Hayatta tercihler yapmak zorunda bırakılırız her zaman. Yaptığımız bu tercihlere göre kaderimiz şekillenir. Her bir tercihi bir yol ayrımı olarak düşünürsek eğer her bir yolun sonunun farklı bir yere çıkacağını görebiliriz. Çünkü bu yollar hiçbir zaman birbirleriyle kesişmezler. Yaptığımız bir tercihi geri almak gibi bir şansımız olmadığı gibi sonuçlarını geriye almak gibi bir şansımız da yoktu.
İşte bu yüzden adımları geri geri gidiyordu Zoey'nin. Ama bunu yapması gerektiğini biliyordu. Başka türlü gerçeklere ulaşamayacaktı. Nedense Gizli Servis'teki hiç kimsenin ona gerçekleri olduğu gibi anlatacağını düşünmüyordu ve bir zamanlar kardeşi olarak gördüğü ve yavaşça yine o şekilde görmeye başladığı bu insanları bir kenara sıkıştırıp işkence ederek gerçekleri öğrenmek istemiyordu. O yüzden tehlikeli de olsa en iyi çözümünün bu olduğunu biliyordu.
Gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. Buraya kadar geldiğine göre içeriye girmeliydi. Gözlerini açıp önündeki binaya baktı. İnsanlar arkadaşlarıyla beraber içeriye girip çıkıyorlar, oturanların çoğunun masasından kahkahalar yükseliyordu. Hemen girişteki bir çift kavga ediyordu. Zoey biraz sonra oturacağı masadan da bu şekilde sesler yükselmemesi için dua etti. Meraklı gözlerle uğraşacak havada değildi şu an.
Kafenin açık olan kapısında içeriye girdiğinde etrafına bakındı. Dışarıdaki sıcağın aksine kafenin içi oldukça serindi. Onu bekleyen siyah gözleri gördüğünde gözlerini devirdi. Yüzündeki sırıtmayı etmek için yüzüne bir yumruk savurmayı istese de kendisine engel oldu.
"Sakin kalmaya çalışmanı görmek gözlerimi yaşartıyor Zoey."
"Boş boş konuşmak yerine bana istediğim şeyleri anlatmaya ne dersin?"
"Dan'in burada olduğundan haberi var mı?" Bu soruyla birlikte yüzünü buruşturdu Zoey. Hiç kimsenin haberi yoktu bundan. Sunny'e bile söylememişti ama fazlasıyla zeki yardımcısı onun bir şeyler karıştırdığının farkındaydı ve bunu açık açık söylemişti ona. Hatta o depodan çıkamayacağını bilmesine rağmen Zoey'i tehdit etmişti ve bunu gerçekleştirmeyeceğini bilse de ondan korkmuştu Zoey. Tamam, belki de gerçekleştirebilirdi emin değildi. Fazlasıyla ciddi gözüküyordu tehditlerini savururken. "Kimse burada olduğunu bilmiyor mu yani? Tanrı aşkına Zoey!"
"Bilip de seni anında ortadan kaldırmalarını mı isterdin Richard?" dedi Zoey onun bu şaşkınlığı üzerine gözlerini devirirken. "Hepsini geçtim eğer Colin seninle karşılıklı oturmuş bir şeyler içtiğimi öğrenirse kelimenin tam anlamıyla senin organlarını deşer."
"Ah, biliyorum. Önceden bu kadar sorunlu biri değildi." Diye homurdandı Richard. "Sen gittikten sonra gerçek anlamda çekilmez biri oldu."
"Ve sen tüm bunların hepsini biliyorsun. Çünkü?"
"Colin uzun zamandır benim peşimde Z." Zoey tek kaşını kaldırarak ona uyarıcı bir bakış yolladı. "Ama tabiî ki senin sorunun cevabı bu değildi." Başını iki yana sallayıp iç çekti Richard yüzündeki gülümsemeyi yok ederek. "Bir zamanlar fazlasıyla iyi anlaşırdık Zoey."
"14.50 olarak bize ihanet etmediğin zamanları mı kastediyorsun?" Richard şaşkınlıkla kaşlarını havaya kaldırarak baktı Zoey'nin umursamaz yüzüne. Ellerini masanın üstünde birleştirerek Zoey'e doğru eğildi.
"Biliyorsan neden buradasın?" Zoey de aynı onun gibi ellerini birleştirip öne doğru eğildi.
"Çünkü merak ettiğim şey bu değil."
"O zaman?" diye sordu Richard. Kafası karışmıştı. Dan'in Zoey'e onun eskiden Gizli Servis'in bir üyesi olduğunu söyleyeceğini sanmıyordu. O zaman nereden öğrenmişti? Eğer amacı onunla arasındaki ilişkiyi öğrenmek değilse neden buradaydı? Şu anda karşısında oturuyor olması intiharla eş değer bir durumdu. Sadece ona daha yakın olabilmek için Sam'i kullanmış ve onu öldürmek istediği gerçeğini saklamayan biriydi Richard. Ama Zoey buna rağmen gelmişti. Evet, normalde de tehlikeden kaçan biri değildi Zoey ama bu seferki intihardı. Her ne kadar şu an için Zoey'e bir şey yapmayacak olsa da bu yaptığı saf salaklıktı Zoey'nin. Richard ona bir açıklama borçlu olduğunu biliyordu. Onu öldürmek zorunda da olsa en azından bir şeyleri bilmesi gerekiyordu.
"Neden bunu yaptın?" diye sordu Zoey düz bir sesle. "Neden bize ihanet ettin? Neden bana ihanet ettin?"
"Boş yere sormana gerek yok." Zoey duyduğu sesle birlikte başını yana çevirirken hemen yanındaki sandalyeyi çekmiş olan Colin oturarak kollarını birleştirdi ve buz gibi gözlerini Richard'ın üstüne dikti. "İhanet eden hainlerin bir nedene ihtiyaçları yoktur ihanet etmek için."
"Geçerli nedenlerim var..."dedi Richard gözlerini kaçırarak.
"Ve hepsi sadece birer bahane... Vicdanını rahatlatmak için uydurduğun bahaneler..."
"Affedersiniz, ama ben de buraydım ve birinin bana olanları anlatmasına ihtiyacım var." Dedi Zoey tek elini sallayarak.
"Senin bahane olarak adlandırdığın şeyler benim birlikte büyüdüğüm insanların yanından ayrılmama neden olan şeyler..." dedi Richard kendisini savunurcasına. Colin'in dudaklarından alaycı bir kahkaha çıktı ama gözleri neşeden oldukça uzaktı.
"Ne kadar değer verdiğini anlayabiliyoruz buradan..."
"Beni görmezden gelmekten zevk mi alıyor insanlar? Gerçekten bundan bıktım!"
"Bu durumdan gerçekten nefret ediyor." Dedi Richard gözlerini Zoey'nin üstünde gezdirirken. Colin de aynı şekilde Zoey'e bakıyordu. Onu onaylarcasına başını salladı.
"Fazlasıyla..."
"Tamam!" dedi Zoey sakinleşmek istercesine. "Düşmanla dost olma saatinizin sonuna geldiysek eğer bana hemen neler olduğunu açıklayın."
"Servis'e gittiğimizde anlatırım." Dedi Colin. "Burada daha fazla durmamız için bir neden yok."
Zoey kaşlarını çatarak baktı Colin'e. Servis'e gittiklerinde onu bir şekilde geçiştireceğine emindi. Ayrıca bunları Richard'dan duymak için buraya kadar gelmişti tüm riskleri göze alarak. Geriye gitmek gibi bir amacı yoktu. Richard'a doğru eğildi ve gözlerini onun siyah gözlerine sabitledi.
"Anlatmaya başlarsan iyi olur Rich."
"Geriye çekilsen iyi olur Z." Zoey duyduğu uyarıcı sesle birlikte hızla geriye çekilip Colin'e ters bir bakış yolladı. Onların söylediği şeye rağmen hala aralarının iyi olması ilginç bir şekilde hoşuna gitmişti Richard'ın. Oysaki onlara aralarındaki ilişkiyi söylerken amacı aralarının bozulmasıydı.
"Sen beni nasıl buldun Colin?" diye sordu Zoey sitemle. "İşime engel olmak için üstüme bir GPS falan mı yerleştirdin Tanrı aşkına!"
"Gittiğin her yerde seni bulabilirim Zoey." Dedi Colin çarpık bir gülümsemeyle. "İstesen de benden kaçamazsın. Seni her yerde bulurum."
"Ah, harika!" dedi Zoey yapmacık bir sevinçle. Onun bu hareketi Colin'in gülümsemesine neden olmuştu. Zoey sakin kalmaya çalışarak Richard'a döndü. "Eğer hemen anlatmazsan Colin'i katlederek sana yardımcı olmuş olacağım ve emin ol sana yardımcı olmak son zamanlarda istediğin en son şey listesinde bile yok."
Richard gözlerini önüne indirdi. Her şeyi olduğu gibi anlatmak bu kadar kolay değildi. Özellikle de Zoey hiçbir şeyi hatırlamazken. Colin'in de bu konuda çok fazla şey hatırlamadığını biliyordu. Onun bu şekilde davranmasının nedeni onu fazlasıyla kızdıracak şeyler yaptığının farkında olmasıydı. Hatırlamasa da biliyordu Colin.
"Benim için patron olmazsın demiştin, hatırlıyor musun?" Zoey başını onaylarcasına salladı. "Değilim zaten. Ben sadece asıl patrona yardım ediyorum. Yani babama..."
"Baban mı?" dedi Zoey kaşlarını çatarak. Richard başıyla onayladı onu.
"Sizin bildiğiniz adıyla, Samuel Edmund Black..." Zoey duyduğu isimle birlikte şaşkınlıkla bakmıştı Richard'a. Çenesinde hissettiği bir elle açık ağzının kapandığını fark etti. Gözleri Colin'e kaydığın sert bir ifadeyle ona bakıyordu.
"Tepkilerine hakim olmayı dene." Dedi elini geriye çekerken. Zoey şu an ona kızarak vakit kaybetmek yerine Richard'a döndü ve devam etmesini istediğini belirten bir işaret yaptı.
"Hepimizin aileleri vardı Zoey." Dedi Richard. "Senin ve Damon'ınkiler dışında... Babanızla tanıştığınız zaman babam babanızı öldürdü. Gözlerinizin önünde..."
"Ve sen de bunun devamını getirmesi için babana yardım etmeye mi karar verdin?" diye sordu Zoey. Boğazına takılan düğüm yüzünden sesi çatallaşmıştı.
"Babam normal bir ajan değil Zoey." Dedi Richard. "Babam benim taptığım birisiydi. Aynı zamanda özel bebeklerin varlığını ilk keşfeden ve Dan'e bildiği her şeyi öğreten kişiydi. Babam Dan'in öğretmeniydi. Ama Dan ona öğrettiği tüm şeylere rağmen babama ihanet edip onun Gizli Servis'ten atılmasına neden oldu. Babamın yaptığı her şeyin üstüne kondu! Babam onun şu an sahip olduğu her şey için yıllarını vermişken o sadece tüm bu emeklerin üstüne kondu!"
"Profesör hakkında düzgün konuş!" dedi Colin sonlara doğru sesi yükselen Richard'a. "Profesör hiç kimseye ihanet etmedi. Asıl ihanet eden kişi senin baban olacak o şerefsiz!"
"Sakin olun." Dedi Zoey Colin'in koluna dokunarak. Colin konuşmayı bıraksa da öfkeli gözlerini Richard'ın üstünden çekmemişti.
"Dediğim gibi..." dedi Richard daha sakin bir ses tonuyla. "Babamın adını haine çıkartan kişi Dan. Onun yanında daha fazla kalamazdım ve babama adını temizlemesi konusunda yardı etmem gerekiyordu. Ben onun tek çocuğuyum Zoey ve onu yalnız bırakmam."
"Babana yardım etmek için bizi bir kenara mı atıyorsun yani?" dedi Zoey hayal kırıklığıyla ona bakarken. "Birlikte büyüdüğün arkadaşlarına, kardeş gibi olduğun insanlara... Tanrım Richard! Sen beni öldürmeye çalışıyorsun şu anda!"
"Senin bir ailen olmadığı için bunu anlayamazsın." Dedi Richard sert bir sesle. Sürekli bu konu hakkında yargılanmak artık sinirlerini bozuyordu. "Ailen için her şeyi yaparsın."
Colin endişeyle Zoey'e baktı. Bunun ne olursa olsun fazla ağır bir cümle olduğunu Richard fark etmese de Colin fark etmişti. Zoey hatırlamıyor olabilirdi ama hissediyordu. Zoey dolan gözlerini Richard'a dikmişti. Gözlerinin etrafı yavaşça kızarmaya başlarken boğazına oturan yumruyu yutkunarak yok etmeye çalıştı. Diliyle dudaklarını ıslatıp Richard'a baktı ve fısıldarcasına konuştu.
"Benim bir ailem var Richard. Servis'in tamamı benim için bir aile... Ve emin ol onların her biri için kendi canımı seve seve veririm. Onlardan hiçbirinin kılına bir zarar gelmemesi için her şeyimi veririm. Çünkü onların her biri benim kardeşim. Eğer Damon onlara zarar vermeye çalışırsa öz ağabeyim olmasına rağmen onu engellerdim. Sebebi her ne olursa olsun... Ne kadar haklı olursa olsun..."
Ayağa kalktığında Colin de onunla beraber ayağa kalkmıştı. Zoey gitmek için arkasını döndükten hemen sonra aklına gelen şeyle duraksadı. Tekrar Richard'a dönüp son cümlelerini söyledi ona.
"Ayrıca... Anneme ne olduğunu bilmiyorum ama... Gerçek bir aileye sahip olabilirdim. En azından benim de babam olabilirdi. Tabi, baban onu öldürmüş olmasaydı." Richard'ın yüzündeki pişmanlığı görmesine rağmen içindeki öfke ona üzülmesine engel oluyordu. "O yüzden bana ailemin olmadığını söylerken bir daha düşün."
Zoey onun konuşmasına izin vermeden kafeden çıkarken Colin öfkeli gözlerini Richard'a çevirdi.
"Bir zamanlar en yakınlarımdan biri olduğun için utanıyorum Richard. Senin için en çok savaşan kişiye bunları söylediğin için sen de kendinden utanmalısın."
Zoey ağlamamak için ısırdığı dudaklarına dişlerini biraz daha batırdı. Yanan gözlerine rağmen yere eğdiği başıyla hızlı hızlı yürüyordu. Ona seslenen Colin'i beklemek istemiyordu. Eğer onu görürse durdurmak için uğraştığı göz yaşları kendiliğinden dökülecekti. Adımlarını biraz daha hızlandırdı. Sonra biraz daha... Ve biraz daha... Son hızla kalabalığın içinde koşarken bir yandan da 'Neden?' diye düşünüyordu. 'Neden tüm bunları ben yaşıyorum?'
Göz yaşları akmak için onunla savaşırken o inatla direniyordu. En sonunda ciğerlerinde yeteri kadar oksijen kalmadığında koşmayı bırakmıştı. Derin derin nefes alırken nereye geldiğine baktı. Gördüğü manzarayla göz yaşları tekrar akma çabasına girerken artık ısırmaktan kıpkırmızı olmuş dudaklarını kanatmıştı.
"Zoey?"
Şaşkınlıkla karışık bir korkuyla ona doğru gelen küçük çocuğa gülümsemeye çalıştı. Ama pek başarılı olamamıştı. Küçük çocuk hiçbir şey söylemeden onun elini tutup diğerlerinin olduğu yere götürmüştü onu. Zoey tüm evsizlerin toplandığı yeri görünce burukça gülümsedi. Gözlerinin önünde canlanan anıyla gülümsemesi ufak da olsa büyümüştü.
"Burada hiç kimse geçmişi önemsemez... Önemli olan gelecektir." Demişti ilk geldiği gün yanına gelen adam. Gözleri onu bulduğunda adam endişeyle ona bakıyordu. Zoey hızlıca onun yanına gitti. Ama ne diyeceğini bilemiyordu. Adam onun bu haline anlayışla gülümsedi ve elindeki içki şişesini ona uzattı. Zoey şişeden büyük üç yudum aldı ve elinin tersiyle ağzını silip şişeyi adama tekrar uzattı.
"Geçmişi önemsemediğinize göre..." dedi yere bakarak. "Geçmişimi hatırlamamam iyi, değil mi?"
Adam onun umutla parıldayan gözlerine bakarak başını iki yana salladı. Zoey'nin gözlerindeki umut ışığı yok olurken onun sırtını babacan bir tavırla sıvazlayarak konuştu.
"Biz insanlar, geçmişlerimizler varız evlat. Eğer geçmişin yoksa tam bir sen olamazsın. O zaman etrafına sadece sahte bir kişilik sergilersin."
"Ama bana burada geçmişin önemsenmediğini söylemiştin." Dedi Zoey suçlarcasına.
"Doğru, ama bunun için bir geçmişin olması gerekiyor." Zoey gözlerini yere dikti tekrardan. Adam yanlarına gelen genç adamı görünce gülümsedi. "Geçmişini bulmak istiyorsan, şu anda tam sana doğru geliyor."
Zoey gözlerini yerden kaldırıp ona endişeyle bakan yüze çevirdi. Yanında oturduğu evsiz adam ona destek olurcasına iki kez sırtına vurdu. Zoey ayağa kalkarak ona doğru yürüyen Colin'e gitti. Colin'in bir şey söylemesine fırsat vermeden kollarını onun boynuna doladı. Colin onun bu hareketine şaşırsa da kollarını onun beline dolamak için bir saniye bile beklememişti. Zoey'nin hıçkırıkları yüzünden sarsılan bedenine daha sıkı sarıldı. Dudaklarını onun saçlarında gezdirirken söyleyecek hiçbir kelimesi yoktu onu teselli edebilmek için.
"Teşekkür ederim." Dedi Zoey fısıldarcasına. "Beni her yerde bulduğun için..."
Colin Zoey için geçmişinin tam anlamıyla karşılığıydı. Ondan kaçsa bile o peşinden geliyordu. Ve aynı geçmişi olmadan yapamayacağı gibi Colin olmadan da yapamayacağını biliyordu artık.
"Özür dilerim..."dedi Colin aynı onun gibi fısıldayarak. "Onları duymanı engelleyemediğim için..."
Zoey geriye çekilip ellerinin Colin'in yüzünün iki yanına koydu. Göz yaşları yanaklarını süslese de içten bir gülümseme sundu ona.
"Duymam gerekiyordu." Colin aynı Zoey gibi ellerini onun yanaklarına koydu ve artık durmuş olan göz yaşlarını sildi. Dudaklarını onun alnına bastırdığında Zoey'nin gözleri kapanmıştı bile.
"Ağlamanı istemiyorum." Dedi Colin yumuşacık bir sesle. "Üzülmeni istemiyorum. Sen sadece gül. Gülerken daha güzelsin. Sadece benim yanımda kal. Benim yanımda daha güzelsin..."
Zoey'nin gülümsemesi genişlerken Colin'in dudaklarına da ufak bir tebessüm yerleşmişti. Yüzü yavaşça Zoey'nin yüzüne yaklaşırken Zoey'nin elleri onun ensesine inmişti. Colin tek elini Zoey'nin beline indirirken diğer elini Zoey'nin ensesine koyup onu kendisine yaklaştırdı biraz daha. Dudakları birbirine değdiğinde bunun öncekilerden farklı olduğunu ikisi de biliyordu.
Birbirlerinin tatlarında kaybolurlarken ikisinin de beklemediği bir şey olmuştu. Aniden tüm yaşadıkları gözlerinin önünden geçmeye başlamıştı. Her şey... Dört yıl boyunca unuttukları her şey gözlerinin önündeydi artık. Kaybolmuş kişiliklerini birbirlerinin dudaklarında bulmuşlardı yine... Birbirlerinden ayrıldıklarında Colin hızla gözlerini açtı.
"Z..." Zoey son hızla ondan uzaklaşıp nefretle baktı ona özlemle bakan mavi gözlere.
"Benden uzak dur!"