Sınır İhlali

By pembe_ruyaaa

97 4 3

Hastanın hayatı benim elimdeydi ama benim hayatımda hastanın herkes bir mutlu sonu hak ederdi fakat biz bu so... More

KURDUN İNİNDE BİR NEŞTER
SATRANÇ VE SİGNA KODU
STETESKOP VE BARUT
YEŞİLİN SİYAHA DÜELLOSU
KRALIN SOFRASINDAKI ZEHİR
BARUT KOKULU VALS
WHATSAPP DÜELLOSU VE BARUT KOKULU TEMAS
RUHUN REHABİLİTASYONU

NEŞTER VE NAMLU

28 2 0
By pembe_ruyaaa

BÖLÜM 1: NEŞTER VE NAMLU

​Eldivenlerin içindeki ellerim terlemiyordu. Bir cerrahın elleri terlemezdi; o eller ya kurtarırdı ya da son dokunuşu yapardı. Önümdeki vaka basit bir apandisitti ama kafamın içindeki ses, hastanenin kafeteryasındaki o bayat poğaçanın hesabını yapıyordu. “Zeren,” dedim kendi kendime, “bu gidişle asistanlıktan emekli olana kadar miden un torbasına dönecek.”

​Ameliyathanenin o steril, soğuk kokusu genzimi yakarken son dikişi attım. Hemşire Efsun yanıma yaklaşıp yorgun gözlerle bana baktı.
​"Bitti mi?" diye fısıldadı.

​"Bitti canım, bitti. Hasta sağ, ben ölü. Alın bunu müşahadeye, ben bir kahve içmezsem şuraya yığılıp kadavra olacağım, üzerimde ders işleyeceksiniz."
​Ameliyathaneden çıktığımda saat gece yarısını çoktan geçmişti. Üzerimdeki yeşil formayı çıkarmadan, hırkamı omuzlarıma atıp hastanenin arka bahçesine, o her zaman kaçtığım gizli köşeye çıktım. Hava buz gibiydi. Yalova’nın nisan ayı bile bazen insanı pişman ediyordu. Tam cebimden telefonumu çıkarıp Efsun’a "Kurtar beni bu hayattan, gel kaçalım" yazacaktım ki, kulakları tırmalayan o ses duyuldu.
​Fren sesi. Acı, keskin ve ölümcül.

​Siyah, camları zifiri karanlık bir jip, acil servisin girişine değil, tam olarak benim durduğum tenha noktaya doğru savrularak durdu. Kalbim bir an teklemedi bile; doktorluk size soğukkanlılığı değil, aslında duygularınızın ne kadar gereksiz olduğunu öğretirdi. Ama kapı açılıp da dışarıya devasa cüsseli, yüzü yara bere içinde bir adam çıktığında iç sesim feryat etmeye başladı: “Zeren, kaç. Koşarak uzaklaş. Hatta mümkünse uç.”
​Adamın elinde bir silah vardı. Hayır, bu bir film karesi değildi.

​"Doktor!" diye bağırdı adam. Sesi titriyordu ama bu korkudan değil, öfkeden ya da çaresizliktendi. "Gel buraya! Hemen!"
​"Acil servis diğer tarafta," dedim, sesimin titremesine izin vermeyerek. "Buradan giriş yapamazsınız."

​Adam yanıma ulaştığında burnuma barut ve taze kan kokusu doldu. Silahın ucunu karnıma dayadı. “Oha,” dedi iç sesim, “gerçekten mi? Şurada iki dakika temiz hava alalım dedik, karnımıza demir yiyoruz. Şansımı seveyim.”
​"Arabaya bin," dedi adam. "Abim ölüyor. Eğer o ölürse, seni de onunla aynı mezara gömerim. Şaka yapmıyorum."

​"Abin kim?" diye sordum, kaşlarımı çatarak. "Ayrıca beni tehdit ederek bir yere varamazsın. Ben hipokrat yemini ettim, adam öldürmeye değil, yaşatmaya programlıyım. Ama bu şartlar altında elime bir neşter verirsen, abinden önce seni deşerim."

​Adamın gözlerinde bir anlık şaşkınlık geçti. Alp olduğunu sonradan öğreneceğim bu adam, beni kolumdan tutup arka koltuğa fırlattı. Koltukta yatan bedeni gördüğümde nefesim kesildi.
​Oradaydı.

​Karan Pars.

​Yüzünü televizyonlardan, ekonomi dergilerinden ya da o karanlık haberlerden tanımamanız imkansızdı. Türkiye'nin, hatta dünyanın tanıdığı o 'iş adamı' maskeli mafya lideri. Gömleği tamamen kan içindeydi, yüzü kireç gibi beyazlamıştı ama o halde bile kaşları çatıktı. Sanki Azrail ile pazarlık yapıyormuş gibi bir hali vardı.
​"Hızlı sür Alp," dedi Karan, sesi fısıltıdan halliceydi ama o kadar derinden geliyordu ki, arabanın içindeki hava ağırlaştı.

​"Dayan abi, getirdim doktoru," dedi Alp gaza basarken.
​Elimi hemen Karan'ın nabzına attım. Zayıftı. Çok zayıf. "Hastaneye dönmeliyiz," dedim bağırarak. "Burada müdahale edemem, çok kan kaybetmiş!"
​Karan aniden gözlerini açtı. O gözler... Kömürden daha siyah, geceden daha karanlıktı. Elimi bileğimden kavradı. Canı yanıyor olmalıydı ama tutuşu bir mengene kadar sertti.

​"Hastane yok," dedi kesik kesik. "Eve..."
​"Öleceksin!" dedim, yüzüne yaklaşarak. "Gurur yapacak zaman değil, kurşun içeride kalmış olabilir, iç kanaman var!"

​Bana bakıp hafifçe sırıttı. Bu alaycı, küçümseyen bir gülüştü. "Doktor hanım..." dedi, kanlı dudaklarını aralayarak. "Benim canımı kurşun alamaz... Ama senin çenen beni öldürecek. Sus ve işini yap."

​“Ay şu tipe bak,” diye geçirdim içimden. “Adam ölüyor, hala ego kasıyor. Sanırsın kurşun geçirmez yelek doğuştan cildine monte edilmiş.”

​Malikaneye vardığımızda, lüksün ve karanlığın içine düştüğümü anladım. Alp beni sürükleyerek üst kattaki devasa bir odaya çıkardı. Odanın ortasında, ameliyathane titizliğinde hazırlanmış bir yatak ve tıbbi malzemeler vardı.

​"Çık dışarı," dedim Alp'e. "Ve bana temiz su, alkol ve dikiş seti getir. Hemen!"
​Alp odadan çıktığında Karan ile baş başa kaldım. Gömleğini makasla keserken ellerim nihayet titredi. Göğsünün hemen altında, korkunç bir yara vardı. Acımasız biri olduğunu biliyordum; amcası Rıfat Pars’ın yanında bir canavar olarak yetiştirildiğini bütün yer altı dünyası konuşurdu. Ama şu an karşımda sadece yaralı bir av vardı.

​"Bana öyle bakma," dedi Karan. Gözleri tavandaydı.
​"Nasıl bakıyormuşum?"
​"Sanki beni dikecekmişsin gibi değil de, üzerine toprak atacakmışsın gibi."
​"İçimden geçen o aslında," dedim neşteri elime alırken. "Seni burada bırakıp gitmek vardı ama meslek ahlakı işte... Belanı benden bulma diye uğraşıyorum."
​Kurşunu çıkarmaya başladığımda tek bir inleme bile çıkarmadı. Dişlerini o kadar sıkıyordu ki çene kemikleri dışarı fırlayacaktı. Alnından akan terleri sildim.
​"Neden hastaneye gitmiyoruz?" diye sordum, ortamdaki gerginliği dağıtmak için. "Kayıtlara geçmesinden mi korkuyorsun? Koskoca Karan Pars bir kurşundan mı çekiniyor?"

​Bana yan bir bakış attı. "Kayda geçecek olan şey kurşun değil, doktor... Benim zayıflığım olur. Ve Pars ailesinde zayıflığa yer yoktur."
​"Amcan öyle mi öğretti?"
​Gözleri bir an parladı. "Amcam hakkında konuşma. Sadece işini yap ve beni buradan ayağa kaldır."

​Saatler süren bir operasyonun ardından kurşunu çıkarmış, yarayı temizlemiş ve dikmiştim. Bitkin haldeki Karan uykuya daldığında, kanlı eldivenlerimi çıkarıp kenara fırlattım. Tam odadan çıkıp kaçmayı düşünüyordum ki, kapı kilitlendi.
​Dışarıdan Alp'in sesini duydum. "Üzgünüm doktor. Abi uyanana kadar ve 'gidebilir' diyene kadar misafirimizsin. Artık bu evin içini, onun yaralı halini gördün. Seni bırakamam."

​Kapıya tekme attım. "Aç şu kapıyı! Ben doktorum, esir değil! Hastanede hastalarım bekliyor!"

​İçeriden Karan'ın boğuk, alaycı sesi yükseldi:
​"Bağırma... Başım ağrıyor."

​Yatağa döndüm. Karan yastığa başını yaslamış, tek gözünü aralamış bana bakıyordu.
​"Sen ne biçim bir adamsın?" dedim sinirle. "Hayatını kurtardım ben senin!"
​"Kurtarmasaydın," dedi düz bir sesle. "Seni zorlayan mı oldu? Ah doğru, Alp silah dayamıştı. Neyse, tadını çıkar doktor. Burası Yalova’nın en güvenli hapishanesidir."

​“Geldik mi şimdi Wattpad klişesine?” diye düşündüm. “Zorla alıkonulan doktor, acımasız mafya babası... Eksik olan tek şey, üzerine dökülen kahve ve yanlışlıkla kucağına düşmem."

​"Bana bak Karan Pars," dedim yatağın kenarına gelip ona tepeden bakarak. "Ben o korktuğun adamlara benzemem. O yaranın dikişlerini tek hamlede sökebilirim. Beni burada tutamazsın."

​Karan hafifçe yatakta doğrulmaya çalıştı ama acıyla yüzünü buruşturdu. Yine de o alaycı ifadesini bozmadı. Elini uzatıp çenemi tuttu. Parmakları soğuktu ama tenime değdiği yer alev alıyordu.

​"Cesursun," dedi fısıldayarak. "Ama cesaret, cehaletle birleştiğinde sadece ölüme yarar. Şimdi git şu köşedeki koltuğa otur ve uslu bir kız ol. Belki sabah kahvaltısında sana reçel ikram ederim."

​Elimi elinden sertçe çektim. "Reçelini kendin ye. Ben özgürlüğümü istiyorum."
​"Özgürlük," dedi Karan, gözlerini kapatırken. "Benim lügatimde sadece bir kelime. Ve ben o sayfayı çoktan yırttım."

​Odada sessizlik hakim oldu. Pencereden dışarıya, karanlık ormana baktım. Zeren Aksa, bugün hayatının en büyük hatasını yapmıştın. Bir katili yaşatmıştın ve şimdi o katil, senin hayatını elinden alıyordu.

​“Olsun be Zeren,” dedim kendi kendime koltuğa gömülürken. “En azından hastanedeki o iğrenç kantin tostundan kurtuldun. Bakalım bu mafya babasının mutfağı nasılmış.”

​Karan uyurken, odanın loş ışığında onun sert yüz hatlarını izledim. Bu adam bir bilmeceydi, evet. Ama ben bir doktordum; ve her bilmece, eninde sonunda bir teşhis gerektirirdi.
​Karan Pars, benim en zorlu vakam olacaktın. Ve ben, bu ameliyattan mağlup ayrılmayacaktım.

Continue Reading

You'll Also Like

8.1M 367K 61
+18 "Geçmişin bana ait," dedi ve kulağıma yaklaşarak fısıldadı. "İstesen de beni unutamazsın." Geçmiş can yakar. Yıllar sonra karşılaştığında bile...
564K 4.9K 13
• yetişkin içeriktir, ona göre okuyunuz. • gerçek kişilerle ilgisi yoktur. Birine olan sadakatiniz, kendi mutluluğunuza ihanet etmenizi gerektiriyors...
1M 52.9K 66
𝑦𝑒𝑡𝑖𝑠̧𝑘𝑖𝑛 𝑖𝑐̧𝑒𝑟𝑖𝑘 𝐾𝑎𝑠𝑎𝑏𝑎 𝑘𝑢𝑟𝑔𝑢𝑠𝑢 O sadece kusursuzdu. Âdem ve Havva'nın cennetten kovulmasını sağlayan yasak meyvenin vüc...
Wattpad App - Unlock exclusive features