Meryem:
Hayatta herkesin nefret ettiği bir konu, insan, düşünce, durumu olur. Benim ise annemdi. Ben, annem olacak bu kadından nefret ediyordum; yüzünden, gözünden, davranışlarından ve en önemlisi annem olmasından.
Her gün hiç bir önemi yokmuş gibi saçma sapan içkiler içer ve uyurdu, bana bağırır bazen şiddet uygular bazen ise insanlara sataşırdı. Her gece içiyordu lanet kadın, her gün para istiyordu. Bugün de doğduğum güne lanet okuduğum, keşke doğmasaydım dediğim günlerden biriydi.
Meryem 100' lük var mı?" Var mıydı, bilmiyorum.
Ama "Yok" diye cevap verdim, sinirlenmişti bunu o kasılan yüzünden yayılan nefretten anlamıştım. Aniden evin duvarlarını inletecek şekilde bağırarak
"Senin gibi iğrenç bir insan görmedim ben, paran var ama vermiyorsun, gerizekalı! Nereye harcıyorsun bu paraları ha?" Kurduğu cümlenin anlamsızlığına, düşünmeden söylediği sözlere sinirlenmiştim. Bu kadın ne ile geçindiğimizi zannediyordu acaba!
Aynı yükseklikte ben de ona bağırmaya başladım "Ev kirasına anne, senin ödemediğin borç ve faturalara, gidip sataştığın insanların mahkeme tutarlarına ve daha bir çok b**tan sebeplere! Daha ne söylememi istersin?Sızıp kaldığın otel odalarına ya da kumara mı demeliyim , anne yeter artık kendine gell!"
İyice kızardı yüzü, sinirden
" Bana nasıl bağırmaya cüret edersin sen, serseri çık git evimden!" Bağırdı. Başka bir şey söylemesine izin vermeden "Bir kere ulan bir kere, kızım dedin mi bana? Babam gittikten sonra bir kez gözlerini açıp baktın mı etrafına?! Evin haline?! Anne buranın sıcak bir yuva olması gerekiyordu, huzurlu olması benim başımı sokabileceğim güvenilir bir yer olması gerekiyordu, cehennemim değil cennetim olması gerekiyordu!" Annem vardı ama ben bir yetimdim. Yanaklarımın ıslandığını hissetmemiştim zaten biliyordum.
" Ama ne var biliyor musun? Umrumda bile değilsin artık, benim zaten bir annem yoktu hiçte olmadı!" Deyip önceden hazırladığım çantamı aldım. Hızlı adımlar ile dışarı çıktım.
Uzun zamandır ayrılmayı düşünüyordum. Ama bir türlü yapamadım. Her seferinde sırf doğurdu diye, sırf baktığı bir kaç yıl hatrına ayrılamamıştım. Bacaklarım beni taşıyamıyordu, farkındaydım ama yürümek zorundaydım. Hıçkırıklarım azaldığında bir şeyi fark ettim, akşam oluyordu. Lanet olsun. Nerede yatacaktım? Banklar en uygunuydu sanırsam, ya da bir hastane...
Ceyda:
Her zaman ki gibi iş bulabileceğimi zannettiğim sokaklardan birindeydim. Karanlık çökmeden önce bir iki tur daha attım ama nafile. Bulamayacağını bile bile gezen insana ne denirdi ki?
Artık eve dönme vaktiydi. Otobüs durağına doğru yürürken 'Hayat'ımı düşündüm: Hasta bir annem, çalışkan bir erkek kardeşim ve pekte hoş olmayan bir ev. Maddi durumu hiç saymıyorum bile. Bunları nasıl mı atlatıyorum? Hayata olumlu bakan birisi olduğundan hiç üzülmemiştim. Annem işten kovulduğunda bile.
Babam öleli 2 yıl olmuştu, işte o zaman bir dönüm noktasıydı bizim için. Annemin işten kovulması, hastalanması, kirayı ödeyemediğimiz için evden atılmamız bütün olaylar zincir gibi sıralanmıştı. Otobüs beklediğim durağa gelince indim. Yavaş adımlar ile eve doğru yürümeye başladım ama apartmanın önünde ki ambulans, bütün dengemi altüst etmişti. Ne için oradaydı? Yoksa a-annem için mi?
~~~*~~~*~~~
Annem. Tek düşündüğüm annemdi. Koşarak ambulansa doğru ilerdim. Ambulansın kapısını açtım.
"Anne?". Ölüme benzeyen siyah torbaya doğru ilerledim. Fermuarı aşağı çektim. Bu, bu annemdi.
Annemin gülüşü gözümün önüne geliyordu, küçük hatıralar su damlaları gibi okyanusuma damlamaya başladı.
Annemdi.
"Baban gelene kadar televizyon izleyebilirsin sınırı aşmak yok ama."
Benim yüzümden...
Annem ölmüştü.
"Anne baba karneme bakın!"
Benim yüzümden...
Artık yoktu.
"Bak baban yıldız artık, o bizim ışığımız oldu."
Benim yüzümden...
"Geri dön!"
Anemin göğsüme vurmaya başladım "Anne sana ihtiyacım var geri dön!" Boğazımı yırtarcasına bağırıyordum, Hıçkırıklar art arda geliyordu. "Anne daha değil, daha çok erken!"
Solgun gözleri karanlık için kapanmıştı.
Şimdi 3'ü de yok.
Benim yüzümden annem ölmüştü.
Annem olmadan ben, pusulası kırılmış bir denizciden farksızdım koskoca okyanusta.
Annem olmadan kalemi olmayan bir kağıt gibiydim yazarın masasında.
Annem olmadan ben, saçları olmayan ama tarağını elinden bırakmayan bir küçük çocuk gibiydim hastahane odasında.
Annem olmadan ruhu olmayan ama bedeninin içinde ki kalbi durmadan atan bir insandım artık ben.
"Ceyda, yeter artık bırak"
Abimin sesi bitkin geliyordu. Nasıl gelmesin! Dünya denen yerden koparılmıştı kökleri hayat ağacının, annemin. Umutsuzca yere çöktüm. Düşüncelerimin yere düşen bir bardağın saçması gibi, bir kaç başıboş bilyenin yere düşüp ortadan kaybolmalarını izlerken "Şimdi olmamalıydı Kaan, ben ben bir iş bulacaktım, ilaçları alıcaktım, h-hatta şimdi kredi çekmeye gidiyorum oradan ilacı alıp geliceğim b-burada bekle." Dedim.
Artık öldü. Gitsen neye yarar?
Hızlıca yerimden kalktım, arkamdan sarılmış kollar gitmeme izin vermiyordu. Geriye doğru çekti bedenimi. Yere çöktük ikimizde. Ağlayarak cümleme devam ettim.
" Kaan bırak gideyim, ne olur son bir umut n-ne olur" Kaan ise aynı bitkinlikte cevap vermişti bağırışlarıma "Ceyda o çoktan gitti."...
Çoktan gitti.
"Çoktan gitti" ne anlama geldiğini bilir misiniz?
Ölümüne bile yetişememiş olmam. Papatya gibi kokan, kahvenin en güzel tonuna sahip saçlarını koklayamadan, onun solgun gözüken, hayat dolu gözlerine son kez bakamadan gitmişti. Evden çıkmadan hemen önce sanki öleceğini biliyormuşçasına sarılmıştık sıkıca.
Annem, gitmişti.
Gitti.
Cümleler canımı yakıyordu. Ama doğruydu.
Doğru.
Ben artık karanlığın içinde kaybolmuş ölü bir bedenden farksızken son hatırladığım acı çığlıklarımdı...
Meryem:
Rüyamda mavinin açık tonlarında ki renge sahip, tatlı bir kedi ile sohbet ediyordum. Kedi psikiyatristti ve ben de acılarımın yeni yeni oluşmaya başlamış yaramın kabuğunu deşerek dertlerimi onunla paylaşıyordum. Ona anlatmaya devam ettim
"... Ve sonra ne dedi biliyor musun? Serseri! Evimden çık diye bağırdı." "Böyle anne olmaz olsun" "Evet evet sonra-" Bir anda saray duvarları
-ve evet, kedi ile saray da seansımız vardı-dönmeye ve sarsılmaya başladı. Ve ben gerçekliğe döndüm.
Karşımda görevli olduğunu belirten bir forma ile beni uyandırmaya çalışan bir adam vardı.
"Hanımefendi? Uyanın lütfen, birazdan burası dolup taşacak." "Ne? Neresi?" O anda Gözlerim güneşle buluştu "Hay lanet" diye fısıldadım.
" Peki beyefendi, teşekkürler." Ayyaş gibi kızsın Meryem. Ayağı kalktım, üzerine yattığım için ezilmiş olan sırt çantamı
ve valizimi aldım. Artık yola koyulma vakti!
~~~1 Hafta Sonra~~~
Meryem: Sahildeydim. Günlerce ucuz ve leş otellerde sürünmekten helak olmuş bacaklarıma masaj yapıyordum. Bu mutlak süre içerisinde - bana göre salak olan- binlerce kişi ile muhattap olmuştum. Birisi gelir yön sorar, birisi gelir isim sorar, ulan birisi de demiyor ki bu kız ne bilsin? Sinirlerimi kontrol edememeye başlıyordum. Son bir aydır sinir krizleri başlamıştı. Sahi o lanet evden ayrılalı 1 hafta oldu. İnşallah yaşıyordur. Gerçi pek zannetmiyorum, o kadar pis bir evde hayvan bağlasan durmazdı ya. Kaldığım oteller de pek farklı sayılmazdı. İş bulamamıştım ve tam olarak 834 liram kalmıştı. Bu para benim lanet evde ki lanet kadından sakladığım 50 liraların birikimiydi. Kalıcı işler bulamadığım için genellikle günlük işlerde çalışırdım ve şu an işsizdim ve kalan parlarımı planlıyordum. 120 ye bir otel bulsam, 1 gece kalsam geriye kalan 714 liraya 5-6 gün daha yaşarım. Ya da başka şehire mi geçsem?
Her şey o kadar ani olmuştu ki kafam b** çukuruna dönmüştü. Gizlice eve uğrasam mı? Yok ya o kadar hüzünlü çıkmıştım ki geri dönmem yüzsüzlüğün daniskası olurdu.
Ahh Meryem adın kadar hayırlı olaydın bir işe yarardın. Yaklaşan adımlar dikkatimi çekti. Ergen gruplarının seslerini duyunca güldüm. Havalı havalı bu mahalle bizim tavırları, küçüklere kabadayılık taslamak vb. evet Meryem Elçi eskiden böyle bir ergendi ve bu yollardan o da geçmişti. Neyse ki erkenden bitmişti.
G**ümün yeterince soğuduğunu ve ayaklarımın dinlendiğini hissederek kalktım. Ve soğuğun verdiği etki ile hayatımı değiştirecek bir karar verdim. Üniversiteye kaydolmaya!
~~~~~~~~<
Ceyda:
Ölüm. Ne zaman geleceği, ne zaman biteceği bilinmeyen ilk ve son kavram.
1 hafta.
Annemsiz.
Hayatımın odak noktası olmadan geçen 1 hafta.
Yanımda olan tek kişi Kaandı. Biricik kardeşim. Onu da yüzüstü bırakmıştım.Odadan çıkmamakla değil, eve uğramamakla. 4 günü uyumadan geçirmiş sonra da kuytu bir köşe de uyuyakalmıştım. Umrumda mıydı? Hayır. Ama toparlanmam gerekliydi ve ben bunu biliyordum. Toparlanmak istemiyordum çünkü toparlandığım an sanki hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam edecektim. Eve uğramadığım 1 hafta da annemin yanındaydım. Her saat, her dakika, her saniye.
Kokusunun olmadığı toprağın yanında, onu özlemek için buradaydım. Çünkü özlemek unutmaktan daha kolaydı.
Hayat öğretmişti bunu bana.
Yavaşça kalktım. Oturdum. Yağmur yağmış, ağır ama ferah bir ortam hakimdi havaya. Tekrar uzandım. Gökyüzüne baktım. Derin bir nefes aldım. Toprak kokusu yavaşça ciğerlerime doldu.
Bu sefer kalktım, yavaş adımlarla mezarlığın kapısına doğru yürüdüm.
Son kez bakmak için döndüm arkama, son kez ağlamak için, son kez veda edip sonsuza dek uğurlamak için. O sırada tanıdık bir silüet gözüme takıldı. Annem.
Annem.
Bir kaç saniye de olsa, onu görmüştüm.
Ve mezarlıktan ayrılırken adımlarımla, yanaklarımı ıslattım son kez onun ruhuyla.