Bölüm şarkısı: alt J- Breezeblocks
Şaşkınlıkla duyduklarımı sindirmeye çalışırken bir şeyler söyleyebilmek için çabaladım. Sonunda "Neden stajımın bittiği hakkında bir bilgin var mı?" diye sorduğumda az önce baktığı kağıdı eline bir kere daha alarak incelemeye başladı. "Hayır tatlım, ama dersle ilgilenen profesörüne neden çıkarıldığın hakkında bilgi verilmiştir." dediğinde kafamı salladım ve sessizce teşekkür ederek çıkışa doğru ilerledim.
Notlara en çok ihtiyacım olduğu anda, sınav haftasında Bay Patrick'e bu bilginin ulaştığını bilmek canımı biraz daha sıkmıştı. Bugün pazar olduğundan yapacak bir işim olmadığından görüşme umuduyla Brooklyn'e mesaj attım.
Kime: Brooklyn
Güne büyük bir sürprizle başladım, buluşmak ister misin?
Tabiki annesi ile arası bozulmasın diye stajdan çıkarıldığımı ondan gizleyecek değildim. Onu beklerken yakınlardaki bir Starbucks'a gidip tatlı bir şeyler yemeye karar verdim, en azından hala günü kurtarmak için umudum vardı.
İçeceğimi ve tatlımı alıp bir masaya geçtim. Telefonumun titremesiyle tatlıyla bakışmayı keserek cebimdeki telefonu çıkardım.
Kimden: Brooklyn
Üzgünüm, Victoria hepimizi ailecek bir gün geçirmek için zorluyor
Telefonuma bakıp oflarken tatlımdan bir parça daha aldım. Tanışmadan önce Victoria en çok takip ettiğim moda tasarımcılarından biriydi, şimdi ise gözümde kıskanç bir anne profilini canlandırıyordu.
Yarın bir sınavım vardı ama yapmam gereken profesörün istediği şekilde bie elbise tasarlamaktı, bilgi eksiğim olmadığından çalışmam gerektiğini düşünmüyordumz. Yalnız kalmayı istemediğimden uzun zamandır buluşmadığımız için tek tek Megan, Finn, Joe ve Sara'ya mesaj atıp beklemeye başladım.
Birkaç dakika sonra tatlımın son kırıntılarını yerken onlardan olumlu cevap aldığımda yarım saat sonra buluşmak için sözleştiğimiz Hard Rock Cafe'ye doğru gitmek için masadan kalktım.
15 dakikalık bir sürüşten sonra ilk gelen ben olmuştum. Bizim için yeteri kadar büyük bir masayı gözüme kestirip oraya oturdum. Sıkılınca her zaman yaptığım gibi Instagram'a girdim. Bir süredir olduğu gibi birbirini etiketleyip benim hakkımda konuşan kızların bildirimleriyle doluydu. Birkaç saçma sapan konuşmayı okuyup kendi kendime konuşurken Sara'nın sesini duymamla kafamı kaldırdım.
Kısa bir sarılmadan sonra görüşemediğimiz süre boyunca neler yaptığını sordum. Psikoloji dersine giren hocasına karşı bir şeyler hissediyor olabileceğini söylediğinde biraz şaşırmıştım ama belli etmeyerek gülümsedim. Arka arkaya Megan, Joe ve Finn de geldiğinde yine eski günlerdeki gibi olmuştuk. Herkesin anlatacak pek çok şeyi var gibi duruyordu, kendi hayatımdan biraz da olsa uzaklaşacak olmak iyi hissettiriyordu.
***
"Profesör Patrick, Bay Patrick! Beni bekleyin, lütfen." Victoria'nın stajından neden atıldığımı öğrenebilmek için Profesör Patrick'in peşinden koşarken beni duyması için çabalıyordum. Aslında ona neden profesör dediğimiz hakkında bir fikrim yoktu, moda tasarımı öğretmeni olan biri profesör olabilir miydi onu bile bilmiyordum ama üniversitede olduğumuzdan herkese profesör diye sesleniyordum.
"Profesör Patrick!" diye bir kere daha bağırdığımda sonunda kafasını bana çevirdi ve sorgular bir şekilde bakmaya başladı. Yanına doğru ilerlerken zaten onun profesör olmak için çok genç olduğunu fark ettim. "Günaydın Bay Patrick, umarım gününüze iyi başlamışsınızdır." diyerek sırıttığımda yüz ifadesini hiç değiştirmeyerek "Ne için burdaydınız, genç bayan?" diye sordu.
İsmimi bilmediğini tahmin ettiğimden "Ben Flynn, Chloe Flynn." dedim. Sadece bir saniye soluklandıktan sonra konuşmaya devam ettim "Merak ediyordum da, Bayan Beckham size bu bu iki gün içinde bir şeyler göndermiş olabilir mi?" Birkaç saniye suratıma baktıktan sonra elindeki birkaç kitaptan birini açarak arasından bir kağıt çıkardı. Gözlüklerinin üstünden kağıdı inceledikten sonra hiçbir şey demeden kağıdı bana doğru çevirdi.
Kağıdı yavaşça tutarak okurken stajımın bitiriliş nedeni 'Staja yeterince konsantre olmamam' olarak yazılmıştı. Bunun doğru olmadığını biliyordum ama gerçek nedeni Profesör'e söylemezdim. Kafamı kağıttan kaldırarak benden çok da uzun olmayan Profesör'e baktım. "Efendim, saygısızlık etmek istemem ama, bu staj için yeterince konsantre olduğumu düşünüyorum." dediğimde bıkkın bir şekilde bana baktı. Hayatı boyunca bunu duyduğunu ve büyük ihtimalle şu an bir sürü işle meşgul olduğunu biliyordum ama yine de bir şeyler söylemeden duramazdım.
Kaşlarını kaldırarak "Demek ki Bayan Beckham için yeterli değilmiş." dediğinde oflamamak için kendimi zor tutmuştum. "En azından, başka bir şirkette staja başlayamaz mıyım?" dediğimde hızlıca kağıdı elimden çekti ve bana bakmadan yavaşça yürümeye başladı. Onu takip ederek yürürken bir cevap vermesini bekliyordum.
"Üzgünüm, ama şu anda boş yer bulamayız." dediğinde suratımı iyice astım. Bir anlığına kafasını çevirip bana baktı ve "Bu notlarınızı çok iyi etkileyecek, Bayan Flynn." diyerek adımlarını hızlandırdı. Olduğum yerde durup etrafa bakınırken aklımdan Victoria ile konuşmak geçiyordu.
***
Kolay sayılabilecek bir sınavdan çıktığımda bugün hiç görmediğim Brooklyn'e bir mesaj attım.
Kime: Brooklyn
Okulda mısın? Seni özledim
Jackson, Emma ve Jack'in yanına oturup tepsimdekileri yerken gözlerim istemsizce Jackson'a kayıyordu. Çok konuştuğumuz söylenemezdi ama şu an nasıl olduğunu merak ediyordum.
Bir süre sonra Jack ve Emma masadan kalktığında Jackson da kalkmak için hareketlenmişti. Bir anda "Dersi asmaya ne dersin?" diye sorduğumda şaşkın bir şekilde bana baktı. Birkaç saniye sonra "Benim dersim yok." dediğinde hızlıca ayağa kalktım ve yanına gittim. Yere bakarak "O zaman sadece ben dersi asıyorum." dedim ve beni takip etmesi umuduyla yürümeye başladım.
Okulun bahçesine çıkana kadar beni takip ettiğinden emin değildim ama çevredeki insanlar azaldığında beni takip ettiğini görebilmiştim. Arabamın yanına geldiğimizde kibarca "İstersen kendi arabanla gidebilirsin." dediğimde kafasını olumsuz anlamda salladı. "Bugün arabayla gelmemiştim." dediğinde gergin bir şekilde arabanın kapısını açarak oturdum.
"Nereye gidiyoruz?" diye sorduğunda kısaca "Bilmiyorum." diye cevap verdim. O sırada telefonumun titremesiyle bir yandan yola bakarken telefonumu elime aldım.
Kimden: Brooklyn
Üzgünüm, bir saat önce okuldan çıktım. Günü annemle geçireceğim. Bu zamanları telafi ederim
Sesli bir şekilde ofladığımda Jackson'ın bakışları bana dönmüştü. Zaten her şeyi ona anlatmamak konusunda hata ediyorduk. Ne söylediğimi anlayamadan "Biz Brooklyn'le beraberiz." dediğimde Jackson'ın yüzüne bakma konusunda pek emin değildim.
"Biliyorum." dediğinde yan gözle ona baktım. "Nasıl biliyorsun?" diye sorduğumda "Brooklyn bana bunu ilk gün söylemişti, sadece senin çekindiğinden ve beni üzmek istemediğin için bir süre saklayacağından bahsetti. Ayrıca sosyal medya diye bir şey de var. Her yerde fotoğraflarınız geziyor." dediğinde cevap verecek bir şey bulabilmek için çabalamak zorunda kalmıştım.
"Üzgünüm." diye mırıldandığımda "Olmamalısın." diye cevap verdi. Kısa bir süre sonra Brooklyn'le geldiğimiz pizzacının önünde durdum. İçeri girip siparişlerimizi verene kadar hiç konuşmadık. Jackson'dan önce davranıp parayı uzattığımda "Chloe, ne yapıyorsun?" diye sordu. Tatlı bir şekilde "Hiçbir şey." dediğimde kolumu indirmek için bileğimden tuttu. Bir anda yüz ifadesinin değiştiğini görmüştüm ama kasiyer benim elimdeki parayı alınca kibarca elimi aşağıya indirdim.
Bir masaya geçip oturduğumuzda ne konuşacağımızı bilmiyordum. "Anlatacak bir şeyin yoksa bugünün konuşmacısı ben olmak istiyorum." dediğinde olumlu anlamda kafamı salladım. "Hayattan ne ummam gerektiğini bilmiyorum." diye söze başladığında hiçbir şey demeden onu izlemeye devam ettim.
"Annem ben iki yaşımdayken bir trafik kazasında hayatını kaybetmiş. Babam ise annemden sonra iyice dağılmış ve bir gün beni terk etmiş. Büyükannemin anlattığına göre anneme o kadar çok benziyormuşum ki babam beni görmeye dayanamıyormuş. Bütün hayatımı hizmetçiler ve büyükannemle geçirdim. Sadece her ay simsiyah bir takım elbise giymiş bir adamla para gönderiyor. O adamı takip etmeye, babama ulaşmaya çok çalıştım. Şu anlık tek bildiğim başka bir ülkede olduğu." dediğinde "Ailen için üzgünüm." diyebildim.
"Her neyse sonuca gelmek gerekirse sevgiye boğularak yetiştirilmiş bir çocuk olmadım. Ben sadece parası olan bir çocuğum. Tek istediğim ailemden en ufak bir söz duyabilmekti." Pizzalar geldiğinde konuşmasını böldü ve yeniden konuşmak için garson kızın uzaklaşmasını bekledi.
"Chloe, sana olan duygularımın tamamen kaybolduğunu söyleyemem. Tek istediğim birilerinden sevgi görmekti. Sadece değerli biri olduğumu bilmek istiyordum ama kimse bana bu hisleri yaşatmadı." dediğinde masaya koyduğu elini yavaşça sıktım.
Konuşarak onun istediği şeyleri ona veremeyeceğimi ya da içindeki boşluğu dolduramayacağımı biliyordum, o yüzden elimi çekmedim. Ona yardım edebilmeyi her şeyden çok istesem de, bunu beceremeyeceğimi biliyordum.
...
Geç geldiği ve aşırı saçma olduğu için bu bölüm adına özür dilerim.
Bölüm başlığı çok hoşuma gitti ama türkçeye çevirip yazınca olmadı... Ben de bölüm içinde kullanmadım
Bu bölümü YourAlienFriend'e ithaf ediyorum. Daha 10 okuyucum yokken hikayeme başlamıştı ve şu an hala okuyor olması beni çok mutlu ediyor *gözlerinden kalp fışkıran surat*
Oylarınızı ve yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen.
12.09.2015