CAROLİNE PETROVA (klaroline)

By okurfans

25.6K 2K 862

Hayatta her şey istediğiniz gibi gitmeyebilir. Beklemediğiniz bir anda tüm hayatınız mahvolabilir. Bazen bu... More

haftasonu
EV SAHİPLERİ
KAHVALTI
BELKİ BİR GÜN
GERÇEKLER
PARTİ
HEDİYE
BAĞ
TÜKENDİM
3-0
TEK SORU
KİTAP
GÜVEN
KARANLIK
HANGİMİZ DAHA İNATÇI
DURMAK YOK!
KAYBOLMUŞ
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE
SEVGİ ACİZLİKTİR
KİMSİN SEN?
ÖDEŞTİK
KAPIŞMA
CEHENNEM
KABUL EDİYORUM
ECEL
BÜYÜ
Duyuru

AFFET BENİ

851 78 11
By okurfans

Alarmın sinir bozucu sesi çalarken erteleme tuşuna bastım. Gözlerimi kapattığım gibi aniden açtım. Yataktan kalktığım gibi koşarak banyoya gittim ve ayılmak için yüzüme soğuk su çarptım. Ne zaman yattığımı hatırlamıyordum. Alarmın sesi tekrar çalarken koşarak odaya gittim ve kapattım. Oysaki evdekileri uyandırmadan gitmeyi düşünüyordum. Bonnie mırıltılı sesle "alarm niye çaldı?"diye sordu. "Şşttt. Sezsiz ol. Kanı vermeye gideceğim." Dedim ve parmağımı dudaklarıma götürdüm. Pijamalarımı çıkarmakla vakit kaybetmemek için hemen bavulumdaki hırkamı aramaya koyuldum. Giydiğimi hiç hatırlamıyordum ama hırka yoktu. Kaşlarımı çattım ama fazlada ilgilenmeden odaya bir göz atarak kapıya doğru gittim. Merdivenlerin ahşap olmasına tekrar lanet okudum ve ses çıkarmamaya çalışarak merdivenlerden inmeye başladım. Merdivenlerin sonuna geldiğim zaman salonun ışığı açıldı. Ani ışıktan dolayı ellerimle gözlerimi kapattım. Gözlerimi tekrar açtığımda elinde içki şişesiyle Klaus bana bakıyordu.

"Ne işin var burada?" diye sordu tek kaşını havaya kaldırarak.

Zaman kazanmak için "Asıl senin burada ne işin var hem de elinde yarısı bitmiş bir şişeyle?" bende aynı onun gibi tek kaşımı havaya kaldırdım.

"Sanane." Dedi soğuk bir sesle ve yanımdan geçerek merdivenleri çıkmaya başladı.

Banane öyle mi? Banane! Doğru banane diye düşündüm ve mutfağa doğru gittim. Elimealdığım bıçaklardan birisi ile avucuma bir çizik attım. Karıncalanmaya başlayanelimi yumruk haline getirdim ve kanımı Bonnie'den aldığım cam şişeye doldurdum.Hızla elimi suyun altına tuttuk dan sonra kenardan aldığım peçete ile elimisildim. Evin çıkışına doğru giderken bu saatte dışarı çıkacak her kız gibibenimde içimi bir ürperti kapladı. Evin kapısını açtım ve verandaya çıktım.Cebimden çıkardığım telefondan saate bakınca saatin 02.02 olduğunu gördüm.Hemen arka tarafa doğru yürümeye başladım. Ürperti yerini korkuya bırakmayabaşladığında köşeyi dönüyordum. Köşeden döndüğüm gibi "sert bir kütleye çarpmak bir oldu. Korku dolu bir çığlık atacağım sırada birsi ağzımı eliyle kapattı.

"Benim aptal sakin ol." Dedi Diego. Tepinmeyi hemen bıraktım ve elini tutarak ağzımdan çektim.

"Pardon ama gecenin bu saatinde korkmam gayet normal." Gözlerimi devirdim. Sokak lambasından hafif bir ışık geliyordu. Yüzünü tam seçemesem de kıvırcık saçlarını görebiliyordum. Elimde ki tüpü ona uzattım. Tam arkamı döndüğüm sırada kolumdan yakalayarak beni durdurdu.

"Bu kanın senin olduğunu nerden anlayacağım?" dedi. Tahminen kaşları havadaydı.

"Vampir olan sensin onu da sen bul. Hem neden seni kandırırım?" dedim.

"Yinede sana güvenmiyorum." Dedi ve bir şeyin açılma sesini duydum. Karanlığa alışan gözlerim şişenin açıldığını görebildi. Şişeden bir yudum aldıktan sonra kolumu yakaladı.

"Napıyorsun sen?" diye sitem ettim. Fazlasıyla sert tutuyordu.

Bana cevap vermeden kesik olan yeri yaladı. İğrenç!

Elimi hemen pijamama sürmeye başladım.

"Seninmiş tamam gidebilirsin."

"Salak." Diye mırıldandım. Küçük ve hoş bir kahkaha attı.

"Seninle anlaşmak eğlenceliydi. Belki sonra tekrar yaparız." Dedi ve tekrar güldü.

"Hiç sanmıyorum." Dedim ve arkamı dönerek hızlı adımlarla ilerlemeye başladım. Arkamdan gelmediğini umarak evin önüne geldim. Hafif aralık bıraktığım kapıdan içeri girdim. Salonun merdivenlerinden çıkarken uykumun bayağı açıldığını anladım. Merdivenleri geri inerek oturma salonuna geçtim. İçeri girip televizyonu açtım. Ardından sevebileceğim bir film buldum. Bir şeyler almak için mutfağa gittim. Kendime bir bardak kahve hazırladım. Bir tabağa da çerez koydum. Elime aldıklarımla tekrar salona geldiğimde koltuktan oturan sürpriz bir misafirle karşılaştım.

Klaus durdurduğum filmi başlatmış elindeki içkiden içerek izliyordu. Kumandayı aldığım gibi filmi durdurdum. Hiç konuşmadan boş gözlerle bana baktı.

"Ne arıyorsun burada? Hem o filmi ben kendim için açtım." Dedim sinirli olduğum sesime de yansımıştı. Kimse bana sanane diyemez.

Baştan aşağı beni inceledi. Elimle tabak tutuğumdan yara izim görünmüyordu ama pijama altımda kan lekeleri vardı. Gördüğü an soru sormaya başladı.

"Ne oldu sana? Nerde yaptın bunu?" . İçimden sanane demek geçse de yalan söyledim.

"kahve hazırlarken yanlışlıkla bardağı kırdım ve elimi kestim onun izi." Dedim. Aslında birinin göreceğini hiç düşünmemiştim. Yarın erken kalkıp bizimkilerden kan alırım diye düşünmüştüm.

"Neden ben ses duymadım?" diye sordu kaşlarını çatarak. İnanmadığı kesindi.

"İçmekten dolayı olabilir." Dedim ve çenemin ucuyla elindeki içki şişesini gösterdim.

"Belki." Dedi. Yanına oturmamı göstermek istercesine koltuğun kenarına hafifçe vurdu.

Yanına oturduğum zaman aramızda biraz mesafe bırakmaya özellikle dikkat ettim.

"Kanımdan verirdim ama yarın hortlamanı istemeyiz." Dedi ve güldü. Aklıma Klaus ile ilgili bir not daha ekledim. Sarhoşken asla onunla konuşma.

"Vampir olacağıma ölürüm daha iyi." Dedim ve küçümser bir bakış attım.

Histerik bir biçimde güldü. "Kaybettiklerinin farkında değilsin. O yüzden altı dolduramayacağın sözler söyleme." Dedi bir çocuğa öğüt verirmiş gibi ciddiyetle."Hiç insan olmak istemedin mi?" diye sordum. Bana kısa bir bakış attı ve tekrar önüne dönerek cevap verdi.

"Tabii ki de istemedim. Vampirliğin verdiği avantajlar karşısında insanlık bana ne verebilir ki?" diye sordu. Bu soruya verilebilecek birçok cevap vardı.

"En basit örnek canlı olman. Teknik olarak siz şuan birer ölüsünüz ve canlılık zevkini tadamıyorsunuz." Dedim. Klaus güldü ve eliyle değiştir anlamına gelecek bir işaret yaptı.

"Bence en önemlilerinden birisi aile. Evet, kardeşlerin var ama asla bir çocuğa sahip olamayacaksın. Emin ol bu insanları istediğin gibi etki altına almaktan ya da süper güçlü olmaktan daha iyi. " dedim. Bu seferki cevabım daha etkili olmuşa benziyordu.

"Melez olduğum zaman bu problem ortadan kalkacak. Merak etme o zaman senin için bir çocuk yaparım." Dedi ve güldü.

"Merak ediyorum da hangi manyak senin çocuğunu taşımak ister?" diye sordum bende yüzümde hafif bir gülümseme vardı. Tıpkı onunki gibi.

"Emin olabilirsin ki benden çocuk yapmak isteyecek birçok kişi tanıyorum." Dedi ve göz kırptı. İğrenç! Çocuğunu bile böyle basitçe halledebileceğini zannediyor.

"Düşündüm de ben öldükten sonra bile etrafta küçük Klaus'ların dolaşması pekiyi değil. En azından insanlık için." Dedim ve onaylamadığımı göstermek için başımı sağa sola salladım.

"Daha doğmamış olan çocuklarım hakkında böyle konuşma." Dedi ciddiyetle. Cevap vermedim ve kahvemden bir yudum aldım. Filmi çoktan kaçırmıştık zaten. Kumandayı elime aldım ve tam kanalı değişeceğim sırada Klaus beni durdurdu. "Dursana ya! Ben izleyeceğim." Dedi ve beni durdurdu. "Çok sıkıcı." Dedim ve kanalı değiştirdim. Sol tarafımda oturan Klaus sağ elimdeki kumandaya uzanmaya çalışınca olanlar oldu. Sol elimde tuttuğum kahve bardağı üstüme döküldü. Klaus'unda üstüne biraz sıçramıştı. Bir an ne yapacağımı bilemedim ve ayağa fırladım. Bir taraftan üzerime yapışan pijamamı sallarken diğer taraftan da banyoya doğru koşturmaya başladım. Tabi Klaus'da peşimden. Ben banyoya girerken Klaus arkamdan bir şeyler diyordu ama sızlayan bacağımdan dolayı hiçbir şey duymuyordum. Banyonun kapısını yüzüne kapattım. Hemen pijamamı üstümden çıkardım ve soğuk duşun altına girdim. Yanma hissi biraz daha geçmişti. Görünüşe göre iz falan kalmayacaktı. Yan taraftaki havlulardan birisini aldım ve üzerime sardım. Kapının önüne geldiğim zaman seslendim.

"Klaus! Orda mısın? Çıkıyorum." Dedim ve banyo kapısını açtım. Banyodan etrafı kolaçan ederek çıktım ve üst kata çıkan merdivenlere doğru yöneldim. İlk basamağa adımımı attığım sırada Klaus üst kattan iniyordu. Gözlerim kocaman açılmış biçimde ona bakarken o da bana bakıyordu. Hızla merdivenlerden çıktım ve koşarak odama girdim. Kapıyı kapattığım gibi havluyu kenara attım ve üstümü değiştirdim. Saat cidden çok geç olmuştu. Olanları düşünmemenin en iyi yolu uyumak diye düşündüm ve temiz iç çamaşırı giyerek yatağıma girdim.Sabah uyandığım zaman boğazımda bir acı hissettim. Saçlarım ıslak yattığım için böyle olmuştum kesin. Hafif şiddette öksürünce grip olduğumu anladım. Oflayarak yataktan kalktım ve üzerimi giymek için bavuldan bir kot ve tişört aldım. Islak olan saçlarımı 10 dk içinde kuruttum ve odadan çıktım. Bonnie çoktan alt kata inmişti. Merdivenlerden indim ve mutfağa girdim. Mutfakta Rebekah ile karşılaşmayı kesinlikle beklemiyordum. Beni gördüğü zaman yüzüne sıcak bir gülümseme yerleştirdi. Dünyanın sonu mu geliyordu yoksa Rebekah bana gerçekten iyi mi davranıyordu? Daha sonra bugünün benim ölüm günüm olduğunu hatırladım. Hadi ama ölüyorum diye bu kadar ilgi istemiyordum.

"Günaydın. Kahvaltı hazırlıyordum bende yardım etmeye ne dersin?" dedi Rebekah. Cidden sabahın ilk saatlerinde bu kadar şaşırtılmayı beklemiyordum. "Tamam." Dedim ve masayı kurmaya başladım. Yarım saat içinde güzel bir sofra hazırlamıştık. Herkesi masaya davet ettikten sonra çayları koymak için ocağa doğru gittim. Demlikleri elime aldım ve çayları doldurmaya başladım. Herkes masaya gelmişti bile. Bende oturdum ve tabağımı doldurmaya başladım.

"E gençler bugün ne yapıyoruz?" diye sordu Kol. Bir taraftan salam yerken. Beni öldüreceksiniz sonra ben dirileceğim sonrada kaçacağız diye düşündüm. Bu saçma soruya gözlerimi devirdim. Sanırım masadakilerde benim gibi düşünüyordu. Herkesin bakışlarının bana değip geçtiğinin gördüm. Başımı sağa sola salladım ve tekrar yemeğime döndüm. Elijah'ın Kol'a attığı bakışları görmüştüm tabi ki. Sessizliğimi koruyarak yemeğimi bitirdim ve yine aynı sessizlikle masadan ayrıldım. Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Yalnız kalıp düşünmeye.

Odaya tekrar çıktığımda telefonumu ve kulaklığımı buldum. Toplanmamış yatağımın üstüne oturdum ve kulaklığı takarak müzik dinlemeye başladım. Bir süre sessizce oturdum. Ardından evde daha fazla durmak istemediğime karar verdim ve yataktan kalktım. Merdivenleri inip evden çıkacağım sırada Damon ile karşılaştım. Tam kapıdan çıkarken beni durdurdu.

"Nereye gidiyorsun?" diye sordu.

"Hava alacağım biraz." Dedim ve kapıyı açtım.

"Bende senle geleyim bekle." Dedi Damon.

"Yalnız gitsem daha iyi olur. Hem telefonum yanımda fazla oyalanmam." Dedim ve kapıdan çıktım. Kulaklığımı tekrar kulağıma taktım ve şehirden uzak bu alanda bilmediğim halde yürümeye başladım. Maalesef ki kaybolma şansım yoktu çünkü ana yol üzerinden yürüyordum. Şehrin ters tarafına doğru 2 saat kadar yürüdüm. Fazlasıyla susamıştım ama etrafta su içilebilecek hiçbir yer yoktu. Zaten yanıma parada almamıştım. 2 saattir en fazla 5 araba geçmişti yoldan. Biraz şaşırmıştım açıkçası. Biz gelirken yol daha kalabalıktı. Daha fazla burada durmak istemediğimden geri döndüm. Dönerken gidişe göre daha çok oyalanmıştım. En sonunda ev göründüğünde yorgunluktan ölmek üzereydim. Kapının önüne geldiğimde ısrarla zili çalmaya başladım. Güneş kafama çarpmıştı ve susuzluktan ölmek üzereydim. Kapıyı kimin açtığına bile dikkat etmeden mutfağa doğru gittim. Buzdolabından soğuk su aldım ve büyük bir bardakla içmeye başladım. Hararetim geçtiği gibi ter içinde kalmış kıyafetlerimden kurtulmak için odaya gittim. Saat 4 olmuştu. Ritüelin gerçekleşmesine 3 saat kadar bir süre kalmıştı. Ritüelde giymek için hazırladığım kıyafetlerimi ve yeni iç çamaşırlarımı alarak banyoya doğru gittim. Sıcak ve rahatlatıcı bir duşun ardından banyoda üzerimi giyinmeye başladım. Beyaz askılı uzun bir elbise tercih etmiştim. İnce beyaz bir kemer dışında tamamen sadeydi. Ayağıma da tozpembe babetlerimi giymiştim. Saçlarımı kuruttuktan sonra bol bir örgü yaptım. Makyaj yapmadan banyodan çıktım. Zaten yoğun makyajlardan hoşlanmazdım. İlk iş olarak odaya gittim ve eşyalarımı bavuluma yerleştirmeye başladım. Bu sırada Bonnie'de kendi kıyafetlerini yerleştiriyordu.

"Çok güzel görünüyorsun." Dedi Bonnie ve sıcacık gülümsedi. Elimden geldiğince bende ona gülümsedim ve eşyalarımı yerleştirmeye devam ettim.

"Hazır mısın?" diye sordu Bonnie.

"Değilim." Diye itiraf ettim. Gözlerimin hemen dolmaya başladığını hissetmiştim. "Uyandığım zaman sende yanımda olacaksın dimi?" diye sordum Bonnie'ye. Başını sağa sola salladı.

"Üzgünüm bebeğim ama ben sizinle gelemeyeceğim. Biliyorsun babaannemle kalıyorum ve onu yalnız bırakamam. Ama yanınıza gelmeye çalışacağım arada sırada." Dedi Bonnie. Zaten stres içindeydim. Bu haberi aldığım zaman iyice moralim bozulmuştu. Yatağın etrafından dolaştım ve Bonnie'nin yanına giderek ona sıkıca sarıldım.

"Sürekli ara beni tamam mı? Unutma sakın. Hep ara." Dedim ağlamaya devam ederken. Bonnie'nin titreyen sesinden onunda ağladığı belli oluyordu.

"tabiî kide her gün konuşacağız." Dedi Bonnie. Kapalı olan kapı açılınca bir birbirimizden ayrıldık ve merakla kapıya baktık. Elena kapının ardından kafasını uzattı.

"Napıyorsunuz burada?" diye sordu. Ardından odaya girdi ve kapıyı tekrar kapattı.

"Vedalaşıyoruz." Dedim ve Bonnie'ye baktım. Ağladığımızı fark eden Elena hemen yanımıza geldi ve oda bize katıldı. 1 saat kadar birbirimizden konuştuk, ağladık, güldük. Meditasyon gibi gelmişti ağlamak. Bize kalsa daha uzun süre konuşmaya devam ederdik ama yola çıkma zamanı gelmişti. 2 saatten az bir süre sonra ölecek bir insanın psikolojisindeydim şuan. O nasıl bir psikolojiyse artık! Bavullarımızı alt kata indirmedik. Hepimizinkini bizim odada topladık. Stefan ve Damon en son gelip alacaklardı. Son kez aynada kendime baktım ve kızlarla beraber odadan çıktım. Alt kata indiğimizde Rebekah ve Kol mutfakta oturuyorlardı. Yanlarına gitmeden derhal salona geçtik. İçerisi boştu. 3 'lü koltuğa oturdum ve gözlerimi bir süreliğine de olsa kapatmak istedim. Tahminimce 20 dk kadar bu şekilde durdurtan sonra gözlerimi açtım. Kol ve rebekah'da bizimle beraber oturuyorlardı. Hiç konuşmamalarına rağmen bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum. Bir süre daha bu şekilde oturduktan sonra Elijah geldi. "Yola çıkmamız lazım." Dedi ve tekrar salondan ayrıldı. Yavaşça ayağa kalktım ve yürümeye başladım. Ben kalkınca diğerleri de kalmıştı. Stefan ve Damon üst kata bavulları almaya çıkmışlardı. Bahçeye çıktığımda yine aynı manzarayla karşılaştım. Siyah arabanın içinde oturup olduğum yere bakan bir adet Klaus! Bakışlarımı ondan uzak tutmaya çalıştım ve bizim arabaya doğru gittim. Son saniyelerimi yaşadığımdan olsa gerek Klaus Bey hiçbir tepkide bulunmadı. Arabalara yerleştiğimiz zaman önde onların arabası arkada bizim araba yola koyulduk. Tüm yol boyunca camdan dışarıya bakmıştım. Bonnie hiç bırakmadan bana sarılmıştı. Araba durduğu zaman Damon'da arabayı durdurdu. Aynadan göz göze geldiğimiz zaman bana bir ağabey gibi gülümsedi.

"Her şey çok güzel olacak." Dedi ve arabadan indi. Bende arabadan indiğimde önce Damon'un yanına gittim ve ona sıkıca sarıldım.

"Beni sakın bırakma tama mı?" dedim kulağına doğru.

"Deli misin sen? Tabiî kide hep yanında olacağım. Daha benden yiyeceğin çok azar var." Dedi ve ufakça güldü. Bende hafif bir biçimde tebessüm ettim. Daha sonra Stefan'ın yanına doğru gittim.

Ona da sıkıca sarıldım "Seni çok seviyorum."

"Bende seni çok seviyorum. Korkma sana bir şey olmayacak." Dedi beni cesaretlendirmek için. Bana bir şeylerin olacağını ikimizde biliyorduk. Stefan'a sarılı ellerimi çözdüm ve ileride beni bekleyen Mikaelsonlara doğru yürümeye başladım. Hiç beklemediğim anda Rebekah bana sarılınca bir an şok içinde kaldım. Yinede bende ona sarıldım. Kulağıma fısıltı şeklinde konuşmaya başladı.

"Çok üzgünüm böyle olmasını asla istemezdim. Lütfen beni affet." Dedi. Diyebilecek hiçbir şeyim yoktu. Kısaca biliyorum dedim ve kollarımı rebekah'ın üzerinden çektim. Kısaca Kol'da bana sarıldı. Ardından Elijah ile de kısaca vedalaştık. Klaus zaten hiç bana bakmadan gitmişti. Bende onun arkasından yürümeye başladım. Bir süre sonra 3 tane iç içe geçmiş halkalar ile karşılaştık. Halkalardan birinde kız birinde ise bir erkek vardı. Halkaların dışında bir yerde ise başka bir kız vardı. Anladığım kadarıyla en soldaki halkanın içinde ben olacaktım. Tahminlerimde yanılmamıştım. Halkaların dışında ki kız "Görsel ikiz şurada duracak." Dedi. Bu kadar rahat olması beni daha da çok korkutuyordu. İçimde büyük bir korku vardı. Halkanın içine doğru yavaşça yürüdüm. Koluma taktığım çantamın içinden telefonumu çıkardım ve saate baktım. 18.57 çantamı yavaşça halkanın dışına bıraktım. 3 dakika bana asır gibi gelmişti. Bu süre içinde en az 50 kez vazgeçmiştim ama az öteden bana bakan arkadaşlarımı görünce bunu yapabileceğimi hissettim. Onlar için diye düşündüm. Ve gözlerimi kapattım. Etrafımdaki çıtırtı sesleriyle gözümü açtım. Halkaların etrafında ateşler vardı. Cadı olan kız bir şeyler söylemeye başlamıştı. Gözlerimden akan yaşları engelliyemiyordum. Diğer uçtaki halkada bir şeyler olduğunu görebiliyordum. Ama tam olarak neler olduğunu göremiyordum. Keskin bir çığlık kulaklarıma dolduğu zaman hıçkırıklarım daha da şiddetlendi. Yere çöktüm ve başımı ellerimin arasına aldım. Sarsılarak ağlamaya devam ederken Klaus yan tarafımda ki halkaya girmişti. Korkudan çok daha farklı bir duyguydu bu. Ölmeyeceğimi biliyor olmama rağmen aslında ölecek olmam kafamın daha da fazla karışmasına neden oluyordu. Ciğerlerimden gelen son bir çığlığı daha serbest bıraktığım sırada Klaus çemberin içinde belirdi. Bunun ölmekle alakası yoktu. Ölüm acısını tatmaktı asıl olay. Yavaş adımlarla bana doğru yürümeye başladığında bende gerilemeye başladım. Arkama baktığımda ateşe fazlasıyla yakın olduğumu gördüm. Ama yanmıyordum. Yada hissetmiyordum. En sonunda kaçmayı bıraktım. Artık ne yürüyecek durumdaydım nede savaşacak. Klaus ile göz göze geldiğimde "Üzgünüm." Diye fısıldadı. Neredeyse duyulmayacak bir sesle. Aramızda adım atacak mesafe kalmadığında benimde yüzüne bakacak gücüm kalmamıştı. Tişörtünde ki kan lekelerini gördükçe kendimi daha büyük bir karanlıkta hissediyordum. Hiç beklemediğim anda kendimi o kanlı tişörte değerken buldum. Klaus bana sıkıca sarılmıştı. İlk şoku atlattığım gibi sanki bu anı bekliyormuş gibi bende ona sıkıca sarıldım. Başını boynumun girintisine yasladı.

"Çok üzgünüm. Affet beni." Dedi.

"Bende ." diye fısıldadım sessizce. Boynuma ufak bir öpücük kondurdu. Ardından aynı noktada derime batan keskin dişlerini hissetim. Ayak parmaklarımdan başlayarak tüm vücudum uyuşmaya başlamıştı. Sanki hissizleşiyormuşum gibi. Gözlerim ensesindeydi. Artık ayakta kalacak mecalim kalmadığını hissettiğimde Klaus beni yavaşça yere yatırdı. Gözlerim kapanmak istemese de artık vücuduma itaat edemiyordum. Gözlerim tamamen kapanmak üzereyken son hatırladığım dudaklarıma değen dudaklardı...



*************

Merhaba. Yeni bir bölümle karşınızdayım. Umarım beğenirsiniz. Biraz daha yazsaydım ağlayacaktım. Oy ve yorumlarınızı bekliyorum. Sevgilerimle...

ELİF


Continue Reading

You'll Also Like

25.6K 2.1K 24
Fadimenin kimseye aciklayamadigi büyük bir sırrı vardır.
186K 11.8K 69
Canunu al dedi, canuna alma demedi.
84.4K 12.8K 31
ikinci yıldızdan sağa dön, sabaha kadar düz git [🧚🏻🏴‍☠️] enemies to lovers for @miwawagner 🌟
32.4K 3.1K 16
İsmail ve Fadime evlilikleri boyunca kuramadıkları düzgün iletişimi boşanmalarının ardından oğullarının huzuru için yeniden kurma çabasına girer.
Wattpad App - Unlock exclusive features