Siyahta Gizlenen (TAMAMLANDI)

By PsikopatPsikolog

30.7K 1.3K 503

Romantizmi işaret ve orta parmağı arasına sıkıştırdığı izmaritte bulan bir genç kız... En hassas duygularını... More

Siyahta Gizlenen
1-''Kurallar, Kurallar, Kurallar...''
2-''Bence Şuradaki...''
3-''Yardım İstemeyen Birine Yardım?''
4-''Her Şey Daha Yeni Başlıyor, Sanırım.''
5-''Ortak Noktamız Sıfır Sayılmaz.''
6-''Görevin bitti.''
7-''Yardım etmeme izin verirsen, bana yardım etmiş olursun.''
8-"Anlaşmaya var mısın?"
9-''Bir psikologun günlüğü, ha?''
10-"İç Güdülerle Hareket Etmek..."
11-"Bırakmıyorum İşte."
12-"Denemeden, bilemezsin."
13-"Sonsuza Kadar."
14-"Büyük Adımlar."
15-"Kayıp Bir Yansıma."
16-"En Dibin Göğü."
17-"Şeytan Tüyü."
18-"Cesaretlik."
19-"Küçük Şeyler."
20-"Ölmeye ihtiyacın varsa..."
21-"Daha Fazlasını Göremez."
22-"...Aynı Ruhta Her Şey..."
23-"Özgürlüğü Parmaklarının Arasında Olan."
24-"Sev Beni"
25-"Katil olacağım."
Siyahta Gizlenen 1 Yaşında
26-"Siyahtaki Mavi"
27-"Batman."
28-"Catwoman"
30-"Sadece Hafiflemiş."
31-"Kazandığım Melek."
32-"Mavideki Siyah"
33-"Sahne Kimliği"
34-"Psikopat Psikolog"
Profille Aşk Yaşama Hali
35-"Küçük Bir Sürpriz."
36- "Sana Adanmış." (Final)

29-"Colin Ower olsam..."

205 17 7
By PsikopatPsikolog

Yastık hizasınca uzanan kolunun üstüne yatıp, bedenine sokulan genç bayan kıpırdandı. Colin ise bir çeşit kaosun hakim olduğu beyniyle, bir süredir uyanıktı. Yatağın diğer tarafında kıvrılarak uyuyan kedi de pek yardımcı olmuyordu. Onu veterinere götürmeleri gerekiyordu.

Rebecca bir altın külçesi gibi ağırlaşan başını zorla kaldırdığında, Colin'in bebek mavisi tavana dikilen bakışlarıyla karşılaşmayı beklemiyordu. "Sorun ne?"

"Ha? Günaydın." Gülümser gibi oldu ama buna Pollyanna bile gülümseme demezdi. "Annemi düşünüyordum. Ve bilirsin... Belinda, Harold..." Gözlerini devirdi. "Ailemi (!)"

"Ah." Rebecca bu tabloda kendini fazlalık gibi hissetti. "Yalnız kalmak-"

"Sorun değil. Sen iyi geliyorsun." Bu sefer sahici bir gülümseme dudaklarına kondu. Başını eğip Rebecca'yı öptü. "Sadece..." Kaşlarını çattı. Söyleyeceği şeyleri tek tek unuttu. "Sen olsan ne yapardın?"

"Ben mi? Ben?" Alayla kıkırdadı. "Ower benim aileden anladığım bir mezar taşı ve sahipsiz bir sperm."

"Tanrım... Sadece. Bir kitap karakterini düşün. Onun yaşadıklarını yaşamadan da onunla bütünleşebilirsin? Söylesene Becky, sen olsan Colin Ower adlı karakterin yerinde... Ne yapardın?"

"Hmm." Güzel bir noktadan giriş yapmıştı. "Colin Ower olsam ne yapardım?.." Düşünür gibi bakışlarını çevrede dolaştırdı. "Annemin yanında olurdum. Mahkeme gününü geçirebileceği en iyi şekilde geçirmesini sağlardım. Sonra... Ona sarılırdım. Hep sarıl ona. Seni hissetsin. Aynen böyle." Colin'in beline sarılı olan koluna dokundu. "Belinda'nın notları düşecek. Onun da yanında olmalısın. Aynı zamanda kendi notlarına sahip çıkmalısın. Zaten bu proje ödevi yarışını biz kazanacağız." Göz kırptı. "Ailenin de kendi yarışını kazanması gerek. Yani Colin Ower olsam... Rebecca Blackwell'i bırakırdım." Gözlerini kırpıştırdı. Karşısındaki derin okyanusta buz dağına çarpıp Titanik misali dibi boylamadan toparlandı. "Pekala. Şakadan anlamıyorsun. Pekala, pekala." Boğazını temizleyip ciddileşti. "Colin Ower olsam bu olağanüstü durumu kabullenir ve eski aileme yoğunlaşmak yerine elimde kalanlara sahip çıkardım. Ki bu da..." Parmağını Colin'in mavi tişörtünün göğüs kısmına vurdu. "Colin Ower'ın uzmanlık alanı." Gülümsedi ve bu sefer o hamle yapıp onu öptü. Sonra başını geri çekti ve kaşlarını çattı. "Ve ah, Colin Ower olsam şu lanet kitaplıktaki defterlerden birini yayınevine yollarım."

***

"Anne, biziz, Colin ve Rebecca." Kapının göz deliğine sırıtıp el salladı. "Selam."

Kediyi Colin'in odasına, kapıyı ve pencereyi kapatıp bırakmışlardı. Sütü de yanındaydı. Tıpkı evinde gibi hissetmesi için büyük yumuşacık bir yastığı altına bıraktıkları gibi! Veteriner işi de Karen Ower'dan sonraki maddeydi.

Kapı açılınca Karen Ower oğlunun boynuna sıkıca sarıldı. "Genç bayanı görmeyeli bayağı oldu." Ağlamaktan şişmiş gözlerinin altı, gülünce daha fazla toplandı.

Rebecca da gülümsedi. "Merhaba Bayan Ow-?" Soru işaretiyle Colin'e yan bir bakış attı.

"Ah, hala Bayan Ower'ım tatlım. Ama bana Karen de."

Rebecca çekingen gülümsemesini saklamadı. Colin'in çevresindekilere daha samimi davranmaya çalışıyordu. Tanrım niye umrumdaysa?

"Aslında dışarı yemeğe çıkabilir miyiz diye soracaktık." Colin gülümsedi. İlk yemekleri bir facia olabilirdi ama şimdi o zaman diliminden çok daha farklı bir durumdaydılar.

"Rebecca'yla?" diye sordu Karen.

"Evet, buna sevinirim." Rebecca ağzına vurmak istedi ama Colin'in gizlice kıvrılan dudağı bu isteğinden vazgeçirdi. Bu çocuğu çok fazla mutsuz etmişti, kefaret ödüyor sayılırdı. Evet, kefaret. Ve bu şey bittiğinde gitmiş olacağım. Tatmin olarak o da gülümsedi.

"Pekala, teyzene haber verip geliyorum."

Colin Rebecca'ya dönüp teşekkür etti. Birkaç dakika sonra annesi çantasını alıp çıkmıştı bile.

Colin gidecekleri yere Belinda'yı da çağırmayı teklif etti. Okuldan çıkmış olması gerekiyordu. İki bayan da bunu kabul edince mutlulukla Belinda'yı aramış ve onu çağırmıştı.

Yaklaşık yarım saat sonra bir masanın etrafında toplanmışlardı. "Bu harika teklif için size teşekkürlerimi sunmalıyım sevgili ailem ve Bayan Blackwell."

"Her zaman!" diye sırttı Colin. Kola dolu olan bardağını şerefe mesajıyla havaya kaldırdı. "Kalanlara."

Rebecca yüzünü buruşturdu. "Bu çok... Dramatik."

"Evet, evet, daha iyi bir şey düşünmeliydim. Özür dilerim millet."

Karen Ower kıkırdadı. "Siz ikiniz?.."

Colin çatal bıçağını birbirine katarak telaşla, "Ödev... Bahsetmiştim. Bilirsin işte. Arkadaşım." Rebecca olmasa belki ona olan hislerinden açıkça bahsedebilirdi ama şu an... Ah, hayır. Annesine onunla normal insanlara göre çıktığını, Rebecca'ya göre ise sadece takıldığını açıklayamazdı sonuçta.

"Önceki yemek için özür dilerim, tatlım. Saçma davrandığımı biliyorum."

"Hayır, hayır. Geçmişten konuşmayalım." diye geçiştirdi Rebecca.

Karen ona gülümseyerek baktı. Bugün üzerinde yine siyah hakimdi. Ama görüntüsüne sevimli bir tebessüm de eklenmişti bu sefer.

"Pekala. Anne Alex'i hatırlıyor musun? Acaba diyorum... Onunla da bir gün yemeğe çıkar mıyız?" Kirpiklerini kırpıştırıyordu.

Colin kaşlarını çattı. "Anne cevabını ver de sıra benimkine geçsin."

Belinda mızmızlanarak, "Colin," diye uyardı onu.

Rebecca da bu tatlı sahneye kıkırdamakla yetinmişti. Colin'in ona verdiği çok fazla şey vardı. Bunlardan biri de bir aile sıcaklığıydı. Belinda'yı kendi kız kardeşi gibi önemsediğini fark ettiğinde daha onunla yeni tanışmıştı bile. Karen ya da Harold'da bu bağı yaşamamıştı ama Karen'la iyi anlaşmaya başlamışlar gibiydi. Harold da bu saatten sonra bu Ower'lardan sayılmazdı zaten...

"Tabii ki tatlım, onu tanımak isterim."

"Güzel. Benim fikrimi soran yokmuş." Colin dudak bükerek çatalıyla tabağındaki patetesi didikledi. Küçük bir oyun sergilediğini masadaki herkes anlamıştı elbette.

Belinda da ona katılmakta sakınca görmedi. "Alex'i ilk sana anlattığıma göre onu tanımak istersin, değil mi?" diye sorarak yumruğunu omzuna vurdu.

Colin sırıttı. "Umarım yemeğe gelirken İrlanda'nın şu ağız sulandıran biralarından getirir."

"Colin!"

Karen'ın uyarmasına rağmen herkes buna gülümsemişti.

***

Colin hafiflemiş hissediyordu. Hafta sonu ilk mahkemeleri vardı. Yemekten sonra Karen da kendi evine dönmeye karar vermişti. Kimse Rebecca'nın Colin'le aylardır yatağını paylaştığını ağzından kaçırmamıştı. Bu durum herkesi geriyordu ama Karen'ın durumunu da herkes biliyordu. Boşanma olayından sonra Colin her şeyi en başından itibaren ona anlatacaktı. Kendi kendini buna hazırlıyordu.

Annesi eşyalarını toplamak için teyzesine gidince o da Rebecca'yla kediyi alıp ona bir doktor bulmuştu.

"Baksana... İyileştikten sonra onu ne yapacağız?" Elinin üstünde asla vazgeçmediği kıvrılma pozisyonuyla yatıyordu.

Colin Rebecca'ya baktı. "Yani... Bilirsin." Omuz silkti. Söyleyeceklerinin sonuçlarını tahmin etmeye çalışıyordu. "Bizde kalamaz, Bec."

Rebecca'nın omuzları düştü. "Annen yüzünden mi?"

Başını salladı. "Tüye alarjisi var. Hatta odama girdiği an-"

"Ower! Odan! Tanrı aşkına eşyalarım ortalıkta. Ya bizden önce giderse?"

"Ah, harika." Başını arkaya attı ve sırtındaki duvara iyice yaslandı.

"Minik yaralı kedimiz?"

İçeri giren beyaz önlüklü adam gülümsemesiyle kapıda belirdi.

"İşte burada." Rebecca da endişeli ifadesine geri dönüp onun canını acıtmamaya çalışarak doktora ilerledi.

Colin'in de peşine takılması çok sürmemişti.

"Sokak hayvanlarının maruz kaldığı bu durumlar çok üzücü..." derken kedinin ön bacağını kontrol ediyordu. "Küçük bir sakatlanma. Başlarda sizi kapıda görünce, bana bir araba kazasından çıkıp gelmiş gibi görünmüştünüz." Kedinin göz kapaklarını açıp minik ışıklı bir aletle kontrollerini sürdürdü.

"İyileşecek yani?"

Rebecca'nın, kendisinden başka bir de Edmund'a bu kadar endişe beslediğini fark etti. Güzel. Edmund Blackwell. Siyaha boyanan şu kedilere özgü şekilleriyle beyaz bir kedi. Bir de ben. Harika bir 3'lü olduk.

"Evet, elbette. Biraz dinlenmesi lazım. Zaten onu da gayet iyi yapıyor gibi görünüyor, öyle değil mi?" Uyuyan kedinin başını hafifçe parmağıyla okşadı ve iki gence döndü. "Kedi size ait değil herhalde? Gidebilirsiniz. Onu getirdiğiniz için de teşekkür ederim. Dünyada her ne kadar bu sevimli arkadaşlarımız için bir akım başlasa da hala onlara çok kötü davranan zihniyetler de mevcut ne yazık ki."

"Bundan sonra ona ne olacak?" Rebecca bunu karşısındaki beyaz önlüklü adama yöneltmişti ama Colin'in annesinin durumunu bildiği halde Colin'e de bir mesaj vermeye çalışıyordu. Lanet olsun ki o kediyi tekrar bırakamazdı. Hem çok... Kedinin minik suratına bakarken, minik gözleri göründü. Kedi uyanmış ve doğrudan Rebecca'ya bakmıştı. Şeker.

"Bir süre burada kalacak, iyileşince de hayvan barınağına gider. Bunun gibi bir kedi, anında kendine yuva bulur orada." Doktor tekrar samimiyetle gülümsedi ve içeri biri girince, geleni görmek için diğer tarafa geçti.

"Becca... Anlıyorum ama annem şimdi eve döndü. Yani yapabileceğim bir şey olduğundan emin değilim."

Rebecca yenilgiyle omuzlarını düşürdü. "Haklısın." Durakladı ve başını Ower'a çevirdi. Bakışlarında eğlenceli bir parıltı hakimdi. "Sence... Grey, benim için birkaç aylığına bu ufaklığa bakar mı?"

Colin'in aklına düşen tek kısım ise... "Birkaç ay sonra tüylere alarjisi olan annemden uzakta mı olacaksın ki?" Hadi ama. Bileğindeki dövmeye kaçamak bir bakış attı. Bu kısımları aşmamışlar mıydı?

Rebecca gülümsemesini dondurup dudaklarını büktü. "Muhtemelen."

***

"Gwen! Seni eskisine oranla daha az sinir bozucu buluyorum! Teşekkürler!" Rebecca gülümseyip Gwen'e öpücük attı. Gwen sırıtıp kapısını kapattığında da eski matemli havalarına büürnmüşlerdi. "Colin bunu biliyordun."

"Evet, evet, haklısın. Bir şey demedim zaten farkındaysan."

"Okyanuslar yeterince fırtına gösterdi." diye homurdandı ağzının içinde.

Colin bir şey dediğini duymuştu ama anlamayınca, ne söylediğini de sorma zahmetine girmedi.

"Ah, buyur bir de burdan yak."diye fısıldadı Rebecca. Bu sefer Colin'in duymasını istemişti. Dikkatini çektiğini anlayınca da çenesiyle karşısındaki adamı işaret etti.

"Des Blackwell. Harika." diye de homurdanarak karşılık verdi Ower.

"Demek hala onunlasın, ha?" Adam hayvansal bir kahkaha sergileyince Colin ister istemez Rebecca'yı kolunun arkasına aldı. "Senin gibi birini hak edecek ne yaptı? Yatağını para almadan mı ziyaret ediyor yoksa?"

"En son karşılaşmamızda yanında birileri vardı. Bence şimdi konuşmak için... Ne bileyim? Çok yalnızsın." Colin ona doğru bir adım atınca Rebecca önündeki kolunu yakaladı.

"Ower, saçmalama."

"Ne var? Dudağımın ve senin intikamını alabilirim." Göz kırptı. Rebecca'nın elini gevşeteceğini sandı ama herhangi bir kımıldama olmadı. "Bırak beni, Bec."

Des gevşekçe sırttı. "İsminle de oynamasına izin veriyorsun... Yoksa siz ikiniz?.." İşaret parmağını Colin'e salladı. "Senden beklerim de, 'Bec' ? Ona aşık falan olamazsın, ah!" Kahkaha attığında Rebecca, Colin'in sertleşen kol kasını fark etmişti. İşte, ona acı veriyordu. Çünkü Des haklıydı. Lanet olası Blackwelller. Des de temizlenince... Edmund ve Rebecca da bir çocuk sahibi olmak istemedikleri için, onların soyu sonsuza kadar yok olacaktı. İşte güzel bir dünya, diye düşündü Becca.

"Bence sen bizim paralarımızı hangi cehenneme yatırdıysan oradan geri almakla uğraşmalısın. Bizimle değil." diye seslendi Rebecca.

"Uyuduğun o güzel uykundan uyan, bebeğim. Annenin sana çok fazla masal anlatamaması kötü olmuş."

Ve kayışlar koptu.

Rebecca ciddi dereceli kabuk bağlayan yarasını kanatan adama doğru atılırken Colin onu durdurmadı bile. Tek yaptığı onu korumak için her zamanki gölge görevini tekrarlamaktı.

Tırnaklarını yüzüne geçirirken ne düşündüğünü ya da hissettiğini bilmiyordu. Sadece o kirli ağzın annesiyle bu şekilde dalga geçmesi, tüm sinir ipliklerini koparıp sinir krizi geçirmesine neden olmuştu.

"Senin gibi bir şeytan... Nasıl olur da... Bir melekten böyle söz eder..." Acı içindeki homurtularına karşılık deli gbi bağırdı. "Seni duyamıyorum!"

"Pekala. Bu kadar yeter." Colin beklemede olan kollarını ona sardı ve onu adamın üstünden çekip aldı. Belinden tutup kaldırdığı sırada Becca'nın pes etmeyeceği aşikardı.

Rebecca sırtının değdiği güçlü bedeni yarı hisseder bir vaziyette tekmelerini havada savurmaya başlamıştı. Des yere, dizlerinin üstüne çöktüğünde küfürlü tehditleri ara sokakta yankılanıyordu. Colin ise beline doladığı kollarıyla Rebecca'yı çoktan sokaktan çıkarmıştı. "Havaya hala tekme atıyorsun? Gözlerin kapalı mı? Tanrım, bir saniye. Hayır, hayır. Herhangi bir maddemiz yok, Rebecca! Kriz geçiremezsin!"

Tabii bu emir sonuçsuz kalmıştı...

***

Başının altındaki göğüsün hızla inip kalkması Colin'in varlığını daha somut kılıyordu. "Bunu da dosyama eklemeli misin?" diye fısıldadı üzgün bir tonla.

Colin yatağının hemen yanındaki pencerenin ötesini izlemekle meşguldü. Cevap vermedi. Ne diyeceğini bilmiyordu. Son bir saat içinde gerçekleşen olaylar zinciri şok dalgasıyla tüm hücrelerine deprem afetini yaşatmıştı zaten.

"Parayı bulacağım. Sorun değil, gerçekten. Seninle ilgisi yok."

Colin gözlerini yumdu. "Benimle ilgisi yok mu? Şu an benim yanımdasın. Şu an yanımda olmasan da aklımda ve kalbimdesin. Bunu sen reddedebilirsin ama ben sorumluluklarımı biliyorum. Ve benim sorumluluğumsun Rebecca Blackwell. İstesen de istemesen de."

Rebecca ağzını açtı. Sonra bunun üzerine söyleyeceği her şeyin boş olacağını fark edip sustu. Colin Ower'ın sorumluluğu olmak... Lanet olsun, sanırım gelecekteki eşi ne tür bir hayat yaşamış olursa olsun, bu herifle dünyanın en şanslı insanı olacak.

"Pekala, kabul etmen hoş en azından." Gülümsedi. "Şimdi daha gerçekçi gelsin diye-" Kapının çalınmasıyla sustu ve bedeni adrenalinle doldu.

"Colin?"

"Evet, anne?"

"Biriyle mi konuşuyorsun tatlım? Uyuyamadım da. Belki... Ne bileyim uyanıksan konuşabilir miyiz diye soracaktım."

Colin sessizce nefes alıp verdi. "Geliyorum."

"Mutfaktayım."

Annesinin merdivenlerden inen seslerini duyunca kalktı ve özür diler gibi iç çamaşırlarıyla yatağında yatan Rebecca'ya baktı. Dolabına ilerleyip hızlıca iç çamaşırının üstüne eşofmanını geçirip mavi bir tişört kaptı. Bu aralar bu renge daha çok ihtiyacı vardı.

"Olayların üstünden geçmek için seni bekleyeceğim." diye fısıldadı.

Colin olumsuz olarak başını salladı. "Yeterince yoruldun. Sabah konuşuruz." Onun için de siyah tişörtlerinden birini çıkardı dolabından. Yatağın kenarına bırakırken eğildi ve Batmanli bileğini öptü. "Tatlı rüyalar."

***

Sanki hatayı boyunca annesine yalan söyleyip bu yaşına gelmiş gibi, mutfağa girince sakince, "Oliver'la görüşüyordum." dedi. Aklında soru işareti kalmasını istemezdi.

"Ah, anladım tatlım." Ellerinin arasındaki bardağa parmaklarını sardı. "Rebecca'dan bahsetmek ister misin?"

İmalı gülümsemesi Colin'i de gülümsetmişti. "Senden bahsedeceğiz sanmıştım."

"Belli bir konum yoktu aslında. Yakışıklı oğlumla biraz laflamak istedim sadece." Omuz silkip yanına sandalye çekip oturan oğlunun omzunu sıktı.

"Imm. Pekala. Bahsedelim."

"Onun hakkında ciddi görünüyorsun."

Güldü. "Öyle görünebiliyorsam ne mutlu bana."

Karen kaşlarını çattı. "İkinizin arasında pürüzlü kısımlar var gibi."

"Pürüzsüz hayatımız bizi terk edeli birkaç ay oldu, ha anne?"

Karen'ın bakışları masanın bir noktasına sabitlenip donuklaştı. "Haklısın."

"Hey," diye fısıldadı ve bardağa sarılan ellerinin üzerine ellerini koydu. Canını acıtmak için öyle konuşmamıştı ki. "Evet, Rebecca biraz eee... Özgür bir kız. Bağlanma taraftarı değil." diye açıkladı nazikçe.

"Ah, anlıyorum." Oğluna dönüp kırıkça gülümsedi. "Zıt kutup olayları, ha?" Daha düşünceli bir tavırla mırıldandı. "Sen hep takıntılı bir çocuk oldun." Bu sefer samimi bir gülümseme dudaklarını kazanmıştı. "Seni çok yormasına izin verme."

Colin kaşlarını çattı. "Bak şimdi garipleşmeye başlayan bir konuşma oldu."

"Ciddiyim. Hassas bir çocuksun. Hep öyleydin. Küçükken koşu yarışında ilk nefes nefese kalan sen olurdun. Çok sık hasta olurdun-"

"Bunları bana ilk kez anlatıyorsun." Annesini incelemeye başladı. Bilmediği bir şey biliyormuş gibi davranıyordu.

"Daha önce hiç bu kadar bitkin görünmemiştin çünkü. Kendi derdiime düşüp sizi boşladım. Hem de fazlasıyla... Oysa bunu yalnız yaşamıyorum. Sonuçta sizin de-"

"Anne, hepimiz kendi dünyalarımızda kaybolduk. Bunu düzelteceğiz, söz veriyorum." İçinden de Tanrı'ya minik bir dua gönderdi. Çünkü bu sözü ona nedense çok ağır gelmişti.

"Buna inanıyorum, Colin. Bunu yapmalıyız." Işıltılı gülümsemesi yavaşça söndü. Şakaklarını ovup, "Sohbet için teşekkürler. Ben yatsam iyi olacak. Söylemek istediğin bir şey var mı?"

"Seni seviyorum, anne."

Ayaklanırken eğilip onu öptü. "Ben de seni seviyorum,oğlum." Saçlarını okşayıp yavaşça mutfaktan çıktı.

"Belki de ölümcül bir hastalığım vardır ve birine aşık olmadan yaşamalıyımdır, anne? Bak buna inanabilirim." Kendi kendine sırıttı ve Rebecca uyumamış olabilir diye ona bir fincan kahve yapıp yukarı çıktı.

Kapıyı yavaşça açıp girdiğinde kalçalarının altında biten tişörtle yatağında kıvrılıp yastığa sarılmış bir Rebecca buldu.

"Kahve bana kaldı en azından." Fincanı kıvrılan dudaklarına götüreceği sırada yataktan gelen homurdanmayla durdu.

"Bir kahve kokusuyla geliyorsun ve uyumamı bekliyorsun." Rebecca doğruldu. "Buraya gel ve kraliçeni o yaptığın muazzam şeyle besle, şövalye."

"Tanrı Kraliçemizi kutsasın," deyip reverans yaptı. Gülmek için savaş veren dudaklarına şiddetli bir emir yollaması gerekmişti.

"Sanırım bir kaleyi hak ettin."

Colin arsızca sırıtıp, "Fetih hareketlerine başlayayım mı Kraliçem?" diye sordu.

Rebecca bakışlarındaki planları görmüştü. Burada sözü edilen kale kendisi oluyordu herhalde. Merakını belli etmeden, "Emrindeki orduna ihtiyacın olacak." diye uyardı.

Colin gözlerini kıstı. Dudaklarını büküp tişörtünü çıkardı. "Sanırım ordum ağzınızı sulandıracak, leydim."

***

"Pekala. Bu kağıt her şeyi açıklamalı yani öyle mi, Rebecca hanım?" diye mırıldandı boş odaya. Uyandığında şifonyerinin üzerine bırakılan kağıdı görmeden önce Rebecca'nın yanında olmayışını fark ettikten sonra telaşlı dakikalar onu rahat bırakmamıştı.

Tekrar kağıda baktı. Günaydın öpücüğün, güvende, merak etme. Yakında orada olacağım xx -Black. Gülümseyip kendini yatağına bıraktı.

Dün Des'le olan kavgadan sonra sokakta Rebecca'yla önceden tanışan bir delikanlıdan uyuşturucu dilenmişlerdi. Parasını bu hafta içinde verecekleri konusunda sözleşmişlerdi. Aksi takdirde genç adam polise gidip onları uyuşturucu alırken gördüğünü söyleyecekti. Elinde kanıt olarak bir fotoğraf da vardı üstelik. Colin gözlerini devirdi.

O an o kadar panik doluydu ki kabul ettikleri şeylerin ciddiyetini yeni yeni fark ediyordu.

Başını ovuşturup kendilerini odasına zor attıkları o anları düşündü. Onu soğuk duşa sokarken kendi de ıslanınca önceki gibi Colin de küvete girmişti.

İster istemez gülümsedi. Sonra da şimdi yaptığı gibi yumuşacık yatağına bırakmışlardı kendilerini.

"Hala gerçekçi gelmiyor, Becca." deyip kıkırdadı.

Gözlerini ovuşturup duvar saatine göz ucuyla baktı. Puschka'ya geç kalma durumları henüz yoktu en azından.

Kalkıp lavobaya gideceği sırada Rebecca'yı duydu. Pencereye döndüğünde odasının ortasında, pencerenin tam karşısındaydı. "Hey."

Ona tek bir bakışıyla keyifli hali yok oldu. "Sorun ne? Yine?"

"Doktordaydım."

"Ha?"

"Şu şey için. Bilirsin. Sancılar falan..."

Colin kalbinin teklediğini hissedince başının da dönmesiyle Rebecca'ya tutundu. "Ve sana yeniden hiçbir sorun olmadığını söyledi?"

"Yani eee... Pek sayılmaz."

"Rebecca!" Sesini kısık tutmak aklının ucuna bile gelmemişti. "Hayır. Aklına gelen şey değil de! Konuşsana! Tanrım, ağlama, konuş benimle!" Omuzlarını tutup onu sarsıyordu ama esas sarsılan kendisiydi. "Pekala. Sorun ne? Rebecca cevap ver, lütfen."

"Colin?" Annesi ve Belinda kapının diğer tarafında telaşla toplanmışlardı.

Colin Ower olsam bunu ikinci kez kaldıramazdım, diye düşündü. "İlaç tedavisi."

Colin nefes aldığını tam o an hissetti. "Geç kalmadık. Geç kalmadık, değil mi?"

"Hayır. Tam zamanında." diye fısıldadı. Elindeki poşeti sıkıca tutup onun kollarının arasına kıvrıldı. Kim için telaşlandığını bilmiyordu. Kapıyı yumruklayan iki kişi varken başını gömdüğü boynun sahibinin gözyaşlarını da saçlarında yer yer hissedebiliyordu. Tüm duyu organları aktifken aynı zamanda hepsi dengesizleşmişti.



Continue Reading

You'll Also Like

386K 29K 38
~Dertsiz başına dert değil, onca derdinin arasında uzaklaşmak için gideceğin yer olmak istiyorum~ Siz: Ben Damla olmak istemiyorum çünkü Damla benim...
392K 16.8K 26
Karışmış iki bebek. Bir araya gelen iki aile.. ~ Herkesin hayatında acılar oluyordu.. Önemli olan günün sonunda bir arada kalabilmekti. Şu an için şü...
1.7M 100K 39
Romans #1 🩷 Romantizm #3 🩷 Romantik #4 🩷 Neydi gonca gülü açtıran? Bahar mı, bülbülün aşkı mı? Bülbülün aşkı olmasa gül açmaz mıydı? Ya baharın...
1.7M 87K 88
"Söz veriyorum. Kaybettiğin çocukluğunu sana geri getireceğim" ............... Çocukluk Aşkınla birlikte çocukluğunu kaybetmiş bir kız... Alya... Öl...
Wattpad App - Unlock exclusive features