CHUZAİ FANFİC

By SakatAliRizaHanim

6 1 0

"Chuuya gitme!" diye bağırdı O arkamdan. Dinlemedim. Bu sefer aynı şeyler yaşanmayacaktı. Gözümden akan yaşla... More

Bölüm 1

6 1 0
By SakatAliRizaHanim

Bu benim yazdığım ilk fanfic. Öylesine izlediğim animelere kafamda sahneler kuruyordum. Boş zamanımda da yazıya dökmek istedim. Sonra bu çıktı. Umarım seversiniz aşkiletlarım. Oy verirsenizde çok mutlu olurumm😝 Neyse şimdi bizim sapsiklerin didismelerine gecelim....

---------------------------------

Chuuya Nakahara'dan

Ormandaki taşlar çıplak ayaklarıma batarken durmadan koşuyordum. Neyden, kimden kaçıyordum, nereye gidiyordum bilmiyordum fakat amansızca koşuyordum sadece. Üzerimdeki hırkamı bir dal parçası sıyırarak yırtarken takılmıştım. Ellerim titreyerek onu daldan kurtarmaya çalışırken duyduğum sesle tüm bedenim titredi. Bir hayvan hırlaması gibiydi. Ellerim titremeye devam ederken en sonunda hırkamı kurtardım ve koşmaya devam ettim. Hızlanmaya başlarken ayağım bir ağaç köküne takıldı ve yere serildim. Hızla toparlanmaya çalışırken etimin tenimden ayrıldığını hissettiğimde acıyla haykırdım.

Nefes nefese, ter içinde yatağımda kıvranıp dururken uykunun esiri olmaktan çıktım. Derin derin nefesler alamaya çalışırken hala o aptal rüyanın –daha doğru kabusun- etkisindeydim. Yatakta yarı oturur bir pozisyona geldim. Üstümde herhangi bir şey olmamasın rağmen çıplak göğüs kafesim ter yüzünde parlıyordu.

En sonunda rüyanın etkisinden kurtulduğumda homurdanarak yataktan çıktım. Odam fazla büyük şeylerden ve gereksiz olanlardan nefret ederim. Özellikle o Dazai denilen piçten...Tanrım, sabah sabah onu aklıma getirmemeliydim. Keyfim dahada kaçarken dolabımdaki aynamda kendimle karşılaştım. Kabarık, dağınık turuncu saçlar, şişmiş mavi gözler, siyah renkli şortum bacaklarımın üst kısmına kadar gelmişti. Bu halime dahada sinirlenirken dudaklarımın arasında küfür fırladı.

"Hay sıçayım..."

Sesim oldukça kalın ve pütürlüydü. Sinir katsayım giderek artarken bunu önlemek için odamdan çıkıp banyoma doğru ilerledim. Hızlı bir duş alıp Mafia'ya gitmek için giyindim. Her zamanki kıyafetlerimi giyindikten sonra saçlarımı salaş bir şekilde toplayıp o halde bıraktım. Üzerimi giyindikten sonra hızla mutfağa uğrayıp önceden hazırladığım sandviç ve bir şarap açıp yedim.

Normalde hazır gıda tipi şeyleri hiç sevmezdim, ancak yoğun bir zamandan geçtiğim için kendi hazırladığım şeyleri yiyordum. Yemeğim bitince kadehimi lavaboya bırakıp elimi yıkadım. Evdeki işlerim bitince yanıma telefonumu ve motorumun anahtarını aldıktan sonra hızla evden çıktım. Motoruma atlayıp tam çalıştıracakken telefonum çaldı. Arayan Boss'tu.

"Boss?" dedim telefonu açar açmaz.

"Chuuya-kun, nasılsın?" dedi sakin bir sesle. Arkadan ise bir kız çocuğu sesleri geliyordu. Sanırım Elise-chan Boss'u uğraştırıyordu.

"Teşekkür ederim Boss, siz?" dedim sorusuna cevap vermeden.

"Aynı şekilde...Elise-chan! Lütfen durur musu...?" dedi arka planda birisiyle konuşurken. Koşuşturma sesleri geldi bir süre. Sonra ince bir kız çocuğu sesi. "Hentai Mori! İstemiyorum giymek, yeter bu kadar!"

"Elise-chan, önemli bir konuşmadayım. Hem bu son kıyafet lütfen giy!" dedi Boss. Telefon hala açıkken bende aynı zamanda bugünkü işlerimi düşünüyordum. Takasekai ile gerçekleştirdiğimiz mücevher kaçakçılığından iyi kazanıyordu her iki tarafta. Bundan dolayı tekrar anlaşmayı yenilemeyi planlıyorlardı. Büyük ihtimalle bir elçi göndererek şartları anlatacaklardı.

"Chuuya-kun? Hala hatta mısın?" dedi Boss bir kaç dakika sonra, beni düşüncelerden çıkararak.

"Evet Boss."

"Güzel, şirkete geldin mi? Yani neredesin?" dedi arkadan gelen çay karıştırma sesiyle. Sanırım çay içiyordu.

"Hayır Boss. Siz aramadan hemen önce yola çıkacaktım." Duraksadım. "Bir sorun mu var?"

"Hayır hayır. Sadece senden bir ricam olacaktı." dedi.

Motorda dikeldim. "Dinliyorum Boss." Büyük ihtimalle, gelecek hafta yeni bir ticaret için yurt dışına gitmemi isteyecekti.

"Dazai-kun hala şirkette değil. Sanırım uyuyakaldı. Gelirken onuda yanında getir lütfen. Siz ikiniz için önemli bir görevim var."

Anlamadım?

Anlık geçirdiğim şokla bedenim kaskatı kesildi. Dazai, uyanamamıştı ve Boss benden onu almamı mı istiyordu? Hayır, hala siktiğimin rüyasındaydım kesinlikle!

"Dazai'yi, alayım ben evinden. Öyle mi Boss?" dedim tutuk bir sesle.

"Ah, evet. Bir sorun mu var Chuuya-kun?" dedi şaşkın bir sesle.

"Hay...Hayır, ne sorunu olacak ki?" Sonra ağzımın içinde mırıldandım. Sorun direkt o piç Dazai'ydi!

"Pekala, siz şirkete geçersiniz. Şimdi kapatmam gerek. İyi günler Chuuya-kun." dedi Boss konuyu kapatarak.

"Elbette Boss. Size de iyi günler." dedim dişlerimin arasından. Telefon kapandığında ellerimin arasında telefon ezilmişti. Bir de yeni telefon almakla uğraşacaktım!

Sikerim lan!

Kaskımı hızla başıma geçirip motorumu çalıştırdım. Öfkeli nefesler alıp verirken yeteneğimi kullandığımın farkında bile değildim. Motor saniyeler içerisinde 200 ile gitmeye başlamıştı bile. Bu hızla ilerlerken, evime çok uzak olmayan limana varmıştım bile. Hızımı düşürüp o piçin kaldığı yere doğru ilerlemeye devam ettim.

Burnumdan soluyarak, haritalarda bile bulunmayan o izbe yere gelmiştim. Piç herif, tam manyak olduğu için paslı bir konteynerin içinde yaşıyordu! Etrafı tamamen bubi tuzakları ve mayınlarla kaplıydı. Homurdanarak ilerlemeye basladığımda ayaklarım yere değmiyordu. Bu mayınların yerini sadece Dazai biliyor, ve sorunsuz ilerleyebilecek tek kişi oydu. Bir keresinde ona sormuştum, bana anlatmıştı fakat çok karmaşıktı. Anlatırken sonuna geldiğimde başını unutmuştum bile. Ondan dolayı gücümü kullanarak geçiyordum. Kesinlikle herkesin güçlere sahip olması gerekti.

Sonunda konteynerin merdivenlerine geldiğimde hiç bir şekilde beklemeden kapıya hızla bir tekme geçirdiğimde kapı öne doğru savrularak yerinden çıkmıştı. Büyük bir gürültüyle konteynere girdiğimde, köşedeki yatakta o piçi kulaklıklarıyla yatarken gördüm.

Cidden mi?

Büyük ihtimalle az önceki gürültüyü duymuştu fakat kılını bile kıpırdatmadı. Daha da sinirlenirken, gücüm yine devreye girmişti. Herhangi bir durdurma girişimine girmeden, hızla yatağa doğru ilerledim. Üzerindeki beyaz kimonoyla, hafifçe gevşemiş bandajları belli oluyordu. Sinir katsayım artarken, yatağın dibine girip yakasını yakaladığım gibi onu kaldırdım yataktan.

"Seni gidi Bandaj İsrafı! Boss bizi şirkette beklerken sen burada keyif sürüyorsun ha!" dedim sinirden titrerken. Onu hala havada tutuyordum.

Dazai kulaklığının yere düşmesiyle sonunda gözlerini açıp bana baktı. Diğer gözünde bandaj yoktu bugün. Beni umursamadan kollarını iki yana açıp gerindi. Sonra uykulu bir sesle konuştu: "Rüyam da intihar ettiğim harikalar diyarından, bu köpekçiğin olduğu bir diyara, ha? Ne kadar da iğrenç..."

Sinirim daha da artarken dişlerimi sıktım. Onu hızla konteynerin içine doğru fırlattıktan sonra arkamı döndüm.

"Boss şirkette ikimizi bekliyor ve ben şuan orada olmak yerine senin kıçını toplamak zorundayım! Çabucak giyin şu üzerini, 2 dakika içerisinde kapıda olmazsan seni motorun arkasına bağlayarak yere sürte sürte götürürüm şirkete! Anladın mı lan beni Lağım Faresi?!" dedim dişlerimin arasından.

"Sana da günaydın Chuuya..." demişti arkamdan mırıldanarak. Onu umursamadan hızla zorla açtığım kapıdan çıktım. Yer çekimini kullanarak kapıyı tekrar yerine yerleştirdim.

Motoruma doğru yine gücümü kullanarak ilerledikten sonra, gücümü kapatmadan bir sigara yaktım. Sigaranın dumanı havaya yavaş yavaş süzülürken, içimdeki huzursuzluk hissi büyüyordu. Sigaranın kokusu burnuma çalınırken güneş ışığı yüzüme vuruyordu. Gözlerim kısılırken yine düşüncelere dalmıştım.

Omzuma değen el, beni düşüncelerden çıkardı. Arkama baktığımda Dazai'yi siyah ceketinin içinde bana ciddi bir şekilde bakarken gördüm. Tek gözü kapalıydı az öncekinin aksine. Omzumdaki eli yerini korurken yüzlerimiz arasındaki mesafe azalmıştı. Sigaradan çektiğim nefesi yavaşça verirken bir kısmı yüzüne gelmişti. Onunda gözleri kısılırken, bakışları yinede benim üzerimdeydi.

En sonunda bakışlarımızı ayıran bendim. Omzumdaki elini sertçe ittirerek çektiğimde derin bir nefesini işittim fakat umursamadım. Motorun yaslandığım yerinden ayrılıp hızla üzerine atladığımda direkt motoru çalıştırdım. Arkamdaki ağırlık artınca bindiğini anladım. Motorun ayaklığını kaldırıp hızla gaza bastım. Hızlıca araziden çıkarken belimde hissettiğim kollar dahada gerilmeme sebep olmuştu. Tüylerim dikleşirken iyice ağırlık arttı belimdeki.

Neyse ki bu saçmalıktan hızla kurtulmuştum. Port Mafia'nın siyah gökdelenlerinin önüne geldiğimizde ağırlık benden uzaklaşmıştı. Derin bir nefes verdikten sonra yanıma gelen görevliye motoru verdikten sonra şapkamı düzeltip ilerlemeye başladım. Aynı zamanda beni gören herkes eğilerek selam veriyordu. Bense hafifçe şapkamı önüme doğru indiriyordum sadece. Binanın içinde ilerlerken önümde Dazai vardı. Ona da selam veriyordu herkes, fakat o kibirli bir piç gibi –ki öyle- umursamadan ilerliyordu.

Kalkık göt.

Sonunda asansörlere vardığımızda hemen en soldaki asansörün önüne geçtik. Bu asansör 5 Lider için özellikle ayrılmış, Boss'un katına tam erişim sağlayan koridorlardan geçen asansördü. Diğer asansörlerin çıktığı koridorlar sadece Boss ve Liderlerin odasına erişim sağlıyordu. Diğer önemli şeylerin saklandığı odalara sadece Liderlerin ve Boss'un erişimi vardı.

Asansöre Port Mafia kimliklerimizi okuttuğumuzda kapı açılmıştı. İkimizde adım atıp, asansöre bindiğimizde kapı kapanmış. Yavaşça en üst kata çıkmaya başlamıştı. İkimizde sessizlik içinde dururken bunu bozan Dazai oldu. "Sana da...bugün bir şeyler yanlış geliyor mu Chuuya?" dedi mırıldanarak.

Ellerimi ceplerime yerleştirdim. "Bir şeyler var. Hem de çok fena. Bu kadar sakin başlayan bir gün olmayalı kaç yıl oldu? Üç, dört?" dedim bende. İçimdeki huzursuzluk o kadar artmıştı ki, vücuduma nikotin bile iyi gelmeyecekti.

Derin bir nefes verdi. "Kendini hazırla köpekçik. Büyük bir savaşın ortasında bile olabiliriz." dedi. Aynı zamanda asansörün kapıları açılmıştı.

Bana köpekçik demesiyle az önceki sinirim yerini aldı. Açılan kapının önünde duran piçe hızlı bir tekme attığımda öne doğru savrularak Boss'un kapısına yapışmıştı. "Seni piç! Ne köpeğinden bahsediyorsun sen!" dedim hırıldayarak.

1-0

Dazai inleyerek savrulduğu yerden doğrulmaya çalıştı. "O iddiayı benim kazandığımı unutma Cüce!" dedi oradan bağırarak.

Hızla öne doğru atılarak gücümü saldım. Tüm gücümü kullanarak yumruk atacaktım ki, yumruğumu yakaladığı gibi kendi gücünü kullanarak gücümü sıfırladı.

1-1

Beni hızla öne doğru itelerken, üzerimden takla atarak atlamıştı. Hızla gerime doğru döndüm. Üzerinde ki ceketini savurarak kenara atmıştı. Dağınık saçları arasından bana bakarken derin nefesler veriyordu.

"Piç herif! O gün makineye içecek döktüğünü bilmediğimi sanma!" dedim yükselerek. Şapkam gözlerimin önüne düşmüştü. Onu hızla başımdan çıkardıktan sonra Dazai'nin ceketinin üzerine savurdum.

"Kanıtın var mı? O gün benim döktüğüme nasıl emin olabilirsin? Anla artık ben seni yendim!" dedi bağırarak.

Gücümü kullanarak kendimi havalandırarak üzerine doğru atıldım. Eğilerek Boss'un kapısına doğru koştu. Hızla ona yetişirken yer çekimi gücümü tamamen bacaklarıma salgılayarak ona bir tekme savurdum. Tam kapıya yapışmış haldeyken yüzünde alaycı bir sırıtış vardı. Ben daha ne olduğunu anlayamadan kapı hızla açılmış, Dazai geriye doğru düşerken bende onun üzerine düşmüştüm.

2-2

Hızla kendimi yana atarken nefes nefese kaldım. Dazai de nefeslenirken gülmeye başladı. O gülerken ben de kendime engel olamadım ve gülmeye başladım. Gözlerim kapanırken içten gelen koca bir kahkaha attım. İkimizin gülüş sesleri Boss'un odasında yükseliyordu.

Bekle bir saniye, Boss'un odası mı?

Gözlerim büyürken hızla gülüşüm silinmişti. Kendimi öne doğru atarak kalktım hemen. Odaya doğru döndüğümde Dazai'nin hala yerde yüzünde bir sırıtışla durduğunu gördüm. Mavi gözlerim Boss'u ararken koltuğunda bize baktığını görünce yutkundum. Ayağımın kenarıyla Dazai'nin kaburgalarını dürtmeye başladım. Tepki vermedi, aksine hala aynı şekilde durmaya devam etti. Sinirlerim katlanırken sertçe vurdum.

"Aptal, Boss bize bakıyor. Kalk!" dedim dişlerimin arasından hırlayarak.

Dazai hala yerde keyif sürerken, onu yer çekimi gücümle kaldırdım zorla. Homurdanarak ayaklanırken, Boss'un sesi yükseldi odada bu sefer.

"Siz çocuklar, sonunda iyi anlaşmaya başlamışsınız sanırım." dedi her zamanki sakin sesiyle.

İkimiz de aynı anda, "Ha?" derken bakışlarımız birbirine dönmüştü. Sonra tekrar Boss'a baktığımızda dirseklerini masaya yaslamış, ellerini çenesinin altına koymuş bir şekilde yarım ve soğuk sırıtışının her zamanki gibi yüzünde olduğunu gördük.

"Beni bu yarım akıllı yer cücesiyle aynı kefeye koyman kalbimi çok kırdı Boss." dedi Dazai.

"Seni velet..." diyemeden cümlemi Boss'un otoriter sesi böldü. Az önceki soğuk ve mizahi hali bir anda otoriteye bırakmıştı yerini.

"Kavganızı başka zaman yaparsınız Dazai-kun, Chuuya-kun." dedikten sonra önündeki dosyayı tok bir sesle kapattı. "Çünkü buna zamanınız uzun bir süre boyunca olmayacak. Yaklaşık 22 saat önce, kimliği bilinmeyen ünlü bir iş insanın ölümüyle yer altı çalkalandı. Bilirsiniz ki bizim dünyamızda ölümler oldukça normaldir. Lakin bu adam öldükten sonra arkasında koca bir servet bıraktı." Koltuğunda ağır hareketlerle ayaklandı. "500 milyar yenlik bir fon, şuan sahipsiz bir şekilde yer altı dünyasında. Bu dedikoduyu duyan tüm, irili ufaklı çeteler, yurt dışı kayıtlı mafyalar, düzensiz örgütler bu fonun peşine düştü."

Boss, ağır adımlarla masasının arkasındaki devasa cama doğru yürüdü. Elleri arkasında birleşmiş, gözleri güneşin altında parıldayan Yokohama limanına dikilmişti. "Bu sadece bir para yarışı değil," diye devam etti, sesi odada buz gibi bir yankı bıraktı. "Bu, Yokohama gecelerinin mutlak hakimiyetini belirleyecek topyekün bir savaşın başlangıcı. Diğer organizasyonların bu fonu ele geçirerek güçlenmesi, Port Mafia'nın bu şehirdeki sonu demektir."

Tüylerim dikelirken, Port Mafia'nın bir cümle içerisinde bile sonunun denmesi beni tedirgin ediyordu. Fakat Boss devam etti. Arkasını dönüp doğrudan ikimize baktı. Gözlerindeki o tekinsiz parıltı, zihninde her şeyi çoktan planladığını gösteriyordu. "Şehir henüz kan gölüne dönmeden, büyük ordular sahaya inmeden önce bu fonun izini bulup Port Mafia adına güvenceye alacaksınız. İlk görev yeriniz limandaki 4 numaralı hangar. Fonun ilk ipuçlarını taşıyan bir çete orada üstlenmiş durumda."

"Tatilimin sonu geldi ha? Acısız bir şekilde intihar etmeden geçirdiğim kaçıncı tatil oldu bu? Moralim daha da bozuldu..." dedi Dazai o ciddi havayı bozarak.

Dişlerimi sıktım fakat konuşmadım. Onun yerine Mori-san nazik bir ifadeyle cevap verdi. "Meraklanma Dazai-kun, bu görevden sonra dinlemeniz için ikinizi birlikte tatile göndermeyi planlıyorum." dediğinde resmen kanım dondu. Göz bebeklerim büyürken, dudaklarımın arasında bir öğürme sesi çıkmıştı. Bakışlar bana dönerken, şaşkınlığımı bir kenara bıraktım.

"Çok pardon, kulaklarım yanlış duydu sanırım. Bu bandaj israfıyla birlikte tatile mi gideceğiz dediniz Boss? Umarım dememişsinizdir de ben yanlış duymuşumdur." dedim iğrenmiş bir sesle. Kesinlikle Dazai ile aptalca bir tatile gitmeyecektim.

"Mori-san..." dedi Dazai benden sonra, sesini sanki bir cenazedeymiş gibi iyice incelterek. "Beni ödüllendirmek mi istiyorsun, yoksa Port Mafia'dan istifa etmem için psikolojik işkence mi uyguluyorsun? Chuuya ile tatile gitmek mi? Düşüncesi bile midemi bulandırıyor. Onun yerine beni doğrudan Yokohama Limanı'nın en derin yerine, ayaklarıma beton dökerek fırlatmanı tercih ederim. En azından orada bu köpekçiğin havlayan sesini duymam..."

"Kimmiş lan köpekçik!? Ayrıca merak etme, ben de senin o sargı bezleriyle kaplı sıska vücudunu güneş kremi sürerken görmek için can atmıyorum!" diye kükredim, sabrımın son kırıntılarını da tüketerek.

Mori-san hafifçe kıkırdadı, keyfi iyice yerine gelmişti. "Pekala, tatil planlarını sağ salim döndüğünüz zamana bırakalım. Şimdi, göreviniz sizi bekler Soukoku." dedi gizemli bir sesle.

Soukoku mu?

İkimiz de burnumuzdan soluyarak dışarı çıktığımızda asansöre kadar birbirimize hiç bakmadan ilerledik. Aynı zamanda yerden şapkamı almıştım. Asansör bulunduğumuz kata geldiğinde hızla bindik. O giriş katın düğmesine basarken ben aynaya yaslanmış bir şekilde düşünüyordum. Bakışlarının benim üstümde olduğunu hissedince ona döndüm. Başımı 'Ne var?' dercesine salladıktan sonra göz devirerek ondan kaçındım.

"Sence...Soukoku ne demek?" dedim mırıldanarak.

Dazai hafifçe burnundan güldü. "Emin ol ikimizinde istemeyeceği bir şey."

Bakışlarını ona çeviren bu sefer bendim. "Derken neyi kast ediyorsun?" dedim ona ters ters bakarak.

Asansörün kapıları açıldığında alaycı bir gülümsemeyle, elleri cebindeyken ilerledi. "Daha fazla görüşeceğiz gibi köpek-" diyemeden ona attığım yumrukla hızla etrafta koşuşturan çalışanların içine doğru savruldu. Kafasını çarpacağını fark ettiğimde yakınında olmama rağmen gücümü kullanarak kafasını korudum.

Sonuçta işe yarar tek yeri orasıydı değil mi?

Herkes aniden ortalarına savrulan Dazai ile büyük bir şok yaşarken, ben sakince şapkamı çıkarıp yan tarafımda duran birine uzattım.

"Eğer ona bir tek toz tanesi bile gelirse kork benden." dedim adama bakmadan. Adamın başını hızlı hızlı salladığını hissettim. Derin bir sessizlik hakimken insanlar Dazai'ye yardım etmeye çalışıyorlardı.

"Dazai-san iyi misiniz?" veya "Dazai-san lütfen kalkın." gibi konuşmalar havada uçuşuyordu.

Dazai hala yerde yatarken aniden yüksek sesle gülmeye başladı. Kahkahalarla gülerken tekrardan aniden kahkahası silindi ve hızla ayaklandı. Ona yardım etmeye çalışan diğer alt rütbelerin elini sertçe ittirerek gözünün önünden çekti. İfadesiz bir şekilde bana bakıyordu fakat gözlerinin içerisinde patlayan volkansa beni yakıyordu.

"Chuuya, Chuuya...Kibarlık nedir bilmez misin sen? Onca insanın arasında hiç böyle şeyler..." dedikten sonra dilini şaklatarak 'Cıkladı'. "Küçük bir köpek gibi sadece havlıyorsun, yaptığın tek şey bu. Söylesene bir gün gerçekten bana zarar verebilecek misin?" derken zarif adımlarla bana doğru ilerlemeye başladı. Onu tanımasam sadece laf sokacağını düşünürdüm.

Tüm Port Mafia bize bakıyordu. Herkes nefesini tutmuştu, benim diyeceğimi bekliyorlardı. Veya fiziksel saldırımı. Fakat onların düşündüğü hiçbir şeyi yapmadım.

Dazai sakince yürümeye devam ederken en sonunda karşımda aramızda az bir mesafe varken durdu. Yüzündeki ifadesizlik maskesini öyle iyi kuşanmıştı ki ne düşündüğünü tahmin bile edemez olmuştum. Koyu kahve gözleri, ruhumun en derinine bakıyor; içimdeki o kontrol edilemez canavarı görüyordu sanki.

Dediklerinin hepsinde haklıydı, kabul etmek istemesem de. Beni savunmasız bırakabilecek tek kişi oydu. Gücüm ona değdiği an devre dışı kalacaktı her zaman. Bu değişemezdi. Fakat onun sandığının aksine ben sadece gücümden ibaret değildim. Ben gücüm olmaksızın bile, en büyük dövüş ustalarını yenebilecek yetenekteydim.

Öfkeli bakışlarım, yerini soğuk bir sırıtışa bıraktı. Onun gibi yüzüme ifadesizliği zırh gibi çektim. Sesimi sadece ikimizin duyabileceği bir desibelde tutarak konuştum.

"Sana gerçekten zarar vermek istesem bunu yapacağımı biliyorsun Dazai. Şu boktan ortaklığımız yüzünden seni o iğrenç suratında bir iz bırakamıyorum. Fakat bunu daha farklı şekilde yapacağım elbet bir zaman." dedim tıslayarak. "Bir gün o kadar büyük bir gaflet içinde bulunacaksın ki benim attığım en sert yumruklardan bile sancılı olacak. Ve o gafletin baş yaratanı olacağıma seni temin ederim Dazai. O gafletin içerisinde tek başına debelenip duracaksın, kimse sana yardımcı olmayacak." dedim küçük bir duraksamayla. Ayrıca da Dazai'nin yüzündeki ifadesizlik her geçen cümlemle eriyordu. "Küçük bir velet gibi. Söylesene Osamu Dazai çocukluğunda da böyle debelendin mi? Kimsesiz bir şekilde?"

Cümlelerimi tamamladıktan sonra omzuna sertçe çarparak binanın çıkışına doğru, arkama bir daha bakmadan, hızlı adımlarla ilerlemeye başladım. Kapıdan çıkacakken onun yüksek, dayanılmaz bir sinir içeren, soğuk sesini duydum.

"Asıl sen söyle Nakahara Chuuya? Bir insan olup olmadığından emin bile değilken beni çocukluğumu sorgulamayı kendinde nasıl hak gördüğünü?"

-------------------------------

Bölümü beğendiniz mii? Benim için yorumlarınız çok önemli. Yıldız vermeyi unutmayın ki daha çok shipper toplayalım aşklarım. Önerileriniz varsa yorumlarda belirtin bu arada. Canımsınız🌹 Adiossss

------------------------------

Bölüm boyunca bizimkiler;

Yokohamaya kar yağmıştır;

Gelecek bölüm bizimkiler;

Continue Reading

You'll Also Like

46.7M 1.1M 59
Bölümler düzenlenmiş hâliyle yeniden paylaşılıyor. (Final dahil bütün bölümler eklenecektir.)
78.5K 10.2K 39
böyle dünya tüm bildiklerinle dönüp duruyor da dönerken bir benim büyüdüğümü bilmiyorsun. texting
169K 19.2K 35
[🍓🍭​] ✮⁀➷♡⋆·˚ tk' Yirmi iki yaşında olan tıp öğrencisi Kim Taehyung, on sekiz yaşındaki liseli bir öğrenciye gönlünü kaptırmıştı. !slowburn! semet...
Wattpad App - Unlock exclusive features