OPPOSING PARTY

By dinaforever

41 4 21

Adaletin soğuk koridorlarında başlayan bir savaş, spot ışıklarının altında alevlenebilir mi? Tevana için haya... More

II. del mismo lado.
III. el primer amor.
ıv. la estrella.

I. ni un paso atrás.

7 1 0
By dinaforever

TEVANA

Her şeyi olan birine sizin kazanacağınıza ikna etmek oldukça zordu. Fakat her şeyi kazanmaya alışmış bir kadının tek başarısızlığı olmak da en az onun kadar zor olacaktı.

Sakin olmalısın, sen sadece işini yapıyorsun. Olayı bireyselleştirmeye hiç gerek yok. İçimden kendime verdiğim telkinler konusunda biraz daha ısrarcı olmam gerekecekti çünkü büyük oval masanın tam karşısında oturan sporcu adam gözlerini bana dikmiş bir şekilde sırıtıyordu. Uzlaştırma toplantısı boyunca yaptığı bütün imalar ve attığı bütün bakışlar insanın işini yapması için engel çıkaran türdendi.

"Oynadığınız sporun bir getirisi olarak mı bu şekilde şiddete meyillisiniz yoksa basketboldan bağımsız olarak mı böylesiniz?" Sözlerimin ufak kelimelerden oluşan bir cümleden çok karşıya fırlatılan oklar gibi çıkmasına özen göstermiştim.

"Avukat Hanım, ben futbolcuyum." Biliyordum. Ama o sırada, tanındığına ve onu herkesin tanıması gerektiğine olan güvenini kırmak dosyaya hakimiyetime olan bakışlarından daha değerli gelmişti. Tek kaşımı kaldırıp önümdeki kabarık ifade belgelerinin birkaç sayfasına göz attım. Hepsini ezbere biliyordum, bütün görüntüleri izlemiştim ve tarafların beyanlarını incelemiştim. "Ve iddia ettiğiniz şeyi yapmadığım için buradayım. Sizin kişinin suçu ispatlanana kadar masumiyetine inanmak gibi bir yemininiz falan yok mu?"

"Ben sadece işimi yapıyorum, Bay Bellingham." Jude Bellingham. Real Madrid'in gözde oyuncusu. Koyu teni ve şimşekler çakan gözleriyle masadaki enerjinin akışını değiştirmeyi bile becerebiliyordu. Elimle aldığım notlarda gözlerimi gezdirdim.

Jude Victor William Bellingham 1.89 boyunda. 29 Haziran 2003 doğumlu. Yengeçmiş??

Bu notların davayla ne ilgisi olduğuna dair en ufak bir fikrim bile yoktu. Dün gece şirketten arayıp bu dosyayı bana verdiklerini, ertesi sabah uzlaştırma toplantısı olduğunu ve kaybetmemin kesinlikle mümkün olmadığını söylemişlerdi. Dosyaya ek olarak karşı tarafın araştırmasını yapmak adına biraz Google'da dolaşmış ve kendimi magazin sayfaları arasında biraz kaybetmiş olabilirdim. Tamam. James Corden'la Car Karaoke videosunu da izlemiş olabilirdim, belki.

"Müvekkilimle birebir konuşmanızı istemiyorum. Şu andan itibaren lütfen yalnızca hukuki soruları yanıtlayın, Bay Bellingham." Avukatı ciddi bir ses tonuyla ortamın havasını değiştirirken yanımda oturan müvekkilime göz gezdirdim. Zavallı adam kolundaki kırığın alçısını okşarken benden her şeyin yolunda olduğuna dair bir işaret bekliyordu. Ona o işareti vermiştim, alçısından taşan boştaki eline ufak bir dokunuş bırakıp gözlerimi kapatıp açtım.

"Tabii ki. Fakat avukat hanımın özel hayatımla ilgili merak ettiği bir soru olursa seve seve yanıtlamak isterim. En sevdiğim renk kahverengi. Gözlerimle aynı renkler." Yaramaz kıvılcımlar gözlerindeki parlak kahvelerde dönerken beyaz dişlerini gösterecek şekilde sırıtıyordu. İngiliz aksanıyla dövdüğü her kelimeyi havada kapmak ve yutmak için birbirini öldürecek yüzlerce kız bulabileceğinden emindim.

"Bunların hiçbiriyle ilgilenmiyorum." İlgileniyorum. Hayır, ilgilenmemelisin. Ama acaba başkasının gözleri söz konusu olduğunda hangi rengi tercih ediyordur? Sana ne.

İçimdeki çatışma bitmek bilmiyordu. Ünlü müvekillerle her zaman çalışma fırsatımız oluyordu, çalıştığım hukuk bürosu İngiltere'deki büyük isimlerin vekilliğini yapıyordu. Fakat fırsatımız olsa bile bu tabii ki de Jude Bellingham'ın ta kendisi olmuyordu. İşin daha da karmaşık tarafı zaten o bizim müvekkilimiz de değildi. O karşı taraftı.

"Benim ilgilendiğim şey," Elimle yanımda oturan adamın kolundaki alçıyı işaret ettim. "Müvekkilimin kolunu kırmış olmanız, üstelik bunu kamera görüntülerinden kaçmış olmanız dahi değiştirmiyor. Bakın, sizi anlıyorum. Sporcular iyi giden kariyerlerinde böyle şiddet davalarının hoş görünmediğini biliyorlar, bundan olabildiğince uzak durmak istediğinizin de farkındayım. Biz de bu masanın etrafında tam da bu sebeple oturuyoruz. Eğer dava aşamasına geçmeden bu işi uzlaşmada halledebilirsek..."

"Müvekkilim böyle bir şeyi istemiyor." Avukatı onun adına olacakları net bir şekilde açıklarken hepimiz onu dinledik. Jude arkasına yaslanmış geniş omuzlarının sığmadığı koltuğun tadını çıkarıyordu.

"Anlıyorum, uzlaştırma tutanaklarını olumsuz olarak imzayalım o halde." Daha fazla uzatmadan önümdeki kağıtları karşı tarafa doğru sürükledim. İri elleri ona doğru sürüklediğim kağıdın üzerine sabitlenip parmaklarımın uçlarına değdiğinde gözlerimiz birkaç saniyeliğine birbirine kenetlenmişti. İki tomurcuğun kurduğu köprüden adım atması imkansız fırtınalı bir hava dalgası yayılıyordu. Yakışıklıydı. Çok yakışıklıydı ama bir o kadar da sinir bozucuydu. Önce imzasını alıp çığlıklar atarak sevinmek sonrasında imza attığı fotoğraflarıyla onu dövmek isteyeceğiniz türden bir etkisi vardı.

Kağıtları sabitlediği yerde bırakıp dosya çantamı toparlamaya koyuldum. İmzalar tamamlandığında herkes ayaklandı ve kapının önünde karşılıklı durmaya başladık. Avukatlar kendi müvekkillerinin yanında duruyor, Jude ile ben ise karşılıklı şekilde ayakta dikiliyorduk. Ayağımdaki topuklularıma rağmen göz göze gelmek için yukarı bakmanız gerekecek cinsten bir adamdı, sporcu olduğu odadaki herkese karşı kurduğu fiziksel üstünlükten belli oluyordu.

"Avukat Hanım," elini uzatıp büyük avuçlarını benimkilerin üzerine kapattı, ellerinden yayılan sıcaklık bileklerime ufak ateşten kelepçeler hediye etmişti.

"Bay Bellingham." diyerek karşılık verdim. Elini olabildiğince güçlü ve sert sıkmıştım, nazik ve kadınsı görünmek gibi bir derdim yoktu çünkü beni avukat olarak ciddiye almasına ihtiyacım vardı. Toplantı boyunca söylediği her şey benim onun gözünde "küçük tatlı sarışın flört edilesi avukat" imajından başka bir şeye bürünmediğimi açıklıyordu. Eğer başka şartlar altında karşılaşmış olsak bundan gurur bile duyabilirdim. Fakat gecenin köründe benim aranamam ve bu dava için benim görevlendirilmem bir tesadüf değildi, işimi iyi yaptığım için buradaydım ve Jude Bellingham'a o mükemmel aksanına rağmen kimin kazanacağını gösterecektim.

⍟⍟⍟

Ertesi gün, Heaven'la birlikte adliyenin ve büyük hukuk bürolarının keşmekeşinden uzakta, her zaman gittiğimiz o şirin İtalyan restoranının arka bahçesindeydik. Rezene ve taze fesleğen kokularının birbirine karıştığı masada, dün yaşananların şokunu ve içimdeki o tuhaf heyecanı bastırmaya çalışarak menüyü inceliyordum. Karşımda oturan en yakın arkadaşım ve aynı zamanda meslektaşım ise gözlerini kısmış, sorgu sırası kendisine gelmiş bir tanığı süzer gibi beni izliyordu.

"Yani diyorsun ki..." dedi Heaven, bardağındaki limona uzanıp buzları tıkırdatarak. "Adam karşında canlı bir heykel gibi dikildi, o ünlü İngiliz aksanıyla 'Gözlerimle aynı renk' falan dedi ve sen sadece 'Bunlarla ilgilenmiyorum' mu dedin? Lütfen bana yalan söylediğini söyle. Çünkü eğer bunu gerçekten yaptıysan, iş sözleşmeni şu saniye buradaki marinara sosa batırıp yerim."

Gözlerimi devirerek menünün arkasına saklanmaya çalıştım ama Heaven'ın keskin bakışlarından kaçış olmadığını biliyordum. "Ne yapsaydım yani? 'Aman Tanrım Jude, ne kadar da güzel bir kahverengi, hemen davadan çekiliyoruz' mu deseydim? Karşı tarafın avukatı orada kurt gibi bekliyordu. Hem adam resmen benimle dalga geçti!"

"Tevana, adam Real Madrid'in gözbebeği. Her hafta sonu seksen bin kişi ismini haykırıyor, üstelik buna erkekler bile dahil." dedi, öne doğru eğilip sesini biraz kısarak ama muzip sırıtışını hiç bozmadan. "Ve o seksen bin kişinin içinden sadece sen, onun aslında bir basketbolcu değil de futbolcu olduğunu bilmiyormuş gibi davrandın. Tanrım, adamın egosunu orada nasıl paramparça ettiğini hayal edebiliyorum. Gururu kırılmış bir aslan gibi sana bakmıştır kesin. Hırslı birisi olduğunu duymuştum."

"Tam olarak öyle oldu," diye fısıldadım, dün el sıkışırken avucundan bileğime yayılan o ani sıcaklığı hatırlayarak ürperirken. "Ama asıl sorun o değil. İmza atarken ellerimiz birbirine değdi. Sadece bir saniyeliğine. Ve yemin ederim, odadaki bütün oksijen bir anda çekildi. Sanki... sanki her an beni o masanın üzerine çekip davanın gidişatını tamamen değiştirecekmiş gibi bir hava vardı."

Arkadaşım tabağına gelen taze makarnadan bir çatal alıp ağzına götürmeden önce durakladı, gözleri heyecanla parıldıyordu. "İşte aradığım edebi gerilim! Romantik komedilerde tam bu sahnede arka planda kemanlar çalmaya başlar. Peki sen ne yaptın? Elini sertçe sıktın, değil mi? Klasik 'ben profesyonelim' savunma mekanizması."

"Evet, neredeyse elini kıracaktım!" dedi kız, hafifçe gülerek başını ellerinin arasına alırken. "Beni ciddiye almak zorunda. Davayı uzlaşmayla çözemedik, yani bu demek oluyor ki mahkemede karşı karşıya geleceğiz. O yeşil sahaların kralı olabilir ama adliye koridorları benim oyun alanım. Ona kimin kazanacağını göstereceğim."

Heaven kadehini havaya kaldırdı, yüzünde hem dostane bir gurur hem de yaklaşmakta olan fırtınanın tadını çıkaran bir ifade vardı. O da benim gibi iyi bir avukattı, memleketimizde işler yolunda gitmeyince yanıma taşınıp burada bambaşka bir hayat kurma konusunda cesaretlenmişti. Gülünce kırışan göz kenarları beni de her daim gülümsetirdi, onunlayken bu koca şehirde yalnız olmadığımı hissedebiliyordum. "O zaman adliye koridorlarında darmadağın edeceğin o muhteşem esmer futbolcuya ve senin asla taviz vermeyen profesyonelliğine içelim. Ama mahkeme salonunda sana yine o gözlerle bakarsa, bana hemen mesaj atacaksın. Anlaştık mı? Biriyle yatmayalı ne kadar oldu? 7 ay mı?"

"Bu konuyu hiç açmayalım lütfen," Bardağımdaki proseccoyu tek dikişte içip gözlerimin önünde canlanan uzlaştırma masası görüntülerini uzaklaştırmaya çalıştım. "Ayrıca karşı tarafın müvekkiliyle yatmayacağım! Adam çok ateşli olabilir, kabul ediyorum. Yine de pisliğin teki. Sırf kırabildiği için birinin kolunu kırıyor, sonra da yapmadığını iddia ederek zorluk çıkarıyor."

"Görüntüleri izlemiştin değil mi? O halde yapmadığını nasıl iddia ediyor?" Burası biraz karışıktı. Müvekkilim Atletico Madrid'in üst kademe yöneticilerinden biriydi ve katıldıkları bir spor daveti etkinliğinde Jude Bellingham tarafından kolu kırılmıştı. Etkinlikteki herkes özel hayatlarını paylaşma konusunda sıkıntılı insanlardı bu yüzden kapıdaki magazinciler hariç bir video kaydedici bulmak zor oluyordu. Köşede kalan bir kameranın açısından ayrılan üç kişi vardı, öncesinde ağlayarak ayrılan güzel uzun bacaklı bir kadın görünüyordu, ardından Jude yüzündeki rahat ifadeyle kapıya yönelmişti. Kolunu tutarak oradan çıkan Bay Hernandez ise en son görülen kişiydi, Jude'un arkasından kullanabildiği elini sallayarak bağırıyor ve tehditler yağdırıyordu.

"Görüntülerde kavga anı yok, maalesef. Fakat olay sonrasında ikisinin de bir arada olduğunu biliyoruz. Onlar harici kimse görüntüye dakikalarca girmiyor."

Başını sallayıp makarnasını dudaklarının arasından çekerken düşünceli bir şekilde telefonuna odaklanmıştı. O benim aksime butik bir büroda çalışıyordu ve kurumsallıktan uzak ofisi rahatsızlık vermek için zaman ve yer tanımazdı.

"Gitmen gerekiyor sanırım," diyerek başımla telefonunu işaret ettim. Başını iki yana sallayarak iç geçirdi. "Bu foodgasmı bitirmeden asla olmaz." İkimiz de gülmüştük, koşturmaca ve yeni bir hayatı kurmanın telaşının arasında kendi dilinde kendi insanlarınla vakit geçirmek ruhunuzda açılan büyük boşluğu doldurup taşırıyordu.

"En azından yemeklerin yapmasına izin vermeliyiz."

⍟⍟⍟

Dava günü geldiğinde sabahki duruşmalarımdan çıkıp öğleden sonraya alınan duruşmanın hazırlıklarını yapmak için avukat dinlenme odasına geçtim. Sabahtan beri içtiğim üçüncü kahve bardağının bende bıraktığı etki kesinlikle bir kalp çarpıntısıydı, bu yaşlarıma geldiğimde kalbimi böyle çarptıracak şeyin bir aşk hikayesi olacağına inanan küçük Tevana'yı saçlarından okşayıp hayal dünyasına geri göndermem gerekmişti.

Kapanan dosyaların belgelerini çantanın arka köşesine sıkıştırırken Jude Bellingham dosyasını elime aldım. Üzerimdeki koyu lacivert takım elbisenin ceketi boldu, altımdaki bol pantolonla birlikte oldukça rahat ve şık duruyordu. Saçlarımı her zamanki gibi fön çekip havalandırmıştım, gözlerimde buğulu bir makyaj vardı ama ağır görünmüyordu. Şimdiden adliyenin kapısını dolduran magazincilerin birkaç fotoğrafımı çekeceğini biliyordum, temsil ettiğim her şeyin güçlü bir göstergesi olmak istemiştim.

Duruşma salonuna girdiğimde neredeyse herkes gelmişti, genelde ceza davalarıyla ilgilenmediğim için içimde ufak bir heyecan vardı. Davalı ve davacı kürsüsü tamamen dolduğunda hakimler ve savcı da salona giriş yapmıştı. Salon görevlisinin anonsuyla duruşma başlatıldı.

"Evet, Davalı W. Jake Fernandez. Avukatı Tevana Farmerson. Ayağa kalkın lütfen." Ayağa kalkıp iddiaların ve ifadelerin okunmasını bekledik. Söz bana geldiğinde kürsüden ayrılarak hakimlere hitap etmek adına ortaya doğru biraz daha yakınlaştım. Önceden teslim ettiğimiz video kaydının oynatılmasını beklerken konuşmaya başladım.

"Sayın Hakim, müvekkilim Bay Fernandez seçkin bir spor kulübünün yöneticilerinden birisidir. Kendisi mütevazı bir aileye sahiptir, müşterek olayın gerçekleştiği gece de kızının doğum gününden etkinliğe gelmiş ve davacı Jude Bellingham'ın kolunu kırması sonucu sakatlanmıştır. ABH Section 47 gereğince kırılan kol, müvekkilimin tanınmış birisi olması dolayısıyla basın tarafından yaşadığı psikolojik şiddet ve tedavi masrafları da göz önüne alındığında kanunun ilgili maddelerinin uygulanmasını istediğimizi ve tazminat hakkımızı saklı tuttuğumuzu söylemek istiyorum." Elimdeki pointerla ekranda oynayan videoda küçük parlak kırmızı bir noktanın dolaşmasını sağladım. "Gördüğünüz gibi olay yerinde olan iki kişi müvekkilim ve davalının kendileridir. Davalının olay yerinden hiçbir yaralama almadan ayrılması, bunun tek taraflı bir saldırı olduğunu kanıtlar niteliktedir."

Hakim ve savcı başını anlattıklarımla sallarken neredeyse sona geldiğimizi hissediyordum, söylenecek pek bir şey bırakmamaya özen göstermiştim. Açıklamalarımı bitirdiğimde konuşmam boyunca gözünü benden bir saniye bile ayırmadığını hissettiğim Jude'la göz göze gelmiştik. Bana sırıttı. Pislik. Ondan tarafa hiç bakmamama rağmen tenimde gezinen sıcaklık orada olduğunu hissettirmişti, kelimelerimi karıştırmamı ve bir hata yapmamı bekliyor gibiydi. Yapmadım.

Yerime geçtiğimde karşı tarafın avukatı kendi savunmalarını yapmıştı, hala yeterince kanıtları olmadığını düşünüyordum. Bizim elimizde bir kırık kol ve görüntüler vardı, onlarınki ise yalnızca Jude'un sözlerinden ibaretti. Fakat olay ifade edilenden daha fazlasının çıkmasıyla devam etmeye başlamıştı.

"Bir tanığımız var, Sayın Hakim." Gözlerimi Jude'a çevirip 'Neler oluyor?' der gibi baktım. Bana dudaklarını okuyabileceğim şekilde beklememi söyledi. Sonrasında dolgun dudaklarını yalayarak ıslattı. Gözlerimi içeriye giren kızıl saçlı kadına yönelttim. Bu kim şimdi?

"Bu, Belinda Highes. Kendisi olayın görüntülerinde ilk görülen kişi, şurada. Ağlayarak etkinlikten ayrıldığını görüyorsunuz." Kafamda yanan şimşeklerin birkaç sivri ucu saçlarımdaki elektriklenmeyi açıklıyordu, birazdan duyacağım şeyleri hiç ama hiç düşünmemiş olmam kendimi magazincilerin önünde benzinle yakmak istemememe neden oluyordu. "Müvekkilim Jude Bellingham, Jake ve Belinde arasında yaşanan sözlü ve fiziksel tartışmaya kameraların olmadığı noktada denk gelerek müdahalede bulunmak istemiştir. Jake Fernandez, Belinda Highes'ı uzun süredir taciz etmekte ve onun üstü olmasından yararlanarak manevi şiddette maruz bırakmaktadır."

Flaşlar. Görebildiğim tek şey buydu. Bir sürü flaş etrafımızda patlarken kaçırdığım noktalar gözümün önünden şerit gibi kayıyordu. Hata mı yapmıştım? Sen sadece müvekkiline güvendin, onun bir pislik olma ihtimalini düşünemedin. Jude doğru söylüyor olabilir miydi? Yoksa kariyerini kurtarmak için söylediği bir yalan mıydı?

Belinda gözyaşları içinde konuşmaya başladığında olayın avukatın da anlattığı şekilde geliştiğini, Jake'in ona cinsel saldırıda bulunduğu anda Jude'un geldiğini ve kolunu sadece arkaya doğru büktüğünü, kendisini korumak dışında bir şey yapmadığını söylemişti.

Araya girerek söz istedim. "Sayın Hakim, Bayan Highes'in yaşadığı şeyler için gerçekten üzgünüm fakat Bay Hernandez'iz avukatı olarak bunu söylemek zorundayım. Dünyada gerçekten cinsel saldırıya uğrayan milyonlarca kadın varken bununla ilgili yalan bir ifade vermediğine de inanmak istiyorum. Fakat bir kanıtınız var mı? Yönelttiğiniz ithamlar oldukça ağır: Cinsel taciz, mevkiiden yararlanarak mobbing, hakaret."

"Evet, kanıtım var." Titreyen elleriyle tuttuğu flashbelleği görevliye uzattı, cihaza takılan bellek bir ses kaydının salonda yayılmasını sağladı. Ses kaydı birkaç dakikadan oluşuyordu, ilk başta sarhoş ve birbirine dolanan birkaç kelimeden fazlası anlaşılmıyordu fakat Belinda'nın kendini bırakması için çırpındığı sesler ve Jude'un sert sesinin hışırtıyı daha da arttırışı her şeyi ortaya seriyordu.

"Sen. Seni orospu. Eğer bu süt bebesiyle sikişeceksen o pozisyonu unut! Duydun mu beni?! Ağzını dahi açmayacaksın!" Ses kaydı bu sözlerle ve derin bir ağlama hıçkırığı sesiyle son buluyordu.

"Söyleyeceklerim bu kadardı Sayın Hakim. Başka söyleyeceğimiz bir şey yoktur. Devam edin lütfen, meslektaşım." diyerek yeniden davalı kürsüsüne geçtim ve Jake'in gözlerinin içinde nefretle baktım. Evet, belki de hiç profesyonel değildi ama ondan nefret ediyordum. Her şeyden önce bir profesyonel olarak avukatına her şeyi anlatmadan kendi bir hikaye uydurduğu için ondan nefret ediyordum, ikinci olaraksa aynı şeyin çalıştığım yerde bana yapılması ihtimalini düşündükçe ondan daha da nefret ediyordum.

Duruşma yeni deliller ve tanıkla birlikte değerlendirilmek üzere bir sonraki aya ertelenmişti, büyük kalabalık dakikalar geçtikçe azalırken ben de ayağa kalkıp koridara çıktım. Beni peşimden takip eden Jake kolumu tutup beni kendine çevirmişti. "Senin işinde iyi olduğunu söylemişlerdi. Bir kadın avukata güvenmemem gerektiğini biliyordum. Kaç yaşındasın ki sen?"

Gözlerimde oluşan öfke patlaması kelimelerime iletilmesin diye uğraşırken dikenleşen saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. "Bakın, eğer avukatınıza ilk saniyeden itibaren yalanlar söyleyip onu yanlış yönlendirirseniz başınıza tam olarak bunların geleceğini size defalarca kez söylemiştim. Eklemek istediğiniz bir şey var mı diye size defalarca sordum. Her seferinde videodaki kadın konusundan kaçmaya çalıştınız, bunu fark etmemek evet benim hatamdı ama size sadece güvenerek ilerledim."

"Zırvalamayı kes!" Tuttuğu kolumu sıkarken etrafa göz gezdirmişti, kimsenin olmadığından emin olduğu anda adımlarını üzerime doğru sürükledi. "Belinda'yı halletmiştim, konuşmayacaktı. O kaltak ağzını açmayacağı kadar iyi tembihlenmişti. Ama şu orospu evladı Bellin-"

"Eğer diğer kolunu da kırmamı istemiyorsan," Jude'un sesi o kadar derinden gelmişti ki sanki ilahi bir ses bizim hüzünlü fani dünyamıza uyarıda bulunuyordu. "O kızın kolunu bırak." Jake kolumu bırakmadı, hiç korkusu olmayan güçlü bir adamda görebileceğiniz korkunç bir özgüveni vardı.

Jake kolumu bırakmadığı gibi, parmaklarını kumaşın üzerinden tenime daha da sertçe geçirdi. Gözlerindeki o kibirli, her şeyi parayla ve güçle çözebileceğine inanan ifade milim oynamamıştı. "Bellingham," dedi tükürür gibi bir ses tonuyla. "Sen saha dışındaki işlere fazla meraklısın. Ama burası senin o yeşil çimlerine benzemez. Benim avukatımla ne konuşup ne konuşmayacağıma sen karar veremezsin."

Jude'un adımları koridorda yankılandı. Aramızdaki mesafe kapandıkça, üzerime çöken o gölge daha da belirginleşti. Saha içinde gördüğüm o heybetli, yıkılmaz duruşu şimdi adliyenin loş koridorundaydı ve inkar edilemez bir şekilde tehditkardı. Tam yanımızda durdu. Boy farkından dolayı Jake'e yukarıdan bakarken, yüzünde az önce mahkeme salonunda bana fırlattığı o sinir bozucu sırıtıştan eser kalmamıştı. Sadece katı, buz gibi bir ciddiyet vardı.

"Sana son kez söylüyorum, Fernandez," dedi Jude. Sesi pürüzsüz ama bir o kadar da tehlikeliydi. "Kolunu bırak. Yoksa bu sefer kameraların olmadığı bir yer aramama gerek kalmaz, tam şuradaki güvenlik kamerasının altında yarım kalan işi tamamlarım. Zaten halihazırda itibarın yerle bir oldu, bir de darp davasıyla uğraşmak istemezsin."

Jake, Jude'un gözlerindeki kararlılığı tarttı. Birkaç saniye süren o gergin sessizlikte, koridordaki hava adeta elektrikle yüklendi. En sonunda Jake, dişlerinin arasından tıslayarak elini kolumdan çekti. Çekerken de beni hafifçe geriye doğru itmeyi ihmal etmedi. Sendelediğimde, Jude'un elini sırtımda hissettim; beni dengede tutmak için hafifçe dokunmuş, hemen ardından elini çekmişti. Dokunduğu yer, heyecan ve öfkeden deli gibi atan kalbimin tam arkasındaydı.

"Bunun bedelini ödeyeceksiniz," dedi Jake, ikimize birden parmağını sallayarak. "İkiniz de."

Hızla arkasını dönüp koridorun çıkışına doğru yürürken, adımları öfkesinin ritmini tutuyordu. O uzaklaşana kadar arkasından baktım. Omuzlarım çökmüş, sabahtan beri içtiğim kahvelerin ve az önceki yüzleşmenin verdiği adrenalinle titremeye başlamıştım. Hayatım boyunca profesyonelliğe her şeyden çok önem vermiştim ama az önce müvekkilim olacak o pislik, beni resmen bir piyon gibi kullanmıştı.

"İyi misin?" Ses, hemen yanı başımdan gelmişti. Jude'a döndüm. O koyu gözleri, az önceki sertliğinden arınmış, bu sefer sahici bir merakla yüzümde geziniyordu.

"İyiyim," dedim sesimin titremesini gizlemeye çalışarak. Üzerimdeki bol lacivert ceketin önünü düzelttim, dağılan saçlarımı elimle arkaya attım. "Teşekkür ederim. Ama buna karışmaman gerekirdi. Davada bunu aleyhine kullanmaya çalışabilirler."

Hafifçe gülümsedi. O tanıdık, insanı sinir edecek kadar çekici olan gülümseme geri gelmişti. "Hala profesyonel düşünüyorsun, Avukat Hanım. Adam seni az kalsın hırpalayacaktı, sen hala davanın seyrindesin." Başını iki yana salladı. "Ayrıca, az önce içeride harika bir iş çıkardın. Yani... o ses kaydını dinleyene kadar her şey çok inandırıcıydı. Neredeyse ben bile suçlu olduğuma inanacaktım."

"Alay etme, Bellingham," dedim gözlerimi devirerek. Çantamın sapını omzuma daha sıkı yerleştirdim. "Müvekkilimin bana yalan söylediğini bilmiyordum. Eğer bilseydim—"

"Biliyorum," diyerek sözümü kesti. Adımları yavaşça çıkışa doğru yöneldiğinde, gayriihtiyari ben de onunla yürümeye başladım. "Belinda'nın olayını senden sakladığını biliyordum. Yüzündeki o şaşkınlık ifadesi... Rol yapamayacak kadar gerçekti. Çok fazla şey kaçırdın Tevana. Ama en azından şimdi kimin tarafında durman gerektiğini biliyorsun."

Adliyenin büyük kapısına yaklaştığımızda dışarıdaki uğultu ve flaşların yansıması koridora kadar ulaşıyordu. Magazinciler dışarıda adeta pusuya yatmıştı.

Jude durdu ve bana döndü. Aramızdaki o boy farkı yine kendini hissettirirken, gözleri dudaklarıma kaydı, ardından tekrar gözlerime tırmandı. "Dışarıda büyük bir kurtlar sofrası var. Ve senin müvekkilin az önce seni onların önüne atmak üzereydi." Cebinden şık, siyah bir kartvizit çıkarıp bana uzattı. "Eğer gerçekten adaletin yanında olmak istiyorsan, Belinda'nın davasını üstlen. Ve... belki de bu akşam, bu konuyu tatlıya bağlamak için bana bir kahve borçlanırsın? Kalp çarpıntısı yapmayan cinsten."

Kartı parmaklarımın arasına sıkıştırırken, teninin tenime değdiği o saniyelik an, sabahki kahvelerin yapamadığı o asıl ritim bozukluğunu kalbime taşıdı. Bu adam, içimde dolaşan adrenalin de dahil olmak üzere kalp ritimlerimin düzensizliğini nereden bilebiliyordu ki?

"Rüyanda görürsün, Bellingham." Sesimin net çıkması için ses tellerime adeta yalvarmıştım çünkü onunla kahve içmekten çok daha fazlasını yapmaya hazır bir bedenim vardı. Cevabıma karşılık sırıttı. Gülüşünün çarpık buharı adeta yüzüme çarpıyordu.

"Görüşürüz, Tevana. Beni nerede bulabileceğini iyi biliyorsun ve numaram artık sende var."

Görüşmemeyi umuyordum. Mümkünse hormonlarımı, kadınlığımı, onun iri ellerinin benimle neler yapabileceğini unutacağım bir hastalığa yakalanana kadar.


Continue Reading

You'll Also Like

109K 12.2K 78
Reina Suzuki aşırı çalışkan bir ofis çalışanıydı... Ta ki ölüp Elerion İmparatorluğu'nun kötü şöhretli kötü kız prensesi Lavinia Devereux olarak uyan...
172K 20.7K 37
Teoman: 🤏🏻 kalmıştı Deniz kızı: Ne Teoman: Öpüşmemize diyorum 🤏🏻 kalmıştı Texting+düz yazı Enemies to lovers / slow burn
10.6M 532K 43
|| Featured FREE story with exclusive paid chapters - previously a paid story || When Haley discovers the truth behind Xavier, whose silence holds a...
228M 7M 92
When billionaire bad boy Eros meets shy, nerdy Jade, he doesn't recognize her from his past. Will they be able to look past their secrets and fall in...
Wattpad App - Unlock exclusive features