Güvenilmez

By xzce_201

896 62 25

Kendimi bildim bileli aykırı bir kızım. Boks eldivenlerime, hırsıma ve rekabet duyguma aitim. Tıpkı bu... More

Savaş
Ayrıştırma
İntihar
Bela
Bilinmeyen
Hayaletler
Tanışma Faslı
Kabus
Görev
DUYURU

Hiddet

57 5 3
By xzce_201

   Günün ilk ışıkları, yaprakların arasından süzülüp saçlarını ve gözlerini yıkarken elindeki sigaradan derin bir nefes çekti. Gözleri her zamankinden daha dalgın ve daha bulutluydu. Göğsü yavaşça inip kalktı ve gri duman dudaklarının arasından ince bir iplik gibi süzülmeye başladı. Poyraz Samyeli ne kadar nefret edilesi biri olsa da hayatım boyunca gördüğüm en güzel şeydi.

Şafak boğazını temizleyerek beni bulunduğumuz anın içine döndürdü. "Beni dinlemiyor musun sen?"

"Pek dinlediğim söylenemez," dedim gözlerimi iri iri açarak. Elimden geldiğince masum görünmeye çalışıyordum.

Gözlerini devirdi. "Hayatımda gördüğüm en zor öğrencisin," diye homurdandı.

Bugün açık alanda eğitim görüyordum. Şafak bir silah seçmem ve onu en ince ayrıntısına kadar tanımam gerektiğini söylemişti. "Seçtiğin silah geri kalan hayatında sana en yakın olan şey olacak," demişti. "Her an senin yanında olacak ve her an yanında olacak bir şeyi her şeyiyle tanımalısın."

Dikkatimi önümdeki silahlara yönelttim. "Şuradaki," dedim elimle işaret ederek. "Onu istiyorum."

"Cheytac M2000, güzel seçim," dedi takdirle. "Ama sana göre biraz ağır. Belki de benim kullandığım gibi bir SIG-Sauer SSG 3000 denemelisin." Daha küçük ve ince bir tüfeği işaret etti.

"Hayır," dedim inatla. "Onu istiyorum."

"Küçük inatçı bir çocuksun," dedi yeniden homurdanarak.

Burnumu kırıştırarak dil çıkardım. Silahı parçalara ayırdı ve yavaşça hangi parçanın nereye ait olduğunu anlatmaya başladı. Dikkatimi toplamakta zorlanıyordum ama silahı parçalayıp tekrar birleştirmemi istediğinde başardım.

Gururla gülümsedi. "Sanırım artık nişan çalışmalarına başlayabiliriz."

İnanamayarak ona baktım. "Gerçekten mi?" diye soludum. "Bir şeylere ateş edebilecek miyim yani?"

"Benim dışımda herhangi bir şeye," dedi altını çizerek. "Mesela, verandadaki masanın üstünde duran bardak oldukça iyi bir hedef gibi görünüyor."

Tüfeğin yanına uzandım. Nişan aldım, nefesimi tetiğe bastığım anda bırakıverdim.

Ama kurşun bardağa değil, Poyraz'ın hemen yanında durduğu cama isabet etti ve cam binlerce parçaya bölündü. Yerinden sıçradı ve anında bana döndü. Bukleleri gözlerinin önüne düşmüştü, aramızda neredeyse iki yüz metre mesafe vardı ama gözlerinin alev alev yandığını görebiliyordum. Çenesindeki bir kas seğirdi.

El sallayıp bağırdım. "Üzgünüm, ıskaladım!" Sinsi sinsi gülümseyerek, "Asıl hedefim sendin," diye ekledim.

Şafak hemen yanımda uzanıyordu ve bütün bu olayı nefesini tutarak izlemişti. Ben kendimi tüfeğe ve yaptığım espriye kaptırmışken beni dirseğiyle dürttü. Boğazını temizleyip, "Sıla," dedi.

Onu umursamadan dürbünle etrafı taramayı ve yeni bir hedef aramayı sürdürdüm. Israrla ismimi söylemeye ve dirseğiyle kaburgalarımı deşme çabasına devam ettiğinde dişlerimin arasından bir nefes alıp ona döndüm. "Cehennemin dibi!" diye azarladım onu. "Sıla da Sıla! Ne var?"

Tüfeğin dürbününe döndüm. Dürbünden Poyraz'ın hızla yaklaşan bedenini görmemle, Şafak'ın, "Kaçsak iyi olacak," demesi bir oldu.

Yerimden fırlamamla koşmaya başlamam bir oldu. Şafak arkamdan gelirken kahkahalarla gülüyordu. "Askerler, mevzileri terk edin!" gibisinden bir şeyler bağırıyordu. Onu umursamadım çünkü biliyordum ki, Poyraz beni yakalarsa gebertecekti. Gerçekten de şehit olacaktım.

Aslında koşmamın pek bir mantığı yoktu. İstediği zaman bir hayalet kadar zarif ve hızlı olabiliyordu.

Aynı zamanda da bir hayalet kadar sessiz.

Ağır kütlesi arkamdan bana çarptığında dengemi sağlayamayıp yere düştüm. Üstüm, başım ve saçlarım çamura bulanırken boğuk bir çığlık atıp ellerimi yüzüme siper ettim. Kollarımı zorla aşağı indirip alev alev yanan gözleriyle yüzüme baktı. "Demek ıskaladın," dedi öfkeyle. Nefes nefese bile kalmamıştı. Onu çok kıskanıyordum. "Burada patronun kim olduğunu unuttun sanırım."

Donakaldım. "Ne?"

Bir anda yüzünde bir farkındalık ifadesi belirdi. Ve vücutlarımızın bütün stratejik noktalarının birbirine yaslı olduğunu dehşetle fark ettim. Ankara'nın çetin kışına tezat oluşturan vücudu sıcacıktı. Hızla üstümden kalkıp beni de yanında sürükledi. Hızla eve yöneldi. Arkamızdan Şafak'ın, "Yapma, Poyraz!" diye bağırdığını duydum. "Bunu yapmak zorunda değilsin."

Nefes nefese adımlarımı onunkilere uydurmaya çalıştım. "Ne... Ne yapıyorsun?" dedim kesik nefeslerimin arasından. Anlaşılan eğlence bitmişti.

"Burada yaptığımız şeyler sana şaka gibi mi geliyor?" diye bağırdı. Teninden dalga dalga yayılan hiddet beni afallattı.

"Canımı acıtıyorsun," dedim kendimi kurtarmaya çalışarak. Sesim sızlanan ve korkan küçük bir kıza aitmiş gibi çıkmıştı.

Cevap vermedi ve evin kapısını açıp beni içeri itti. Ayaklarım birbirine dolandığında bile durmadı. Beni üst kata sürüklerken adaleli kollarındaki her bir kas gerilmişti. Çenesi seğiriyordu. Bacaklarım ve kalçam merdivenlere çarparken dişlerimi sıktım. Moraracaklardı.

Merdivenlerin karşısındaki kapıyı açtı ve beni içeri itti. Evdeki diğer odalara nazaran çok daha küçük tabut gibi bir odaydı ve içeride sadece bir yatak vardı. Etrafta kimsecikler yoktu, ölüm sessizliği vardı ve Poyraz'dan yayılan hiddet adeta canlı bir varlık gibi odayı dolduruyordu.

Şu anda bana istediği her şeyi yapabilirdi.

Beynimin gerilerine ittiğim görüntüler su yüzüne çıkarken geriledim. Teoman kahkaha atıyordu, beni yere mıhlamış, bedenimi bedeniyle esir almıştı.

Durmadan çığlık atıyordum.

Korkuyla büzüşürken gözlerimi üstünden ayırmadım. Ne düşündüğümü anlamış gibi surat ifadesi bir anlığına yumuşadı ve o korkunç hiddet söndü. Sonuçta beni aynı şeyi yaşamaktan o kurtarmıştı, değil mi? Beni Teoman'ın elinden o çekip kurtarmıştı. Bana öyle bir şey yapmazdı.

Değil mi?

Ama bu sadece bir saniye sürdü. Soğuk çelikten maskesi hızla yüzünü kapladı. "Burada disiplin her şeydir," dedi alçak ve ifadesiz bir sesle. "Bir anlık ciddiyetsizlik hayatına mal olur."

Nefesimi bırakıp bir adım daha gerileyince yatağın ayak ucuna çarptım. Ellerini dalgalı saçlarının arasından geçirdi. "Bundan sonra burada kalacaksın. Tuvalet ve temel ihtiyaçlar haricinde bu odadan çıkmayacaksın ve ben izin vermediğim sürece kimseyle iletişime geçmeyeceksin..."

Bu noktadan sonra korkum yerini kızgın bir öfkeye bıraktı. Gözlerimi kıstım. "Sen kendini ne sanıyorsun..."

Beni duymazlıktan gelerek devam etti. "Bütün eğitimlerini devralıyorum ve bundan sonraki antrenmanların eğlenceli ya da kolay olacağı konusunda en ufak bir umut dahi besleme."

Tam ağzımı açmıştım ki arkasını dönüp odadan çıktı ve kapıyı kapattı. Bu işi burada bırakmayıp peşinden gidecek ve tekmemi kıçına gömecektim.

Ama ben daha adımımı atamadan kanımı donduran bir klik sesi odayı doldurdu.

Namussuz herif kapıyı kilitlemişti.

Orada durup hava kararana ve sesim kısılıp, ellerim acıyana kadar bağırıp, yumruk ve tekme attım. Kimse kapıyı açmadı. Kimse yardımıma gelmedi. En sonunda yorgun düşüp kapıya yaslandım ve aşağı kaydım. Kolumu uzatıp ışık düğmesine bastım ama oda hala karanlıktı.

Harika. Karanlıktan nefret ederdim.

Seni namussuz, adi, oruspu çocuğu... Sinirden ağlamamak için alt dudağımı sertçe dişledim ve ağzım metalik ve tuzlu bir sıvıyla doldu. Daha da öfkelendim.

Acaba hata mı ediyordum? Bu insanlara güvenip kendimi tamamen onların eline bırakmıştım. Verdikleri giysilerden ve yiyeceklerden yararlanmış ve bunu bir fırsat olarak görmüştüm. Ama onlar hakkında ne biliyordum ki? İsimlerinden ve ait oldukları gruptan başka ne biliyordum?

Hayatımın her diliminde yaptığım gibi yine pervasız ve düşünmeden davranmıştım. Gözlerimi dört açmalı ve onlara bu kadar güvenmemeliydim.

Pencereye yöneldim ve açtım ama demir parmaklıklarla çevriliydi. Ay ışığı soğuk havayla birlikte odama dolarken pencerenin önündeki cılız dalların gölgesi odanın ucuz halı döşenmiş zeminine düşüyordu. Ürperdim.

Çamur içindeki saçlarıma ve üstüme baktım. Yeni bir öfke dalgası içimi kavururken pencereyi çarparak kapattım. Kendini beğenmiş, kontrol ve disiplin manyağı züppe...

Sabaha kadar bildiğim bütün küfürleri kombinleyerek odayı arşınladım. Sonunda günün ilk ışıkları içeriyi aydınlanmaya başladığında kapıdan gelen kilit sesiyle bütün kaslarım gerildi.

Kapı açılır açılmaz üzerine atladım. Tek bir sıçrayış güçlü bacaklarımı beline sarmama yetti ve parmaklarım kulaklarıyla birlikte saçlarını kavradı. Boğazımdan vahşi bir hırıltı ardından da öfke dolu bir çığlık çıktı. Ben evcil hayvan değildim. Kimse beni esir tutup, boynuma zincir vuramazdı.

Beni tek bir hamleyle üstünden attığında gayet sakin gözüküyordu. Tırnaklarımın arasındaki kana ve deri parçalarına hastalıklı bir tatmin duygusuyla baktım.

Beni baştan aşağı süzdü. "Orman kaçkınlarına benziyorsun," dedi kapıyı açıp kenara çekilirken. "Bir duş al ve antrenman sahasına in. Kahvaltını antrenmandan sonra yapacaksın."

Kaslarımı gerip ileri atıldım. Amacım kolunun altından geçip gitmekti, her ne kadar reflekslerinin bana izin vermeyeceğini bilsem de kaybedecek bir şeyim yoktu. Bu yüzden beni kolayca yakalayıp kolunun altına sıkıştırdığında şaşırmadım. Ama, "Bırak beni!" diye ciyaklamayı da ihmal etmedim.

Çırpınmama aldırmadan beni odadan dışarı çıkardı. Banyoya götürdü ve hiç abartmıyorum beni resmen içeri attı.

Bir kilit sesi daha duydum ve yumruklarımı sıkarak öfkeli bir çığlık attım. Şımarık ve küçük bir kız çocuğu gibi davrandığımın farkındaydım ama bana bunu yapmaya hakkı yoktu.

Öfke nöbetimin geçmesini bekledikten sonra, "Senin için temiz kıyafetler getirip kapının önüne koyacağım," dedi. Sesi aşırı sakin geliyordu. Homurdanarak karşılık verdim. "Duş almadan oradan çıkmayacaksın," diye ekledi.

Kapıyı tekmeledim.

Yaklaşık bir saat sonra derinden gelen piyano sesiyle kafamı kaldırdım. Küvet yatmak için pek uygun bir yer değildi ve her yerim tutulmuştu. Kalkıp kapıya yaklaştım, hüzünlü piyanonun melodisi hızlanmaya başladı.

Bir tekme daha attım.

Ne kadardır orada öylece oturduğumu bilmiyordum. Saatler birbirine girmişti. Deli gibi açtım ve her yerim ağrıyordu. Dün gece hiç uyumamam da cabasıydı.

Piyano sesi yaklaşık on beş dakika önce kesilmişti. Ayağı kalkıp ileri geri yürüdüm ve gerindim. Ter ve çamur tenimin üstünde birbirine karışmıştı. Küvete ve duş başlığına özlemle baktım. Lanet olsun sana, keçi inadım.

Kapı bir anda açıldı. Zafer kazanmış bir ifadeyle yüzümü bana patronluk taslayan adama döndürdüm. Ben kazanmıştım. Pes etmişti.

Ama bir an sessizce orada dikildikten sonra üzerime atılıp kollarımı arkamda sabitledi. Afallayarak karşılık veremedim ve beni ağırlığıyla küvete doğru iteledi. Popomun üstüne düştüm ve keskin bir acı kuyruk kemiğimden yukarı tırmandı.

Duş başlığını eline alıp soğuk suyu sonuna kadar açtı. İşte şimdi gerçekten öfkelenmiş gözüküyordu. "Emirlerime uyacaksın," dedi tehditkâr bir sesle. "Bu grubun lideri benim ve sende herkes gibi beni dinleyeceksin!"

Soğuk su tenimi ısırıp yakıyordu. "Dur!" diye bağırdım ellerimi yüzüme siper ederken.

Ama dinlemedi ve vücudumdaki her çamur zerresi akıp gidene kadar buz gibi suyu vücuduma akıtmaya devam etti. Tam olarak ne zaman bilmiyorum, ama bir yerden sonra ruhum ve bedenim uyuşmuş ve karşı koymayı bırakmıştım. Pes etmekten utanarak başımı eğdim. Kazanmasına izin verdim.

Suyu kapatıp geri çekildi ve kapının dibinde duran kıyafetleri yüzüme attı. Tek kelime konuşmamıştı ve daha da kötüsü hiç de pişman olmuş gibi gözükmüyordu. Bana attığı kıyafetleri hiç ses çıkarmadan giyip banyodan çıktım. Duvara yaslanmış beni bekliyordu. Gözleri beklentiyle ışıl ışıldı.

Ona yumruk attım.

Çenesini tutarak geriye sendeledi. Arkamı dönüp hızla bana özel, küçük hapishaneme giderken, "Bende benim tanıdığım Sıla Şafak'a ne olduğunu merak ediyordum," diye mırıldandığını duydum.

Kapıyı çarparak kapattım ve bu kez kilidi çeviren bendim.


Arkadaşlar normalde bölümü daha erken atacaktım ama imkanım olmadı ve şu son birkaç günde de şehitlerimizin anısına saygısızlık olmasın diye paylaşmadım. Yazması çok keyifliydi umarım okuması da keyifli olur seviliyorsunuuuuz


Continue Reading

You'll Also Like

36.5K 2K 25
Ben Efil mit'in en iyi ajanlarından biriyim bir gün biri beni arıyor ve diyor ki doğumda karışmışsın. Küfür, argo ve şiddet içerir!
143K 7.9K 26
.
31K 1.5K 46
"Vatan için mücadele edenlerin sonu asla bitmez, bizler bir ölür bin doğarız! Al bayrak gökte dalgalana kadarda öyle kalacak!" NOT; Bu kitapta gördüğ...
24.5K 1.7K 19
Gerçek ailem ve askeri kurguyu birlikte yazdım, umarım beğenirsiz. İyi okumalarr.
Wattpad App - Unlock exclusive features