•Yanlış Zaman•

By minnakkusss

942 60 22

...değişik bir hayat hikâyesi.... More

bölüm 1
bölüm 2
bölüm 3
bölüm 4
bölüm 6

bölüm 5

118 11 3
By minnakkusss

Medya: Ilgaz Dağ

Playlist: Lana del rey- dark paradise

İyi okumalar :)

Güne, sanki beynimi hunharca gözlerimdem çıkarıp kafatası boşluğuma betonla karışık demir eritip dökmüşler sonra da kafamın üstüne fil oturtmuşlar gibi başlamak sanırım en son istediğim şeydi. Gözlerimi açamamam bir yana birde başım hiç olmadığı kadar ağrıyordu. İlk önce nerede olduğumu algılamaya çalıştım. Odanın kokusuna bakılırsa benim odam çünkü şu ana kadar kimsenin odasında yoğun bir şekilde portakal çiçeği kokusunu duymamıştım.

"Leyla hanım, hemen o çok değerli uykundan uyanıp acilen bana açıklama yapıyorsun! Seni dün gecenin bir yarısı getiren adam kimdi?! Neden tanımadığımız bilmediğimiz bir herifin kucağında eve geliyorsun ve, ve sen nasıl içki içersin!"

Normalde bana huzur veren annemin sesi şimdi sanki dünyanın en cırtlak en gür sesi gibi gelmişti. Hem ne diyor bu kadın ne adamından bahsediyor? Ayrıca ben dün neredeydim? Ben bide içkin mi içmişim? Tekrar gözlerimi açmaya çalıştım. Azıcık açtığımla anında kapattığım bir oldu. Güneş ışığı sanki gözlerimi lazer gibi deşmiş gibi hissettim.

"Ya ben kime diyorum acaba!" diye tekrar bağırmaya başladı. Dayanamayıp,

"Anne yeter bağırma artık kulağımın dibinde!" diye bağırdım boğazımı zorlayan bağırışımla. Ve sonra güneş ışığını umursamayıp gözlerimi açtım ve kafatasımın ağırlığını umursamadan direklerimin üzerinde doğruldum. Başıma saplanan ağrıyla, acıyla inleyip içimden bir küfür savurdum. Uyuşuk hareketlerle ayaklarımı yataktan sallandırdım ve çatık kaşlarının altından beni izlemekte olan anneme baktım.

"Ben nasıl buradayım anne?" diye sordum usulca.

"Herifin birinin kucağında geldin. Birde nasıl geldim buraya mı diyorsun?" dedi hayretle ve dişlerinin arasından. Bakışlarımı annemden çekip perdesi yarı açık olan pencereme çevirdim. Dün geceyi hatırlamaya çalıştım. İlk önce Ilgazla bara gittik. Sonra beni eve bıraktı. Çantamı onun arabasında unuttuğumdan onun evine gittim ve, aman Allahım! Ilgaz beni... Otomatikman buğulanan gözlerimi hızla anneme çevirdim. Başımdaki işkenceyi umursamadan ayağa fırlayıp neler olduğunu anlamayan anneme sarıldım. Aniden nükseden ağlama hissine karşı durmayıp ondayı inleten hıçkırıklarımı serbest bırakıp hayvan gibi ağlamaya başladım.

"Güzel kızım n'oldu?" diye sordu annem. Ses tonunda ihtiyacım olan tek şey vardı. Güven. Aklıma yavaş yavaş dün gece olanlar yüklenmeye başladı.

İlk kez sevdiğim adamla ilk öpücümü paylaşmam.

İlk kez aldatılışım.

İlk kez tek başıma bilmediğim bir bara gidişim.

İlk kez tek başıma içki içmem.

İlk kez tek başıma sarhoş olamam.

İlk kez tek başıma olmam.

Hissettiklerim sanki daha önce ifade edilmemiş bir şeymiş de, kimse buna uygun bir terim bulamamış gibi. Kalbimin bulunduğu yerde boşluk varmış gibi.

İnsan aldatılınca ne hisseder?

Acı?

Savunmasızlık?

Hayal kırıklığı?

Tükenmişlik?

Vazgeçiş?

Veya bunların tümü?

Artık konuşabileceğimi anladığımda annemden usulca ayrıldım. Bakışlarımı ayaklarıma indirdim ve artık anneme bir açıklama yapmak zorunda olduğumu anladım. Zar zor bulduğum sesimle anneme cevap vermeye çalıştım.

"D-dün gece b-bara gittik onunla."

"Ilgazla?" diye sordu annem emin olmak için. Boğazıma oturan yumruya inat yutkunup kafamı olumlu anlamda salladım. Devam ettim.

"Ba-barda bir kadın yaklaştı ona." dedim ve henüz dinmek bilmeyen gözyaşım yanağımdan hızla akıp yerle buluştu. Ayakta duyamayacağımı anladım. İki adım geri adım attım ve yatağa oturdum. Ellerimle iki yanımdan destek alırcasına tuttum. Annem de ayakta beklemeyerek karşımda diz çöktü ve gözlerimin içine devam etmem için destek veren bir bakış bağışladı.

"Ben kadını farkettim. O-ona sırnaşmaya başladığında-" devam edemeden ağzımdan bir hıçkırık kaçtı. Ve devamından gelen yoğun duygu seli. Gözlerimi kapatarak devam etmeye çalıştım.

"... Onu hızla oradan çekip dışarı çıkardım. Beni eve bırakmasını istedim. Sessizce buraya kadar geldik. İneceğim sırada..." yine duraksadım. Beni öptüğünü, yalnızca bana ait olduğunu sandığım dudaklarının, beni ne kadar heyecanlandırdığını ve ne kadar mutlu hissettirdiğini hatırladım. Gözyaşlarıma yenileri eklenirken devam ettim. "... Onun suçu olmadığını bildiğim halde ona kötü davrandığımı anladım. Kısa bir... konuşma yapıp yanından ayrıldım. Eve çıktığımda çantamın onda kaldığını farkettim." hafifçe yalancı bir gülümseme oluşturup gözlerimi açtım. Annemin birşeyler çözmeye çalıştığı belli olan gözlerinin içine baktım.

"Evine gittim anne. Evine. Ama orda yoktu. İki saatten fazla kapısının önünde eve gelmesini bekledim. Çok merak ettim. Belki kaza yapmıştır diye. Aklımdan hemen sildim. İşi çıkmıştır dedim. Çünkü ona birşey olamaz. Çünkü o olmasa ben de olmazdım. Öyle olması gerekmez mi zaten be annem? Onun da hayatının merkezinin ben olmam gerekmez miydi? Ama değilmiş işte. Tam oradan gidecekken o geldi. Yanında bardaki kadın. Onu öpüyordu anne!" hızla yerimden kalkıp odamda hızlı hızlı bir sağa bir sola yürümeye başladım. Aklımdan çıkmayan dün geceki o manzara ellerimi saçlarıma götürüp çekiştirmeme neden oldu.

"Lanet olsun ona altı gün sonra gelin gideceğim evde sahip olacaktı! Neden yaa neden?! Niye yaptın bunu adam?! Ben yetemezmiydim sana aptal herif?!" makyaj masamın önüne geldim. Hırsla onu çekip yere attım. Üzerindeki eşyalarla birlikte yerle buluştuğunda büyük bir gürültü yayıldı. Yaptıklarım anlamsızdı farkındaydım ama duramıyordum. Bir yerlere saldırmak zarar vermek istiyordum. Delirmiş gibiydim.

"Aptal! Aptal! Aptal! çok seviyorum seni! Bitmiyor, seni hala çok seviyorum! Nefret edemiyorum geri zekalı ne yaptın bana!" hem deli gibi bağırıp, hem de etrafa ve kendime zarar vermeye devam ediyordum.

Annem ağlamaya başlamış, beni durdurmaya çalışıyordu. Onun bu haline içim parçalanırken bunun sorumlusunun yine o olduğunu düşünüyordum. Artık ağlamaktan ve saldırmaktan harab olmuş bedenimi duvarın dibine bırakıp, artık sayıklamalarımın sesini kısıp iç çeke çeke ağlamaya başlamıştım.

"Anne neden aldattı beni? Ben o kadar çirkin miyim? O kadın gibi fahişe değilim ondan mı sevemedi beni? Anne neden? Aklım almıyor anne neden?" deyip başımı arkamdaki duvara yaslayıp gözlerimi tavana sabitledim ve o kadar ağlamama rağmen ifadesizlik maskemi yüzüme yerleştirdim. Annem karşıma çöküp ağlayarak kollarını bana doladı. Tekrar gözlerimi kapatıp annemin o eşsiz kokusunu içime çektim.

"Ağlama annem." dedim itiraz istemez sesimle. "Sen ağlama annem buna da dayanamam. Ciğerimi sökme anne n'olur ağlama." dedim titreyen sesimle. Annem birşey söylemeden başını onaylar şekilde salladı. Burnunu çekip kollarını çözdü. Yüzümü ellerinin arasına alıp,

"İyiki oraya gitmişsin birtanem. Eğer onları görmeseydin ömrün boyunca seni aldatan bir adamla yaşamak zorunda kalacaktın. Ayrıca bunun farkında bile olmayacaktın. Öyle değil mi?" diye sordu şefkat dolu sesiyle. Burnumu çektikten sonra kafamı sallayıp "öyle" dedim.

"Madem hemfikiriz , kendini toplamalısın güzel kızım. Seni ne kadar dağıttığını ona başka bir şekilde göster." dedi annem.

"Telefonumu ondan almam lazım. Nasıl gideceğim ben şimdi ona?"

"Basbayağı gideceksin kızım." dedi net sesiyle."Ona yıkılmadım uyarısı yapacaksın. Güçlü duracaksın ki kimi kaybettiğini anlasın. " dedi bu sefer net sesine biraz da nefret ekleyerek.

"Ben hazırlansam iyi olur." dedim yavaşça yerimden kalkarken. Aniden gözlerim kararıp bacaklarımın altından yer kaydı gibi hissettim. Yere kapaklanırken annem düşmemem için kolumu kavradı.

"Sorun yok birden kalkınca şey oldu." dedim.

"Ne demek birşey yok yüzün bembeyaz oldu." dedi annem ilgili sesiyle.

"Dün de zaten çok ağladım bide... biraz içince." dedim sonlara doğru sesim kaybolurken.

Annem bana en dehşet verici bakışlarını atınca ne yalan söyleyeyim korkup hemen ayağa fırladım. Gardrobumun önüne geçip içinden rastgele siyah bir dar paça pantolon ve koyu bordo, kolsuz, siyah, baskılı, tunik tarzı bir üstlük buldum. Dünden kalan pisliklerimden arınmak için banyoya girip kısa bir duş aldım. Tekrar odama geçip kıyafetlerimi giyindim ve devirdiğim makyaj masamı kaldırmaya çalıştım. Zor bela yerine yerleştirdiğim masamın üzerine makyaj malzemelerimi koydum. Allah'tan hiçbirine birşey olmamıştı. Saçlarımı kurutup sıkı bir topuz yaptım. Gözlerim şiştiğini için kapatıcıyla normal bir görüntü almasını sağlamaya çalıştım ve ardından sadece rimel sürdüm siyah ve zincirli çantamın içine bir miktar para ve peçete tarzı birkaç birşey koyup anneme haber vererek evden ayrıldım.

Planım basit; benim hayallerimin içine ettiği evine gideceğim ve içeri girmeden çantamı isteyip, alacağım. Yani umarım.

Evinin bir sokak altındaki sokaktan otobüs geçtiği için, boşuna taksiye para vermeyip otobüsle gitmeye karar verdim.

Durağa gelince kulaklığımı ve mp3'ümü çantadan çıkardım. Kulaklığımı takıp rastgele bir şarkıya bastım. Kulağımı bilmediğim yabancı bir şarkı doldurmaya başladı.

Bazen canım sıkıldıkça, daha önce dinlemediğim şarkıları telefonuma indirip yeni şarkılar keşfetmeye çalışıyordum. Bazıları bestim olurken bazıları ise lanetli şarkılar kategorisinde yerini alıyordu. Şarkıyı beğenmeyip lanetli bütün şarkılara yaptığımı yaptım ve eve gidince silmek üzere değiştirdim. Yerine çalan yeni şarkı bildiğim bir şarkıydı. Lana del rey- dark paradise. Benim en büyük bestim. Şarkıya mırıltıyla eşlik etmeye başladım.

All my friends tell me I should move on
Tüm arkadaşlarım hayatıma devam etmem gerektiğini söylüyorlar

I'm lying in the ocean, singing your song
Ben okyanusta uzanıyor senin şarkını söylüyorum

Ahhh, that's how you sang it
Sen böyle söylüyordun

Loving you forever, can't be wrong
Sonuza dek seni sevmek, yanlış olamaz

Even though you're not here, won't move on
Burada olmasan bile, devam etmeyeceğim

Ahhh, that's how we played it
İşte böyle oynadık

And there's no remedy for memory of faces
Yüzlerin hatıralarının hiç bir çaresi yok

Like a melody, it won't leave my head
Bir melodi gibi, aklımdan çıkmıyor

Your soul is haunting me and telling me
Ruhun beni avlıyor ve bana söylüyor

That everything is fine
Herşeyin iyi olduğunu

But I wish I was dead
Ama keşke ölmüş olsaydım

Everytime I close my eyes
Gözlerimi her kapattığımda

It's like a dark paradise
Karanlık bir cennet gibi

No one compares to you
Hiç kimse seninle kıyaslanamaz

I'm scared that you won't be waiting on the other side
Korkuyorum öteki tarafta beni bekliyor olmayacak olmandan

All my friends ask me why I stay strong
Tüm arkadaşlarım neden güçlü durduğumu soruyorlar

Tell 'em when you find true love it lives on
Onlara gerçek aşkı bulduğunda yaşadığını söylüyorum

Ahhh, that's why I stay here
O yüzden burada duruyorum

And there's no remedy for memory of faces
Yüzlerin hatıralarının hiç bir çaresi yok

Like a melody, it won't leave my head
Bir melodi gibi, aklımdan çıkmıyor

Your soul is haunting me and telling me Ruhun beni avlıyor ve bana söylüyor

That everything is fine
Herşeyin iyi olduğunu

But I wish I was dead
Ama keşke ölmüş olsaydım

Everytime I close my eyes
Gözlerimi her kapattığımda

It's like a dark paradise
Karanlık bir cennet gibi

No one compares to you
Kimse seninle kıyaslanamaz

But that there's no you, except in my dreams tonight,
Ancak bu gece rüyalarımdan haricinde sen yoksun

Oh oh oh, ha ha ha
I don't wanna wake up from this tonight Bu geceden uyanmayacağım

Oh oh oh, ha ha ha
I don't wanna wake up from this tonight Bu geceden uyanmayacağım

There's no relief, I see you in my sleep
Hiç yolu yok, rüyalarımda seni görüyorum

And everybody's rushing me, but I can feel you touching me
Ve hiç kimse beni zorlamıyor, ama senin bana dokunduğunu hissedebiliyorum

There's no release, I feel you in my dreams
Hiç bir çare yok, seni rüyalarımda hissediyorum

Telling me I'm fine
Bana iyi olduğumu söylüyorsun

Everytime I close my eyes
Gözlerimi her kapattığımda

It's like a dark paradise
Karanlık bir cennet gibi

No one compares to you
Kimse seninle kıyaslanamaz

I'm scared that you won't be waiting on the other side
Korkuyorum öteki tarafta beni bekliyor olmayacak olmandan

But that there's no you, except in my dreams tonight,
Ancak bu gece rüyalarımdan haricinde sen yoksun

Oh oh oh, ha ha ha
I don't wanna wake up from this tonight Bu geceden uyanmayacağım

Oh oh oh, ha ha ha
I don't wanna wake up from this tonight Bu geceden uyanmayacağım

Öylece yola devam etmek, hiçbir şey olmamış gibi, hiç ağlamamış, hiç acı çekmemiş gibi. Peki ben bunu yapabilir miydim? Hayatıma, yanımda 'hayatım' olmadan devam edebilir miydim?

Bundan sonra ne yapacağım? Sonsuza kadar yas tutmayacağım elbette.

Muhtemelen her gece yatağa girdiğimde ağlama seasları yaşarım, anılarımızı hatırladıkça uzaklara dalarım, unuttun mu dendiğinde evet derim ama yutkunmam on saniyemi alır, belki başka bir ilişkim olmaz, olsa bile güvenemem.

Benim ruhumla birlikte güven duygum da yıkıldı. Ben artık kimseyi ona güvendiğim gibi güvenemem. Ben artık kimseyi onu sevdiğim gibi sevemem.

Yaklaşık 10 dakika sonra otobüs geldi. Otobüs kartımı çıkarıp otobüsteki aygıta okuttum. Makineden ses çıktığında arkalara doğru ilerlemeye başladım.

En arkanın bir önüne çam kenarına oturdum. Çantamı kucağıma aldım ve mp'ümü avucumun içine aldım. Yol boyunca tekrar tekrar aynı şarkıyı dinledim.

Sen de böyle söylüyordun,
Sonsuza kadar seni sevmek, yanlış olamaz.

Bir insan ne ister? Güzel bir iş, para, mutluluk, aile, huzur, şöhret, ev, araba ve bunun gibi birçok şey. Ama herkes en önemli kilit noktasının güven olduğunu bilmez. Güven, teslimiyettir. Bir insanın en teslim olduğu an, kalbinin kapılarını sonuna kadar açtığı andır. Sevdiğini kalbinde hissetmek ister. Ona güvenir, teslim olur. Eğer en teslim olduğu anda kalbine gömdüğü insan ona sıkı bir darbe atarsa yıkımı kalıcı olur. Kendini boşlukta hisseder. Savunmasız hisseder. Çaresiz hisseder.

İneceğim durağa yaklaştıkça heyecan, öfke, nefret tüm bedenimi sardı. Kendimi telkin etmek amaçlı herşeyin yolunda gideceğini kendi kendime tekrar ettim.

Otobüsten indikten sonra hiç beklemeden hızlı adımlarla eve doğru ilerledim. Herşey yolunda gidecek. Apartmanın önünde geldiğimde beynim artık ayaklarıma komut vermeyi bırakmıştı. Buradan son çıkışım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti.

Kalbini sonuna kadar bağışladığı adamın yıkıp geçtiği genç kadın.

Kendime düşünmeyi yasaklayıp demir kapıyı açtım ve içeri girdim. Merdivenleri ultra yavaş bir şekilde tırmanmaya başladım. Onun evinin önüne geldiğimde kalbim teklemeye başladı. gözlerimi kapatıp bir adım sağa ilerledim ve duvara yaslandım. Ağlama içgüdülerimi cam fanusa kapattım ve ulaşamayacağım en yüksek rafa kaldırdım. Sakinleştiğime karar verip yavaşça gözlerimi açmaya başladım. Yine yavaş bir şekilde eski yerime geçtim. Ve yine yavaş bir şekilde elimi kaldırıp zile götürdüm. Elimin altında zilin düğmesini hissettiğimde titrek bir nefes bıraktım yoğun duygu atmosferime. Gözlerimi sıkıca kapatıp güç toplamaya çalıştım. Bir anlık boşlukla zile bastım. Elimi indirip gözlerimi açtım ve güçlü görünmeliyim diyerek omuzlarımı dikleştirip ifadesiz maskemi yüzüme yerleştirdim. İçeriden yaklaşan adım seslerini duyduğumda gözlerimin dolduğunu hissedip bakışlarımı kapının eşiğine indirdim. Adım sesleri tam kapının arkasında durduğunda kapıdan açıldığını belli eden sesler çıkmaya başladı. Kapı aralandığında gözlerimi yukarı doğru çekmeye çalıştım. Ilgazın sadece belinde beyaz bir havlu vardı. Saçları dağılmış, gözleri kızarık ve şişti. Tıpkı beni gelinlik provası için evden aldığındaki haline benziyordu. Ruhsuzca gülümseyip başımı hafifçe yana yatırdım. Gözlerimi tam olarak Ilgazın şaşkınlık dolu gözlerine diktim.

"Leyla?" dedi fısıltıyla.sesinde birçok duygu barındırıyordu. Saf şaşkınlık, endişe, korku...

"Yanlış bir zamanda geldim sanırım." dedim ifadesiz tutmak istediğim fakat onun yerine kırgın ve titrek sesimle. Tam o sırada içeriden adım sesleri geldi. Kısa bir an arkasına bakıp tekrar gözlerinin içine baktım.

"Kusura bakma rahatsız ettim. Sadece çantamı almak için gelmiştim. Ama bu kadarını beklemiyodum. Bu kadar alçak olduğunu bilmiyordum. Ben pişman olup o kadını göndereceğini düşünmüştüm." zorla yutkunup, " Ben özür dilerim. Benimle oyanalandığın için. Ben olmasaydım daha rahat olurdun." elimle iğrenircesine üstünü gösterip, " gerçi yine rahat görünüyorsun." dedim ağlamaya hazır gözlerim ve konuşmamı zorlaştıran titrek çenemle.

"Leyla ben-" elimle susması için hareket yaptım.

"Sadece çantamı ver, gideyim. Seninde işlerin vardır." dedim arkasına bakarak. Hala moron gibi bana baktığını farkedip,
"Çantam?" dedim sesimi yükselterek.

İfadesizce kafasını tamam anlamında sallayıp iki üç adım geri gitti, yüzü hâlâ bana dönükken. Birlikte seçtiğimiz anahtarlıktan arabanın anahtarını aldı. Dolan gözlerimi yumup dişlerimi birbirine bastırdım. Kafamı sola çevirdim ve gözlerimi açtım. Başımı hafif yukarı kaldırdım. Bakışlarımı tavana dikip akan bir damla yaşı umursamadan dolan gözlerimin eski haline dönmesini sağlamaya çalıştım. İki üç saniye sonra tekrar bakışlarımı onun elindeki anahtara çevirdim. Aramızdaki mesafeyi kapatıp anahtarı elinden aldım ve yüzüne bakmadan ve birşey demesini beklemeden, "biraz bekle iki dakika sürmez, geri getiririm anahtarı." dedim. Hızla arkamı dönüp merdivenleri koşarak indim. Binanın önüne geldiğimde dakikalardır tuttuğum göz yaşlarımı serbest bıraktım. Anahtarda bulunan kilit açma düğmesine basıp arabanın nerede olduğunu bulmaya çalıştım. Kafamı sesin olduğu yöne çevirdim. Adımlarımı o yöne çevirip ilerledim. Beynimde dönen düşünceleri yoksayıp ön kapıyı açtım. İki koltuğun arasındaki çantamı alıp arabanın kapısını sertçe kapattım. Tekerine tekme atıp arabayı kilitledim. Tekrar hızla eve doğru yol aldım. Islak olan yanaklarımı elimin tersiyle silip son 6 basamağı da çıktım. Ilgaz kapıya yaslanmış, kollarını bağlamış, gözleri bir yere takılı kalmış, öylece duruyordu. Saatlerce onu bu şekilde izlemek isteğim canımı fazlasıyla yakıyordu. Yanına yaklaştım ve yüzüne bakmadan elimdeki anahtarı ona uzattım.

"Kapıyı kilitledim." dedim ve arkamı dönüp gidecekken aklıma gelen şeyle tekrar ona doğru döndüm.

"Seni böyle tanımamıştım ben. Keşke tanıdığım ve aşık olduğum Ilgaz olarak kalsaydın. Bir söz vardı;' bir defa aldatan kişiyi affedersen, seni yine kullanır. Çünkü ihanet ruh hali değil, karakterin dökülüş biçimidir.' diye. Seni affedemem Ilgaz. Çok klişe belki ama, yoluma çıkma." dedim benden beklenmeyen soğuklukla.

Ilgazın yüzünde tam olarak çözemediğim garip bir ifade oluştu. Gitmek için harekete geçtiğimde, dünkü sarışın sürtük, üzerinde saten, dizlerinin iki karış üstünde bir gecelikle, Ilgazın arkasına doğru yürüyüp kollarını onun beline doladı ve başını onun sırtına koydu.

"Yarım saattir seni bekliyorum sevgilim, nerede kaldın?" dedi ağzını yaya yaya. Sinir katsayılarım yükselmeye başladı ve ayrıca üzerine şu iki günde yaşadıklarım eklenince kendimi tutamayıp, kadına doğru yürüdüm ve parmaklarımı bakımlı saçlarına dolayıp tüm gücümle yere doğru çektim. Böyle birşey beklemediğinden kollarını çözmek zorunda kalıp yere kapaklandı.

"Senin ağzına sıçarım lan pis sürtük!" diye bağırdım benden beklenmeyen yükseklikte bir sesle. Yerle tamamen buluştuğunda rasgele nereye denk gelirse umursamadım ve ard arda tekmeler geçirdim. Kolumdan tutulup geriye çekildimde sinirimi çıkaramamanın vermiş olduğu sinirle yüzüne, tam gözlerinin içine bakıp, "Ne o fahişene kıyamadın mı yoksa?!" diye bir daha bağırdım aynı tonda ve kolumu elinden kurtardım.

"Kendine gel!" diye sesini yükseltti. Gözlerim şaşkınlıkla kocaman açılıp,

"Sakin mi olayım?" diye sordum hayretle. "Sakin olayım öyle mi?" diye bir daha sordum. Yerde acıyla kıvranan sürtüğe bakmadan öncekilerden çok daha sert bir tekme daha geçirdim. "Al sana sakinlik." dedim sakin tutmaya çalıştığım ses tonumla.

"Leyla yeter dedim, git buradan!" diye bağırdı. Birkaç saniye söylediği şeyi hazmetmeye çalıştım. Beni buradan kovmuş muydu yani?

"Ne?" diye sordum. Doğru anlayıp anlamadığımı kontrol etme amaçlı.

"Git dedim!" diye tekrar bağırdı.

Yüzüne, elimden gelen en sert şekilde yumruk attım. Kafası sola savrulurken bunu benden beklemediği için bir iki adım geri sendelendi. Eli otomatikman yumruk attığım yanağına çıktı. "İyiki sizi yakalamışım! Yoksa ömrüm boyunca bir fahişeyi bana tercih edebilecek potansiyele sahip karaktersiz biriyle evli kalmak zorunda olacaktım!" diye var gücümle bağırdım ve kapıdan çıktım. Çantamı yerden sertçe alıp bir an önce dışarı çıkmak için can atmaya başladım.

Apartmandan çıkıp çantamdan telefonumu çıkardım. 37 defa annemden, 14 defa babamdan ve 56 defa Melda'dan gelen cevapsız aramalarla karşılaştım. Melda'nın numarasını tuşlayıp kulağıma götürdüm. İlk çalmasında aramaya cevap geldi.

"Alo, Leyla? Malmısın kızım sen nerede senin telefonun?! Süs eşyası mı bu alet?! Neredesin sen?! Ya bi cevap versene!" diye cırlamaya başladığında telefonu kulağımdan uzaklaştırdım ve yüzümü buruşturdum.

"Hayattayım hâlâ." diye cevap verdim ve devam ettim, "ve devam etmemi istiyorsan size gelmek zorundayım." dedim titremeye başlayan sesimle.

"Oha o ses ne öyle, tamam hemen geliyorsun bize çabuk ol." dedi çok daha normal düzeyde olan sesiyle.

"Kapatıyorum görüşürüz." dedim düzgün tutmaya çalıştığım sesimle. Telefonu kapatıp bir taksi durağına doğru yürüdüm. Sanırım bu yeni hayatıma attığım ilk adımdı.

Yeni hayat. Bambaşka bir hayat. Yeni bir başlangıç. Belki de yeni bir aşk.

✳✳✳✳

Uzun denilebilecek yeni bir bölümle karşınızdayım :) Bölümü dün öğle saatlerinde yayınlayacaktım fakat wattpatte bir sorun oluştu ve anca zor bela bu gün yayınlamak zorunda kaldım.

Aksiyon önümüzdeki bölümlerde karşımıza çıkabilir :) Söyleyeceklerim bu kadar.

Vot ve yorumlarınızı esirgemeyin benden :D

Continue Reading

You'll Also Like

144K 6.3K 41
O konuşmadı. Kimse sormadı. Çünkü burada herkes susar töreler konuşur.. Bir berdel... Bir sakat ağa... Ve ölü bir ev gibi duran konağın içindeki sırl...
349K 21.6K 38
İtalya'ya dil geliştirmek ve ünlü moda tasarım şirketiyle çalışmak için giden İzge, havaalanında talihsiz bir olay yaşar. Tüm gerekli evraklarının ol...
71.4K 3K 34
"Yıllarca sevilen ama sevmeyen adam, Yıllarca seven ama artık yorulan bir kadın.." Onlar birbirini tanıyan iki yabancıydı.. Defne yıllarca İlyas Ege'...
381K 19.7K 50
17 yıllık hayatının yalan olduğunu öğrenen Mehir kendini tanımadığı bir çok yüzün içinde bulur. Geçmişi hiç iyi olmadığı gibi yeni ailesinde abileri...
Wattpad App - Unlock exclusive features