BİR GECENİN ARDINDA

By birgeceninruhu_

26 12 12

"Gece sessizdir ama her şeyi anlatır." okuduğuna pişman olmazsınnn🫶🏻 More

2. BÖLÜM
3.BÖLÜM

1.BÖLÜM

14 5 6
By birgeceninruhu_

Selamlarrr çok güzel bir kurguyla geliyorumm umarım beğenirsinizz ve basangıçta şunu belirteyim son ana kadar hiçbir sey kesin değildirr ..... iyi okumalarrr


Buradaki karakterleri ufaktan tanıtayım
Gece AKSOY (Başkarakter 13 yaşında)
Mete AKSOY (abisi 17 yaşında)
Murat AKSOY (Babası 40 yaşında)
Zeynep AKSOY (Annesi 37 yaşında )
Mert ARDINÇ (kuzenleri 18 yaşında)
Fatih ARDINÇ (amcaları 44 yaşında)
Elif ARDINÇ (yengesi 40 yaşında)




___________________(☆)____________________

Tatil fikri, evin içinde dolaşan sıradan bir cümleyle ortaya çıkmıştı. Ne büyük planlar vardı, ne de uzun hesaplar. Sadece biraz değişiklik, biraz gürültü, biraz kalabalık. Gece valizini yatağın üstüne açtığında içi tuhaf bir sevinçle doluydu. Kıyafetleri dikkatlice katlıyor, aralarına annesinin verdiği küçük tokayı sıkıştırıyordu.

Gece kapının önünde duruyordu.
"Elin alışmış senin," dedi, valize bakarak. "Ben olsam yine bir şey unuturum."
Mete başını kaldırıp gülümsedi.
"Ben de senin yerine düşünürüm. Zaten hep öyle yapmıyor muyum?" dedi.
Ama o gülümsemenin arkasında, kardeşine bakarken duyduğu o tanıdık sorumluluk vardı.

Amcalarının yazlığına tatile gitmek için hazırlanıyorlardı. Bu onların abi-kardeş yaptıkları ilk uzun yolculuk olacaktı. Gece başta hiç istemese de, babasının üstelemesi üzerine kabul etmişti.
Babası, "Kafa dağıtacak aktivite olur" demişti. Gece LGS, Mete ise YKS'ye girmişti. Gece, babasına olan bağlılığı yüzünden istemese de yolculuğu kabullenmişti.

Gece ile Mete'yi almaya gelen Mert, sokağın başında arabayı durdurduğunda hava serinlemişti. Gün boyu konuşulan tatil fikri, artık gerçek bir yolculuğa dönüşüyordu.
"Hazırsanız çıkalım," dedi Mert camdan. "Akşam trafiğine kalmayalım."
Gece çantasını omzuna taktı. Mete arka koltuğa yerleşirken hâlâ bir şeyler anlatıyordu. Mert kontağı çevirdiğinde radyodan eski bir şarkı çalmaya başladı. Camlar yarı açıktı; akşam serinliği arabanın içine doluyor, yol lambaları birer birer yanıyordu.

"Bunu değiştirme," dedi Gece hemen.
Arka koltukta kemerini bağlamaya çalışıyordu.
"Ciddi misin?" diye güldü Mete.
"Bu şarkıyı en son babam dinliyordu."
"Sus," dedi Gece. "Güzel işte."
Mert aynadan baktı onlara. "İlk defa tartışmadınız şarkı yüzünden. Tarihe not düşüyorum."
Araba yola çıktığında konuşmalar da açıldı. Önce küçük şeyler... Kim neyi unuttu, kimin çantası daha ağır, kimin cam kenarında oturacağı...

Sonra konu kendiliğinden okula geldi.
"Sınavlar nasıl geçti?" diye sordu Mert. Direksiyona bakıyordu ama cevabı merak ettiği belliydi.
Gece omuz silkti. "İyiydi," dedi ama sesi saklayamadığı bir sevinç taşıyordu.
"İyiydi mi?" dedi Mete hemen. "Kız resmen uçtu. LGS sınavında okul derecesi yaptı."

Gece itiraz etti: "Abartma."
"Abartmıyorum," dedi Mete. "Herkes zor dedi, sen çıkışta 'fena değildi' dedin."
Mert kısa bir ıslık çaldı. "Küçücük boyuyla hâlâ 'fena değildi' diyor." Gülmeye başladılar.

Gece camdan dışarı baktı. Yol uzuyordu, güneş yüzüne vuruyordu. "Çalışınca oluyor," dedi sadece. Kimse onun geceleri nasıl ders çalıştığını, uyumamak için masanın başında nasıl direndiğini bilmiyordu. Bilmesine de gerek yoktu.
"Lisede yapacaksın?" diye sordu Mert. Sesi hafifti ama soru büyüktü.
Gece bir an sustu. Sonra omuzlarını çekti. "Bilmiyorum. Şimdilik sadece güzel bir okula gitmek istiyorum."
Mete güldü. "Her zamanki Gece. Herkes hayal kurar, sen sadece ilerlersin."
Şarkı bitince başka bir şarkı başladı. Bu kez hepsi mırıldandı. Yanlış sözler, yarım melodiler... Gece başını cama yasladı.

Gözleri kapanırken yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Yolun yorgunluğu ve günün gürültüsü Gece'nin üstüne çökmüş, arabanın arka koltuğunda sessizce uyuyakalmıştı. Başı yan tarafa düşmüş, nefesi düzenliydi.

Mete arabadan indiğinde onu öyle görünce durdu. Bir an baktı sadece. Sonra kapıyı açtı, dikkatle eğildi. "Uyanmasın," dedi fısıltıyla. Gece'yi kucağına aldığında çocuk bedeninin ne kadar hafif olduğunu bir kez daha fark etti.

Yazlığa girerken adımlarını yavaşlattı, kapıları sessizce kapattı. Onu odasına götürdü, yatağın kenarına diz çöktü. Üzerini örtürken saçları yüzüne düştü. Mete eliyle usulca düzeltti. "Şhh, tamam, buradayım."

Sonra odadan çıktı. Salonda amcası ve yengesi oturuyordu. Yorgun ama huzurlu görünüyorlardı. Mete'yi görünce ayağa kalktılar.
"Uyuyor mu?" diye sordu yengesi. Onaylamak için başını salladı Mete. Yengesi gelip ona sarıldı. Ardından amcası. Bir süre sohbet ettiler. Yoldan, havadan, yazlıktan...

Derken kapı aralandı. Gece uykulu gözlerle salona girdi. Saçları dağınıktı, üstündeki tişört omzundan kaymıştı.
"Günaydın," dedi kısık bir sesle. Yengesi hemen yer açtı. Gece gelip yanlarına oturdu. Önce yengesine, sonra amcasına sarıldı. Uzun uzun... Biraz daha konuştular.

Sonra Mert, "Hava güzel," dedi. "Dışarı çıkalım mı?"

Bahçeye çıktıklarında köpek onları kapıda karşıladı. Küçük, enerjik, siyah-beyaz tüylü bir köpekti. Adı Kömür'dü. Gece çömeldi. "Kömüüür," dedi gülerek. Kömür sevinçle üstüne atladı. Gece kahkaha attı, onu kucakladı, birlikte yuvarlandılar.

Bu sırada Mert ve Mete topu çıkardı. Paslaşmaya başladılar. Top bir oraya bir buraya gitti. Sesler yükseldi, kahkahalar karıştı. Bir pas biraz sert geldi. Top çitin öbür tarafına doğru kaçtı.
"Eyvah," dedi Mert. Ama Kömür çoktan koşmaya başlamıştı. Topu yakaladı, dişlerinin arasına aldı. Sonra da... ısırdı. Bir patlama sesi geldi.

"Ya Kömür!" diye bağırdı Mert. "Ne yaptın sen, sana mama yok bugün!"
Kömür geri çekildi. Kuyruğu indi. Gece hemen ayağa kalktı, köpeğin yanına koştu, diz çöktü, ona sarıldı. "Bir şey yapmadı abii. Çok önemliyse yenisini alırım sana, kızma. Oyun sandı," dedi.
Mert homurdandı. "Topu parçaladı ama."
Mete kaşını kaldırdı. "Sen köpeği mi savunuyorsun?"
Gece başını kaldırdı. Gözlerinde bir anlık ciddiyet vardı. Sonra dudaklarının kenarı kıpırdadı. "Evet, savunuyorum."
Bir an sessizlik oldu. Sonra biri güldü. Ardından hepsi. Kömür kuyruğunu salladı.

Gece onun başını okşadı.
Yengesi, "Çocuklar, sofra hazır, hadi gelin," diye seslendi. Evde zaten yemek kokusu hâkimdi. Masaya oturduklarında Gece'nin gözü ilk önce tabağına takıldı. En sevdiği yemekti. Yengesi özellikle yapmıştı; belli oluyordu.
"Bak," dedi yengesi gülümseyerek, "Sen seviyorsun diye uğraştım biraz."
Gece tabağa eğildi. "Çok güzel duruyor," dedi.
Mete çatalla masaya hafifçe vurdu. "Şuna bak ya. Daha yemeden doydum neredeyse."

Çatal-bıçak sesleri konuşmaların arasına karıştı. Günün yorgunluğu, yol muhabbeti, yarın için küçük planlar... Bir süre her şey olması gerektiği gibiydi.
Amcası çay bardağını kenara bıraktı, Mete'ye döndü. "Bu sene ne yapmayı düşünüyorsun? Okul, işler... Kafanda bir şey var mı?"
Mete omuz silkti. "Bilmiyorum. Henüz karar vermedim."
Amcası başını salladı. "Acele etme, zaman var."

Tam o sırada telefon çaldı. Sessizce ama belirgin bir tınıyla. Masadaki herkes önce fark etmedi. Fatih telefonu cebinden çıkardı, ekrana baktı. Yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Bir saniye," dedi. Telefona kulak verdi. İlk başta hiçbir şey söylemedi, sadece dinledi. Sonra kaşları çatıldı, nefesi düzensizleşti.

"Ne diyorsun? Nasıl yani?"
Yengesi sandalyesinde doğruldu. "Fatih? Bir şey mi oldu?"
Amcası cevap vermedi. Sanki odadaki sesler yavaş yavaş siliniyordu. "Yanlış bilgi olmasın, emin misin?"
Bir sessizlik oldu. Sonra amcasının eli titredi. Telefonu kapattı. Fatih telefonu cebine koydu, derin bir nefes aldı ve gözlerini masadaki herkese çevirdi. Masada herkes bir süre sessiz kaldı; telefonun sesi hâlâ kulaklarda yankılanıyordu.

"Biraz konuşmamız lazım," dedi amca yavaşça. Yüzünde hâlâ bir kaygı vardı ama konuşurken kendini toparlamaya çalışıyordu. Yengesi, mutfaktan çay bardaklarını alırken ona baktı; gözlerinde de hafif bir endişe vardı.
"Biz biraz dışarıda otururuz," dedi Fatih. "Siz evde dinlenin, rahat olun. Birazdan anlatacağız."
Elif başını salladı, sessizce onlara eşlik etti. Evden çıkarken, aralarındaki sessizlik ve gergin hava yavaşça perdelenmiş gibiydi. Kapı arkasından kapanırken hafif bir tık sesi duyuldu. Artık salon, üç kişiye kalmıştı: Mert, Mete ve Gece.

Amca ve yengesinin çıkışından sonra salon sessizleşti. Gece pencerenin kenarına yürüdü; Kömür usulca yanına geldi ama bu sefer sadece hafifçe kıvrılıp oturdu. Gece, köpeği okşarken hafifçe gülümsedi, ama aklındaki merak uzun süre peşini bırakmadı.
Mete yanına oturdu. "Hayırdır prenses? Karadeniz'de gemilerin mi battı?" diye şakayla sordu. Gece başını kaldırdı ve hafifçe omuz silkti. "Amcamın telefonda konusması... Ne olduğunu bilmiyorum ama biraz garipti," dedi, sesi yumuşak ve düşündürücüydü.

Mert hafifçe gülümsedi ve topu kenara bıraktı. "Tamam, tamam, yeter artık düşüncelere dalmayı bırak. Ne yapacağız şimdi? Film mi açsak, yoksa oyun mu oynayalım?"
Gece, Kömür'ü kucağına alırken omuz silkti. "Film... belki film izleyebiliriz," dedi.

Mete "Ne izleyelim? Komik mi, macera mı, yoksa biraz daha... hafif bir şey mi?" Mert araya girdi "Korkuu hem Gece hanım kendine gelir"
Gece, Kömür'ün kafasını okşayarak, hafifçe gülümsedi. "Korku sevmem Macera olabilir, Huzurlu bir şey olsun lütfen ." Mert ve Mete gülmeye başladı

"Korkum demiyor da sevmiyorum diyor şuna bak sen" dedi Mete. Gece eline aldığı yastığı Mete'ye fırlattı . Ufak bir yastık savaşı başlattılar. Mert olaya dahil olunca savaş büyüdü . Mete'nin attığı yastık masanın üzerinde bulunan vazoya çarpınca herkes o noktaya odaklandı. Vazo yuvarlanarak düşüyordu tam o anda kömür yakaladı onu. Etrafa zarar vermemek için savası yarıda bıraktılar.

Mert kanalı ayarlarken Mete de koltuklara yerleşti. Gece arada Kömür'e baktı, köpeğin kafasını okşadı ve kendini koltukta daha rahat hissetti. Sessizlik, artık merak ve gerginlikten arınmış, yavaş yavaş sıcak bir akşam havasına dönüşmüştü.

Film başladığında, üçü de koltuklara yayılmıştı. Gece, Kömür'ü kucağında tutuyor, ara sıra patisini okşuyordu. Mete arada şakayla mırıldanıyor, Mert Geceyi dalgın görünce odağını toplamak için"Bak bakalım, prenses, bu sahnede kaçırma," dedi hafifçe gülerek. Gece başını hafifçe çevirip ekrana baktı, gözleri sahneye takıldı. Film, hafif bir kahkaha ve heyecanla salonu dolduruyordu.

Bir süre sonra, Kömür koltuktan indi ve salonda sessizce dolaştı. Gece, ona bakıp hafifçe gülümsedi; bir anlığına aklındaki merak ve soru işaretleri, film ve kahkahalar arasında kayboldu.Salon, yavaş yavaş sıcak bir akşam rutinine dönmüştü. Hafif karanlık, film ışığı ve kahkahalar arasında üçü, amca ve yengesinin yokluğunu neredeyse unutuvermişti.

Film sessizce akarken, Gece koltukta hafifçe kıpırdanmaya başladı. Ekrandaki sahneler hâlâ devam ediyordu ama artık dikkatini tamamen ekrana veremiyordu. Hafifçe esnedi, omuzlarını salladı ve Mete'ye doğru yürüdü.
"Abi... uykum geldi," dedi, sesi hafif titrek ama kararlıydı.
Mete, Gece'nin yanına eğildi. "Tamam prenses, hadi gel bakalım," dedi yumuşak bir sesle.

Gece yerinden kalktı, Mete'nin yanına geldi ve başını göğsüne yasladı. hafifçe omuzlarını Mete'nin üzerine bıraktı. Sıcak, güvenli bir his vardı; sadece abisinin varlığı, günün yorgunluğunu biraz olsun alıyordu.
Mete sessizce oturdu, Gece'nin omzuna elini koydu. "Şşş... Rahat ol," diye fısıldadı. Gece gözlerini kapattı ama tamamen uyumamıştı; sadece sessizce dinleniyordu. Film hâlâ oynuyor, ekranın ışığı odanın içine hafifçe sızıyordu.

Bir süre böyle kaldılar; sessizlik sadece Gece'nin nefesindeki düzenle bozuluyordu. Ardından Gece, gözlerini hafifçe açtı ve küçük bir esneme yaptı.
"Sanırım gerçekten uyumak istiyorum," dedi.

Mete hafifçe başını salladı. "Tamam, o zaman seni yatırayım," dedi . Nazikçe onu kucaklayıp odasına götürdü.
Yatağın kenarına oturup Gece'yi dikkatle yatırdı, üstünü örttü ve saçlarını yüzünden geri itti. "Tamam, şimdi rahat uyuyabilirsin," dedi fısıldayarak. Gece küçük bir mırıltıyla başını hafifçe yana çevirdi ve gözlerini kapattı.

Mete bir süre onu izledi, derin bir nefes aldı ve sessizce odadan çıktı. Salona geri döndüğünde Mert hâlâ koltukta oturuyordu, bir yandan filmi sessizce izlemeye çalışıyor, bir yandan da telefona göz atıyordu.

Mete yanına oturdu, sessizce başını salladı. "Gece uyudu... Artık biraz rahatız ama hâlâ aklımızda amcamın telefonu var," dedi.
Mert başını salladı. "Evet... Arayalım mı?," dedi.

İkisi telefonlarını aldılar; önce Fatih'i aradılar. Çalıyordu, bir kez... iki kez... sonra meşgul . Ulaşamadılar.
"Tamam, annemi deneyelim," dedi Mert. Ama aynı sonuç: telefon meşguldü, işler çıkmıştı.

Mete omuz silkti. "Şimdi yapacak bir şey yok. Sabaha bırakalım," dedi.
Mert de başını salladı. "Evet... Hadi biz de yatayım. biz de yorgunuz."
Işıkları kapattılar, salon sessizleşti. Ev, yazlığın ilk gecesi için sessizliğe teslim olmuştu.

Erkekler odalarına dağıldıktan sonra ev sessizleşti. Mert kısa süre sonra uykuya dalmıştı, ama Mete hâlâ gözlerini tavana dikmiş, düşüncelere dalmıştı. Amcasının telefonu, Gece'nin yüzündeki hafif endişe ve gün boyunca yaşanan küçük olaylar zihninde dönüp duruyordu.

Bir süre yattı, gözleri kapalıydı ama uyuyamıyordu. Derin bir nefes aldı, sonra yavaşça yerinden kalktı. Kapıyı sessizce açtı ve hafifçe balkona çıktı. Serin akşam havası ciğerlerine doldu; rüzgar saçlarını hafifçe oynattı. Birkaç dakika sessizce dışarıda durdu, uzaklardaki ağaçların hışırtısını dinledi.

Sonra odasına geri dönmek için kapıdan içeri girdi. Tam koridordan geçerken bir hareket fark etti.
Gece sessizce, ayakta duruyordu. Saçları hafifçe dağılmış, gözleri karanlığa alışmaya çalışıyordu.

Mete durdu, Gece'ye baktı. "Abicim... neden kalktın?" dedi, sesi hem meraklı hem de yumuşak.
Gece başını hafifçe kaldırdı ve Mete'ye baktı. "Uyandım... seni merak ettim," dedi, sesi uykulu ama netti.
Mete hafifçe omuz silkti ve küçük bir gülümsemeyle yanına eğildi. "Tamam... hadi gel, seni tekrar yatırayım," dedi.

Gece başını salladı ve Mete'nin ardından sessizce odasına yürüdü. Mete de onu takip etti, dikkatle yatağa yatırdı, üstünü örttü ve saçlarını hafifçe geri itti. "Tamam, uyu artık abicim," dedi
Gece kısa bir süre sessizce yattı, sonra hafifçe dudaklarını kıpırdattı: "Abi... sen de yanımda yatarmısın?"
Mete hafifçe gülümsedi, başını salladı. "Tamam, gel," dedi ve yanına uzandı. Yan yana yattılar; sessizlik artık hem güven hem de sıcaklık taşıyordu.
Gece hafifçe sordu: "Amcalarından haber var mı?"

Mete dudaklarını kıpırdattı, sessizce başını salladı. "Merak etme... Sabah gelirler. Şu an telaş etmene gerek yok," dedi. Ona birşey söylemek ve telaşlandırmak istemiyordu.
Dışarıdaki rüzgar hafifçe esiyor, Kömür sessizce kenarda kıvrılmıştı. Ufak bir merak hâlâ vardı ama yavaş yavaş güven ve huzura bırakıyordu.

Bazı geceler vardır;
sabahın aynı gelmeyeceğini bilirsin
ama nedenini henüz bilmiyorsundur.










Güzel oldumu bilemiyorumm ama umarım beğenmissinizdirrr
Telefondaki olay bir sonraki bölümde açıklanıyorr....

Continue Reading

You'll Also Like

403K 1.7K 1
Bazı düşüşler yere çakılmakla değil, bir canavarın inine düşmekle son bulur." İz, hayatını viyolonselinin kalın tellerine ve siyah dantellerine sakla...
419K 20.5K 38
Ben Eylül. Sadece, dümdüz Eylül. Rastgele bir sabah deli cesaretiyle kalkışmıştım bu işe. Sonunda pişman olacaktım belli ki. Ama bildiğim tek bir şe...
929K 45.1K 60
"Bir Anlık Yayın, Bir Ömürlük Hikaye" Asena, üniversite sınavları, ders notları ve arkadaşlarının dertleri arasında kaybolmuş kendi halinde bir genç...
463K 28.3K 36
Ben İnci Mavi Herkül. Ablamın ve eniştemin evine aldığı, evlerinin ilk çocuğu saydığı, soyadlarını verdiği çocuklarıyım. Ben İnci Mavi Karduman. Biyo...
Wattpad App - Unlock exclusive features