Derin Acı (Kitap Oldu)!!!

By SerapOzbakir

37.3K 6.6K 2.6K

Herkesin canı yanar... Benimki kadar mı? Orası tartışılır. Bu sadece dram hikayesi değil, yeniden hayata dön... More

Bölüm 1
Bölüm 2
Bölüm 3
Bölüm 4
Bölüm 5
Bölüm 6
Bölüm 7
Bölüm 8
Bölüm 9
Bölüm 10
Bölüm 11
Bölüm 12
Bölüm 13
Bölüm 15
Bölüm 16
Bölüm 17
Bölüm 18

Bölüm 14

875 276 24
By SerapOzbakir


Bölümler düzenlendi, yorumlarınızı bekliyorum :)


*06.09.2017


"Nereye geldik biz?"

"Soru sormada gel işte." Aynı anda arabadan indik. Tenha bir ara sokaktaydık. Etrafta hep eskimiş evler vardı. Evlerin bazıları yıkık dökük, artık sadece evsizlerin kalabileceği bir yer halindeydi. Bazı evlerin duvarlarında grafiti yazılar bile vardı. Etraf ürkütücüydü.

"Poyraz burası neresi?" Poyraz gözlerini devirip elimi tuttu ve beraber bir evin önünde durduk. Poyraz kapıyı çaldı. Kısa bir bekleyişin ardından kapıyı beyaz saçlı, orta boylarda, eski İstanbul hanımefendileri gibi giyinmişi güler yüzlü bir teyze kapıyı açtı.

"Ahh Poyraz oğlum hoş geldin. Bahsettiğin güzel kızımız bu mu?"

"Evet Yalena'm sana bahsettiğim Tia Eylül."

"Ah, çok güzel bir isim. Buyurun, içeri geçin." Yalena bize birer terlik verdi ve ayakkabılarımızı çıkartıp terlikleri giyindik. Yalena önden biz arkasından eve girdik. Evin uzun bir koridoru vardı. Koridor boyunca iki sağda, iki solda ve tam kaşımızda bir oda vardı. Bizi tam karşıdaki odaya, salona getirdi.

"Şöyle oturun. Yeni çay yapmıştım, içer misiniz?"

"Sen demlersin de içmez miyiz?"

"Yıllar seni hiç değiştirmedi. Ahh deli çocuk. Hemen getiriyorum." Yalena çayları getirmek için odadan ayrıldı. Oda çok büyük değildi. Odada iki koltuk, bir televizyon masası ve televizyon, televizyonun yanında eski bir radyo ve duvarlarda birçok resim vardı.

"Poyraz bu kadın senin neyin oluyor? Anlatsan arttık."

"Tamam anlatıyorum. Yalena benim dadımdı. Bebekliğimizden yetişkinlik çağımıza kadar bana, Yağız'a ve Esin'e kendi çocuğuymuş gibi baktı. Yalena benim ikinci annem gibidir. Annemden önce Yalena ile tanışmanı istedim."

"Neden önce Yalena ile tanışmamı istedin ki?"

"Çünkü Yalena'nın düşünceleri -en azından ilişkiler konusunda- anneminkinden daha önemli. Annem, nasıl desem, ona birini beğendirmek çok zor."

"Yani annenin beni beğenmeme ihtimali var. Çok güzel. Daha tanışmadan istenmeyen gelin olacağım."

"Saçmalama Eylül, ne alakası var? Kendin dedin, daha tanışmadınız. Emin ol annem de seni çok sevecek. Seni sevmemek mümkün değil ki be hatunum."

"Hah, lafı kıvırmada üstünüze yok Poyraz GÜRSOY." Yalena'nın odaya gelmesiyle ikimizde sustuk.

"Alın bakalım. Soğutmadan için, içiniz ısınsın. Kızım sen niye incecik giyinmişsin. Hasta olursun böyle. Hırka vermemi ister misin?"

"Düşündüğünüz için sağ olun. Bazıları düşünmeden beni buraya getirince üzerime bir şeyler almaya fırsatım olmadı."

"Poyraz evladım, sana kaç kere dedim şu inatçılığını bırak diye. Hiç yakışıyor mu sana? Kızı bu halde çıkartmışsın bir de."

"Yalena'm ben ona hazırlanması için süre vermiştim. Ama kendisi o süreyi kullanmak istemedi. Bende aldım ve buraya getirdim."

"Aferin, iyi yaptın. Ahhh ahh. Neyse, Yağız ile Esin'im nasıl? Esin'im döndü mü Amerika'dan?"

"Yağız bildiğin gibi, Esin ise yeni döndü. Yanında da bir zibidi ile. Evleneceğim diye tutturdu."

"Sende çeneni tutamadın, bir sürü söylendin değil mi? Kim bilir ne kadar üzülmüştür Esin'im."

"Ha yani yine ben suçlu oldum! Zibidinin birini takmış koluna evleneceğim diyor. Öyle susup oturalım mı?"

"Ahh be çocuğum, öfkeyle kalkan zararla oturur. Esin daha yirmi yaşında. Hatırla bakalım sen yirmi yaşındayken neler yapıyordun? İstersen bir örnek vereyim ha?"

"Merak ettim Yalena, yirmilerindeki Poyraz nasıldı?"

"Normal biriydim işte." Hah kesin normaldir. Anlattırmak istemediğine göre kesin çok şey yaptı.

"Yalena anlat lütfen."

"Anlatayım tabi. Bir gün bu bizim deli oğlan eve geldi. Zil zurna sarhoş. Herkes evde. Bizim hayta yalpalaya yalpalaya salona girdi. Tabi herkes şaşkınlıkla Poyraz'ı izliyor. Çocukluğunda hep ağır başlı, uslu, sessiz bir çocuktu. Ergenliğinde biraz asiliği olsa da ağır başlılığını hep korudu. Her neyse, Poyraz bir süre yüzümüze baktı, baktı... Ardından " Ben Everest Dağı'na tırmanmak için dağcı olmaya karar verdim." demez mi!" Oha! Poyraz ve dağcılık mı? Yok artık! Bir anda kahkahalarla gülmeye başladım. Poyraz'ı bir dağın tepesinde dağcı kıyafetleriyle hayal ettim. Bu daha çok gülmeme neden oldu. Kendimi zor da olsa toparlayabildim. Poyraz sinirle bana bakıyordu. Gülmem onu kızdırmıştı.

"Sonra ne oldu Yalena?"

"Ne olacak babası bizimkinin kolundan tuttuğu gibi önce banyoya götürüp ayılmasını sağladı. Ardından bütün bir kışı Ağrı Dağı'nda geçirmesini sağladı. Eve döndüğünde dağcılığı bırak kışı k'sini bile anmadı. Hatta o zamandan sonra kıştan nefret bile etti." Bizim Poyraz'da ne cevherler varmış meğersem.

"Bitti mi eğlenceniz?"

"Sakin ol şampiyon, gençlik işte. Başka yeteneklerin varsa söyle bileyim."

"Çok gizli yeteneklerim var. Mesela istediğim kişileri yok ediyorum. Nasıl, ilginç mi?" Gözlerinden ateşler saçıyordu sanki. Bu kadar kızacak ne vardı ki sanki. Poyraz'ı es geçerek Yalena'ya döndüm.

"Yalena şu resimdekiler kim?"

"Ahh onlar mı?" Resimlerden bir tanesini aldı ve yanıma oturdu. Resmi bana uzattı. Resim bir havuzun yanında çekilmişti. Resimde mutlu görünen üç tane çocuk vardı. İkisi erkek, diğeri kızdı. Büyük olduğunu düşündüğüm çocuk, her ne kadar gülümsese de yüzünde bir parça ciddiyet vardı. Diğeri ise büyük olanın tam tersiydi. Yüzünde doğal bir gülümseme vardı. Bu haliyle çok sevimli görünüyordu. Ve son olarak en küçükleri olarak görünen kız. Yüzündeki ifade mutluluktan çok fazlasıyla neşeli olmasından kaynaklanıyordu. Resimde gülerken vermiş pozunu. Resimdeki çocuklara baktıkça bende gülümsüyordum.

"Kim bu çocuklar?"

"Şu Poyraz." Ahh tabi ya. Yüzündeki ifadeden anlamam lazımdı.

"Diğerleri de Yağız ve Esin o zaman. Yüzündeki ciddiyetten anlamalıydım aslında. O zamanlar bile ciddiymişsin. Bu resimde kaç yaşındaydın?"

"On beş yaşındaydın Poyraz'cığım. Yağız topladığın oyuncak arabalarınla oynadığın için hala sinirliydin. Yüzündeki o ciddi ifade bu yüzden. O zamanlar bile şimdiki gibi sinirliydi."

"Hımmm, o zaman sana sinirli şampiyon mu desem?"

"Bence biz artık gitsek iyi olacak."

"Aaa, ne güzel oturuyoruz işte. Hem beni buraya sen getirdin. Ayrıca Yalena ile konuşacak çok şeyimiz varmış. Senin işlerin varsa git istersen şampiyon."

"Allah'ım sen sabır ver. Eylül hadi."

"Bırak kızı burada kalsın Poyraz. Sen niye bu kadar sinilendin yine?"

"Daha anlatacak bir şeyim kaldı mı Yalena'm? Rezil oldum sayende." Yaaa kıyamam. Tüm derdi bu muydu?

"Bu muydu yani Aşk olsun Poyraz. Seninle ilgili bir şeyler öğreniyorum şurada. Dalga geçtiğimiz filan yok. Sinirlenme bu kadar. Eğer gitmek istiyorsan tamam gidelim."

"Oğlum, bunlar senin anıların. İyisiyle kötüsüyle sana aitler. Hiçbirinden utanıp sıkılma. Seni sevecek kişi bu anılarınla beraber sevmeli. Bak Eylül kızım da seni seviyor ve seni tanımak istiyor. Yaşadıklarını merak etmesi çok normal. Bırak öğrensin."

"Ben anlatırım ona. Biz şimdi gidelim. Sonra yine geliriz."

"Sen bilirsin oğlum. Arayı çok açma. Mutlaka gelin. Diğer hayırsızlara da söyle, onlar da gelsinler.

"Tabi söylerim."

"Tanıştığıma çok memnun olsum Yalena."

"Bende mutlu oldum Tia. Sen akıllı bir kıza benziyorsun. Bizim deliyi yola getir. Beraber mutlu olun. Benden onayı aldınız. Ben her zaman yanınızdayım."

"Sağ ol Yalena. Bunları duymak beni çok mutlu etti."

"Siz mutlu olun yeter."

"Yalena'm sen zahmet etme, biz gideriz. Dikkat et kendine. Bir şey olursa araman yeterli."

"Olur mu öyle şey. Siz de kendinize dikkat edin. Ararım tabi."

"He şey için teşekkürler."

"Ne yaptım ki. Ne demek kızım." Yalena bizi yolculamak için kapıya kadar geldi. Ayakkabılarımızı giyinip evden ayrıldık.

"Yalena seni sevdi."

"Bende onu çok sevdim. Çok tatlı bir kadın. Sizi de çok seviyor belli. Adı biraz değişik geldi sadece. Bir de bana dediğin şey, Tia. Anlamı ne?"

"Yalena Yunan kökenli. Kocası Sebastian amca ile Yunanistan'dan gelmişler. Aileleri evlenmelerini istememiş. Onlar da çareyi kaçmakta bulmuş. Bir süre İstanbul'da tabiri caizse sürünmüşler. Geldikleri yıllara ülke biraz karışıkmış. Sonra Sebastian amca babamla karşılaşmış. O günden beri bizimle birlikteler. Yalena'nın anlamı ışık. Sana dediğim Tia ise prenses demek. Bir prenses kadar güzel ve muhteşemsin."

"Beni yine utandırıyorsun."

"Utanma artık lütfen. Alış bunları duymaya."

"Tamam, konumuza dönecek olursak Yalena'nın kendi çocuğu yok mu?"

"Yok, Yalena bizleri görünce çocuk istememiş. Sebastian amca da bu karara saygı göstermiş. Bizleri öz çocukları yerine koydu."

"Hımm, buraya geldiğim için mutluyum. Ama artık evime gitmek istiyorum. Eşofman ile gezdiğim yeter." Poyraz sırıtarak gülümsedi.

"Hadi tamam. Eve götüreyim seni."

"Ayy lütfettiniz beyzadem."

"Çok konuşma hatun." Ya sabır Allah'ım. Cevap vermeden arabaya bindim. Poyraz'da arabaya bindi ve yola çıktık. Sessizlik içinde yolu tamamlayıp evime gelmiştik.

"Seni yukarıya çağırırdım ama sabah çok erken kalktım, uyumam gerek."

"Beraber uyuyalım, bende yorgunum biraz."

"Beni eşofmanla çıkartmanın bedeli. Yukarı çıkman yasak."

"Ha yani eşofmanla çıkmamış olsaydı beraber uyuyabilirdik. Bunu öğrendiğim iyi oldu."

"Ne münasebet. Sana benimle uyuyabilirsin diye bir şey söylemedim. Kendi kendine gelin güvey olma."

"Amacım seni gelinim yapmak hatun. Ama sen şimdi bunları düşünme. Zamanı gelince fazlasıyla düşüneceksin nasılsa." Gelinim derken? Şok içinde Poyraz'a baktım. Benimle evlenmek mi istiyordu yani?

"Niye şaşırmış görünüyorsun? Zamanı geldiğinde evleneceğiz elbette."

"Benimle evlenmek istiyorsun?"

"Biz insanlar genelde sevdiğimiz kişilerle evlenmek isteriz."

"Dalga geçme hemen."

"Sende bu kadar şaşırma hatun."

"Neyse sonra görüşürüz."

"Görüşürüz hatun." Arabadan inip apartmana girdim. Tuhaf duygular içindeydim. Az önce olanlar... Zamanı geldiğinde benimle evlenmek istiyor. Allah'ım bu olabilir miydi? Onunla evlenebilir miydim? Gerçekleri bilse benimle yine de evlenir miydi? Düşüncelerime son verip eve girdim.

" Eylül nereye gittiniz öyle? Bari haber verseydin. Çok merak ettim seni."

"Poyraz'ın omzunda çıktım evden. Baksana halime. Üzerimi değiştirmeme bile fırsat vermedi. Beni dadısının evine götürdü. Adı Yalena. Yunan göçmeniymiş. Salonun her yerinde Poyraz ve kardeşlerinin resimleri var. Hatta Poyraz ile çok acayip şeyler öğrendim. Poyraz yirmi yaşındayken Everest Dağı'na tırmanmak için dağcı olmak istemiş." Özlem kahkahalarla güldü.

"Yok artık. Bizim ağır abi Poyraz Gürsoy dağcı olmak istemiş öyle mi? Vay be. Poyraz'ı dağcı kıyafetleriyle düşünemiyorum bile."

"Sorma ya. Ben bir hayal edeyim dedim de yok, o an fena güldüm. Poyraz çok sinirlendi. Arada Yalena'nın yanıma gidip Poyraz ile ilgili bir şeyler öğrenirim."

"Dedektifçilik mi yapacaksın kuzen? Yardım lazım mı?"

"Eyvallah kuzen. Ben hallederim. Ozan ne zaman gitti?"

"Senden bir saat sonra gitti. Abisi çağırdı. O da gitmek zorunda kaldı."

"Hııı, neyse ben çok yorgunum. Uyuyayım biraz."

"Tamam kuzen, iyi uykular." Odama geçip üzerimi değiştirdim. Yatağıma geçip rüyasız bir uykuya daldım.

*****

Geçen birkaç gün sakindi. Günlerim iş ile ev arasında geçiyordu. Poyraz'ın yoğun işlerinden dolayı görüşemesek de sık sık telefonda konuşuyorduk. Tabii asıl amacı beni kontrol etmekti. Neredeyim, ne yapıyorum, en önemlisi Edis Bey'le karşılaşıyor muyum? Ahh Allah'ım. Kıskanınca gözü dönüyor filan ama hoşuma da gidiyor bu halleri. Beni böylesine sahiplenmesi, sevmesi, koruması... Böylesine sevilmek, bu çok başkaymış. İçimde birikmiş karanlık bulutlar birer birer dağıldı. Üzerimdeki ölü toprak yerini taptaze toprağa bıraktı. Yıllardı yas tutan ruhum yerini mutlu, neşeli, yeniden sevebilen bir ruha bıraktı. Poyraz ile tüm dengem yerle bir oldu. Ve bu iyi hissettiriyor.

Bugün de diğer günlerden farksızdı. Ta ki sevgili patronum beni odasına çağırana kadar. Sakince odasının kapısını çaldım. İçerinden gel sesini duyunca girdim. Kapıyı kapatıp odanın ortasına geldim.

"Buyrun Edis Bey?"

"Annem ne zaman yemeğe gelirsin diye sormamı istedi."

"Şey, cumartesi olabilir."

"Tamam, ben anneme söylerim. Sana da haber veririm."

"Peki, başka bir şey yoksa ben işime geri dönebilir miyim?"

"Çıkabilirsin." Başımı sallayıp sessizce odadan çıktım. Ben bu adama cumartesi dedim ama bunu Poyraz'a nasıl söyleyeceğim? Söylemesem delirir. Söylesem de delirir. Neden teklifi kabul ettiysem zaten. Resmen dertsiz başıma dert açtım. Sadece üç günüm var. Bir yolunu bulup söylemem gerekiyor.

"Eylül nereden geliyorsun böyle?"

"Edis Bey'in yanından. Anlatırım sonra."

"Bak merak ettim şimdi. Anlatacaksın ama."

"Tamam anlatacağım." Beraber ofise geçtik. Öğlene kadar raporlarla boğuştuk. Öğle arası geldiğinde elimizdeki işleri bırakıp yemekhaneye gittik. Yemeklerimizi alıp kendimize bir yer bulup oturduk.

"Evet Eylül seni dinliyorum. Neler oldu anlat bakalım."

"Kuruluş yıl dönümünde Edis Bey'in annesi beni yemeğe davet etti, bende kabul etmiştim. Şimdi de annesi benden gün istemiş. Edis Bey de onu sordu. Bende cumartesi olsun dedim. Fakat bundan Poyraz'ın haberi yok. Söylesem de söylemesem de her türlü delirecek. Ben ne yapmam gerektiğini bilemiyorum.

"Bunu Poyraz'a söylemelisin. Saklarsan ve bunu başka bir şekilde öğrenirse çok daha kötü olur. Haksız duruma düşersin."

"Söylersem de kötü olacak. Off Allah'ım delireceğim. Nereden evet dedim bilmiyorum. Annesi çok tatlı bir kadın. Beni çok sıcak karşıladı. Kutlamayı Edis Bey ile beraber hazırladığımızı biliyormuş. Organizasyonu çok beğenmiş. Öyle söyledi. Ardından da yemeğe davet edince o anın verdiği boşlukla kabul ettim."

"Olan olmuş bir kere. Şimdi vakit kaybetmeden bunu Poyraz'a söyle. Poyraz'ın sağı solu belli olmuyor. Önceden haberi olsun bari."

"Tamam söyleyeceğim. Selim meselesi ne durumda?"

"Tüm umudumu kaybettim. Birkaç defa denedim, ama olmuyor. Telefonlarıma cevap vermiyor. Annesi ile konuştum. Eve bile gitmiyormuş. Bu sefer gerçekten bitti. Artık bunu kabul etmem lazım. Beni ne kadar sevse de o dediklerimden sonra beni asla affetmeyecek." Belli etmemeye çalışsa da üzülüyordu. Selim'i tüm olumsuzluklara rağmen hala seviyordu.

"Seni sevdiğinden hala emin misin?"

"Evet, yani öyle umut ediyorum."

"O zaman şu sevgiyi biraz hatırlatalım. Ne dersin?"

"Nasıl olacak o?"

" En temel içgüdümüz ile. Kıskançlık. Birazcık kıskanmasını sağlayacağız. Sonra arkamıza yaslanıp neler olacağını göreceğiz. "

"Sen ciddi misin?"

"Evet ciddiyim."

"Sen muhteşemsin Eylül. Çok güzel fikir de kiminle kıskandıracağız?"

"Benim aklımda biri var."

"Kim, hemen söyle."

"Poyraz'ın çok yakın bir şoförü var. Adı Barış. Çok tatlı, efendi bir çocuk. Ona söylerim, kırmaz beni."

"İşe yarar mı dersin?"

"En azından denemiş olursun. Kıskanırsa senindir hesabı."

"Tamam, deneyelim."

"Tamamdır, ben Barış ile konuşurum. Sonra ikinizin karşılaşacağı bir yerde boy gösterirsiniz. Sonrasına da bakarız artık."

"Sence bizim için bir umut olur mu?"

"Denemeden bilemeyiz."

"Hadi bakalım. Otomattan kahve alalım, içimiz ısınsın. Ne ara hava bu kadar soğudu anlamadım."

" Eee kış geldi. Yılbaşı da yaklaşıyor."

"Yaa, evet. Bir plan yaptın mı?"

"Yok henüz bir plan yapmadım. Daha vakit var nasıl olsa. Sen yaptın mı?"

"Yok. Bizimkiler bir şeyler yapar nasıl olsa. Belki onlarla takılırım, bilmiyorum."

"Belki Selim ile bir şeyler yaparsın, kim bilir." Sessizce iç geçirdi. Beraber masadan kalktık ve tepsilerimizi bırakıp yemekhaneden çıktık. Otomattan birer kahve aldık. Masalardan birine oturduk. Biraz daha muhabbet edip işimize geri döndük. İş arasında Poyraz'ı aradım.

"Hatunum."

"Nerelerdesin şampiyon?"

"Bende bilmiyorum güzelim. Toplantılardan nerede olduğumu unutuyorum artık. Nefes almaya bile vaktim olmuyor. Çok özledim seni."

"O zaman görüşelim. Hem seninle konuşmam gereken bir şey var."

"Neymiş söyle bakalım."

"Telefonda olmaz. Yüz yüze konuşmamız lazım."

"O kadar önemli yani. Tamam, iş çıkışında alırım seni."

"Tamam dikkat et kendine."

"Seni seviyorum hatunum."

"Bende seni seviyorum şampiyon." Yüzümde istemsizce oluşan gülüşü silip işime geri döndüm.

Günün geri kalanı işlerle boğuşmakla geçti. Çıkma vakti geldiğinde karnımda tuhaf bir his oluştu. Hissi es geçip eşyalarımı toparladım ve aşağıya indim. Poyraz arabasında bekliyordu. Gidip arabaya bindim. Poyraz beni görünce gülümseyip beni kendisine çekti.

"Hoş geldin hatunum."

"Hoş buldum şampiyon."

"Ne çok özlemişim seni." Beni öpmeye yeltenince durdurdum.

"Şirketin önünde yapma bari. Hadi gidelim."

"Gidelim bakalım." Sessizce yola çıktık.

"Aç mısın güzelim?"

"Yok , çok aç değilim."

"Peki, eee anlat bakalım. Neymiş şu konuşacağın şey." evet işte başlıyoruz.

"Kuruluş gecesi Edis Bey'in annesi beni akşam yemeğine davet etti, bende kabul ettim." Poyraz aniden arabayı durdurdu. Bir anda kükredi.

"Ne yaptım dedin! Eylül nasıl kabul edersin! Benim niye haberim yok? Ne işin var senin o adamın evinde! Akşam yemeğinde üstelik. Gitmeyeceksin o yemeğe. Unut bunu."

"Tamam, daha önce söylemeliydim. Özür dilerim. Bir anda oldu, hayır diyemedim. Sadece bir yemek. Sinirlenme bu kadar lütfen."

"Sinirlenmeyeyim mi? Ben istemediğin bir kızın evine akşam yemeğine gitsem sen ne tepki verirdin?"

"Poyraz, lütfen. Abartma bu kadar. Sadece bir yemek. Hem yemeği Edis Bey ile değil annesi ile yiyeceğim."

"Ha yani illa gideceğim diyorsun öyle mi?"

"Evet gideceğim."

"Gitmeyeceksin. Gerekirse seni eve kapatırım."

"Bana mantıklı bir sebep söyle bende gitmeyeyim."

"Edis'i sevmemem bence gayet mantıklı bir sebep."

"Hadi Edis'i sevmiyorsun. Annesiyle ne alıp veremediğin var. Kadın sadece bir yemeğe çağırdı o kadar. Organizasyonu çok beğenmişti. Muhtemelen bir teşekkür yemeğidir."

"Eminim sadece bir teşekkür yemeğidir. Bak Edis'i tanırım. Bu yemek işini o ayarlamıştır kesin. Sırf ben delireyim diye. "

"Evet delirdin zaten."

"İşte bu yüzden gitmeyeceksin Eylül. Bak eğer gidersen..."

"Gidersem ne? Ne yapacaksın?"

"Orası sürpriz olsun."

"İyi, görelim bakalım o sürprizi. Sen bana mantıklı bir sebep göstermedikçe ben o yemeğe de giderim, Edis ile de görüşürüm. Şimdi beni evime bırakır mısın?" Üzgünüm şampiyon ama bu savaşı sen başlattın. Poyraz tek kelime etmeden sinirle arabayı çalıştırdı ve tekrardan yola devam ettik...


Continue Reading

You'll Also Like

1M 59.6K 39
"Beni sev sadece, koca yüreğine dünyaları sığdırabilen adam... Yalnızca beni sokamadın ya o koca yüreğe, dirim değilse de ölüm girebilsin..." ™©Tüm...
1.1M 57K 66
TAMAMLANDI! Terk edilmenin yakıcı gerçekliğini avuç izlerinde taşıyan, bir tek geçmişinin sahibi olan Milay Karan, günün birinde onu gerçeklerinden a...
TOZLU PEMBE By Loresima

General Fiction

2.3M 157K 29
Kesilen daldan yeşerir yeni çiçekler, umudu kalbinize çiçek gibi iliştirin diye... 🌿🌸
2.6M 230K 59
"Benim topraklarımda ölmek için özel bir nedene gerek yok." Mihra Elnurova, Türkiye'nin güneyinde yer alan, ufak bir Türkmen ülkesi olan Karahan'da...
Wattpad App - Unlock exclusive features