Hiii! Selam millet! Nasılsınız? Bugün fazlasıyla enerjiğim, cidden anlatamam sjgfskj
Ve dün, benim için o özel 5 kişiden birinin doğum günüydü. İyi ki doğmuş. İyi ki Maura, 9 ay boyunca sıkıntı çekmeden onu taşımış gajhfha Her ne kadar beni tanımasa da ve her ne kadar burayı göremese de onu sevdiğimi bir defa daha söylüyorum. Seni seviyorum, Niall James Horan. İyi ki doğdun!
Ve şimdi size dönelim. Öncelikle, şimdiye kadar vermiş olduğunuz oylar ve yorumlar için çok teşekkür ederim. Bu kitabın bu şekilde tutulacağını tahmin edememiştim. İyi ki varsınız!
Şimdi önemli bir kısıma ayak basıyorum. Hikayede ki 'Alex' karakteri Daniel Sharman. Kitabı okuyan, Teen Wolf hastası olan arkadaşlarım, karakterin isminin 'Alex' yerine 'Isaac' istiyorlar ki cidden bu yapmam için bana baskı uyguluyorlar jshgfdk
Bir sonra ki bölümde bunu yapmayı düşünebilirim. Size haber vermek istedim ama tabii, sizin de fikirlerinize açığım. Bildirmek için isteyen, lütfen bildirsin.
Söyleyeceklerim bu kadardı. Hepinizi kocaman öpüyorum 💋💋
İyi okumalar xx
---
Müzik: Demi Lovato - Without The Love
Ortam sessiz ve gergindi. Hiç birimiz ağzımı açmadan, öylece oturuyorduk. Daha doğrusu, ben hariç herkes oturuyordu. Liam ile Alex ise kendi dertleriyle uğraşmakla meşguldü. Daha fazla bu şekilde duramayacaktım. Derin nefes alıp, Alex' in yanına gittim. Dudağının kenarındaki yaraya baktıktan sonra yüzüne baktım.
''Acıyor mu?'' Diye fısıldarken başını olumsuz anlamda salladı. Dudaklarımı birbirine bastırıp, aynı şekilde ben de başımı sallayınca Liam' ın yanına gittim. Sadece yeri inceliyordu.
''Ona bakmama izin ver.'' Diyerek elimi havaya kaldırmıştım. Ancak kaldırdığım elimi, koltuktan kalkarak elinin tersiyle itti.
''İyiyim, ben. Bir şeyim yok.'' Dediğinde odadan çıkıp, kapıyı arkasından sertçe kapattı. Louis ve Niall derin bir çekerken, Alex gülüyordu. Ona dönerek susmasını işaret edince, omuz silkti.
''Kalk, hadi. Yaranı temizleyelim.''
''İstemiyorum.'' Diye tekrar diretince, hızla odadan çıktım. Tuvaletlerin bulunduğu yere doğru ilerlerken arkamdan Louis' nin sesini işitmiştim.
''Bella, bekle!''
Aniden durup, arkama döndüm. Yanıma geldiğinde gözlerimin içine bakmaya başladı.
''Bella, üzgünüm ama Alex' i buradan götürür müsün? Liam' ı tanıyorsun.''
Gözlerimi yumup, seslice nefesimi dışarıya verdim ve başımı hafifçe salladım.
''Tanıyorum. Sinirini boşaltmış gibi görünür ama hala sinirlidir ve bunu kendinden çıkartır... Merak etme, onu bir daha buraya getirmeyeceğim. Buraya gelirken, onu her seferinde uyardım ama beni dinlememiş. Özür dilerim.''
''Bunu özür dilemen için söylemedim. Sen, bir şey yapmadın.''
''Her neyse. Yapmış olmam veya olmamam, bir şeyi değiştirmiyor. Liam' a özür dilediğimi ilet lütfen. Sanırım, beni görmek istemiyor.''
''Hayır. Böyle bir şeyi asla düşünme. O sadece sinirli olduğundan dolayı böyle davranıyor.''
''Ben, ne olduğunu iyi biliyorum. Zaten Niall' da bana karşı soğuk.''
''Niall' ı boşver. Her zaman ki davranışları,'' Diyerek elini belime koydu. ''Hadi, gel. Daha fazla üzme kendini.''
Başımı salladığımda, onunla birlikte odaya doğru ilerledik. İçeriye girdiğimizde ilk işim, Alex' in yanına gitmek olmuştu.
''Hadi, gidiyoruz.'' Diye fısıldarken hızla koltuktan kalkıp, odadan çıktı. Küfürleri ardı ardına sıralarken ben de arkasından çıktım. Merdivenlerden hızlıca indikten sonra Liam' ı viski içerken bulmuştum. Beni fark ettiğinde, sadece gözlerime bakmakla yetinmişti. Bir süre sonra gözlerini benden kaçırınca, ona bakmayı kesip, bardan çıktım. Birkaç adım attıktan sonra Harry' yi arabasından inerken görmüştüm. Ah! Bir bu eksikti.
''Tanrım! Harry geliyor. Ona görünmeden gitmemiz lazım.'' Diyerek Alex' i hızla arabama doğru sürükledim. Harry' nin bara girmesini bir süre bekledik. O girdikten hemen sonra arabama binip, bardan uzaklaştık.
''Şu meşhur Harry değişmiş.''
''Harry' yi boşver! Ne yaptığının farkında mısın, sen?!''
''Evet, farkındayım. Peki, sen ne yaptığının farkında mısın?! 'Harry, beni aldatmadı' ne demek?''
''Her şey, duyduğun gibi. Harry, beni aldatmadı.''
''Gerçekten kafayı yemek üzereyim. Bu nasıl oluyor?!''
''Gerçekleri öğrendim. Her şey bir yanlış anlaşılmaymış.''
''Tabii. Harry' nin yalanlarını inandığına göre seni bayağı etkilemişler.''
''Yalan değil! Üç yıl önce, Harry ile birlikte gördüğüm kız... Her şeyi anlattı.''
''Belki de kıza söylemesi gerekenleri anlatmışlardır. Üstelik söylemesi için de kızı, tehdit etmiş olabilirler.''
''Alex, biliyor musun, bu gerçekten iyi bir senaryo. İleride, sana lazım olabilir.''
''Alay etmenin sırası değil, Bella. Neler oldu?''
''Sana anlatacaktım ama buraya gelmek zorunda kaldık ve sen, anlatacaklarımı dinleme havasında değildin.''
''Tamam, sakinim ama olanları, bana anlatacaksın.''
''Eve gidelim, söz anlatacağım. Hem annem ile Darcy evdeymiş.''
''Üzgünüm, Bella ama beni otele bırak lütfen. Onlarla daha sonra görüşürüm. Çünkü gerçekten fazlasıyla yorgunum.''
''Pekala. Ben de seninle geleceğim. Hem yaranı da temizlemiş oluruz. Yoksa mikrop kapacak.'' Dediğimde hafifçe başını salladı ve dışarıyı izlemeye başladı. ''Şey... Sana bağırmam yanlıştı, Alex. Özür dilerim.''
''Asıl ben, özür dilerim. Sen, haklıydın. Söylediklerinin hiç birini dinlemeyip, kafamın dikine gittim.''
''Aslında, evet. Bunu düşünürsek, bence de ben haklıyım.'' Dediğimde Alex, kaşlarını çatarak bana dönmüştü. Onun, bu komik haline güldüğümü fark edince o da bana katıldı.
Bir saat içinde, Alex' in yol tarifi üzerine kaldığı otelin önüne gelmiştik. Hızla arabadan indiğimde onunla birlikte otele girdim. Resepsiyondan kaldığı odanın anahtarını aldıktan sonra asansöre bindik.
''Otel fazlasıyla ilgi çekici.''
''Bundan dolayı burada kalıyorum, baş belası.'' Diyerek göz kırptığında kıkırdadım. Asansörün kapısı, uyarı şeklinde çıkan ses ile açıldıktan sonra koridora çıktık. Birkaç dakika boyunca koridorda yürüdükten sonra odanın önüne gelmiştik. Alex, kapıyı açar açmaz içeriye girdim. Etrafa bakınarak kendimi koltuğa atınca Alex' in gülmelerini işitmiştim.
''Ne var? Neden sinir bozucu bir şekilde gülüyorsun?''
''Haline gülüyorum.''
''Ne varmış halimde?''
''Hiçbir şey.''
''O zaman neden gülüyorsun?''
''Tamam, kes.'' Diyerek üzerindeki tişörtü çıkarttığı gibi banyoya girdi. Kendi kendime omuz silkip, televizyonu açtım. İzleyebileceğim güzel bir film bulamayınca televizyonu kısa zamanda kapatmıştım. Telefonumla ilgilenmeye başladığım sırada Alex, banyodan çıkmıştı. Şaşkın bakışlarla yüzüne baktığımda kaşlarını çatmıştı.
''Duş alacağını sanıyordum.''
''Sadece dudağımda kan lekelerini temizledim.''
Başımı anlamış bir ifadeyle salladığımda telefonumu yanımdaki boş yere koydum. Alex ise elindeki havlu ile birlikte karşımdaki yatağa oturmuştu. ''Evet... Nereden başlıyorsun?''
''Tabii ki Londra' ya dönüş yaptığım günden başlayacağım.'' Dediğimde kendimi toplayarak bütün olanları anlatmaya hazırladım kendimi.
Ah! Tanrı, yardımcım olsun!
Bir ya da iki saat boyunca hiç hareket etmeden, bütün olanları karşımda beni pür dikkat izleyen Alex' e anlatmıştım. Yüz ifadesine bakılırsa, anlattıklarımı anlamışa benzemiyordu ya da bu kadar fazla macerayı aynı anda duymak ona hiç iyi gelmemişti.
Dudaklarımın arasından sessizce, ''Bu kadar,'' Diye mırıldandığım gözlerimi sildim.
Yine duygularım beni ele geçirmişti. Her zaman böyleydi aslında. Eskileri anlatırken veya hatırlarken, ağlamadan duramıyordum.
''Ben... Ben, ne söyleyeceğimi bilemiyorum.''
''Şaşırmadım, Alex. Bu şekilde tepki vermen, gerçekten normal. Çünkü söylediğim bütün yalanları düşünürsek,''
''Hayır, yani evet... Sonu karışık olan birçok yalan söylemişsin, doğru. Ama bunları, o an sinirinden veya korkudan söylemiş olabileceğini düşünüyorum ki bu, gerçek. Öyle değil mi?''
''Evet ama... Ama yalan söylediğim kişinin ne düşüneceğini çok merak ediyorum. Anlattığım gibi Liam' a karşı büyük bir pot kırdım. Tabii o zaman bundan habersizdim. Darcy' yi onlar biliyor. Peki ne zamana kadar saklayabilecekler? Hepsi kardeş gibi.''
''Bir dakika... En başa döneceğim. Benim anladığım; Darcy, Harry ve senin kızın. Ama bunu sadece çocuklar biliyor.''
''Evet.''
''Harry, Darcy' nin bir başkasından olduğunu biliyor... Benim aptal arkadaşım, Harry 'Darcy' nin babasını görmek istiyorum' derse, ne söyleyeceksin?''
''Benim aptal arkadaşım, saatlerce bende bundan bahsediyorum. Söylediğim yalanlar bir boka karıştı ve çocukların söylediklerine göre Harry, Darcy' den şüpheleniyormuş.''
''Ciddi misin?''
''Şuan yalan söyleyecek durumda değilim.''
''Pekala... Şimdi yeni bir sorun var, değil mi? O da; Harry' nin bir ruh hastası oluşu,''
''Ruh hastası değil! O sadece sinirlerini kontrol edemiyor.''
''Sinirlerine kontrol edemiyor, diye etrafına saldırması gerekmiyor! Sana bir zarar verebileceğini hiç düşünmedin mi?''
''Çocuklar da bundan korkuyor!... Yapabildikleri her şeyi yapıyorlar.''
''Darcy' yi öğrendiğinde, ne tepki vereceğini bilmiyoruz.''
''Korkuyorum. Darcy' yi benden ayırmasından, korkuyorum.''
''Buna kesinlikle izin vermeyeceğimi biliyorsun.''
''Biliyorum. Çocuklar dahi buna izin vermez ama... Ama ben,''
''Ama sen, hala Harry' ye aşıksın.''
Hafifçe başımı salladım. Saklamaya hiç niyetim yoktu. Zaten her şekilde; bakışlarımdan, hareketlerimden belli oluyordu.
Alex, sıkıntıyla yataktan kalkıp, yanıma oturdu ve ben kendine çekerek sımsıkı sarıldı. Ona karşılık verirken olanları düşünmemeye çalışıyordum.
''Merak etme, Bella. Her zaman yanında olacağım. Birlikte bu soruna son vereceğiz, tamam mı? Doğru zamanı bulup, Harry' ye gerçekleri anlatacaksın.''
''Umarım o zaman yakındır.'' Diye mırıldanırken Liam' ı hatırlamıştım. Acaba şuan ne yapıyordu? Peki ya Harry? Liam' ın o halini görünce nasıl tepki verdi?
''Yemek yiyelim mi?''
Düşüncelerimi bir kenara bırakmamı sağlayan Alex' e hızla döndüm. Yüzümdeki ifadeden dolayı şaşırmıştı. ''Bir sorun mu var?''
''Liam... Onu merak ediyorum.''
''Korkma. Sert vurmadım.''
''İyi bok yemişsin. Bu olanlardan dolayı, sana olan sinirimin geçtiğini düşünme. Sana hala sinirliyim.''
''Benim de sana olan, sinirim henüz geçmiş değil. Bu olanları bana zamanında anlatmadığın için ben de sana sinirliyim.''
''Tamam, kes. Özür dilerim.'' Dediğimde gülerek yanımdan kalktı.
''Ben, duş alacağım. Sen de Liam' ı arayıp, konuş. En azından iyi olduğunu ondan duyarsan, biraz olsa rahatlarsın.''
Ona dil çıkardığımda, kıkırdayarak banyoya girmişti. Ben de ayağa kalkıp, oda da bir tur atmaya başladım. Aramalı mıydım? Ararsam, benimle konuşmak istemeyecekti. Kesinlikle telefonunu diğerleri açardı. Aramasam, onu merak etmeye devam edecektim ki bu benim için gerçekten berbattı.
Merakıma yenik düşüp, Liam' ın numarasını tuşladığım gibi onu aramaya başladım. Bir süre çaldıktan sonra telefonuna cevap vermediğini görmüştüm. Onu tekrar aradığımda, yine aynısını yapmıştı.
Biliyordum. Bunu yapacağını biliyordum.
Bana, bunu neden yapıyorsun, Liam? Seni, gerçekten merak ediyorum. Lütfen, telefonunu aç. -Bella
Mesajımı gönderdikten sonra derin bir nefes aldım ve camın karşısına geçip, dışarıya baktım. Her şey muhteşemdi. Ben hariç.
Herkesin hayatını mahvetmekle hükümlüydüm sanırım.
Mesajıma da cevap vermediğini gördüğümde tekrar ona mesaj göndermeye karar verdim. Ne zaman benimle konuşursa, o zaman bunu yapmayı kesecektim.
Pekala. Bunu yaptığın sürece beni kırdığını bilmiyorsun sanırım. Hiç düşünmediğin kadar beni üzüyorsun. Farkında mısın? -Bella
Ah! Neden soruyorum? Tabii ki farkında değilsin. Aramalarıma, mesajlarıma cevap vermeyerek beni cezalandırabileceğini düşünüyorsun ama yanılıyorsun, Liam Payne. -Bella
Uzun bir süre mesajıma cevap vermesini bekledim ama ben de yanılmıştım. Ne mesajlarıma cevap vermişti, ne de beni aramıştı. Bu defa Harry' yi kullanacaktım. Eğer buna da cevap vermezse bara gideceğim. Aslında cevap vermiş bile olsa yine bara gideceğim.
Harry' yi bara girerken gördüm. O gitti mi? -Bella
Birkaç dakika sonra telefonum ekranı yandığında istemsizce sırıttım.
Bunun cevabı için seni sorgulamayacağım. Çünkü ne yapmak istediğini biliyorum. Ama üzgünüm, Bella. Şuan seni görmek için henüz hazır değilim. Lütfen. -Liam
Yani gitti? -Bella
Bir önceki mesajımı tam anlamıyla anlamadın sanırım. -Liam
Anladım, Liam. Bu şekilde beni üzüyorsun. Anla, seni çok merak ediyorum. Görmeye ihtiyacım var ve... Seni gerçekten özledim. -Bella
Yine mesajıma cevap vermeyince hızla banyonun kapısının önüne gittim. Alex' e gitmem gerektiğini söyleyerek, odadan çıktığım gibi otelden ayrıldım. Arabama binip, bara doğru yol alırken Liam' dan mesaj bekliyordum. Ama beklediğimin tersiydi.
Kısa zamanda bara geldiğimde hızla arabadan indim ve içeriye girdim. Aynı hızda yukarıya çıkar çıkmaz odaya girdim. Çocuklar bana bakarken ben, Liam' a bakıyordum. Geldiğime şaşırmış gibiydi. Oturduğu koltuktan kalkınca kapıyı kapatıp, onlara doğru ilerledim.
''Neden geldin?''
''Seni merak ettiğimi ve özlediğimi söyledim. Neden böylesin?''
''Neden soruyorsun?''
''Liam! Ne düşündüğümü bilmediğin halde beni sorgulamanın amacı ne?''
''Seni sorgulamıyorum.''
''Peki, bu soruları ne için soruyorsun? Zevk için mi?''
''Seni, henüz görmek istemediğimi söylemiştim. Üzülüyorsun.''
''Bu şekilde davranarak beni üzüyorsun işte!'' Diye bağırırken, bizi izleyen Niall' a baktım. ''Sende!''
''Ne?''
''Sizi anlamıyorum! Neden bana soğuk davrandığını anlamıyorum, Niall! Alex' in bana yardım ettiğini duyunca, senin de Niall gibi davrandığını anlamıyorum, Liam. Gerçekten amacınızın ne olduğunu öğrenmek istiyorum... Beni cezalandırmak mı istiyorsunuz? Emin olun, Darcy konusunda Harry' ye söylediğim yalanlardan sonra, her konuda ceza çekiyorum. Ama siz bilirsiniz. Bu olanların üstüne tekrar beni kırmak, tekrar benim yıkılmamı istiyorsanız, bu şekilde devam edin.'' Diyerek geriye birkaç adım atarken Niall, koltuktan kalkmış, bana doğru gelmeye başlamıştı. Liam ise aptal gibi olduğu yerde duruyor, beni izliyordu.
Niall, bana sarılınca ona karşılık vermiştim. Kokusunu içime çekerken o, saçlarıma dudaklarını bastırmakla meşguldü. Birkaç dakika içinde benden ayrılınca, gözlerimin içine baktı.
''Özür dilerim, Bella. Amacım; seni üzmek değildi. Sadece hatanı anlaman içindi.''
''Hatamı her defasında anlıyorum, Niall. Neden sürekli bunu anlamam için böyle davranıyorsunuz?''
''Özür dilerim. Özür dilerim.'' Diye mırıldanırken gözlerimi yummuş, onu dinliyordum. Daha doğrusu, Liam' ın yanıma gelmesini bekliyordum. Ama gelmemişti. Gözlerimi açıp, Niall' ın yanından ayrıldım. Liam' a doğru birkaç adım atarken yüzüne bakıyordum. Zoru oynamak lazımdı sanırım.
''Olanlar için özür dilerim. Başınıza açtığım bütün bu belalar için özür dilerim. Ama eğer, artık dayanamıyorsanız, her şeyi Harry' ye anlatın. Tüm olanları anlatın. Sonuçlarına tek başıma katlanabilirim. Bir şekilde elimden gelenini yapar-''
Sözümü tamamlayamadan kendimi Liam' ın kollarında bulduğumda, aniden ona karşılık verdim. İşte saatlerce bu anı bekliyordum. Nihayet olmuştu.
''Asıl ben, özür dilerim. Ne yaptığımı bilmiyordum. Senin, bu kadar kötü olabileceğini düşünemedim.'' Dediğinde gülümsedim. O sırada geldiğimden beri sessiz bir şekilde duran Louis' de yanımıza gelip, bize sarılmıştı. Ardından da Niall. Ortalarında kaldığımda kıkırdamaya başladım. Hepsi bana katılınca, bu mutluluğun hiç bir şekilde bozulmamasını diledim.
''Benim için de aranıza bir yer açın!''
Duyduğumuz ses yüzünden gülmeyi kesince, az önce ki düşünceme lanet etmiştim. Birbirimizden kollarımızı çekip, hepimiz aynı yere baktık.
Şaşırmıştım. Daha doğrusu hepimiz şaşırmıştık.
Sanırım bu mutluluğumuz bozulmamıştı. Mutluluğumuza ayrı bir hava gelmişti.
Çocukların arasından çıkıp, birkaç adım attım. Onun gülümsemesine karşılık gözlerimin dolmasına engel olamayıp, gülmüştüm.
''Zayn!''