Derin, istasyonun girişine doğru yürürken ayakkabılarının altındaki taşlardan çıkan hafif tıkırtılar, gecenin sessizliğinde normalden daha büyük bir ses gibi yankılanıyordu. Bu saatte dışarıda olmak zaten garipti. Hele ki bir tren yolculuğuna çıkmak... Ama başka çaresi yoktu. Sabah erken bir saatte gideceği yere yetişmesi gerekiyordu ve bu tren, karşısına çıkan tek seçenekti.
İstasyona girdiğinde içerinin beklediğinden daha boş olduğunu fark etti. Duvarlarda solmuş afişler, yarısı çalışmayan ışıklar... Ve neredeyse hiç insan yoktu. Dışarıda rüzgâr eserken içerideki hava bile sanki durgundu.
Derin valizinin sapını daha sıkı tuttu.
"Burası hep böyle miydi?" diye düşündü.
Sanki yıllardır kimsenin uğramadığı bir yere girmiş gibi hissediyordu.
Tam o sırada hoparlörden cızırtılı bir ses yükseldi.
"Kalkışa... dört dakika... Kayıp Tren 47..."
Derin kaşlarını hafifçe çattı.
"Kayıp tren" mi?
Tren isimleri genelde böyle olmazdı.
Ama çok da önemsemedi. Belki eski bir modeldir, belki de sadece tuhaf bir isimdir.
Yolda olmanın telaşı, merakını bastırıyordu.
Rayların yanında duran tren gözükünce Derin'in adımları kısa süreliğine durdu.
Tren, diğer trenlere benzemiyordu.
Camları karanlık, ışıkları soluk ve gövdesi sanki sisin içinden çıkmış gibiydi.
Rengi de anlaşılmıyordu; gri mi siyah mı... belki de ikisinin arasında bir gölge tonuydu.
"İlk kez görüyorum bu treni."
Kafasından geçen tek düşünce buydu.
Yaklaştıkça garip bir şey daha fark etti:
Trenin hiçbir yerinde görevli yoktu.
Normalde en azından bir memur olurdu-ya da bir sürü.
Burada ise kimse yoktu.
Trene doğru yürüyen birkaç kişi vardı ama onların da yüzlerinde en ufak bir ifade yoktu. Birbirlerine bakmıyorlar, konuşmuyorlar, çevrelerine dikkat bile etmiyorlardı. Sanki biri onları buraya bırakmış ve "sadece binin" demiş gibi.
Derin yutkundu.
Göğsünün içinde küçük bir huzursuzluk kıpırdadı.
"Abartma" diye fısıldadı kendi kendine.
"Yorgunsun, hepsi bu."
Trenin kapıları yavaşça açıldı. Kapı açılırken çıkan hafif tıs sesi bile Derin'in tüylerini diken diken etti. İçeriden bir buhar yükseldi ama hava soğuk olmadığı için bu da biraz garipti.
Yine de binmekten başka seçeneği olmadığını hatırladı.
Derin, valizini çekerek içeri adım attı.
İçerisi dışarıdan daha da eski görünüyordu.
Tavan uzun ve hafifçe eğilmişti; sanki yıllardır bakım görmemiş gibi. Koltukların kumaşları yıpranmıştı, bazı yerlerinden tüyler çıkmıştı. Işıklar soluk sarı bir renkte titriyordu.
Derin derin bir nefes aldı.
"Hâlâ dönebilirim..." diye düşündü.
Ama trenin kalkmasına iki dakika vardı.
Ve geri dönmek, gideceği yere geç kalmak demekti.
Bu düşünceyle bir koltuğa oturdu. Valizini dizlerinin önüne çekip etrafına baktı.
Yolcular yine aynıydı.
Sessiz.
Hareketsiz.
Birbirleriyle hiç ilgilenmiyorlar.
Derin hafifçe kaşlarını kaldırdı.
"Bu kadar sessiz bir tren olması... tuhaf değil mi?"
O anda tren hafif bir sarsıntıyla hareket etti.
Derin irkildi.
Pencereden dışarı bakınca istasyonun geri çekilmeye başladığını gördü.
Rayların yanında biriken hafif sis onların ardından sürüklendi.
Tren hızlanırken Derin'in içindeki huzursuzluk da yavaş yavaş büyüyordu ama belli belirsiz... rahatsız edecek kadar değil, sadece iz bırakacak kadar.
Tam o sırada tavan lambaları iki kez titredi.
Derin başını kaldırdı.
"Kesin elektrik tesisatı eskidir..." diye düşündü.
Ama içindeki ses hâlâ "bir şey yanlış" diyordu.
Yavaş yavaş derin bir nefes alıp vagonun yan taraflarına bakmaya başladı.
Koltuğun kenarında kazınmış bir çizik fark etti.
İlk başta önemsemedi.
Sonra gözleri o çizikteki harfleri seçti.
MİRA
Derin'in eli bir anda dondu.
Kalbi hızlandı ama panik değil, şaşkınlıkla.
Bu... nasıl olabilir?
Mira onun yakın arkadaşıydı.
Ve Mira bu trene hiç binmemişti.
Hatta bu trenin varlığından bile haberi yoktu.
Derin parmağıyla yazıya doğru uzandı.
Gerçekti.
Kumaşın üzerine kazınmış, yıllar önce yapılmış gibi bir yazı.
Yeni kazınmış olsa belki biri şaka yapmıştır diyebilirdi ama bu çizik solmuştu... eskimişti...
Derin'in nefesi hafifçe hızlandı.
Ama yine de kendini sakinleştirmeye çalıştı.
"Belki de aynı isimde başka biri..."
"Tesadüf..."
Kendi kendine bunu söylemek istiyordu ama inandırıcı gelmiyordu.
Tren rayların üzerinde titrerken Derin, vagonun içindeki tuhaf sessizliğin artık normal bir sessizlik olmadığını hissetmeye başladı.
Bu sessizlik doğaldan çok... planlanmış gibiydi.
Sanki birileri bütün konuşmaları susturmuş gibi.
Işıklar tekrar titredi.
Bu kez daha uzun.
Derin istemsizce başını kaldırdı.
Vagonun ön tarafında oturan birkaç yolcunun yüzü loş ışıkta seçilebiliyordu ama gözleri sürekli bir noktaya bakıyordu.
Hareket etmeden.
Tepki vermeden.
Derin'in kalbi bir anlığına duracak gibi oldu.
Ben... neyin içine bindim?
Trenin içinden soğuk bir hava geçti.
Nereden geldiği belli değildi.
Aynı anda Derin'in kolundaki tüyler ürperdi.
Ve o anda, çok yavaş ama kesin bir şekilde fark etti:
Bu trende bir şey doğru değildi.
Hatta... hiç doğru değildi.
Ama artık ardına bakmak için çok geçti.
Tren, karanlığın içine doğru ilerlemeye başlamıştı.
Ve Derin ilk kez, bu yolculuğun normal bir yolculuk olmadığını anlamaya başlıyordu...
Umarım beğenir ve seve seve
Okursunuz...
/
Kayıp tren 47
•
Sude kurt