-İtalya-
Sabah uyandığımızdan beri eşyalarımızı toplamaya çalışıyorduk. Mücevherlerimizi tek tek yerleştiriyordum mücevher kutusuna. Karmina elbiselerimizi dikkatli bir şekilde katlıyordu. Bugün yeni sarayımıza taşınacaktık. Daha doğrusu yenilenmiş sarayımıza. Ablamın kapıdan içeri girince neler hissedeceğini merak ediyordum. On yedi yıldır hiç gitmemişti. Ben olsam ağlardım herhalde.
Dışarıdan yeni arabamızın sesi gelmeye başladı. Artık yürümeyecektik. Özel bir uşağımız bile vardı. Yeniden prenses olduğum zamanlara dönmüştüm. Ablama baktım. Bana gülümseyip başını dikleştirdi.
''Hadi Isabella,sarayımız bizi bekliyor.''
Reverans yaptım.
''Emredersiniz, kraliçem.''
Gülerek dışarı çıktık. Karmina'nın kucağında Amore'nin kutusu vardı. Eşyalarımızı arabaya yerleştirdiler. Uşağımız ablamın elini tutup arabaya binmesine yardım etti. Ablamın nasıl da büyük bir zerafetle bindiğini görünce gülümsedim. Uşak aynısını bana da yaptı. Karmina bana bakıyordu. Güldüm.
''Kıyamam sana. Gel senin elini de ben tutayım.''
Dediğimi yapınca Karmina elimi tutup havalı bir şekilde karşıma oturdu. Kahkahalara boğulduk her birlikte. Yol boyunca yeni saray hakkında konuştuk. Çok merak ediyordum. Eski odamız nasıldı acaba? Belki de tanıyamayacaktım. Arabamız durunca kalbimin heyecanla attığını hissettim. Ablam da benden farklı değildi. Karmina hemen indi. Eşyaların taşınmasına yardım edecekti. Ablamın elini tutup aşağıya inmesine yardım ettim. Kapıya gelince kendimi çok tuhaf hissettim. En son geldiğimde kırıktı. Şimdi ise altın kaplama bir bölüm eklenmişti üzerine. Kapıya iyice yaklaşınca nöbetçiler bize selam vererek kapıyı açtılar. Başımız önde bahçeye girdik. Gözlerime inanamıyordum. Bahçe mükemmel görünüyordu. Adını bile bilmediğim bir sürü güzel çiçekle donatılmıştı. İspanya'daki bahçeden bile güzel görünüyordu.
Başımı kaldırıp sarayımızın dışına baktım. Kim yaptıysa şaheser yaratmıştı. Sarayın yanlarındaki altın kaplamalar çok dikkat çekiyordu. Sanki yıkıp baştan yapmış gibiydiler. İçeri girdik. Ablam önden gidiyordu. Her adımda içimden vay canına diyordum. Ablam eskiden balolar düzenlediğimiz büyük salona girdi. Ben ise korkuyordum.. Anıların beni tekrar ele geçirmesinden.. Yavaşça arkasından girdim. Her şey değişmişti ama salon yine aynı salondu. Doğum günümde sıkıntıdan patladığım anlar geldi gözümün önüne. Köşeye geçip karşı tarafa baktım. İşte annem oradaydı. Bana el sallıyordu. Sağımdaki prensi gösteriyordu bana. Sonra babam içeri giriyordu arkadaşlarıyla.
Ağladığımı elime düşen gözyaşından anladım. Pencereye dönüp gözlerimi sildim. Ablamı da ağlatmak istemiyordum. Ablama baktım göz ucuyla. Sanırım o da ağlıyordu. Yanına gittim. Bana döndüğünde yanaklarının ıslak olduğunu fark ettim.
''Bu salonu rüyalarımda birçok kez gördüm. İkimiz dans ediyorduk yine. Hatırlıyor musun bir keresinde ben düşmüştüm ve herkes gülmüştü. Sonra sen o küçük boyunla gelip beni kaldırmıştın. Hatta beni odamıza götürmüştün. Gece boyunca da aşağıya inmemiştin.''
Gülümsedim. Hatırlıyordum tabiki. Kendime onunla ilgili anılarımı unutmama sözü vermiştim. Ablam merdivenlere yöneldi. Sanki her yeri tekrardan hatırlamak istiyor gibiydi. Odamıza geldiğimizde kapıyı yavaşça açtı. İşte bu en zor bölümdü. Yenilenen odamıza baktım. Yatağımız aynıydı. Gidip yavaşça oturdum. Ablam da yanıma oturdu. İkimizin aklından da aynı anların geçtiğini tahmin edebiliyordum. Birbirimize sanki yeni kavuşmuşuz gibi sarıldık. Sımsıkı..
-İspanya-
Andrew arkasına baktı.
''Acele et,Christina. Yakalanacağız şimdi.''
Christina yüzünde kocaman gülümsemesiyle merdivenlerden indi. Andrew de gülümsemeye başlamıştı.
'' Sana minnettarım abi. Senin sayende Robert ile görüşebileceğim. ''
'' Teşekkürünü dönünce edersin. Hadi hemen çıkalım. ''
Yanyana yürümeye başladılar. Aynı çocukluklarındaki gibi. Andrew annesiyle konuşup yürüyüşe çıkacaklarını söylemişti. Annesi de Andrew gidiyor diye izin vermişti. Duyacak olursa biterlerdi ama buna değerdi. Kardeşinin mutluluğu için değerdi. Christina'ya baktı. Bulutların üzerinde gibiydi.
'' Ben yanınıza gelmeden ayrılın. Anlaştık mı? ''
'' Tamam. Merak etme sen. ''
Bir süre daha yürüyünce buluşma adresine gelmişlerdi. Andrew kardeşiyle vedalaşıp sağdaki yola saptı. Christina karşıdan Robert'ın geldiğini görünce bayılacağını zannetti. Robert yanına geldi. Christina derin bir nefes aldı. Robert Christina'nın elini öptü usulca.
'' Seni bir daha hiç göremeyeceğimi düşünmüştüm. ''
'' Ben de öyle. ''
Christina Robert'ın koluna girdi ve yavaşça yürümeye başladılar. Şehrin dışına doğru yürüyeceklerdi. Bu kısa buluşma bile yetmişti Christina'ya. Yürürken sohbet ettiler. Konuşmaları bir gülüşmeyle son buluyordu hep. Christina soluna baktı. Şehrin dışındaki evler görünmeye başlamıştı. İçlerinde bir tanesi büyüklüğüyle dikkat çekiyordu. Köşk müydü yoksa?
'' Senin için toplamamı ister misin? ''
Christina Robert'a döndü.
'' Efendim? Duyamadım da. ''
'' Çiçekler diyorum. Çok güzel görünüyorlar. Senin için toplamamı ister misin? ''
'' Çok sevinirim. ''
Robert çiçeklerin yanına gittiğinde Christina evlere bakmaya başladı. Köşke benzettiğinin yanına gelince durdu. İçeriden tanıdık bir ses gelmişti sanki. Camın altına yaklaşıp içeriye bakmaya başladı. Yaşlıca bir kadın oturuyordu. Sonra içeriye biri girdi. Christina başını biraz eğdi. Yaşlı kadınla konuşmaya başladı kız. O zaman onun kim olduğunu anladı. Talia.. Dinlemeye devam etti. Ses kesik kesik geliyordu.
'' Hepsine günlerini göstereceğim.. İzabella denen o kızıl yılan.. Bir de Christina var tabii.. Böylece Andrew de gidecek ve.. Tahta ben çıkacağım anne.. Dediğim gibi.. ''
Robert'ın sesiyle Christina yerinden sıçradı.
'' Ne yapıyorsun orada? ''
'' Hiç.. Hiç bir şey. Hadi geri dönelim. ''
Christina Robert'ın verdiği çiçekleri koklarken huzursuzdu. Tam anlayamamıştı ama Talia kesin bir plan içindeydi. Andrew ile buluşma yerine geldiklerinde Robert'a baktı. Ondan ayrılmak hiç istemiyordu.
'' Seni düşünüyor olacağım,Robert.''
Robert gözlerinin içine baktı.
'' Ben de öyle Christina. Umarım yine görüşebiliriz. ''
Christina parmağındaki yüzüğü çıkardı ve Robert'ın eline koydu.
'' Görüştüğümüzde bana verirsin. ''
Robert gülümsedi. Christina da öyle. Andrew'in uzaktan geldiğini görünce ayrıldılar. Robert'ın giderken Andrew'e selam verdiğini gördü. Andrew de vermişti. İşte bu çok güzeldi. Andrew ile birlikte saraya doğru yürümeye başladılar. Christina bunları Isabella'ya yazmak için sabırsızlanıyordu. Talia konusu aklından uçup gitmişti.
Saraya vardıklarında ellerinde paketler taşıyan çalışanlar gördüler. Kraliçe Annabeth salonda durmuş onlara bakıyordu. Andrew hemen yanına gitti.
'' Bu hediyeler kime anne? ''
'' Kraliçe Anastasia'ya ve prenses Isabella'ya. ''
Andrew ve Christina gülümseyerek birbirlerine baktılar. Christina kendisini tutamadı.
'' Hayret babam nasıl izin verdi? ''
Kraliçe Annabeth içini çekti.
'' Talia olayı olduğundan beri iyi biri olmaya çalışıyor sanırım. Çok değişti. Kendisini affettirmeye çalışıyor olabilir. ''
Bir süre daha konuşup odalarına çıktılar. Farklı odalarda aynı kişiye mektup yazıyorlardı. Isabella'ya..
-İtalya,Saray-
Karmina ile birlikte sarayı süslemek için alışverişe çıkmaya karar verdik. Ablam sarayda kalıp devlet işleriyle ilgilenecekti. Sade bir şeyler giyip çıktık. Adımımızı atmamızla birlikte yağmur yağmaya başladı. Gülerek içeri girdik. Üzerimize kapüşonlu üstlüklerimizi giydik. İkiz gibi görünüyorduk. Kol kola girip yürümeye başladık. At arabası bizi bekliyordu. Çarşıya kadar yürürsek sırılsıklam olurduk şüphesiz. Arabaya bindik. Yol boyunca alçak sesle şarkı söyledik. Uşak bizi çarşının girişinde bıraktı. Saçak altlarından koşarak ilerledik. Arada bir halimize bakıp gülüyorduk. Süs eşyaları satan ilk dükkana girdik. Karşımdaki aynaya baktım. Üzerimden su damlıyordu. Karmina yerdeki su birikintisine basınca arkaya doğru sendeledi. Son anda yetişip tuttum onu. Birlikte saray için eşya bakmaya başladık.
Diğer dükkana girerken ellerimin daha şimdiden ağrıdığını hissedebiliyordum. İçeri girince buradaki eşyaların daha güzel olduğuna karar verdim. Oradan da bir şeyler aldık. Dördüncü dükkanda daha fazla gezemeyeceğimi anladım. Karmina son bir eşya bakıyordu. Yanına yaklaştım.
'' Seni dışarıda beklesem sorun olur mu? ''
'' Olmaz tabiki prensesim. Birazdan geleceğim zaten. ''
Ellerindeki eşyaları aldım. Daha rahat seçebilirdi şimdi. Dışarıya çıkınca dükkanın duvarına dayandım. Sırtım ağrımıştı. Koşturan insanları izlemeye başladım. Çok komik görünüyorlardı. Torbaları yanıma bıraktım. Karmina çok oyalanmıştı. Sabırsızca içeri baktım. Karşı tarafta bir kapı daha vardı. İçeride bir hareketlenme gördüm. Torbaları elime alarak içeri girdim. Her yere baktım ama Karmina ortalıkta görünmüyordu. Torbaları dükkan sahibine bırakıp onu aramaya başladım. Dükkanda yoktu. Sokağa attım kendimi.
'' Karmina! Nerdesin? Beni duyuyor musun? '' Dedim endişe dolu bir sesle.
Yağmurun altında koşturup duruyordum. Karmina'dan hiç iz yoktu. Alt sokaklara doğru ilerledim. Her yere bakıyordum koşarken. Ondan bir iz aradım ama yoktu. Ağlamaya başladım. Belki de onu kaçırmışlardı. Çaresizce dükkana geri döndüm. Alışveriş yapan insanlara Karmina'yı tanıttım. Bir kadın gördüğünü söyledi. Diğer kapıdan bir adamla birlikte çıktığını öğrenince içime bir yumruk oturmuş gibi olmuştu. Kapıya doğru yavaşça yürüdüm. Karmina'yı kim,neden kaçırırdı ki? Ayağıma bir şeyin dolandığını hissedince yere baktım. Bu Karmina'nın üstlüğüydü. Eğilip elime alırken gözlerimin dolduğunu hissettim. Dükkan sahibinden torbalarımızı aldım. Karmina'nın üstlüğünü göğsüme bastırdım ve yürümeye başladım. Arabamızı bulduğumda sırılsıklam olmuştum ama umrumda değildi. Duygusuz bir şekilde oturdum. Gözlerimi her kırptığımda bir damla göz yaşı düşüyordu. Uşak nerede olduğunu sormamıştı. Söyleyemezdim zaten. Karmina'nın üstlüğüyle üzerimi örtmek istediğimde cebinden bir kağıdın düştüğünü gördüm. Eğilip aldım. Biraz ıslanmıştı ama yazılar hala okunaklıydı.
*******
Prenses Isabella elimizde.Eğer onu bir daha görmek isterseniz bu adrese gelin:
Şehrin çıkışındaki yıkık kilise.
*******
Yanlış kişiyi kaçırmışlardı. Daha da kötüsü yanlış kişiye çatmışlardı;bana.