KİMSESİZLER

By MerKer4

6.1K 416 880

"Dost olmak kolaydır Rüzgar, zor olan dostluk vazifelerini yerine getirebilmek." Tanıtım: Nil ve Rüzgar ayrı... More

¤Giriş¤
1.Bölüm
2. Bölüm
3. Bölüm
4. Bölüm
5.Bölüm
6. Bölüm
7. Bölüm
8. Bölüm
9. Bölüm
11. Bölüm
12. Bölüm
13. Bölüm
Özel Bölüm
14. BÖLÜM - DÖNÜŞ
15. Bölüm
16. Bölüm
17. Bölüm

10. Bölüm

346 22 58
By MerKer4

Rüzgar'dan

Nil'in Mert'i yurttan attırmasının üzerinden tam iki gün geçmişti. Nil'e olan sinirim bitmişti. Son yaptıklarını yapmamalıydılar. Yurttan atılmayı haketmemişti. Sinirim dinmişti fakat suçluluk duygusu tüm şehvetiyle duruyordu. Benim payım büyüktü yurttan atılmasında. Hatta en büyük pay benimkiydi.

Fakat suçluluk duygusunu yaşayan tek kişi benmişim gibi görünüyordu. Öğle yemeği saatiydi ve iki masayı birleştirmiştik. Cem. Elif. Tunç. Deniz. Nil ve Yağız. Hep beraber yiyorduk. Sırayla baktım hepsine. Cem, Elifle konuşuyordu. Sanki ikisininde gözleri birbirlerinin gözlerinden güç alıyormuş gibi, ilk defa bu kadar parlaklardı. Tunç ile Nil birbirlerine laf atıyordu. Dördününde keyfi yerindeydi. Bu masadaki herkes bir şekilde ailesini kaybetmişti ama birbirlerinin ikinci ailesiydiler. Buna çok sıkı tutunuyorlardı. Ben ise bir türlü aileye giremiyordum. Evet, onlar beni aileden görsede ben yapamıyordum. Korkuyordum aslında. On sekizime girmeme az kalmıştı ve en iyi bildiğim şey; güzel olan hiçbir şeyin uzun sürmediğiydi. Yarın lys sınavı vardı. İki hafta sonra Cem gidecekti.

Elmamdan bir ısırık daha aldım ve Aslı'ya baktım. Oda arkadaşlarıyla yiyordu ama o da yalnızdı. O da bana baktı. O da benim düşündüklerimi düşünüyordu. Biliyordum. Yüzünden anlıyordum. Sırıttı. Bende sırıttım.

"Rüzgar sen ne diyosun?" Nil'in sorusuyla kendime geldim. Önüme döndüm. Herkes bana bakıyordu.

"Ne hakkında?"

"Tunç on tane üzümü ard arda havaya atıp yiyebileceğini iddaa ediyo."

"Hıh. İddaa etmiyorum, yapabileceğimi biliyorum."dedi Tunç. Elinde bir tane üzüm vardı.

"Tunç, bırak elindeki üzümü evlat."dedi Deniz.

"Niye ya?"dedi Tunç.

"Çünkü yaraların daha iyileşmedi geri zekalı." Deniz, bir ilişkide sözü geçen kadındı, ailenin reisiydi ve bilmesem Pınar'ın kızı olduğuna inanırdım.

"Bir şey olmaz."dedi ve üzümü havaya attı Tunç. Kafasını yukarı kaldırıp ağzını açar açmaz sızlanarak kafasını doğrulttu ve üzüm, uzun saçlarının arasına düşüp gözlerden kayboldu.

"Demiştim."dedi Deniz ve Tunç'un saçlarının arasından üzümü alıp ağzına attı.

Masadaki ben hariç herkes sahte bir şekilde 'öğğ' yaptı.

"Ha ha. Benim saçlarım bu yurttaki en temiz şey."dedi Tunç.

"Benim kıçım bile senin saçlarından daha temiz."deyip masadan kalktım.

"Nereye?"diye sordu Nil.

"Odama."

Koridorlari birer birer geçtim, üç dört kişinin düşmanca bakışlarını arkamda bırakarak. Bana baktıklarında ne gördüklerini tahmin edebiliyordum. Yalancı, iftiracı, ispiyoncu ve korkak birinin yüzünü. İspiyonlamak bu yurtta hiçbir zaman hoş görülmezdi. Herkes ispiyoncudan uzak dururdu.

Sıkkın bir şekilde odama girdim. Ders çalışmayı düşündüm ama... Son üç dört haftadır olan olaylar yüzünden neredeyse hiç ders çalışamamıştım. Şimdi çalışsamda, bu hiçbir şeyi değiştirmeyecekti.

Yatağa attım kendimi. Yıldızlara baktım. Hani içinizde bir his olur ya... Karanlık bir his. Sanki içinizi açsalar orada kocaman, simsiyah, bir şey bulacaklarmış gibi. Tam oradaydı. Düşündükçe büyüyordu. Kötü bir şey, kötü bir şeyler olacak diye bağırıyordu.

Kafamı sağa çevirip, yatağımın yanındaki komidinin üzerindeki kitabı gördüm. İki haftayı geçmişti bu kitabı alalı. Gizemli kızın tavsiyesi üzerine almıştım ve tamamen unutmuştum. Elime alıp kaldığım yeri açtım. İki yüz elli küsür sayfa kalmıştı bitmesine. Belki herşeyi bir süreliğini unuturum umuduyla okumaya başladım.

Kaç saat geçtiğini bilmiyorum ama kitabın bitmesine altmış dokuz sayfa kala telefonum titredi.
Aslı'dan mesaj gelmişti. Twitterdan değil sms olarak.

"Akşam yemeğinden sonra bodrum."yazmıştı. Güldüm. Saate baktığımda akşam yemeğine bir buçuk saat kaldığını farkettim ve yeniden kitaba dönüp hızımı arttırdım.

Kitabı bitirdiğimde yemeğe yirmi dakika kalmıştı. Tunç ile Cemde odadaydı.

"Hayırdır lan Deniz nerde?"diye sordum.

"Deniz'in integral çalışması gerekiyomuş."dedi Tunç. Elindeki telefona bir şeyler yazdığı kesindi.

"Sen nabıyon?"diye sordum.

"Denizle mesajlaşıyorum."dedi. Bu çocuğa anlam vermek gerçekten zordu. Gülerek kalktım yataktan.

"Hiş senden naber?"diye sordum Cem'e.

"Maç sonuçlarına bakıyo..." bir kaç saniye durakladıktan sonra devam etti."Yine tek maçtan yattım amına koyayım ya."dedi.

"Eh, herşey aynı. Şimdilik."dedim ve elimde kitapla kapıya yöneldim.

"Nereye?"diye sordu Cem.

"Kitabı kütüphaneye bırakıcam. Yemekte görüşürüz."

"Rüzgar. Kanka sen iyi misin?"diye sordu Cem. Nereden çıkmıştı şimdi bu? Tunç'ta bana bakıyordu. "İyiyiim."dedip odadan çıktım.

Koridorlar ve bir öncekinden daha az olan düşmanca bakışlardan sonra şimdi kütüphanedeydim.

İlk önce göz gezdirdim kütüphanede. Sadece Deniz ve Elif vardı. Nedeni akşam yemeğine az kalmış olmasıydı büyük ihtimal. Elif önündeki dergiye bakıyordu. Ama okuyormuş gibi görünmüyordu çünkü bir sayfada en fazla beş saniye durup sayfayı çeviriyordu. Resimlere bakıyordu. Elif bizden bir yaş küçüktü ama kendisinden bir yaş büyük, bizle aynı yaşta olan abisiyle beraber okusun diye annesiyle babası Elif'i Ahmetle aynı sene okula yazdırmıştı. Ailecek gittikleri piknikten dönerken kaza yapmışlardı ve Elif ile Ahmet arkada oturdukları için hayatta kalmıştı. En azından ben öyle duymuştum. Abisi Ahmet... Mert'in Kuzeyden sonra en iyi arkadaşıydı. İster kaderin cilvesi deyin ister tesadüf...

Deniz'in önünde integral fasikülü vardı fakat kitapla hiç ilgilenmiyordu. Elindeki telefona odaklanmıştı ve sırıtıyordu. Yurtta telefon yasakdı sözde.

Kütüphanedeki tüm kıtaplar alfabetik sıraya göre dizilmişti. Elimdeki kitabi yerine koydum. Gizemli kız için not yazmamıştım bu sefer çünkü ne yazağımı bilmiyordum. Deniz'in yanına gittim.

"Nil nerede?"diye sordum.

Telefondan başını kaldırdıktan ve beni ve ne sorduğumu algıladıktan sonra yani beş saniye kadar sonra cevap verdi. Bu benim tanıdığım Deniz değildi.

"Ov. Şey... Yağızla birlikte çocukların oyun odasındalar."

"Nabıyolar orada? Kendilerine evlatlık çocuk mu seçiyolar?"dedim umursamaz bir sesle. Deniz ise yeniden telefonuna dönmüştü.

"Bilmem."dedi.

Bir şey demeden Deniz'in yanından ayrılmaya karar verdim. Arkamı dönüp bir kaç adım attıktan sonra seslendi. "Rüzgar."

Arkamı döndüm. "Evet?"

"Sen iyi misin?" Dedi!

"Süperim."deyip çıktım kütüphaneden.

Sessiz geçen akşam yemeğinin ardından bodruma inen merdivenlerdeydim şimdi. Kapıyı açıp içeri girdim. Aslı eski masanın üzerine serdiği gazeteye oturmuştu. Elindeki telefondan bir şeylere bakıyordu, telefonun yüzüne vuran ışığı sayesinde dolan gözlerini görebildim. Başını kaldırıp bana baktı ve hemen telefonun ekranını kilitleyip cebine koydu.

"Umarım beni dövmiyeceksindir ya da imdat diye bağırmıyacaksındır."dedim sırıtarak ve nazikçe.

Dudaklarının arasından küçük bir kahkaha çıktı. Ayağa kalktı ve koşar adımlarla yanıma gelip ayak uçlarında yükselerek dudaklarını dudaklarıma bastırdı.

Neye uğradığımı şaşırmıştım. Şaşkınlığı üzerimden attıktan sonra karşılık verdim. Elleri yanaklarımdaydı.

Aslı Mevsim ile bodrumda, Tunç'un dayak yediği yerde, yurttakilerin sigara içmek için en çok tercih ettiği yerde, planlar yaptığımız yerde, deliklerden bizi izleyen fare ve böceklerin önünde öpüşüyordum. Öpüşecek daha güzel bir yer bulamazdık.

Önce dudaklarını ardından ellerini çekti ama gözleri hâlâ bendeydi. Gülüyordu. Ağzı kulaklarındaydı. Kahkaha atmaya başladı. Bende gülmeye başladım. Yavaşça kafasını eğip göğsüme yasladı. Sarılıyorduk şimdi. Kokusu bana siniyordu.

"Şuan ne diyeceğimi bilmiyorum."dedim. Denecek en son şeyi demiştim.

Kafasını göğsümden kaldırdı.

"Hadi amaa. Sen hep denecek en güzel şeyleri bulursun."

"Dudağım mühürlendi."

Bir kez daha öptü. Daha kısa ama daha içten.

"Bu ne içindi?"diye sordum. Suratımda aptal bir sırıtma olduğunu biliyordum ama durduramıyordum.

"Mühürü kırmak için."dedi. Sonra bir kez daha öptü.

"Peki bu?"

"Mert belasından kurtulduğumuz için."dedi.

Neden bunu demişti ki şimdi? Aslı'nın gözlerindeki sevinci görebiliyordum ama ben sevinemiyordum. Farkında olmadan kafamı kaldırıp tavana baktığımı farkettim. Mert şimdi kim bilir neredeydi. Başka bir yurtta ya da dışarıdaydı. Hangisi olursa olsun, eskisinden daha çok nefret ediyordu şimdi hayattan. İnsanı yiyip bitiren duygular vardır ya hani. Vicdan azabı en aç olanı.

"Ne oldu?"diye sordu Aslı.

Kafamı indirip yüzüne baktım. Yüzüme sahte bir gülücük geçirdim.

"Hiçbir şey."dedim ve bu sefer ben Aslı'yı öptüm.

"Hmm. Bu ne içindi?"dedi.

"Yarınki sınavda başarılar öpücüğü."dedim.

Ağzını açtı fakat ona konuşma fırsatı vermeden ben konuştum.

"Ben gitsem iyi olacak. Kimseye nerede olduğumu söylemedim. Merak etmişlerdir."dedim.

"Haklısın."dedi. Öpmemi bekliyordu ama yapmadım. Arkama bakmadan çıktım bodrumdan.

Hızlı bir şekilde odama çıktım. Tunçla Cemde odadaydı.

"Nereye gittin la yemekten sonra?"diye sordu Tunç.

"Bodruma. Aslı çağırdı."

Cemle Tunç kısa bir süreliğine birbirine baktı. Konuşan yine Tunç oldu.

"Ee?"

"Öpüştük."deyip yatağa attım kendimi.

"Sonunda."dedi Cem.

Tunç, ellerini iki yana açıp tavana bakarak "Allahım sana şükürler olsun yaa Rabbim."dedi.

"Abartmayın amına koyim."dedim gülerek.

"Artık sevgilisiniz öyleyse."dedi Tunç.

"Sanmıyorum."

"Sanmıyo musun? Ne demek sanmıyosun lan? Dayak yedim lan ben o kadar!"ayağa kalkıp yatağıma kadar gelmişti.

"Mor sana çok yakışıyo kanka."dedim.

Ellerini beline koydu Tunç."Pof biliyorum. Deniz'in de hoşuna gidiyo."deyip geri yatağına gitti.

"Şiş yerlere dokunmak hoşuna gidiyo."deyip yatağına oturdu.

"Ne tür bi sapıksınız lan siz?"dedi Cem. Elindeki kurşun kalemle kucağındaki kağıda bir şeyler çiziyordu. Bir şeyler çizmeyi hep severdi ve bu konuda bayağı iyiydi.

Ne zaman ne çizdiğini sorsak hiç derdi ve bakmaya çalıştığımızda da göstermezdi. Bittiğinde, eğer güzel olmuşsa kendi rızasıyla gösterirdi.

"Yarın sınav girecek."dedi Tunç. Konuyu değiştirmek maksadıyla.

"Hiçbir şey bilmiyorum şuanda."dedim. Gerçekten. Kafan bomboştu resmen.

"Bende. Zaten üç yüz bin küsürüncüyüm."dedi Cem.

"Sizi bilmem ama benim korumam gereken bi sıralamam var."dedi Tunç. Tunç yetmiş bin küsürlerdeydi.

Yarın dört lys oturumundan matematik oturumu vardı. Ve ben bir tek matematik oturumuna girecektim. Çünkü, matematik haricindeki hiçbir derse kafam basmıyordu. Matematiğede pek bastığı söylenemez ama olsun. Yarın büyük ihtimal ben sorulara, sorularda bana bakacaktı.

Bir iki saat sonra Nilden, Denizden ve Aslıdan yarınki sinav için başarılar mesajı aldım. Tabii ki Nil farkını yine konuşturup;

'Yarın soruların ırzına geçeceğine eminim deli oğlan. Rüzgar gibi eseceksin. Unutma integral, türevin tam tersidir ;)'

Yazan bir mesaj atmıştı.

**

Sınav bitmişti. Şimdi yurtta Cem ve Tunçla öğle yemeği yiyorduk. Yağızda tabldotuyla masamıza oturdu. Nil ve Mert'in olayından beri daha yakındık.

"Sınav nasıldı beyler?"diye sordu.

"Off."deyip kafamı masaya yatırdım.

"Rüzgar'ın kötü geçmiş."dediğini duydum.

Yağız'ın fena değildi, Tunç'unki iyi geçmişti ve Cem'inki dediğine göre boştu. Ardından sırayla Deniz, Elif ve Nilde masaya gelip Yağız'ın sorduğu soruyu sordu.

Yemekhane yavaş yavaş doldu ve en son Aslı geldi. Masamız tabldotların durduğu yere yakındı ve Aslı kendisine tabldot alırken gözlerinin kıpkırkımızı olduğunu gördüm. Ağlamıştı. Sınavı kötü geçmiş olmalıydı.

Nil sınavda çıkan geometri sorularını küfür ederken yemekhanenin kapısı açıldı ve Pınar ile bizim yaşlarımızda, kumral saçlı uzun bir çocuk içeri girdi. Çocuğun elinde küçük bir bavul vardı.

Pınar yemekhanenin ortasına geçip konuşmaya başladı.

"Herkes bir dakikalığına yemeğine ara versin."dedi ve herkes durunca konuşmaya devam etti.

"Bildiğiniz üzere Mert yurttan kovuldu."
O an Pınar'ın 'Rüzgar'ın yüzünden' diyeceğini sandım.

"Onun boşalan yatağını Doruk arkadaşınız aldı maalesef."dedi Doruğ'u göstererek. Maalesef ise doğru kelimeydi. Kimse kimsesizler yurduna düşmek istemez nede olsa. Neredeyse kimse.

"Tanışın. Kaynaşın. Siz gençler artık ne diyosaniz işte. Afiyet olsun."dedi ve herkes yemeğine odaklandı. Pınar'ın daha sonra Doruk'a açsa öğle yemeği yemesini söylediğini duydum. Doruk saygıla başını sallayıp bavulunu bir köşeye bıraktı ve yemek almaya gitti.

Aslı'yı aradım yemekhanede. En son geldiği için kalan tek ve iki sandalye olan masaya oturmuştu ve yalnız yiyordu. Yanına gitmek istedim. Gitmek için tam hareketlendiğim sırada Nil'in sorusu yüzünden kalkamadım.

"Aslı'yla fırını mercimeğe vermişsiniz."dedi.

"Neyi naapmışız?"diye sordum.

"Nil o mercimeği fırına vermek."dedi Elif gülerek.

"Neyse ne o beni anladı."dedi Nil sırıtarak.

"Sadece öpüştük."dedim.

"Aferin oğluma."dedi Nil. Şaşırmıştım.

"Sen hayırdır ya? Aslıdan nefret ederdin. Konuşmama bile dayanamazdın. Ne oldu şimdi?"diye sordum.

"Hiiç. Hâlâ sevmiyorum. Sadece seni kendi haline bırakıp hevesinin geçmesini beklicem."dedi ve göz kırptı kurnazca.

"Bu bir heves değil. Hatta şimdi onun masasına gidiyorum."dedim ve tabldotumu tuttum. Tam ayağa kalkacakken bu sefer Tunç beni durdurdu.

"Hayır gidemiyosun. Çünkü masası dolu kanka."dedi. Aslı'nın masasına baktım. Yeni çocuk oturmuştu. Sandalyemi götürüp oturmayı düşündüm ama bu sefer kıskanıyor gibi gözükürdüm. Evet kıskanıyordum ama öyle gözükmek istemiyordum. Çocuğada kızamazdım çünkü oturacak başka yer yoktu.

"Kıskandın mı lan?"diye sordu Nil.

"Yemeğini ye."dedim.

Aslı ve yeni çocuğa baktım. El sıkışıyorlardı ve konuşuyorlardı. Niye konuşuyolardı ki? Çocuk daha yeni. Gerçi yüksek ihtimalle bu yüzden konuşuyorlardı. İnanmıyorum. Şimdide gülüyolar. Aslı'nın gülüşü her zamanki gibi çok güzel ama şu Doruk denen çocuğun ki... Hiç samimi değil ve bir şeyler var.

"Hiş ne oldu?"diye sordu Cem. Yanımda oturuyordu ve ikimizden başkasının duyamayacağı şekilde sormuştu.

"Yeni çocuktan hiç hoşlanmadım."dedim.

"Niye?"diye sordu. Yüzüne baktım. Biraz şaşırmış gibiydi.

"Resmen ben sinsiyim diye bağırıyo."dedim.

Cem güldü. Komik bir şey dememiştim.

"Saçmalama dostum. Herif daha yeni geldi ve hakkında bildiğin tek şey ismi."
Haklıydı ama olsun.
"Olsun."dedim.

"Mert kadar kötü olamaz en azından."dedi.

Cem'e baktım. Sırıttım.

"Oov kardeşim, gelen gideni her zaman aratır."

Yemekten sonra yemekhanede bir kaç saat daha oturup sohbet ettik. Ne kadar sohbete pek dahil olmamış olsamda zevkliydi. Şimdi odama giden son koridoruda geçmiştim. Yalnızdım. Tunç, Cem ve Deniz bodruma sigara içmeye inmişti. Kapıyı açıp içeri girdim. İçeri doğru açılan kapının rüzgarıyla beyaz bir kağıt havalandı ve geri yere düştü. Kapının hemen önünde olmalıydı. Eğilip kağıdı aldığımda sırıttığımın farkına vardım. Gizemli kızdandı.

Gizemli kız. Bir gün odama girdiğimde yatağımda beyaz bir kağıt bulmuştum. İçinde bir kitap ismi yaziyordu. Kitabı alıp okumuştum ve çok sevmiştim. Kütüphaneye geri koyarkende kitabin arasına, bana verdiği kağıdın arkasına 'Teşekkür Ederim' yazıp koymuştum.

Bu böyle devam etmişti ama en sonki kitabın arasına kağıt koymadığım için onunda kitap önermeyeceğini sanmıştım. Yanılmışım. İyiki. Kağıtta yazanlara okudum.

Bir Türk Ailesinin Öyküsü

Tunç'a olanları duydum ve çok üzüldüm. Umarım biran önce iyileşir.
Ve yine umarım ki sınavın iyi geçmiştir.

Kağıdı katlayıp cebime koydum ve kütüphaneye gittim hemem.

Duydu'da kütüphanedeydi. Kitabi almadan önce Duygu'ya selam vermek istedim. Rafların arasında dolaşıyordu.

"Selam Duygu."dedim incelediği rafa yaklaşarak. C harfindeydi.

"Aa meraba Rüzgar."dedi ve bir saniye bana baktıktan sonra kitapları incelemeye devam etti.

"Ee nabıyosun?"diye sordum. Yüzündeki sırıtışı görünce anladım sorunun saçmalığını.

"Okuyacak bir şeyler arıyorum."dedi.

"Doğruya. Hıh."dedim ve bende kitaplara bakıyomuş gibi yaptım. Benim kitabım B harfindeydi.

"Sinav nasıl geçti?"diye sordum. Keşke sormasaydım. Çünkü o da bana soracaktı ve cevap vermek istemiyordum.

Bana bakmadan cevap verdi.

"İyiydi ya. Üç boşum var."

Oha. Benim elli matematik sorusunda yirmi dört tane boşum vardı.

"Geometriden kaç boşun var?"diye sordum.

"Toplamda üç boşum var. Biri geometriden."dedi.

"Helal olsun."dedim istemiyerek. Aslında bunu içimden söyleyecektim ve sesli olarakta 'Vaay tebrikler' diyecektim.

Yüzünü bana çevirip samimiyetle güldü ve teşekkür etti.

Birbirine gereğinden fazla yakın olarak sıralanmış raflar yüzünden aramızda yarım adımlık mesafe verdi. Ve ilk defa Duygu'yu bu kadar yakından gördüm. İlk defa gözlerinin yeşil olduğunu, yüzünün pürüzsüz olduğunu farkettim.

"Seninki nasıldı?"diye sordu. "Güzeldi. Yaptım işte bir şeyler."dedim gülerek. Elimi koyacak bir yer arıyordum. Ensemi kaşıyormuş gibi yaptım olmadı, cebime koydum olmadı, rafa yasladım ve raf az kalsın devrilecekti ki iki elimle tuttum. Bir kaç kitap düşmüştü. Duygu kahkaha atıyordu.

"Sen iyi misin?"diye sordu. Neyse ki yalan söylediğimde paniklediğimi bilmiyordu.

"Evet. İyiyim. Sen nasılsın?" Allah'ım beni yanına al!

Güldü yeniden. Pembe dudaklarının arasında bembeyaz dişleri gözüktü.

"Neyse ben gidiyim en iyisi."dedim.

"Görüşürüz."dedi.

B harfiyle başlayan kitapların olduğu rafa geldiğimde rahat bir nefes verdim. Kitabı kisa bir sürede buldum ve kütüphaneden çıktım.

**

17:05

Dün aldığım kitabın altmış ikinci sayfasındaydım. Birinci dünya savaşı döneminde, İrfan Orga'nın o zamanlar yaşadığı anılarını yazdığı bir kitaptı.
Cem elindeki telefondan maç özetlerine bakıyordu ve Tunç umutsuz bir şekilde organik kimyayla ilgili karmaşık bir şeyler ezberlemeye çalışıyordu. Kapı çalmadan açıldı. Selami amcaydı gelen. Erkekler yatakhanesinin temizliğini yapan iki temizlikçiden biriydi. İyi huylu olanıydı.

"Rüzgar Pınar hanım seni odasına çağırıyor. Ziyaretçin varmış."dedi ve gitti Selami amca.

Cemde Tunç'ta bana bakıyordu şimdi. Ayna olsaydı bende kendime bakardım. Daha önce hiç ziyaretçim olmamıştı. Bu nereden çıkmıştı ki şimdi?

"Kim ki?"diye sordu Tunç.

"Bilmem."dedim ve yataktan kalktım. "Öğrenmenin tek yolu var."dedim ve odadan çıktım.

Pınar'ın odasına gitmek için yurt kısmından çıkmak, bekleme salonundan geçip siyah kapıya girmek gerekiyordu. Kapıdan içeri girdim. İlk farkettiğim şey odanın serinliğiydi. Ardından Pınar'ın masasının diğer tarafındaki sandalyelerden birine oturmuş olan adamı gördüm.

"Hoşgeldin Rüzgarcım."dedi Pınar gülerek. Bu ne samimiyet dememek için kendimi zor tuttum.

"Hoşbuldum."dedim.

Sandalyedeki adam ayağa kalkmıştı.

"Bu beyefendi..."diye cümleye başlamıştı Pınar ama adam onun sözünü kesip kendisi konuştu.

"Ben Soner Yıldıran."dedi elini uzatarak. Yüzünde neşeli bir ifade vardı.

"Bende Rüzgar."dedim ve elini sıktım.

"Babanın yakın bir arkadaşı ve şirketinin ceosuyum."dedi. Kırkını geçmiş olmalıydı. Kahverengi saçlarınından bazılarına aklar düşmüştü. Jilet gibi tabirinin vücut bulmuş haliydi. Tüysüz bir yüz, vücuduna tam oturmuş, pahalı olduğu her halinden belli olan takım elbisesi. Yüzündeki ifade 'Ben zekiyim.' diyordu resmen.

"Yani arkadaşıydım demek daha doğru olur."diye ekledi. Yüzündeki gülücük kaybolmuştu.

Başımı salladım.

"Neden geldiniz acaba?"diye sordum. Babamın yakın arkadaşı olduğunu söylemişti ama neredeyse sekiz sene olacaktı ve ilk defa geliyordu.

"Ihm ıhm."dedi Pınar sesli bir şekilde.

"Ah, Pınar hanım hiç önemli değil. Gençler bunlar, kanları kaynıyor."

"Seni görmek için evlat."dedi. Gözlerini kısıp bana bakıyordu şimdi ama sanki çok uzaklara bakmaya çalışıyordu.

"Çok büyümüşsün. Bayağıda yakışıklılaşmışsın."deyip göz kırıptı. Yapmacık olduğunu saklamak için uğraşmadan sırıttım.

"Neyse benim gitmem gerek. Toplantım var."dedi ve ayağa kalktı.

Pınarda ayağa kalktı.

"Soner bey bu cömert bağışınız için tekrardan teşekkür ederim. Keşke bir şeyler içseydiniz."dedi Soner Beyiyle el sıkışırken.

"Gerçekten zamanım yok. Belki başka sefere."dedi Soner Bey. Başka seferde olacaktı demek.

"Sizin için yapabileceğimiz başka bir şey var mı?"diye sordu Pınar.

Adam bir kaç saniye düşünüp cevap verdi. "Ee, Rüzgar bana arabama kadar eşlik ederse sevinirim."dedi bana bakıp sırıtarak.

"Bunu memnuniyetle yapar. Değil mi Rüzgarcım?"

"Tabii ki Leydim."deyip reverans yaptım Pınar'a. Normalde bunun için ceza bile alabilirdim ama Soner Beyi varken böyle bir şey yapmazdı. Soner kapıdan çıkınca bende çıktım.

Büyük bekleme salonunu geçip kapıya ulaşana kadar konuşmadı Soner. Çünkü, benim konuşacağımı biliyordu. Oov bu adam gerçekten zekiydi.

"Pekala."deyip kapıyı açmak için uzanan eline engel oldum.
"Neden buradasın?"dedim.

"Söyledim ya, seni görmek için."dedi ve elimi çekip kapıyı açtı. Arabasına kadar elli metre civarı bir yol vardı.

"Gerçeği söyleyebilirsin artık."dedim. Güldü ve durdu.

"Ne kadar kaldı on sekizine girmene? Beş ay?"diye sordu.

"Dört ay."dedim.

"Dört ay."deyip yürümeye devam etti.

"Babanın şirketinin başına geçmen için, dört ay."dedi ve yine durdu. "Gerçi yüzde altmışı babanın ama olsun. Yinede senin imzanı bekleyen yığınla kağıt var."yürümeye devam etti.

Hızlı yürüyordu. "Ee? Daha dört ay var."dedim.

"Buraya gelip sana iyi bakıyolar mı görmek istedim. Ayrıca, babanın sana ne kadar para bıraktığını öğrenmek isteyeceğini düşündüm." Arabasının yanına gelmiştik şimdi. Lüks, siyah bir mercedesti.

"Ne kadar?"diye sordum. Ne kadar olabilirdi ki? Yüz milyar? Beş yüz milyar? Bir milyon!? Bir milyonla geleceğimi kurtarırdım.

"Bugün babanın şirketteki kasasının içinde duran yüz bin tlyi yurda bağışladım."dedi. Demekki en az beş yüz bin kalmıştı bana.

"Onu çıkartırsak banka hesabında evet doğru duydun. Babanın senin adına açtırdığı şifresini sadece senin bildiğin bir hesap. Tam on üç milyon tl var."dedi.
Hazmetmem biraz uzun sürdü.
On üç milyon! Ben bu parayla on üç tane hayat yaşardım. Ama şifre? Şifre filan bilmiyordum.

"Beklediğimden çokmuş. Ama ben şifre filan bilmiyorum."dedim.

"Bende bilmiyorum."deyip arabasının kilidini ve kapısını açtı.

"Ayrıca şirketteki yüzde altmışlık hissen yirmi beş milyon küsür değerinde."dedi.

Yere düşüp bayılabilir, dans edip etrafta koşturabilirdim ve ya rüyadan uyanabilirdim. "İyiymiş."dedim bunların yerine.

Sırıttı ve arabaya bindi. Camını indirdi.

"Bağışladığım para sayesinde sana tölerans göstericekler Rüzgar. Her konuda."deyip göz kırpttı.

"Teşekkürler."dedim.

Arabayı çalıştırdı.

"Az kalsın unutuyordum."deyip elini ceketinin iç cebine götürdü. Bu bir film olsaydı ve ben yönetmen olsaydım oradan bir sılah çıkardı ve içindeki kurşun kafama girerdi. Ama Soner ikiye katlanmış bir zarf çıkardı.

"İçinde az biraz para var. Bir dahaki görüşmemize kadar cep harçlığı yaparsın."deyip arabayı hareketlendirdi. O giderken zarfı sallayıp duymayacağını bildiğim halde teşekkür ettim. Odama giderken zarfı açıp içindeki paraya baktım. Beş tane iki yüzlük kağıt para vardı.

Odama döndüğümde Tunçla Cem ben giderken yaptıkları şeylere devam ediyordu. Yatağıma sırt üstü yattım ve tavandaki yıldızlara baktım.

"Ee ne oldu?"diye sordu Tunç. İkisininde bana baktığını hissedebiliyordum.

"Az önce otuz sekiz milyonum olduğunu öğrendim."dedim sırıtırak. İkiside bir süre hiçbir şey demedi ve gülmeye başladılar. Bende güldüm. Gülücükler kahkahaya dönüştü. Gerçek olamayacak kadar fazla bir paraydı.

Günün devamında Sonerle olan konuşmamızı Tunç ve Cem'e anlattım. Ne kadar param olduğunu kimseye söylememelerini istedim. Akşam yemeğinden sonrada tişörtümü çıkarttım ve havlumu sırtıma atıp duş almaya gittim.

Şansıma kimse yoktu. Duşa kabinlerden birine girdim. Eşofman altımla havlumu kapının diğer tarafına astım. Sıcak su çok iyi gelmişti. Herşeyi unutmamı sağlamıştı, kısa süreliğinede olsa. Duşum bittikten sonra havluyu alıp kurulandım ve eşofmanımı giydim. Havluyu yine aynı yere astım. Çıkarken havluyu alıp çamaşır odasında 'R' yazan sepete koyacaktım. Lavobaya gittim.

Lavabonun üstündeki ayna buharlanmıştı. Elimle sildim. Karnıma ve göğsümdeki kaslara baktım. Çalışmalarımdan birinin iyi sonuçlanması beni mutlu etti. Aynadaki yansımama baktım ve göz kırptım. Herkes aynadaki yansımasına bakarak saçma hareketler yapmıştır sonuçtu. Ve o an duş odasının kapısının açıldığını gördüm aynadan. İki kişi içeri girdi. Kapıyı kilitlediler. Ellerinde havlu yoktu ve tamamen giyiniktiler. Ayna yeniden buharlanmıştı ama vücutlarını birer gölge gibi görebiliyordum aynadan. Aynayı sildim.

Ahmetle Kuzey tam arkamdaydı. Odadaki tek ses bozuk musluktan damlayan suydu. Sanki geri sayım gibiydi. Arkamı döndüm.

"Oo beyler bu ziyaretinizi neye borçluyum?"diye sordum.
İkiside ellerini yumruk yaptı. Cevabımı aldım.

"Neden peki?"diye sordum.

"Çünkü Mert'i yurttan arttırdın."dedi Kuzey.

"Mert'i bu kadar sevdiğinize inanmamı bekleme benden."dedim dümdüz bir ses tonuyla.

"Yerine gelen çocuğu hiç sevmedik. Bunun hıncını almamız lazım." Konuşan yine Kuzeydi.

"Demek ki yeni gelen çocuk iyi biriymiş."dedim hafif sırıtarak.

İkiside birbirine bakıp güldüler. Bu harekete anlam verememiştim. Şimdilik.

"Cem'in kardeşimle konuşmasını istemiyorum."dedi Ahmet, borazan gibi sesiyle.

"Bunu Cem'e ya da Elif'e söyleyebilirsin."dedim. Sabırları tükeniyor gibiydi. Kavga edeceğimizi en başında anlamıştım. Onların kafasını dağıtarak lavabonun kenarında duran sabunluğu bulmaya çalışıyordum elimle.

"Seni sevmiyoruz lan."dedi Ahmet.

Muslustan su damladı. 3

İşte! Sabunluk. Elimle kavradım.

Bir kez daha su damladı. 2

"Seni dövmek için nedene ihtiyacımız yok."

Bir damla daha.

Sabunluğu daha iri olana, Ahmet'e doğru fırlattım ve Kuzey'e doğru atıldım. Sağ eliyle bir yumruk salladı. Eğilerek yumruktan kurtuldum ve karın boşluğuna tüm gücümle vurdum. İki büklüm olunca yüzüne dizimi geçirdim.

"Tut şu piçi."diye bağırdı Kuzey. O bağırır bağırmaz, odun gibi iki el belimden kavradı. Kurtulmaya çalıştım ama olanaksızdı. Kuzey kendine gelip karnıma vurdu. İnanılmaz bir ağrı saplandı karnıma o an. Bir yumruğu daha kaldıramazdım. Ayağımı kaldırıp Kuzey'in karnına tekme attım ama ayağımı tuttu. Ayağımı kurtarmaya çalışıyordum ama olmuyordu. Delirmiş gibi gülüyordu Kuzey. Kafamı öne eğdim ve tüm gücümle geriye doğru attım.

Ahmetle kafalarımız çarpışınca, kafamın birden ağrımasıyla Ahmet'in ellerini çözmesi bir oldu. Ayağımı kurtardım. Ama yeteri kadar hızlı değildim. Kuzey sol yumruğu Mert'in vurduğu yere indirdi. Daha yeni iyileşmişti! Diye bağırmak istedim. Burnumdan soluyordum. Onlarda burnundan soluyordu. Karşı karşıyaydık.

Ahmet bağırarak üzerime atladı. Sola kayarak ondan kurtuldum ama Kuzeyde üzerime doğru koşuyordu. Bir boğa gibiydi. Beni duvara kadar itti. Sert bir şekilde çarptık üzerimden atmaya çalıştım ama olmadı. Karnıma diziyle vurdu. Bu sefer iki büklüm olan bendim. Ardından kafamın arkasına dirseğiyle vurdu biri ama kim olduğunu bilmiyordum. Şimdi yerde yatıyordum. Tekmeliyorlardı.

Ve kapı tıklatıldı. Tekmeler durdu. Gözüm kapalıydı ve hareket edemiyordum.

"Kimse var mı?"dedi biri. Sesinden çocuk olduğu anlaşılıyordu.

"Nabıcaz?"diye sordu Kuzey. Nefes nefese kalmıştı.

"Küçük bir çocuk. Boşver devam edelim."dedi Ahmet, burnunu çekerek.

"Saçmalama geri zekalı. Kapı açılmıyo diye Selamı ya da Avniye giderse boku yeriz."dedi Kuzey. Fısıldıyordu.

"Nabacaz o zaman?"

"Bu bayıldı heralde. Hem kadın bize dövün dedi, şu kadar dövün diye bir şey demedi."dedi Kuzey.

"Haklısın. Zaten paramızıda aldık."

Continue Reading

You'll Also Like

525K 28.6K 45
Gece araba kullanırken, rastgele denk geldiğiniz lüx bir arabayla öylesine yarışsanız ve ertesi gün evinize gelen ceza makbuzuyla yarıştığınız kişini...
41.8K 4.6K 27
Sare, evine çağırdığı tesisatçının bozulan yeri daha da mahvetmesiyle beraber dükkan sahibine mesaj atar. İkisi de bu konuşmanın son olmayacağına hem...
199K 11.9K 23
@MagazinFenomen: CENGO lakabı ile bilinen ünlü rapçi Cengiz Ata Demirel'in eski sevgilisi Irmak Ünal, CENGO'nun şarkısı olan Kasıntı'yı söylerkenki v...
789K 35.8K 49
05**:Seni bırkamak benim için intiharla eş değer. Bu ihtimali kafandan sil. 05**:Sen benim yaşam kaynağımsın ve seni kazanmak için nelerden vazgeçeb...
Wattpad App - Unlock exclusive features