ISLAK KELEBEK

By Dil_ANK

12.4K 700 379

Islak kelebek... Uçabilir... Ama yükselemez... Bir günlük ömrü dolmadan... Eninde sonunda... Yere düşecektir... More

Tanıtım
-1-
-2-
-3-
-4-
-5-
-6-
-7-
-8-
-9-
-10-
-11-
-12-
-13-
-14-
-15-
-16-
-17-
-18-
=19=
-20-
-21-
-22-
-23-
-24-
-26-
-27-
-28-
-29-
-30-
-31-
=32=
♢ -33- ♢
-34-
-35-
-36-
☆ -37- ☆
-38-
-39-
- 40 -
- 41 -
- 42 -
- 43 -
- 44 -
- 45 -
- 46 -
- 47 -

-25-

27 4 0
By Dil_ANK

-25-

Emre Ankara'daki bir arkadaşını arayıp otobandaki arabayı alıp kiralandığı şirkete teslim etmesini istemişti. Arkadaşı da onu kırmamış isteğini yerine getirmek için onca yolu gelmiş, arabayı almış ve gitmişti. Emre ise, artık yeterince sakinleşmiş, canından çok sevdiği kardeşini alıp yollara düşmüştü. Yan koltukta hala ara ara düzensizleşen nefesiyle, gözlerini kapatmış Yağmur'una kavuşmayı bekleyen Yamaç'a baktı Emre.

Yeliz'in söylediklerinden sonra kendisini fazla suçlu hissediyordu. Her şeyi yanlış anlamış ve ortalığı karıştırmıştı. Yamaç'ın yanına geldiğinde ambulansın geldiğini ve kardeşine ilaç verip uyuşturduklarını gördüğünde fazlasıyla sinirlenmiş ve ortalığı ayağa kaldırmıştı. Yamaç, eskiden de sinir krizleri geçirirdi ve hastaneye kaldırıldığında verdikleri yatıştırıcıların kardeşini ne kadar sersemlettiğini çok iyi biliyordu.

Her yatıştırıcının etkisi günlerce sürer ve kardeşinin gözlerinin önündeki hissizliğini izlemek zorunda kalırdı. Yamaç da sevmiyordu bu ilaçları, uyumuş gibi hissediyor, gülemiyor, ağlayamıyordu. Ama işin en kötü tarafı yaşadığı acıları unutturmuyordu da bu ilaçlar, sadece verdiği aşırı tepkileri önlüyordu. Saldırgan bir hayvanı yatıştırmak gibi bir şeydi bu, Yamaç'ın etrafa saldırmasını, yıkmasını dökmesini engelliyordu güya...

Zamanında o kadar çok ilaç kullanmıştı ki geçirdiği son krizlerde bağışıklık kazanmaya başladığı için ilaç etki etmemişti. İlaç etki etmediğindeyse çok daha zor zamanlar geçirmiş, sakinleşmeye çalışırken çok acılar çekmişti.

Belki de anneannesi bu yüzden karışmıyordu hiçbir şeye. Torunun çektiği acılara, ağlama krizlerine, gecelerce kabuslar görerek, feryat ederek uyanmalarına, ilaçlar alıp günlerce boş boş bakmalarına şahit olmuştu.

Kimseye bulaşmamasını, zarar görmemesini, intikam almamasını istiyordu ama torunun huzur bulacağı düşüncesi yatıştırıyordu kadını. Eğer torunu intikam alıp rahatladığında, huzurlu olursa diye "Yapma!" demiyordu ona. Biliyordu, biricik torunu onu kıramazdı ve onu dinlerdi. Ama nasıl huzurlu olacaksa öyle yapmalıydı. Zaten görüyordu kadın, Yamaç'ı ayakta tutan, güçlü kılan şeyin intikam duygusu olduğunu.

İstanbul'a geldiklerinden beri çok daha iyi görüyordu torununu ve biraz da bu yüzden dönmesini istemiş, inat edip onunla konuşmamıştı. Torununu bu şehirde hayata bağlayan bir şey olduğunu biliyordu ama bunun aşk olduğundan bir haberdi yaşlı kadın.

Evet, kendine itiraf edemese de uzun zamandır Yamaç'ı hayata sıkı sıkıya bağlayan şey ela gözlü, kömür karası saçları olan, ufak tefek bir kızdı. Çok değer verdiği intikam fikrinden vazgeçmesini sağlayan kişiden, zarar vermekten, üzmekten korktuğu bu kızdan kaçmıştı Yamaç. Ama her şeyi, intikamı, kardeşi bildiği Emre'yi, anneannesini, o kızı arkasında bırakmak çözüm değildi. Biraz yalnız kalırsa, uzaklaşırsa kafasını toparlayabileceğini düşünmüştü ama arkasında bıraktıklarından başka bir şey düşünememişti.

Çekip gittiğinde her şeyini kaybettiğini hissetmişti. Günlerce anneannesiyle, kardeşiyle konuşmamış, o kızdan haber alamamıştı.

Hayatta hiçbir şeyi kalmadığını hissettiğinde ayakları kırılmıştı genç adamın ve yine yerlere yığılmıştı. Ankara'ya geldiği günden beri perişan haldeydi genç adam. Ela renkli cennet çiçeğini kaybetmekten ölesiye korkarken, başka bir erkeğe baktığını bilmek, dokunmaya kıyamadığı kadına başkasının dokunduğunu bilmek son darbeyi vurmuştu ona.

Onun hala kendisini sevdiğini bilmek umut veriyordu adama, ama yokluğunda başkalarına tutunup, başkalarını sevebileceği ihtimali tüm umudunu buharlaştırmıştı adamın. Avuçlarındaki son güç taneleri parmaklarının arasından kayıp giderken, kaybettiği güç bir sinir krizini davet etmişti yerine. Tek çaresinin çok geç olmadan o kadına ulaşmak olduğunu düşünmüş ve kendini yollara atmıştı.

Kontrolünü kaybettiği sırada tek düşündüğü şey, sevdiği kadını son kez göremeden ölmekti. Evet, ilk defa o an kabul etmişti Yağmur'u sevdiğini, öleceğini düşündüğü an. Şuan anlıyordu hatasını, daha önceden bunu kabul etseydi hiçbir şey böyle olmayacaktı.

Giderken Yağmur'a karşı hislerinin azalacağını umarak çıkmıştı yola ama tam tersi olmuş ve sevdiğini kendine itiraf etmiş, çok daha güçlü duygularla dönüyordu ona.

Onu sevdiğini bilmiyordu bile o kadın, bunu ona söylemeden ölmemeliydi, en azından bunu hak ediyordu. O kadının kendisini sevdiğini biliyordu, buna adı gibi emindi. Sevgiyi gözlerinde görmüştü kızın, annesi gibi şefkatle, sevgiyle bakıyordu adama genç kız.

O kadar özlemişti ki onu! En son sıkı sıkı sarılmış ve hiçbir şey söylememişlerdi, şimdi de ela renkli cennet çiçeğine, Yaz Yağmur'una, kış güneşine kavuşup sıkı sıkı sarılmak istiyordu genç adam. Yüreği özlemle doldu, taştı adamın. Şimdiye kadar sadece anne ve babasını bu kadar çok özlemişti, yüreği taşarcasına.

Tabi her şey için çok geç kalmadıysa, sevdiği kadın hala kendisini seviyorsa ya da kalbi artık başkası için atmıyorsa sarılabilirdi ona ancak.

Oturduğu koltuğa biraz daha yayıldı ve derin bir nefes alıp geri bıraktı genç adam. Gözleri kapalı olmasına rağmen şoför koltuğundaki kardeşinin bakışlarını üzerinde hissetmişti.

Etkisini fazla hissetmediği ilaç, titremelerini durdurmuş ve nefes alış verişini düzene sokmuştu. Ama içindeki kaybetme korkusunu azaltmamıştı. Gözlerini açıp başını dikkatini yola vermiş Emre'ye çevirdi. Sıkıntılı görünüyordu.

"Emre..." diye seslenip kısa bir an durduğunda, artık konuşma vaktinin geldiğini anlayan Emre aniden yolun kenarına çekip durdurdu arabayı.

Bu ani tepkiyi fazla bulan Yamaç kaşlarını havaya kaldırıp oturduğu koltuktan doğrulmuş ve vücudunu Emre'ye çevirip tüm dikkatini ona vermişti. Emre derin bir nefes alıp bedenini Yamaç'a çevirdi ve konuşmaya başladı.

"Kardeşim, ben... ben özür dilerim! Senin bu hale gelmenin ve Yağmur'un bayılmasının tek suçlusu benim. Her şeyi yanlış anlayıp seni aramam, Yağmur'a söylediklerim, affedilir şeyler değil biliyorum ama..."

Emre'nin sözünü kesip çatık kaşlarıyla konuştu Yamaç. "Emre, ne saçmalıyorsun sen? Neyi yanlış anladın, Yağmur'a ne dedin? Tek tek anlat şunu!"

"Abi, ben her şeyi yanlış anlamışım. Yani Yağmur'un o çocukla arasında hiçbir şey yokmuş. Ben onları bankta yan yana görüp yanağını okşadığını falan sanınca yanlış anlamışım, aslın..."

"Ne okşaması!" diye sertçe sözünü kestiğinde kısa bir an arkadaşına baktı Emre. Yağmur'u bu kadar kıskandığını bilmiyordu ve şaşırmıştı. Neyse ki hızlıca kendini toparlayıp konuşmuştu Emre, aksi taktirde Yamaç sinirlenmeye başlayacaktı.

"Şey, dertleşmişler biraz, hatta Yağmur senden bahsetmiş, seni özlediğinden bahsetmiş. Ağlayınca da teselli etmiş ama ben yanlış anlamışım."

Bu cevaptan memnun olmuş gibi gözüken Yamaç kısa bir sessizliğin ardından tekrar konuştu. "Peki, nerden bulmuş o zibidi Yağmur'u ? Ona zarar verdiğimi nerden çıkarmış?"

O adamdan bahsederken bile kaşları kıskançlıkla çatılan arkadaşına hayretle baktı Emre. "O kadarını bilmiyorum kardeşim. Bu çocuk ne iş peki, kitapçıda neler oldu?"

Sıkıntıyla içini çeken Yamaç o anları tekrar yaşıyormuş gibi öfke ve kıskançlıkla ayrıntılara girmeden anlatmak istemişti konuyu. "Geldi asıldı Yağmur'a, güzelim falan deyince sinirlendim ben de, bağırdım biraz. Yağmur da ağlamaya başladı ben bağırınca. Adamı kovdum sonra barıştık işte tekrar."

Emre, kıskançlığı ve öfkesi her halinden belli olan Yamaç'a baktığında kendini gülmemek için zor tutmuş, arkadaşının sözü bittiğindeyse içindeki kahkahayı daha fazla tutamayıp serbest bırakmıştı.

Emre'nin neden güldüğüne anlam veremeyen Yamaç kaşlarını daha çok çatarken "Ne var lan!" diye sesini yükseltti. Emre gülmesini bastırmaya çalışarak "Abi, sen de baya kıskanç biriymişsin yani. Öyle bir konuştun ki sanki adam burada olsa boğacak gibi görünüyorsun!" dedi.

"Ne var lan, kıskandım işte. Ayrıca bir daha karşılaşırsak boğmayı da düşünüyorum. Gözümün önünde yanımdaki kıza nasıl asılırsın lan sen? Bir de güzelim diyor, canım diyor, bu adamdan korkma gel seni götüreyim falan deyince kan beynime sıçradı zaten. Yağmur olmasa ben ona ne yapacağımı biliyordum ama Yağmur ağlıyordu işte, onu bırakamadım!"

Çok ciddi bir şekilde konuşurken sesi sert ve yüksek çıkıyor, ellerini yumruk yapmış gözlerindense alevler püskürüyordu. Emre az önceki kahkahalarının aksine şuan fazla şaşkın duruyordu. Yamaç'ın gerçekten bu kadar sinirlenmesi, kıskandığını ve Yağmur'u sevdiğini gösteriyordu.

"Yamaç, sen Yağmur'u kıskanıyorsun! Yani..."

"...Seviyorum! Ben Yağmur'u çok seviyorum kardeşim!" diye tamamladı Emre'nin söyleyemediği şeyi, tam gözlerinin içine bakarak ve Emre'yi hayrete düşürerek.

"Sonunda bunu kabul ettin yani öyle mi?"

Yamaç bakışlarını kaçırırken fısıltı gibi çıkan sesiyle cevap verdi. "Evet!  Kaza yaptığım sırada aklıma gelen tek şey oydu, son kez göremeden ölecek olmam ve onun ne hale geleceğiydi."

Ortam birkaç saniye sessizliğe teslim olurken bunu Emre bozdu. "Peki, şimdi ne yapacaksın?"

"Şimdi... Şimdi gidip Yağmur'a sarılacağım ve onu bir daha asla bırakmayacağım. Bildiğim tek şey bu."

Continue Reading

You'll Also Like

812K 9.5K 36
Gizemli bir adam ve onun güzel kadını.
146K 8.4K 24
Dmitry Tvardovsky, geçmişi karanlık anılarla dolu, gizemli ve acımasızlığı ile tanınmış, bir diğer namı Ölüm olan o adam. Her kesin korkması gereken...
51.5K 3.9K 21
batu.demiraslnn: Birkaç kere konuştuk demek ha? batu.demiraslnn: Birçok demek istedin de dilin sürçtü diye düşünüyorum :) melluluca: ?? melluluca: be...
183K 4K 49
Kimi hikâyeler bir tesadüfle başlar, kimi kaderin ince ince ördüğü bir ağla... İşte bu kitap, geçmişin acı izleriyle yaşayan genç bir kadının, karanl...
Wattpad App - Unlock exclusive features