Mektup

By Nymphslibrarys

1 0 0

Bu hikaye bir öyküdür. More

öykü

1 0 0
By Nymphslibrarys

"Sevgilim,

Seni görmeyeli çok zaman oldu ama içimdeki özlem hiç azalmıyor, aksine daha da artıyor. Seni sadece bir kez gördüm ama o anı, bakışlarını, sesini ve kokunu hâlâ hatırlıyorum, hepsi yeniden gözümün önünde canlanıyor ve bu kış havasında üşüyen bedenim yeniden sana olan aşkımın ateşiyle kavruluyor. Bazen gözlerimi kapatıp kollarını hayal ediyorum -gerçi ne zaman seni hayal etmedim ki?- sanki oradaymışsın gibi. Lakin uzakta olduğunu bilmek zor geliyor, keşke şimdi yanımda olsan ve sana sarılabilsem. Günler geçiyor, ben zamanımı seninle geçirmek isterken zaman yokluğunla bile akıyor ama sensiz her şey eksik. Sana söylemek istediğim çok şey var fakat kelimeler bazen yetmiyor, sevgimi, özlemimi sana nasıl tarif edebileceğimi bilemiyorum. Sadece bil ki, seni çok özlüyorum ve ne olursa olsun, kalbimde hep aynı yerdesin.

Seni bekleyen yârin..."

Yazmayı bitirdiğim satırların ardından elimdeki kalemi ve mürekkebi masamın en uç kösesine bıraktım. Özenlice mektubu katlayarak zarfın içine yerleştirdiğimde hemen üstünü mühürleyip bilgileri yazarak sandalyemi ittim ve ayaklanarak alt kata indim. Kapıyı açarak önünde beklediğimde elbisemde asılı olan saate baktım, evet, postacı birazdan geçmeliydi. Postacıyı beklerken üstüme kar taneleri düşüyor, tüylerime tutunuyor ve vücut ısımdan dolayı eriyerek küçük bir su damlasına dönüşüyordu, esen rüzgâr ise saçlarımı savurarak enseme çarpıyor ve ürpermeme neden oluyordu. Tüylerim diken diken olana kadar bekledim, en sonunda postacı geçtiğinde mektubum ona ulaşmak için yola çıkmıştı. Kendime engel olamadan yağan karın altında bir süre bekledim, üşümemi umursamadım ne kadar çabuk hasta olan birisi olsam da, karı, kışı seviyordum lakin benim için kötüydü. Ne kadar süre durduğumu hesaplayamadan iç çekerek yeniden eve girdiğimde aslında evin dışarıya göre pek sıcak olmadığını fark etmiştim. Çıplak ayaklarımla soğuk zemine her bastığımda ses çıkarıyordu ve kapının önünde birikmiş kardan dolayı ıslanan elbisemin eteklerinin ucu bileklerime değerek ürpermeme neden oluyordu. Keşke bir an önce yanıt alabilsem diye düşündüm fakat nafileydi, beklemekten başka seçeneğim yoktu. Bunları düşünürken odama çıkmış, toparlamıştım, kendimi banyoya atarak suyun vücudumda süzülmesine izin vermiş, kendimi kirlerden arındırmıştım. Havluyla vücudumu kurularken kendimi öksürmeden alıkoyamadım. Çıktım, yeşil renginde bir elbise geçirdim üstüme, kumaşı sıcak tutacak gibiydi, saçlarımı düzgünce toplayarak ensemi açıkta bıraktım ve keten çantamı omzuma takarak evden çıktım. Dükkân uzaktaydı, yürüdüm ne kadar sürdüğünü bilmeden. Bugün yavaş yürüdüğümün farkındaydım.

Dükkâna ulaştığımda üstüm, omuzlarım ve saçlarım ıslanmış, ensem üşüyordu. Ailemden bana kalan dükkânda arka odaya ilerledim, ellerimi küçük musluktan yıkayarak dün saklamış olduğum hamuru elime aldım ve yerime oturdum. Kendi kafamdan sözler mırıldanırken hamura şekil vermeye, ortaya güzel bir eser çıkarmaya karar verdim. Dalgalı, desenli bir vazo eklemek istiyordum buranın en uç köşesine. Engel olamadığım öksürüğüm yine gün yüzüne çıktı.

Hava karardığında yorgunluğum ağırdı, dükkândan çıkarak eve yürüdüğümde hava fazlasıyla soğuk olsa da yağmur ve kar yağmıyordu, eve geçtim, yorgunluğum ve öksürmemle yemeğimi yiyerek kendimi uykunun kollarına bıraktım.

***

"Hayatımın anlamı,

Mektubunu aldım, satırlarını defalarca, her kelimeyi ezberleyinceye kadar okudum. Her okuyuşumda gözlerimi kapatıp seni gözlerimin önüne getirdim. İnan bana, ben de seni çok özlüyorum ama buradaki işler boyumu aşıyor. Kafede her şey benim elimden geçiyor, sabahın ilk ışığında açıyorum, gece herkes gittikten sonra kapatıyorum. Bazen durup "Bıraksam ne olur?" diye düşünüyorum ama biliyorum ki ortalık karışır, kimse toparlayamaz. Çalışanlar alışkın değil, müşteriler de beni arar. Bu yüzden biraz daha dayanmak zorundayım, bizim için. Özlem ne kadar içimi kemirse de geldiğimde mükemmel olacak, seni bu kadar özlememe değecek emin ol güzelim. Yine de, her yoğun günün sonunda aklıma sen düşüyorsun. Keşke oturduğum masada bir fincan kahveyi karşılıklı içebilsek. Sana anlatacağım çok şey birikti... Belki yakında anlatırım..."

Okuduğum satırları o kadar özlemiştim ki, bu kâğıt onun ellerine değmiş, onun parmakları yazmıştı her bir kelimeyi, zamanından çalarak emek vererek yazmıştı. Kaç defa okuduğumu bilmeyerek her okuduğumda farklı duygular hissettim, her okuduğumda daha da büyülendim. Bilmem kaçıncı kez okurken en sonunda derin bir nefes aldım.

Her hissettiğim ağır geliyor, sırtıma bir yük gibi biniyordu. Yorgunluk öyle ağır geliyordu ki omuzlarıma, her öksürdüğümde sanki daha da ağırlaşıyorlardı. Zoraki bir şekilde yataktan kalkarken masama oturdum, kâğıt parçasını elime aldım ardındansa kalemi elime alıp mürekkebe bandırarak yazmaya başladım:

"Bir tanem,

Mektubunu aldım. İşlerinin yoğun olduğunu anlıyorum ve umarım her şey yolunda gider. Sağlığına dikkat et."

Yazabildiklerim bu kadardı, kalemi daha fazla elimde tutacak gücüm yoktu. Bitkinlikle beceriksizce kâğıdı katlayarak zarfın içine yerleştirdim ve bilgileri yazdım, ardındansa duvarlara tutunarak dermansız bir şekilde merdivenleri indim, dış kapıya ulaşıp kapıyı araladığımda dışarının soğuk ayazı suratıma bir tokat misali vurdu, vücudum titredi, ürperdi ve zarfı duvarda asılı olan posta kutucuğuna yerleştirdim. Titreyen bedenimi zar zor eve sokarken ne kadar üşüdüğümü ve ne kadar hassas olduğumu bir kez daha fark ettim. Geçen kış da titremiş, yataklara düşmüştüm halsizlikten. Yine öyle olabileceğini düşünürken kendimi yatağa bırakmıştım ve günlerim böyle geçmeye başlamıştı. Halsiz, yorgun, sürekli öksürerek ve arada bir yükselip düşmesi uzun süren ateşimle.

***

Ta ki yeni bir cevap alana kadar. Kaç gün geçtiğinden habersizdim fakat ellerim titrerken, öksürmekten mektubu zar zor okurken gözlerim kapanıyor, oda çok sıcak gelmeye başlıyordu.

"Sevgilim,

Mektubunu okudum ama ne yalan söyleyeyim, satırlarında bambaşka bir şey hissettim bu sefer. Öncekiler gibi değildi... Sanki aceleyle, zorla yazılmış gibiydi. Beni düşündüren, hatta açıkçası içimi kemiren bu oldu. Bir şey mi oldu sana? Yoksa bana mı kızdın? Merak bile etmedin söyleyecek neler biriktirdiğimi. İşlerim ne kadar yoğun olsa da seni hissetmeden yaşamak zor geliyor ve bu son mektubunu aldığından beri fazlasıyla düşünceliyim ayrıca kötü hissediyorum. Ne değişti ne oldu da kelimelerin bu kadar soğuk geldi? Eğer bir hatam olduysa bilmek isterim, ki düzeltebileyim. Lütfen böyle soğuk olma, anlat, konuş benimle bir tanem. Lütfen bana söyle."

Okuduğum satırlar beni derinden etkilemiş, nefesimi kesmişti. Daha da titredim, gözlerimden yaşlar boşalıp yastığıma ulaşıp su birikintisi oluştururken kendime engel olamadım.

Ne kadar kötü durumda olduğumun farkındaydım, tir tir titriyor, öyle çok üşüyordum ki, ateşimin ne kadar yüksek olduğunun ve bundan dolayı ısındığımın farkındaydım. Boğazım yırtılırcasına öksürüyordum, dün gece ağzımdan kan gelmişti ve boğazımın yırtıldığının farkındaydım, ek olarak şişmişti. Bacaklarım vücudumu taşıyamazken, gözlerimi açamazken yataktan doğruldum, yatağa tutundum ve masama ilerledim ağır ağır. Sandalyeye oturduğumda hiçbir şeyi görmüyor, başım dönüyordu ve gözlerim kararıyordu. Önüme kâğıdı koyarken tir tir titredi kâğıt, sorun etmedim, kâğıdı koydum önüme. Kalemimi aldım, tutamadım ve kalem ellerimden düştü, umursamadan yeniden kalemi alamazken hiçbir yeri net göremiyordum, mürekkebe daldırmaya çalışırken bilmem kaçıncı deneyişimde ancak daldırabildim ve yazmaya çalıştım:

"Çok kötüyüm ben bir tanem, hiçbir şey yapamıyorum, sanki hayatımın sonuna gelmişim gibi hissediyorum. Sana öyle düşündürdüğüm için özür dilerim, soğuk yapmak istemedim, kendimde değilim, yazamıyorum, hissedemiyorum sanki düşünemiyorum. Kendimi kaybetmiş gibi hissediyorum. Affet beni, böyle olmasını istemezdim, seni endişelendirdiğim, üzdüğüm için özür dilerim, elimde değil bir tanem. Bu satırları nasıl yazdığımı bir bilsen, ellerim tir tir titriyor, ateşim yükselmiş, o kadar üşüyorum ki kaldıramıyorum, kat kat giyiniyorum ama ısınamıyorum, öksürükler canımı yakıyor, seni seviyorum, kendimi sana adamak istiyorum, zamanımı seninle geçirmek istiyorum bir tanem fakat hislerim artık bu yönde değil, zamanımı seninle geçirebileceğimden, hatta yaşayabileceğimden şüpheliyim."

Noktayı koyabilecek gücü kendimde bulamadım, ellerim titriyor, parmak uçlarımda hayatın giderek çekildiğini hissediyordum. Her harfi yazmak, sanki içimde kalan son damla enerjiyi çekip alıyordu. Neredeyse yarım saattir birkaç satırı yazmak için uğraşırken alnımdan süzülen terler usulca kâğıda damlamıştı mürekkebi silikleştirdi, harfleri birbirine karıştırdı. Bazı kelimeler bulanıklaştı, bazıları ise yok oldu. Sanki yazdıklarım benle birlikte siliniyordu. Kalemin elimden kaç kez düşürdüğümü sayamazken bu sefer elimden düştü ve yuvarlanarak yatağın ucuna ilerledi, onu eğilip alabilecek durumda değildim, gücüm yoktu sadece gözlerimle takip edebildim. Yorgunluk değildi sanki bu, daha derin, daha büyük bir tükenişti sanki.

Mektuba dönüp baktım. Yazdıklarım... bana ait değilmiş gibi geldi bir an. O harfler benim elimden çıkmış olamazdı. Çizgiler yamuk, satırlar eğri, bazı harfler eksik kalmıştı. Kelimeler içinden anlamları çekilmiş gibi gözüküyordu. Yazım o kadar çirkin gelmişti ki gözüme, belki de ilk kez, birinin mektubumu okumasını istemedim. Hele ki onun... Güzel şeyler yazmak isterdim. Hatırlanmak isterdim. Fakat bu satırlarda güzel hiçbir şey yoktu. Sadece yavaş yavaş sönen birinin solgun izleri vardı. Başım kaç kez düşüp kalktı, hatırlamıyordum lakin giderek ağırlaşan başımı bir ara elimle tutmaya çalışsam da bileğim dayanamayıp titredi. Sonunda kolumu masaya yasladım, başımı da koluma. Göz kapaklarım kapanmak için evet, yalvarıyordu artık. Önce bir gözüm kapandı, sonra diğeri. Gözlerimi açık tutmak istedim, biraz daha dayanmak, biraz daha yazmak... Ama ışık sönüyordu. Kalbimin attığını duyuyordum hâlâ, ama her vuruş biraz daha yavaş, biraz daha uzaktan geliyordu. Kapanan gözlerimin bir daha açılmayacağını bilmiyordum belki, ama içimde derin bir his vardı. Sanki bedenimden bir şey ayrılıyordu usulca. Sessiz, nazik bir vedayla. İçimden geçen son düşünce onun yüzüydü, kasları, gözleri, dudakları ve saçları, hepsini bir kez görmüştüm fakat unutamıyordum. Tıpkı noktası konulmamış son cümle gibi, ben de yarım kalmıştım...

***

Gemiden indiğinde, hava garip bir şekilde durgundu. Rüzgâr kıpırdamıyor, martılar bile ses çıkarmıyordu sanki. Oysa normalde, şehrin bu yakası hayat dolu olurdu. Ama şimdi, sokaklar ona yabancıydı ya da belki her şey yerli yerindeydi de, eksik olan sadece bir kişiydi. Boşluğu başka hiçbir şey dolduramıyordu.

Bir an durdu, göğsünü saran ağır düşünceyi bastırmaya çalışarak etrafa bakındı. Yüzünde yorgunluğun çizgileri, bakışlarında bir huzursuzluk vardı. İçinde kıpırdanan bir endişe, günlerdir süren sessizliğin altında başka bir anlam arıyordu. Gelmeyen mektupları düşündü, hiçbir zaman bu kadar gecikmemişti fakat bu sefer, sadece sessizlik vardı; boş ve soğuk bir sessizlik, hiçbir cümle yoktu. Elleri boş, omuzları düşük yürümeye başladı. Ayaklarının altında ezilen taşların sesi bile kısıktı, sanki dünya da onunla yas tutuyordu. Dükkânın olduğu sokağa yaklaştıkça, yavaşladı. Her adımıyla içini kemiren korku biraz daha görünür oluyordu.

Sonunda o küçük sokağın köşesinden döndü. İşte oradaydı: onun dükkânı. Ama bir şey yanlıştı.

Kapıya yaklaştı, hayır normalde bu saatlerde açık olan dükkân bugün neden kapalıydı? Kapıda toz birikmişti, değmemişti belli ki elleri haftalardır bu kapıya, ters giden bir şeyler vardı. Toz... onunla hiç bağdaştıramadığı bir şeydi bu. O, daima tertipli, daima titizdi.

Adam, birkaç adım yaklaştı. Elini uzattı ama kapıyı itmedi. Sadece orada durdu. Camın arkasından içeri baktı. Raflar aynı yerindeydi, masa aynı masa... ama ışık yoktu. Her şey hâlâ oradaydı ama yaşanmıyordu. Dükkân nefes almıyordu. Sanki içinden biri çekilmiş, yalnız kabuğu kalmış gibiydi. Bir an gözleri doldu ama hemen yutkundu. Bu kadar kolay pes edemezdi.

"Belki evindedir," dedi içinden ya da belki sadece hastaydı, evet belki bir mektup yollayacak kadar iyi hissetmiyordu kendini, düşüncelerini başından atmaya çalıştı. Adımlarını ağırlaştıran düşünceleri dükkânın arkasında bırakarak yürümeye başladı. Sokak lambalarının altından geçerek, her gece mektuplar yazdığı yârinin evinin yolunu tuttu. Ama bu sefer ki yürüyüşü farklıydı. Her adımda, içinde sessiz bir çöküş vardı. Gökyüzü grileşiyordu ve şehir nefesini tutmuştu sanki. Her şey mevsim gibi. Kalbinin içindeki ağırlık, bedeninin iki katını taşımış gibiydi ve omuzlarındaki yükün altında eziliyordu sanki. Birkaç kez duraksadı. Gitmekten korkar gibi. Ama geri dönmek de bir seçenek değildi artık.

Sokağın sonunda onun evi göründüğünde, kalbi sert bir tokat gibi çarptı göğsüne. Kapı kapalıydı, perdeler çekik. Oysa bu saatlerde her zaman açık olurdu. İçeriden ışık sızardı, o karanlığı sevmezdi. Pencerede bazen başını yasladığı yastığı görürdü. Şimdi hepsi suskundu, adamın ayak sesleri dışında hiçbir şey duyulmuyordu.

O anda fark etti: Belki de bu, sadece bir geç kalış değildi. Belki bu, artık hiçbir zaman ulaşamayacağı bir sondu. Belki de zaman onun için çoktan durmuştu ve adam, artık sadece geriye kalan sessizliğe doğru yürüyordu.

Evin kapısına ilerledi, sadece kapıya dokunduğunda kapının aralık olduğunu fark etti, içindeki endişe daha da büyürken eve girdi. Gözleri her yerde oyalanırken evin yaşamdan yoksul olduğunu fark etti, ışığı açma gereği duymadan üst kata çıktı ağır ağır.

Sonunda onun odasının önündeydi, kapı açıktı ve gördükleri dehşet vericiydi, yatak darmadağınık, ev gibi oda da toz içindeydi ve kâğıtlar yerlerdeydi, ilerledi, eline aldı yerdekileri, birisi onun son yazdığı mektup, diğeri ise bazı kelimeleri bulanıklaşmış bir mektuptu, yazı stili farklıydı, kaşları çatıldı. Okumaya başladı her bir satırı, her okumasında daha da göğüs kafesi daraldı, inanmak istemedi, bunu onun yazmış olduğuna inanmak istemedi, kendini avuttu. Bu titrek el yazısı, ıslak el yazısı onun muydu? Gözünden engel olamadığı bir damla yaş düştü son cümleye gelip bir nokta bile koyulmadığını fark ettiğinde, vücudundaki tüm güç çekildi ayakta duramadı, kendini yatağın üzerine bıraktığında başını ellerinin arasına aldı. İçinden bir haykırış koptu, ama sesi çıkmadı. Sessizlikle yankılandı odada. Boğuluyordu ama nefes alıyordu. Yaşıyordu ama paramparçaydı. O an, gerçekten ne anlama geldiğini anladı: geç kalmak.

Kapı gıcırdadı, bir kadının sesi duyuldu ardından, temkinli ama sert bir sesle "Siz kimsiniz?" dedi. Adam irkildi, gözleriyle kadını aradı. Orta yaşlı, solgun yüzlü bir kadındı. Gözlerinde tanıdığı bir hüzün vardı. Sessizlik içinde ayağa kalktı, sesi çatallaşmıştı:

"Ben, ben onun..." ne diyeceğini bilemedi. "Nerede şimdi? Lütfen, bir şey söyleyin." diyebildi.

Kadının gözleri bir an için yere kaydı. Eliyle boğazını sıktı, sanki kelimeler boğazına takılmıştı. Sonra derin bir nefes aldı.

"Geç kaldınız." dedi. Sesi çatlamıştı. "Onu bu odada... masanın başında bulduk. O mektubu yazarken... oracıkta..." Cümle yarıda kaldı. Daha fazlasını söylemesine gerek yoktu. Adam, bir adım geri attı. Başını yavaşça çevirdi. Masaya baktı. Gözleri yerdeki mürekkep lekelerine takıldı. Sanki hâlâ oradaydı. Başını yana eğmiş, kalemi titreyen eliyle tutuyor, son cümleyi tamamlamaya çalışıyordu. Ama zaman, kalemden önce durdurmuştu onu.

O an, adam anladı. Bu bir unutuluş değildi. Bu bir terk ediş değildi. Bu, bir vedaydı. Sessiz, eksik, yarım kalan bir veda ve artık yapılacak tek şey kalmıştı: vedanın noktasını koymak.

***

Adam o gece, kadının bıraktığı mektubun başına oturdu. Son cümlesine bir nokta koymadı, koyamadı. O mektubu olduğu gibi cebine yerleştirdi. Çünkü bazı cümlelerin sonu bir insanın nefesiyle biterdi, bir noktayla değil.

Ve bazı hikâyeler, hiç tamamlanmamak için yazılırdı.

İşte bu da onlardan biriydi.

SON

Continue Reading

You'll Also Like

2.4M 114K 44
BU9012BC On dokuz yaşında, hayatı yalanlarla süslü, güzel, zeki ve cesur bir genç kız. Ettiği intikam yemininin esiri, etrafına korku salan, güçlü ve...
349K 20.5K 29
Akif abi: çocuk musun Ayperi? Siz: evet? Siz: off Akif abi, Siz: tamam anladık en kıskanç sensin Siz: sal artık beni ve çevremdeki erkekleri
46.7M 1.1M 59
Bölümler düzenlenmiş hâliyle yeniden paylaşılıyor. (Final dahil bütün bölümler eklenecektir.)
661K 17.2K 9
"Eğer peşinden gelirsem geri dönemeyeceğimi söylemiştin bana," dediğinde sesi titriyordu. "O gün seni dinlemeliydim."
Wattpad App - Unlock exclusive features