıştı.
"O nerede sahi?"
"Ben de ne zaman soracaksın diye bekliyordum. Ailesinin yanında. Ablasının sevgilisi ile tanışmaya gitti. Şirkette de işi yok. Görmek ister misin? Bir şeyler uydurup çağırırım."
Demek Ahra'nın sevgilisi vardı. Onunla görüşmeyeli de çok olmuştu. Dürüst ve tuttuğu sırdan dolayı rahatsızlık vermeyen bir kızdı. Bir tarafım mutlu olsa da uzun zamandır sevgilisi olan insanlar için iyi duygular besleyemiyordum. Mesela şirketten ayrılmadan önce Eunhyuk "Noona, bir sevgilim var. Haberin olsun." dediğinde cevabım "Senin de mi var. Umarım çabucak ayrılırsınız." olmuştu. Günlerce özür dilemek zorunda kalmıştım. Bu konuda hatalıyım, her türlü kabul edebilirim.
"Hayır, bugünü sana ayırdım." dedim Teuk'a.
"O zaman gidelim."
Dışarıda Shawoller olduğu için ayrı ayrı çıkıp köşebaşında buluştuk.
***************
"Sorry Sorry Sorry Sorry
Nega nega nega..."
Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Karaoke barda Leeteuk'la yaklaşık dört saattir dans ediyorduk. İnsanlar iki kişiyle eğlenilmez sanıyordu ama biz durmadan dans ettiğimiz süre boyunca hiç olmadığı kadar eğlenmiştik. Ara sıra ikimizden biri bitkin düşüp dinlenmek istiyor, sonra diğerimiz onu zorla dansa kaldırıyordu. Bu böyle sürüp gitmişti.
"끝!(?)/Son!"
"Çinça? Hala enerjinin olduğunu sanmıştım." dedim odadaki kanepeye yığılırken.
Sehpadaki biradan bir yudum alıp suratını ekşitti.
"Deli gibi eğlendim!" dedi.
"Şimdi sarhoş olma zamanı işte."
Birayı bir kenara koyup sojuları doldurdu. Servis tamamlanınca bardaklarımızı tokuşturduk:
"Yalnızlığa!" dedim. Bir süre bir şey demeden beni izledi. Çünkü o yalnız değildi. Ben yalnızdım. Tek dikişte elindeki bardağın dibini gördükten sonra:
"Yah SaeJin, sen yalnız değilsin."
"Yalnızım." derken bardaklarımızı tazeliyordum.
"Yapmasana! Bir sürü arkadaşın var."
Bir süre sessiz kaldık. O da ben de ardı ardına içip duruyorduk. Kafamız hafiften gitmeye başlamıştı. Odanın kırmızı duvar kağıdı gözüme tozlu gözüküyordu. Gözümü sıkıca kapatıp tekrar açtım.
"Eğer hala aklını Heechul kurcalıyorsa..."
İçkiden bir yudum alıp devam etti.
"Onun için hala çok önemlisin. Sana doğum günün için hediye aldı ama göndermeye çekindi. Bunu bilmiyordun,değil mi?"
Birdenbire hıçkırıp bakışlarımı önümden ayırdım ve Leeteuk'a baktım. Heechul için zor bir şeydi bu. Yine de konu o değildi.
"Ne Heechul'u ya..."
"O zaman?"
"Benim yol arkadaşım olması gereken kişi Kyuhyun. Şimdi o yok ve ben yalnız hissediyorum."
Ne zaman yanımda olmuştu? Maneviyatsa bazı şeyler, bunun cevabı "hep" olurdu.
Leeteuk bardağı sehpaya fırlatıp şişeyi kafasına dikti. Ben de onu taklit ettim. İkimiz de şişeleri biraz üstümüze biraz ağımıza boşaltıyorduk. İkimiz aynı anda acıyla mırıldandık. O benim için acı çekiyordu. Cümlelerimizin sadece özneleri farklıydı. O Kangin, ben MiHi demiştim.
"Kangin MiHi için deliriyor."
"MiHi Kangin için deliriyor."
Bu sözler üzerine göz göze geldik. İçkiden buz tutmuş ellerimden birini tuttu:
"Hatırla." dedi.
"Neyi?"
Uzunca bir konuşmayı ezberden okumaya başladı. Sesi yankılanıyordu kulaklarımda.
" 'Konu sen olunca en yakınım olduğunu göz ardı edemiyorum.'
'Birbirimizi hiç bırakmayalım, olur mu? Angel lido, söz ver bana: Hep bu kız kardeşini koruyacaksın. Hala senden bir yaş küçüğüm ve bir koruyucu abiye ihtiyacım var.'
' 약속,지켜줄게./Söz, seni koruyacağım. Seni Kyuhyun'a karşı bile koruyacağım.' Bu konuşmayı hatırla."
Tabii ya... Unutmamıştım.
"Hatırlıyorum." dedim.
Elleri ellerimi daha çok sıktı. Ara sıra gözleri çiftleşiyordu. Bilincimi açık tutmak için çabaladım.
"Bizim Kyuhyunnie seni gerçekten üzüyor. Eğer ileride seni bırakacak olursa... Terk ederse ya da başkasına giderse seninle evleneceğim. Bunu kabul eder misin?"
Söylediği sözler öyle özveriliydi ki onun sapık olduğunu düşünmek tamamen gaflet olurdu. Aramızda normal insanların tadamayacağı bir bağ vardı. Birbirimizden hoşlanmıyorduk asla. Ama en kötüsünde bedeli ne olursa olsun birbirimiz için vardık. Ağlamak istesem de sarhoşlukla öylece kalakaldım.
"Kabul..." dedim sakince.
" 약속?/Söz mü?"
Uzattığı baş parmağı ve işaret parmağına kendiminkileri bastırdım:
" 약속."
Merhaba!
Duyuru hala geçerli. Bölümleri azar azar vakit buldukça yazacağım. Yb gelmiyor diye kitabı kütüphaneden çıkarmayın sakınola^^ Kitap yavaşça devam edecek. Bu bölüm üç haftanın ürünü mesela. Ve yine söylüyorum: dua edin bana :( Sizi seviyorum ♡ Yorumlarınızı eksik etmeyin^^ Emek karşılığı olarak oylarınızı da verin. Oy alamamak kırıcı oluyor ehehe
약속=Söz