written rivals...

By vincentinblue

221 21 12

•fazla kusursuzsun seni darmadağın etmek paramparça görmek istiyorum. More

epsoide 2: yanlış rol, yanlış insanlar
epsoide 3: tüm dünyada hit
epsoide 4: başrol toplantısı
epsoide 5: benim kadar deli
epsoide 6: iki oğlan başrol
epsoide 7: öp ya da dağıt

epsoide 1: spot ışıkları altında

85 5 1
By vincentinblue

South Korea, Aurora Grand Hall.
"Spot ışıkları altında herkes rol yapar."

⭐️

Seoul'de bu akşam büyük bir rekabet vardı.

Şehrin bu yanı, büyük bir disko topu gibi kırılmış ışıklarla doluydu. Yükselen çığlıklar, akıl almaz bir kalabalık, her yerde flaşları patlayan kameralar ve onları en önemli şeyleriymiş gibi doğru kişiye yöneltmeye çalışan kameramanlar, kalbi neredeyse ağızlarında atan bir çok hayran ve fazlasıyla önemli iş adamları.

Blue Carpet Ödülleri bu yıl Seoul'un en prestijli etkinlik mekanlarından biri olan Aurora Grand Hall'da düzenleniyordu. Binanın önünde yüzlerce hayran tek bir beklentiyle toplanmıştı. Kamera flaşları geceyi gündüze çeviriyor, gökyüzündeki dolunayın rolünü çalıyordu.

"Hadi! Canlı yayını açacağız!"

Tek bir cümleyle kırmızı halının yanlarında doluşan tüm kameralar avına hazırlanmış, tüm hayranlar büyük bir sessizliğe bürünmüş, herkes dakikalarca nefeslerini tutmuştu. Gözler tek bir yerdeydi. Merdivenlerin en başından, kırmızı halının en başına doğru topuklularıyla ve o göz alıcı saten kırmızı elbisesiyle, görünüşünün aksine hiçte zarif durmayan koşturmasıyla tanınan o kadın herkesi güldürmeyi şimdiden başarıyordu.

"Geç kalıyoruz Sera! Acele et de şu koşmaktan bozulan kabarık saçlarını düzelt ve şu lanet canlı yayına girmeye başla!"

"Bana bir dakika ver," derken içindeki heyecan topunu şimdiden hissediyordu Sera. O bir magazin bombasıydı ve bunun farkında olan bir kadındı. Düşen elbisesinin askılarını düzeltmiş, zarif parmaklarını bir kaç kere sarı saç tutamlarında gezdirip onların koşmaktan kabarmış tellerini dizginlemiş ve gözlerini kapatıp son bir derin nefes alıp vermişti. "Tamam hazırım."

Ve işte ortalıkta yeniden çığlıklar kopmuştu. Çünkü kamera kayda girmiş, ülkenin her yerine haber salmaya başlamıştı ve tüm hayranlar canlı yayında çığlık seslerinin yeterince duyulmayacağından korkar hale gelmişti bile. Kamera önce kırmızı halının kenarındaki flaşlarda, ardından kalabalıkta, sonra uzayıp giden kırmızı halıda süzülürken en sonunda kırmızı elbiseli kadının ihtişamında sabitlenmiş, bu geceye hazır hale gelmişti. Bomba patlamaya çok hazırdı.

"Bu çığlıklar Güney Kore'nin sıkıcı aşk hikayelerinden çok rekabeti sevdiğinin canlı kanıtı. Sizce de öyle değil mi? Bence öyle," derken kameraya doğru sinsi bir bakış atmıştı. Cilveli bir şekilde alt dudağını ısırdığında kameraya bir göz kırpmış ve sonunda o istenen girişi herkese vermişti. "Herkese merhaba Seoul ben Lee Sera ve biz StarLine News magazin!"

Sera'nın meşhur girişinin ardından büyük havaifişekler patlamış, kulakları sağır edecek derecede destekleyici sesler yükselmiş ve kırmızı halının her yerinde ışıklar patlamıştı.

"Bugün büyük bir rekabetin içerisindeyiz sevgili hayranlar, siz ve bir hayran sayılan ben eminim ki gecenin başlangıcı için çok heyecanlıyız. Bu rekabet sanıldığı gibi öylesine bir şey değil ve bunu siz de en az benim kadar iyi biliyorsunuz. Blue Carpet Awards ödüllerinde bugün En İyi Erkek Oyuncu Ödülü için güçlü bir aday ismimiz var. Pardon, pardon... Güçlü iki aday ismimiz var demek istemiştim!"

Lee Sera'nın cilveli ve neyi nasıl sunacağını bilen güçlü sesinin ardından büyük siyah araba kırmızı halının girişine doğru geldiğinde flaşlar çoktan tam olarak o noktaya doğru patlamaya başlamış, canlı yayın kamerası ihtişamlı kadını arkasında bırakarak bu görüntüye odaklanmıştı. Şoför oturduğu koltuktan aşağıya inip arabanın etrafında smokiniyle tur attığında tam arka kapının önünde durmuş ve saygıyla kapıyı açmıştı.

Açılan kapının ardından önce yere değen ihtişamlı ayakkabılar, sonrasında ise onu takip eden jilet gibi bir kumaş pantalon ve sıkı bacaklar gözükmüştü. En sonunda tüm kalabalığı kendi hayranlığına bırakacak o beden tamamen arabanın içinden indiğinde herkes bayılacak gibi hissediyordu. Kırmızı halının en başında şimdi o görkemiyle kim mi duruyordu?

"Ve şimdi... Bu yılın en iyi erkek oyuncusu adaylarından biri... Kim Taehyung!"

Kameralar hızla çekim yapıyorken Kim Taehyung görkemiyle kırmızı halıda süzülüyordu. Tüm bedenini diğer bir deri gibi saran ve üstüne tam anlamıyla oturup tüm hatlarını belli eden koyu gri tonundaki süit takımı dillere destandı. Kumaş pantolon üzerinde süzülüyor olsa da asıl olay o pantolonun içine sıkıştırılmış beyaz gömlekte ve gömleğin üzerinden bir zırh gibi belini saran yelekteydi. Bal rengi saçları herkesi dudaklarını ıslatmaya iterken o keskin gözleri...

Kameraya öyle bir bakıyordu ki hem ekran başındaki hayranlar hemde burada yakından izleyenler kalp krizi geçiriyor gibi hissediyorlardı. Bu adam tam bir romantik dizi başrolüydü ve bunu çok açık ediyordu. O görkemli kırmızı halı yürüyüşünü öylesine bir soğukkanlılıkla yapmıştı ki herkes onun maskülenitesi altında diz çöker hale gelmişti. Gözleri keskindi, bakışları net ve size hükmetmeye çalışan cinstendi.

Lee Sera elindeki mikrofonu kendinden emin bir şekilde tutarak karşısında duran ihtişamlı adama sorusunu yöneltmiş, gülümseyerek sözlerini bitirmişti.

"Kim Taehyung bu yıl üç büyük projeyle adından söz ettirdi. Her zamanki gibi kusursuz bir sezon geçirdi diyebilir miyiz?"

Kim Taehyung bir anlık durmuş, gözlerini sunucudan çekmiş ve kameraya sabitlemişti. Kontrollü gülümsemesi yüzüne çoktan yerleşmişti.

"Kusursuzluk hedef değildir. Sürekliliktir."

Sera duyduğu cevapla birlikte hafifçe gülümseyerek uzattığı mikrofonu tekrardan kendisine doğru çektiğinde bu cevabı zaten beklediği aşikardı. Karşısındaki Kim Taehyung'du. O adam her soruya verdiği keskin ve hazır cevaplarıyla meşhurdu.

"Bu gece aynı kategoride başka bir isim daha var," dedi Sera. Söyleminin ardından bilmiş bir edayla kaşlarını kaldırıp güldüğünde gözleri karşısındaki adamda değilde kameralardaydı. Tekrardan yanındaki görkemli görüntüye döndüğünde ise kendinden emindi. "Onunla yıllardır 'rekabet' içinde olduğunuz söyleniyor. Sizce de bu bir rekabet mi yoksa medya abartısı mı?"

Kim Taehyung'un bakışları kısa bir süreliğine donduğunda yüzünü buruşturmuş bir edayla cevabı çoktan hazırdı.

"Ben insanlarla rekabet etmem. İşimle ederim."

Sera bu buz gibi cevabın karşısında tamam bu iyi der gibi bakmış, neye uğradığını şaşırmıştı. Bu adamın duvarlarını yıkıpta içeriden bir magazin bombası almak imkansızdı. Reyting rekorları ve manşetler istiyorsa Sera kiminle röpörtaj yapması gerektiğini iyi biliyordu.

"Pekala. Cevaplarınız için çok teşekkürler Bay Kim. Sizi bu ihtişamınızla tabii ki içeriye alabiliriz!"

Herkesin kahkaha sesleri ortalıkta birbirine karıştığında Kim Taehyung tekrar o netliği ve keskinliğiyle arkasındaki kalabalığa dönmüş, hafifçe öne doğru eğilerek herkesi selamlamış ve büyük bir çığlığa daha neden olmuştu. Ardından gözlerden kaybolduğunda ise hayranları hüsran çoktan sarmıştı. Yakışıklılığı öylesine dünya üstüydü ki gittiği an tüm kırmızı halı sönük ve boş kalmış gibi gözüküyordu.

Fakat bu sönük hava çokta uzun sürmemişti çünkü gelen egzoz sesleri kimin geldiğini öylesine belli ediyordu ki sessizlik tekrardan büyük bir patlamaya dönüşmüştü. Kırmızı halının önüne doğru büyük bir süratle gelen, arkasında yolun tozunu da kendisiyle getiren BMW m4 ve önünde bir kimlik gibi kocaman asılı olan plaka herkesin sürücüsünü tanıdığı bir arabaydı.

Simsiyah araba ihtişamıyla kırmızı halının önünde durduğunda asfaltın kayma sesi atılan çığlıkların yanında bile duyulmaması imkansız bir sesti. Tüm kameralar şimdi araba reklamı çeker gibi bu şova odaklandığında herkes istediğini alacağını biliyordu.

"Ve şimdi... Beklediğiniz isim! Gecenin en çok konuşulan isimlerinden bir diğeri... Jeon Jungkook!"

Simsiyah arabanın sürücü koltuğundaki kapı yukarı doğru süzülerek açıldığında oradan inen adamın arkası dönük olmasına rağmen herkes kalp atışlarının hızını hissedebiliyordu. Kim Taehyung için atılan çığlıklar yüksekti fakat Jeon Jungkook için atılan bu çığlıklar ülkenin her tarafından duyulmuyorsa nereden duyuluyordu?

Omuzlarını hafif gevşeterek önüne doğru dönmüş, arabasının kapısını sertçe kapatmış ve anahtarını isteyen valeye karşı bebeğimi kimseye emanet etmem der gibi bakmıştı. Vale sakince önünde eğilerek uzaklaştığında Jeon Jungkook arabasının anahtarını cebine atmış ve o görkemli arabanın arkasından çıkarak kırmızı halının başına yürümüştü. Asıl görkemin kim olduğunu da herkese göstermişti. Kameraların odağı olduğu gibi canlı yayındaki yorumların da dengesi şaşmaya başlamış, yorumların hızı değişmişti.

"Arabası mı başıma bela yoksa kendisi mi bilmiyorum ama tek bildiğim bu adamın tam bir bela olduğu!"

"Sadece... O arabanın içinde kimlere napıyorsa o kimler olmak istiyorum!"

"Yine o bmw kullanan ve tüm dünyaya hükmettiğini bilen piç gülüşü yüzünde. Ben galiba bu adamın içimde yarattığı yangını söndürecek itfaiye bulamıyorum."

Keskin ve jilet gibi duran siyah takımı üzerindeydi. Jeon Jungkook kırmızı halıda adeta bir tehdit gibiydi. Elleri ceplerinde kırmızı halıyı yürürken kameralara hiç bakmıyordu çünkü gözü kalabalıkta onun için bağıran kadınlardaydı. Hepsine o yamuk ve sinsi gülümsemesini bahşediyordu. O şöhretten ve gözlerin üzerinde olmasından haz alan arlanmaz bir flörtözdü ve bunu herkes çok iyi biliyordu.

Yarı yolda durup etrafında döndüğünde cebindeki ellerini çıkartmış, üstünde epey bol duran o siyah ceketi çapraz bağlanmış iki düğmesinden kurtararak açmıştı. Şimdi patlayan tüm flaşların gözdesi ceketin içindekilerdeydi. Bir kıyafet mi? Hiç Jeon Jungkookluk değil. Kameranın hedefi olan şey görünen sıkı karın kasları, ince bir bel ve göz alıcı her şeydi. Jeon Jungkook bir magazinin en sevdiği skandaldı.

"Soru falan sormayacak mısın?"

Sera karşısında bulduğu adamın söylediğiyle sertçe yutkunduğunda onun ne ara bu kadar dibine geldiğini bile anlamayacak kadar hipnoz olmuştu. Gerçekten bu adamın etkisi çok farklıydı. Kendisini toplayarak hafifçe güldüğünde elindeki mikrofona bir kaç kez vurmuş ve kontrol ederek kendisine gelmek için zaman kazanmıştı.

"Jeon Jungkook bu yıl aksiyon filmleriyle gişeyi alt üst etti. Ama kırmızı halıda daha çok... kendi kurallarını yazan biri gibi görünüyorsunuz."

Jeon Jungkook kendisine doğru uzatılan mikrofona doğru iyice yaklaştığında eğildiği için karın kasları daha çok gözler önündeydi. Yüzüne yerleştirdiği donuk ifadeyle, "Ben mi yazıyorum kuralları?" dedi. Herkes donduğunda, kendi donuk ifadesi bir yılanın deri değiştirmesi gibi değişti. O bilindik sinsi gülümsemesi yüzüne yayıldı, hafiften dişleri gözüktü ve gözleriyle tam olarak kameraya baktı. "Tabii ki de ben yazıyorum."

Kameranın arkasındaki kameraman bir erkek olmasına rağmen tüylerinin ürperdiğini hissettiğinde Sera çoktan eğlenmeye başlamıştı. İstediği reyting ayağına gelmişti.

"Bugün Kim Taehyung'dan hemen sonra geldiniz. Onun hakkındaki açıklamaları duydunuz mu?"

"Duymadım," derken dilini dişleri üzerinde gezdiriyordu Jeon Jungkook. "Ama duymamam daha iyi."

Bu cevabın ardından kalabalıkta yankılanan 'ooohh' sesleri gecenin her bir yanına yayılırken Jeon Jungkook ne istiyorsa onu alıyordu çünkü o hep böyleydi. Ne isterse alır, ne istediğini de iyi bilirdi. Medyanın başrolüydü. Herkes ona bayılıyordu.

"Sizi yıllardır Kim Taehyung ile kıyaslıyorlar. Bu sizi rahatsız ediyor mu?"

Jeon jungkook'un duyduğu soruyla gülümsemesi inceleştiğinde artık büyük bir keyifle sırıtıyordu. Kim Taehyung'un aksine o böyle sorulara bayılıyordu.

Önüne uzatılan mikrofonu Sera'nın elinden çekip alarak önünde duran kırmızı elbiseli kadına bir bakış atmış ve göz kırpmıştı, "Herkese mikrofon tutmaktan yorulmuşsundur," derken sesindeki flörtöz tını ekranlardan bile taşıyorken Sera o sesteki titreşimleri bile hissediyordu. Kenarda öylece kalakaldığında kadınsı gülümsemesi de yüzünde asılıydı ki kameradan çıkmıştı.

Şimdi kamera Jeon Jungkook'un onun önüne yürümesiyle sadece ona odaklıydı. Elinde bir magazin mikrofonu, dövmeli parmakları onu sarıyordu ve gümüş yüzükleri dikkatleri dağıtıyordu. Ekran başındakiler nereye odaklanacağını şaşırıyordu ki gözler bir karın kaslarına, bir o iri ellere bir de sinsi ama seksi olan yüz hatlarına çıkıyordu. Canlı yayındakiler yorumları öyle hızla atıyordu ki akan chat bir ırmak gibiydi.

"O mu olmak istiyorum onun mu olmak istiyorum bilmiyorum."

"Yine napıyor a*k. yine napıyor bak kafayı yicem. deliricem bak gerçekten a*k. YİNE EKRANDAN S*KTİ ATTI BAK."

"Kurguda aksiyon oyuncusu ama gerçekte p*rno yıldızı gibi davranırken hiçte oyunculuk yapıyor gibi değil."

"O mikrofonu alışı. o bakışı. o dilini ağzında çevirişi. o kadınlarla konuşmayı bilen ses tonu. soyundu lan herif soyundu! Jeon Jungkook yemin ederim hastane masraflarımın tümüsün."

"Sera arkada bayılmadı mı? Çünkü ben onun yerine kıskançlıktan bayıldım."

Kameramen işini çok iyi yapıyordu ki bu yorumların ardı arkası kesilmiyordu. Jeon Jungkook ise derin bir nefes alarak mikrofonu ağzına yaklaştırmış, bakışlarını kameraya serseri bir edayla dikmişti çoktan. Gözlerinin içinden bile yansıtıyordu o insanları ele geçirme duygusunu. Kameraya sanki diz çökmüş de yukarıya bakıyormuş gibi istekli bakışlar atıyor, dilini ne yaptığını bilerek yanağında gezdiriyordu. İzleyiciler ise nefessizdi.

"Kim Taehyungla kıyaslanmak mı?" dedi. Oyuncu olduğunu kanıtlar bir nidayla düşünür gibi oynadığında sonrasında ifadesi ah onu hatırladım der gibi yerine geldi. "Onunla kıyaslanmak benim için kesinlikle sorun değil," Bakışları keskinleşti. "Benim için hala birileriyle kıyaslanabiliyor olmak daha çok bir sorun."

Kameraya doğru göz kırptığında arkasına dönmüş ve açıya giren şok olmuş ifadesiyle duran Sera'ya mikrofonu centilmence vermiş ve beklemeden içeriye girmişti. Kameralar arkasından öylece boşluğunu çekerken Sera yüzündeki bu ne sikim böyle ifadesiyle tekrardan kadraja yansımış, mikrofona birkaç kere vurmuş ve derin birkaç nefes almıştı.

"Benim bildiğimi sizde biliyorsunuz. Jeon Jungkook etkisi böylesine zehirlidir! Beni suçlamayın! Şimdi biraz ara vereceğiz ki bu ara kesinlikle benim bayılmak için müsaade istememden kaynaklanmıyor sevgili hayranlar.... Sadece ödül töreni başlayacak!"

Kahkahalar, yayına düşen tonlarca yorumlar ve sönen kırmızı halı ışıklarından sonra kameralar kapanmıştı. Artık her şey kamera arkasıydı. "Bu adamlar birer cinayet aracı." derken ise çok ciddiydi Sera. Arkasını dönerek biraz hava almaya ihtiyacı olduğunu belirttiğinde o da gözlerden kaybolmuştu.

Kapı önündeki kalabalık dağıtılmış, kameramanlar içeriye alınmıştı. Artık her şey içerideki ödül töreninin sonuçlarına bağlıydı. Bu iki ayrı hayran kitlesinden kimin bu gecenin galibi olacağı herkes için merak konusuydu. Bu iki büyük adamın Seoul'de bulunan inanılmaz güçlü yerleri vardı ve bunlar bu şehirdekilerin ve hatta tüm güney korenin tek ilgi odağıydı. Onlar iki büyüklerdi ve yan yana getirilmemelilerdi.

Yıllardır süren rekabetleri hayran kitlelerini bile ele geçirmişti. İkiside en iyisi olmak istiyordu fakat onlar arasından tek bir iyi seçmek her zaman en zoru ve en tehlikelisiydi. Ve bu gece tam da bunu yapacaktı. Bu iki büyük adamdan birisi bu gece En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nün sahibi olacaktı ve bir taraf yenilgiyle uzaklaşacakken diğer taraf sektöre hakimiyet kuracaktı.

Öylesine bir ödül töreni değildi bu. Başka erkek oyuncu adaylarda bu rekabetin içerisindeydi fakat tek ilgi odağı bu iki aktördü. Çünkü herkes biliyordu... Bu ödülü ya Kim Taehyung alacaktı ya da Jeon Jungkook. Onlar varken diğerlerinin rekabete girmesine gerek dahi yoktu çünkü asıl rekabet onlardan oluşuyordu. Farklı alanda oyunculardı evet, ama bu hiçte yardımcı olmuyordu.

Kim Taehyung romantik dizilerin başrolüydü. O oluşturduğu inanılmaz maskülen ama kadınına nasıl davranacağını bilen erkek karakterleri layığıyla oynaması, gerçekten ilişkideymiş gibi duyguları şeffaflığıyla yansıtmasıyla biliniyordu.

Her diziden sonra kadın partnerleriyle ilişkide olduğundan şüpheleniliyordu çünkü o bu kadar iyi bir oyuncuydu ki insanlar gerçekten sevgili olmadıklarına inanamıyordu. Romantik dizilerin piriydi. Gerçek hayatta da tam olarak karakterini yansıttığı için insanlar ona tam olarak bir soğukkanlı romantik prens olarak bakıyordu.

Gerçek hayatında da kontrolü elden bırakmayı sevmeyen, şöhreti seven fakat kişisel alanlarına daha çok düşkün olan, kameralara karşı soğuk ve hazır cevaplarıyla hiçbir açık vermeyen bir işkolikti. Yine de bu Kim Taehyung'un baskın olmadığını göstermez tam tersi onu daha da maskülen kılardı. Yürüyüşü ve tarzı bile ağırdı, çevresindeki kadınlar onun himayesinde olabilmek için can atardı.

Hayran kitlesi onun sevgilisi olabilmek için dünyaları verecek bir çok kadından ve onun sayesinde romantik dizileri daha çok izleyen erkeklerden oluşurdu. Erkekler ağır duruşuna hayranken bir yandan da yakışıklılığını kıskanır, kadınlar ise onu tam bir ideal erkek olarak görürlerdi.

Jeon Jungkook ise onun tam aksiydi. Aksiyon dizilerinin biricik başrolüydü. En son oynadığı başrolü dünyayı sallamıştı. Müstehcen sahneler çekmekten çekinmiyor, pembe dizilerin aksine kan ve vahşetin bulunduğu senaryolarda o aksiyonla karışmış aşk hikayesini herkesin iliklerine işliyordu. Kim Taehyung'un aksine medyada konuşulmaktan da çok hoşlanıyordu.

Kontrolden nefret ediyordu ve şöhret hayatını hiçte etkilemiyordu. O şöhretten zevk alıyor, hayatını göz önünde yaşayarak ilgi çekmekten büyük bir haz duyuyordu. Yüzlerce koruması, şoförleri ya da onu bunu yapamazsın diyerek susturabilecek çalışanları yoktu. Ünlü olmanın tadını çıkartıyor fakat kendisini dışarıdaki dünyadan da mahrum bırakmıyordu.

Çünkü insanlar yaptığı muazzam oyunculuğun yanında gerçek hayatta Jeon Jungkook'u bu kaotik ve serseri kişiliği için de seviyordu. İnsanlar onun bağlı olduğu şirketten çekinmeden özgürce bir pislik gibi davranmasından zevk alıyorlardı.

Onun tam bir yavşak gibi davranarak hiçbir şeyi umursamadan insanlarla flört etmesi, magazinde ağzına geleni düşünmeden söylemesi, kameraların onu çektiğini bile bile önlerinde sigarayı zevkle içmesi, alkol mekanlarında yanında takıldığı kızlarla yakalandığında magazinden asla kaçmaması ve onlarla arkadaş gibi alay ederek konuşması, her hafta farklı kadınlarla manşet olması ve çok daha fazlası için seviliyordu.

Onun hayranları tarafından kullanılan lakabı üstüne tam oturuyordu. Kaotik piç. Jeon Jungkook'un hayran kitlesi onu söverek seviyor, sahipleniyordu ve kendisi neyse hayran kitlesi de oydu.

Kim Taehyung'un daha pembe, daha sevecen, daha romantik ve saygılı hayran kitlesinin yanında Jeon Jungkook'un kandan vahşetten zevk alan, kötü çocuklardan hoşlanan ve serserile tutulan kaba ve ağzı bozuk hayran kitlesi epey farklıydı. Bu yüzden bu iki adamın arasında nasıl bir rekabet varsa hayran kitlelerinin arasında da aynı rekabet vardı.

Bu ikilinin arasındaki rekabet ve nefret nereden geliyordu, nasıl başlamıştı, nasıl yıllarca sürmüştü kimse bilmiyordu fakat gelinen nokta tam olarak burasıydı. İki farklı karakter, iki farklı hayran kitlesi, iki farklı senaryo oyuncuları ve tek ortak noktaları olan rekabet.

Bir sektörde iki büyük olmazdı.

Bir kişi olurdu.

Ve bunun kim olacağının tohumları bu ödül gecesinde ekilecekti.

⭐️

Işıklar kırmızı halının ardından bu sefer asıl can alıcı nokta olan sahneyi aydınlatıyordu. Tüm oyuncular masalarındaydı ve sabırsızlık duygusu salonunun her yerinden hissediliyordu. Kameralar tekrardan açılmış, dev ekranda ve milyonlarca izlenen canlı yayında teker teker adayları gösteriyordu.

Kim Taehyung kameraların odak noktasıydı. Kusursuz görünüyordu. Oturduğu yerde kendinden emin ve netti. Yüzünde gergin hiçbir ifade yer almıyordu.

Kameralar, resmen bilerek yapılıyor gibi, Kim Taehyung'dan çekildiğinde diğer odağı apayrı bir masada bulunan Jeon Jungkooktu. Kocaman cüssesiyle sandalyesine yayılmıştı. Parmaklarıyla masasını ritimsizce tıklatıyordu. Dev ekranda çıkan kendi görüntüsüyle meşhur gülümsemesini dudaklarını yerleştirmişti. Gülümsüyordu ama gözleri hiçte gülüyor gibi değildi. Gerginliğini ve rekabetin getirdiği öfkeyi pekte sakladığı söylenemezdi.

İki kameramanın ayrı ayrı çektiği oyuncuların görüntüleri dev ekranda karşılaştırılır gibi tek tek değiştirildiğinde arkada, oyunculardan ayrılan kısımda oturan hayranlardan çığlıklar yükseliyordu. Bir Kim Taehyung gözüküyordu bir Jeon Jungkook ve ekran en sonunda Jeon Jungkookda durmuştu. Bunu galibiyet gibi algıladığından yüzündeki sinsilikle ekrana göz kırpmış, kemaramana iyi seçim der gibi bakmıştı.

Salondaki ışıklar bu karşılaştırılmanın ardından yavaşça karardığında artık dev ekran oyuncuları değilde aday kategorisini göstermeye başlamıştı. Altın tonlar tüm salonu sararken orkestranın yumuşak melodisi herkesi yeniden koltuklarına kitlemişti.

Sahnenin ortasında tek bir spot ışığı yandığında o ışığın altına uzun siyah elbisesiyle Choi Areum yürüdü. Salonda alkış yükseldi. Bu zarif kadın oyuncuyu tanımayan ve onun geçmişte bıraktığı oyunculuk kariyerine saygı duymayan hiçbir oyuncu yoktu.

Choi Areum zarif bir gülümsemeyle zarfı eline aldığında mikrofona doğru yaklaştı. "Bu gece burada olan herkes olağanüstü," derken gözleri teker teker oyuncularda dolandı. "Ancak biliyorsunuz ki bazı performanslar sadece izlenmez, hissedilir."

Kameralar tekrardan adaylara döndüğünde gerilim iyice arttı. Kimse konuşmuyor, kalabalıktan ses çıkmıyordu ve ortamdaki gerilim kendini belli ediyordu.

"Bu yıl En İyi Erkek Oyuncu kategorisi... dürüst olmam gerekirse son yılların en tartışmalı kategorilerinden biri oldu."

Kalabalıktaki oyuncuların hepsi güldüğünde hayranların sesleri yükselmiş, destekler şimdiden tüm sessizliği bölerek başlamıştı.

"Adaylarımız..." Elindeki zarfa tekrardan göz gezdirmişti. Aynı zamanda ekranda da tüm adayların ismi yansıtılmıştı. Tekrardan sessizlik hakim olduğunda herkes dev ekrana kitlenmiş durumdaydı. "Fazlasıyla dişliler."

Kim Taehyung - Eternal Winter

Jeon Jungkook - Trigger Line

"Ve evet... sosyal medyanın şu an savaş alanına döndüğünü hepimiz biliyoruz."

Hafif kıkırdamalar tekrardan yükselmişti. Dev ekran şimdi tekrardan Kim Taehyung ve Jeon Jungkook'u esir alıyordu. Nefesler tutulmuş, çok yaklaşan galibiyetin kutlaması nefesini ensede hissettirmeye başlamıştı.

Choi Areum elindeki zarfı yavaşça açtığında önünde galibiyete ismini yazdırmış kişi duruyordu ve bunu şimdilik gören tek kişi kendisiydi. Derin bir nefesi mikrofona doğru verdiğinde tüm salonda duyulan tek ses bu nefes sesiydi.

"Blue Carpet Ödülleri En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanan isim..."

Büyük bir coşkuyla başladığı cümlesinin devamı gelmediğinde sessizlik gittikçe uzuyor, herkes yanında oturan kişinin kalp atışlarının sesini çok net duyuyordu. Oksijen salonun içinden çekilmiş gibiydi. Kimse tuttuğu nefesini veremiyor, büyük bir odakla sahneye bakıyordu.

"Kim Taehyung!"

Sessizliği yaran çığlıklar tüm alanı yıkacak kadar kuvvetliğinde ve alkış sesleri tutturulmuş bir ritimle yankılandığında kameralar sadece Kim Taehyung'un masasına odaklandı. Yüzündeki gülümsemeyle oturduğu yerden eğilerek selam vermiş ve galibiyetin mutluluğunu
üstlenmişti. Masadan kalkarak sahneye doğru ilerlerken bile ışıldıyordu.

O ışıltısını göstermek istediği tek bir kişi olduğundan, sahneye kendi masasının yönündeki merdivenlerden çıkmak yerine bilerek diğer merdivenlere ilerlemiş, tam olarak Jeon Jungkook'un yayılan bacaklarının yanından geçmişti.

Choi Areum gibi bir saygıdeğer oyuncunun sessiz tebriğini saygıyla eğilerek karşıladığında ona takdim ettiği altından yapılmış gösterişli ödülü avuçları arasına almış ve havaya kaldırmıştı. Artık salonun içerisindeki sesler öylesine yüksekti ki kimse kimseyi duyamıyordu. Kim Taehyung kürsüye doğru ilerleyip mikrofona doğru ne söyleyeceğini bilmiyormuş gibi derin bir nefes verdiğinde dudakları aralandı.

"Öncelikle bu ödüle beni layık gören herkese, beni desteklemekten vazgeçmeyen hayranlarıma ve beni bu sürecimde hiç yanlız bırakmayan ekip arkadaşlarıma," sözü arasında durakladı ve dudaklarında galibiyetin zehirli tebessümü oluştu, "Ve rekabetin insanı daha iyi yaptığını düşünen herkese teşekkür ederim." Mikrofona doğru daha çok yaklaştığında şimdi sesi çok daha güçlü ve baskındı. "Ben hala sessizliğin daha güçlü olduğuna inanıyorum."

Kim Taehyung'un biten konuşmasının ardından tüm salon patladı. Herkes bu lafın kime gönderildiğini çok iyi biliyordu ve bundan haz alıyorlardı. Galibiyetin heyecanı ve hırsıyla bağıran Kim Taehyung fanları şimdiden zirvede hissediyorlardı. Herkes olması gerektiği gibi sadece tek bir kişiyi alkışlıyordu ve kameralar Jeon Jungkooktaydı.

Herkes onun tepkisini beklediği için dikkatle onu izliyordu. Hiçbir şey yokmuş gibi Kim Taehyung'u alkışlıyor ve sadece gülümsüyordu. Ama o gözleri gören herkes onun gülümsemesinin altında yatan hislerini anlayabiliyordu. Jeon Jungkook iyi bir oyuncu olabilirdi fakat yenilginin öfke ibarelerini gözlerine yansıtmadan da duramıyordu.

Neticede her şey kesinleşmişti.

Kim Taehyung bu gecenin gözdesiydi.

Jeon Jungkook ise bu yenilgiyle rekabeti sonlandıracak ve yenilgiyi kabul edecek son kişiydi.

Tüm bu spot ışıkları, hayran destekleri ve ödül töreni zırvalıkları bittiğinde ilk işi onu arkada tek başına yakalamak olmuştu.

Kim Taehyung büyük bir zevkle oturduğu yerde dinlenirken elinde bir şampanya kadehi vardı. Kutlamaya gitmeden önce ekip arkadaşları sahne arkasında ona bir şampanya patlatmışlardı ve şimdi tüm o kalabalıktan uzakta şampanyasını yudumlarken karşısında tamda Jeon Jungkook'u görmeyi bekliyordu.

Jeon Jungkook onu öfkeyle süzmesine rağmen yüzünde hiçte yenilgiye uğraşamamış, üstten bir ifade yer alıyordu. "Kutlama konuşmalarında bile beni düşünmen hoşuma gitti."

Kim Taehyung şampanyasından keyifli bir yudum daha aldı. Gözleri karşısında siyahlar içinde dikilen adamdaydı. "Kendini fazla önemsiyorsun."

"Sen beni yeterince önemsiyorsun." derken elinde tuttuğu viski kadehini çeviriyordu Jeon Jungkook.
Bu içtiği kaçıncı viski kadehiydi bilmiyordu fakat hala içinin ısındığını hissedemiyordu. "Bana gerek kalmıyor."

Kim Taehyung tam ona ağzının payını vermek için oturduğu yerden kalkmak üzereydi ki bir ses aralarına yayıldı. Masanın üzerindeki telefonuna beklediği birinden bir mesaj düşmüştü. Tek odağı telefonu olurken karşısında duran adamı görmezden gelmiş ve kilitli telefona yüzünü okutarak gelen mesajı okumuştu.

"Tebrikler Kim Taehyung. Başrol olarak seçildiniz. Detayları konuşmak adına en kısa sürede toplantı düzenleyeceğimizi ve katılımınızı rica edeceğimizi bildirmek isterim."

Yüzündeki zafer gülümsemesi iyice büyüdüğünde ayaklanmış ve bu haberi ekip arkadaşlarına vermek adına büyük bir mutlulukla sahne arkasından ayrılmış, bunu yaparken tek bir an bile arkasında bıraktığı adama bakmamıştı.

Karşısında duran adama da aynanda mesaj geldiğini fark etmemişti.

Arkasında bıraktığı öfkeden de hiç haberi yoktu.

Ve bu öfkenin ilerde neler doğuracağından da.

⭐️











-

merhabalarrr

oylesine yaziyorum yani cerezlik
citirindan düz yazı citirindan text
falaaan filaan😭

iiyyi okumalaaar🤍

Continue Reading

You'll Also Like

4.3K 607 27
Uyku artık eskisi kadar kolay gelmiyordu. Hoseok bunun farkındaydı, şimdi Yoongi de öyle. in another life bokuaka hikayesinin sope versiyonu (。•̀ᴗ-)✧...
No mercy By Meg

Fanfiction

37.9K 4.6K 52
Geleceğin en iyi forveti Kim Taehyung ile geleceğin en iyi kalecisi Jeon Jeongguk'un yolları çoktan kesişmeye başlamıştı.
1M 75.4K 62
Taekim_tae : Sende kimsin ? Cookie_Monster : Bir sapık ;) Bolca mantık ve yazım hatası bulabileceğiniz, 15 16 yaşlarındayken yazmaya çalıştığım bir f...
75.1K 7.5K 30
Senin için atan kalbimin ritmini hisset Jeon Jungkook. ~YoonKook @minnagus adlı kişiye ithafen..
Wattpad App - Unlock exclusive features