33.YAŞ KATİLİ+18

By Darthreader_books

25 4 12

Kendini tanrı tarafından görevlendirilmiş zanneden Melih Yücetaş, kimsenin göremediği ve duyamadığı ancak sad... More

2.BÖLÜM
3.BÖLÜM

1.BÖLÜM

19 2 12
By Darthreader_books

1.BÖLÜM BİR ÖPÜCÜK BİN HATA
OLAY GÜNÜ 

SEDA DEMİRKAN 
                                                                                  
        Bir öpücükle başladı her şey... ve o öpücük birinin son nefesi oldu. 

    Gece, evimizin üstüne çöken sessizlikten daha uğursuz bir şey saklıyordu. Ancak ben bundan habersiz sevgilimi bekliyordum. Yorgun değildim ama Melih benim için özel bir şeyler hazırlıyordu. 
  Okuduğum kitabın bitmesine elli sayfa kalmıştı. Ancak gözlerimin kuruluğu arttığı için kitabı rafına kaldırmam gerekiyordu. Kitabı kaldırmamın ardından masada duran kan kırmızısı kumandaya uzandım ve televizyonu açtım. Son bir haftadır televizyonla hiç vakit geçirmemiştim. Televizyonu açtığımda karşımda futbol kanalı görmeyi planlıyordum ama ondan daha vahşi, daha tehlikeli ve ayların sırrını saklayan bir gerçek vardı. Ekranda kasetten açılmış bir görüntü vardı. Yirmi altıncı dakikada duraklatılmıştı. Oynat tuşuna bastım ve karanlık ekran gerçeği gün yüzüne sundu.  
     Televizyonda bir kadın yardım çığlıkları atıyordu. Elleri bağlıydı ama nedense ağzı bağlı değildi. İlk başta korku filmi sanmıştım ama yakından baktığımda burası yaşadığımız evdi. Tabloların yeri ve şekli aynıydı, koltukları aynıydı, acaba burada film mi çekilmişti?  Diye düşünürken kamera bir açıda durdu ve kadraja Melih girdi. Elinde devasa, sivri ve üzerinde kurumuş kanlar bulunan bir balta tutuyordu ve çok geçmeden baltayı kızın boynuna indirdi. Tek hamlede yerinden kopan kafası, adeta bir basket topu gibi kaçışırken kızın boynundan acı fışkırıyordu. 
     İçime bir ürperti çöktüğünde hızla kumandayı yere düşürdüm. Ancak bir süre sonra ürperti gitti ve yerini sevinç kapladı, “sonunda Melih’i ifşalayabilir ve intikamı soğuk bir şekilde tüketebilirim.”
       Arkadan gelen sesle irkilerek arkamı döndüm ve karanlıkta saklana bir şey gördüm. Artık karanlıkta saklanan şey sadece öldürmüyor; parçalıyordu. 
     Melih, gözlerindeki hayal kırıklığıyla bana bakıyordu. Onu ateşe atmayacağımı bilmesi gerekirdi, ben ona âşık olmuştum. Ancak bunu anlayamayacak kadar sinirli ve hayal kırıklığına uğramıştı.  
     Üzerime doğru gelmesiyle elime gelen ilk şeyi fırlattım. Seramik vazo duvara çarpmasıyla birlikte binlerce parçaya ayrılmıştı. Parçaları duvardan yüzüne sıçradığı için yüzünü tutmuştu. Bende kaçmak için yakaladığım bu fırsatı geri tepmeyerek kapıya doğru koştum. Kapıyı açmayı başarmamla, Melih’in beni fark etmesi bir olmuştu. Kaçmayayım diye ayağıma masada duran bıçağı fırlatmıştı. Sağa doğru kaçınmamla bıçak, bacağımı sıyırıp tahtalara saplanmıştı. Bacağıma bıraktığı acı ise giderek şiddetlenirken evden çıkmayı nihayet başarmıştım. Ormana doğru aksayan bacağımla koşarken Melih belimden kavradı, “sen nereye gittiğini sanıyorsun? Oyun henüz bitmedi, hatta yeni başlıyoruz.”  

                 OLAY GÜNÜNDEN 5 AY ÖNCE 
 
    “Otuz üçüncü yaş katili diye anılan kimliği belirsiz caniden bir cinayet daha. Yine otuz üç yaşına girdiği gün ortadan kaybolan ve dün gece geç saatlerde evinde vahşice katledilmiş biri bulundu. Arkadaşlarından haber alamayan gençler dün gece soluğu evinde almışlardı ve eve girdiklerinde Hülya Mir’i uzuvları parçalanmış halde ölü buldular. Bu cinayetin başka bir yerde işlendiği ve maktulün bu eve getirildiği adli tıp kararıyla ortaya çıktı. Tüm yürekten inanıyoruz ki polislerimiz en kısa zamanda bu cani katili bulacak ve cezasını kesecekler.”  
  
         Son beş aydır haberlerde sadece bundan bahsediyorlardı. İki ay sonra otuz üçüme gireceğim için bu haberler beni derinden etkiliyordu. Ancak düşüncelerimi paylaşan biri olmadığım için içime atıyordum. 
      Akşam arkadaşlarımdan birinin tanıtım daveti vardı. Kuaföre gidip saçımı yaptıracak ve davet için kıyafet seçecektim. İlk önce güzel bir elbise almak için mağazaya gittim. Mağazadan eclusive; dik yaka, sıfır kol, lacivert ve dizimin üstünde bir elbise aldım. Elbisenin altına yine aynı tonlarda ince bantlı, zarif görünümlü bir topuklu ayakkabı aldım. Krem tonlarında zarif bir çanta ve dekolteme uzanan pırlanta kolyeyle kombinimi tamamlayıp kuaföre gittim. 

“Seda Hanım hoş geldiniz sizi şöyle alalım.” Beni özel bir odaya aldı ve kombinimi inceledi “kombininize en uygun saç modeli minimalist topuz, gece şıklığını yakalamak ve sadeliğini de koruman için çok uygun. Fotoğrafına da bakabilirsiniz.” Fotoğrafları inceledikten sonra aklıma yattığı için onay verdim ve yapılmaya başlandı.  
     Bir saatin sonunda saçım ve makyajım bitmişti. Ödemeyi yapıp içeriden çıktım ve arabama doğru giderken telefonum çaldı. 

“Seda, hazır mısın?” diye sordu Buse.  

“Ben hazırım da asıl sen hazır mısın? Malum sen uzun uzun evde uğraşmayı seviyorsun.” 

“Kaşla göz arasında nasıl başardın laf sokmayı?” 

“Meslek sırrı. Neyse ben geliyorum hazırlan”  
    
      Buse’yi aldıktan sonra direkt salona geçtik. Salonun girişinde bizi ilk olarak büyük ihtişamlı bir kapı karşılıyordu. Kapının ardından bizi davet sahibi karşıladı, “Selin, sizi çok tebrik ediyorum.” Bu sırada onlara evlilikleri için aldığım hediyeyi arabada unuttuğumu fark ettim ve şoförümü aradım, “alo Murat, hediyeyi arabada unutmuşum. Mavi hediyeyi girişteki masaya bırak, kırmızı olanı bana getir. Ha! Bir de adımın yazdığı kartı unutma. Sonra izinlisin, arabayı da götür, içkili kullanmam.” Telefonu kapattıktan sonra bir süre Murat’ı bekledim ve hediyeyi alıp Buse’nin oturduğu masaya yaklaştım. O sırada önümden dünya yakışıklısı bir adam geçti, henüz otuzlarında gözüküyordu.  

    “Buse, bu yakışıklı kim?” diye sordum ve meraklı gözlerle ona baktım. 

    “O mu? Melih Yücetaş, fazla heveslenme Leyla’nın sevgilisi o.” Leyla mı? Aman tanrım! Her şeyin altından onun çıkması artık sinir bozucuydu. Emin olmak için yine de Buse’ye sordum. O da kafasıyla onaylayınca bağrıma taş bastım, demeyi çok isterdim ama taş basmam. Basması gereken Leyla olmalıydı. 

“Buse, bizi hemen tanıştır. Acil!” Sesim hiddetli çıkmış olacak ki Buse ayağa kalktı, “ne erkek sevdasıymış kardeş, senin için sevgilisinin olması da fayda etmiyor değil mi?” Kafamı sağ sola sallayarak cevap verdim ve Buse söylene söylene de olsa beni tanıştırmaya götürmüştü. 

     “Melih, sende mi buradaydın? Uzun zamandır görüşemiyoruz, iki yıldır falan. Neler yaptın? Duyduğuma göre sevgili yapmışsın umarım mutlusunuzdur.” Buse art arda yüzlerce soru sorarken ben de tavuk görmüş kedi gibi tanıştırılmayı bekliyordum. Onlar sohbetlerine devam ederken hâlâ tanıştırılmadığım için Buse’nin koluna vurdum. 

    “Arkadaşın kim? Tanıştırsana bizi.” İlk adımı o atmıştı, “Seda ben.” Dedim kendimden emin bir ses tonuyla. Bana uzattığı elini sımsıkı kavradım ve okşadım, “sende Melih olmalısın, çok memnun oldum, tanıştığımıza.”  

    “Vay Vay Vay, kimlerde buradaymış. Seda, sen insan içine çıkar mıydın?” Kendini komik sanan aptal. “Asıl sana sormalı. Yaşlanmış gibisin biraz. Ancak örtmeye çalışıp örtememen çok da garip değil biliyor musun? Bu suratı estetik bile güzelleştiremez.” Dedim. 

      “Sen çocukken de böyleydin. Olmayan şeyleri olmuş gibi gösterirdin.” 
     
       “Beni geçmişimden vurmaya çalışman aptalca. Ayrıca yalan değil. Bu fotoğraftaki sen değil misin? Ve buradakinde?” Düşük suratıyla fotoğraflara bakarken, “estetikle yaşını gizlemeye çalışman pek komik. Bu görüntüleri seni sevdiğim için değil, böyle bir şeyi yaymakla anılmak istemediğim için yayınlamıyorum.” Leyla o kadar bozulmuştu ki hiçbir şekilde cevap vermiyordu. Onun sinirden kıpkırmızı olmuş muşmula suratını izlemek ne kadar hoşuma gitse de son lafımdan sonra gitmem gerekiyordu, “neyse canım, sana iyi akşamlar. Derdim ama belli ki iyi geçmeyecek.” Lafımı patlatıp Buse’yle oradan ayrıldım.  
    
        Yarım saat de masada oyalandıktan sonra nihayet gece başlıyordu: 
“Sevgili arkadaşlar, bu güzel gecede bizi yalnız bırakmadığınız için çok teşekkür ederiz. Pi diamond ve Les diamond ile yaptığımız anlaşma sonucu ortaya çıkan Selin diamond markasını huzurlarınıza sunarım. Yıldız temalı ilk koleksiyonumuz bir ay sonra satışa açılacaktır. Unutmayın ki hepsinden sadece bir tane var. İlgilenenler sitemizden ön sipariş ile alabilirler. Gecemize devam edebiliriz, hepinize iyi eğlenceler.” 
       Bu uzun soluklu konuşmanın ardından bir kadeh şarap kaptım ve tebrik için davet sahibinin yanına gittim ve hediyeyi bizzat verdim. “Selin, canım çok tebrik ederim. Nereden çıktı bu iş birliği hiç haberde vermiyorsun.” Sorum bittikten Melih’in tek başına salondan çıktığını gördüm ve cevabını dinlemeden salondan çıktım. 
          Melih tuvaletlerin olduğu koridorda telefonla konuşuyordu. Aklıma gelen müthiş planla tuvalete girdim ve sol topuklu ayakkabımın bandını açtım. Ben çıktığımda Melih telefonu henüz kapatmamıştı, o yüzden kapatmasını bekledim ve kapattığı anda merdivenlere yöneldim. Onun arkamdan baktığına emindim. Zarif bir şekilde bandımı düzelttim ve merdivenden inip salonun tersi yönde ilerledim. “Salon diğer tarafta, orası çıkmaz sokak.” Geleceğini biliyordum.  
     
         “Biliyorum. Siz burada yeni olmalısınız? Eğer daha önce görseydim kaçırmazdım.” Flörtöz tavrım hoşuna gitmiş olacaktı ki, yavaşça yanıma yaklaşıp, “şu an seni öpmek için her şeyimi verirdim.” O kadar iddialı bir cümleydi ki, buna layığıyla cevap vermeliydim. 
     
        “Bende şu an beni öpmen için her şeyimi verirdim.” Dediğimde, Melih dudaklarımızı buluşturmuştu. Bu tutku dolu buluşmanın ardından Melih’le birlikte salona doğru ilerledik. Bizi birlikte gören Leyla yanımıza koştu adeta.  
      
          “Hayatım ne yapıyorsun? Seda’yla.” Adımı söylerken ki iması hiç hoşuma gitmese de cevap vermedim. 
      
        “Kapıda karşılaştık, ayrı ayrı mı girseydik?” diye kızdı Melih.  
       
         “Tamam, sorun yok. Hem yakında evleneceğiz, bir sorun çıksın istemiyorum.” Ne yani? Aman tanrım! Evlenmek üzere olan biri beni öpmüştü. Madem evlenmeye niyetin var neden öptün? Ah salak kafam!  
          
Bozulmuş suratımla hızla salonu terk ettim ve taksi ararken Buse kolumu sıkıca kavradı “Seda nereye gidiyorsun?” diye sordu. Sulu gözlerimi görünce kötü bir şey olduğunu fark etmiş olacak ki koluma girdi ve birlikte eve gittik.  
     Yol boyunca ağlamaktan bir şey anlatamamıştım. Buse, acil durum uyarısı yapıp Zeynep ve Selin’i çağırdı. Aslında neler olduğunu söylemek istemiyordum, onların da söylemem için ısrar edeceğini sanmıyordum.  
     Geceyi film izleyerek geçirmiştik, daha doğrusu onlar izlemiş bende izliyormuş gibi yapmıştım. Sabah kalktığımda kızlar yoktu. Ağlamaktan şişen gözlerimle zor da olsa bunu fark edebilmiştim. Yüzümü yıkamak için lavaboya gitmiştim. Defalarca yıkasamda gözlerimin şişliği gidecek gibi değildi. Ben bunlarla uğraşırken kapı çaldı ve bakmak için aşağı indim. Kapıyı açtığımda karşımda kimi görseniz beğenirdiniz? Onu bilmem ama şu an karşımda Melih’in durduğunu biliyordum. 
     “Ne işin var burada? Ayrıca, burayı nereden buldun? Beni mi takip ediyorsun?” Sorularımı peş peşe sıraladıktan sonra cevabını dinlemeye pek niyetim olmadığı için kapıyı kapatma kararı aldım ama Melih ayağı ile kapıyı tuttu. 
     “Dün gece yaşananlar, hiçbiri hata değildi. Ben seni istiyorum.” Yine aynı şeyi yapıyordu ancak bu sefer maymun gözünü açmıştı. Beni ümitlendirmesine izin vermeyecektim. Beni öpmek için eğildiğinde izin vermedim, “yeter artık! Beni kandırmana izin vermeyeceğim bir daha.” Diyerek kapıyı kapattım. 
      Bir süre boş boş duvarı izledim. Bir saat geçmeden Buse de bana katıldı. Saatler süren sessizliğin sebebini anlamış olacak ki sessizliği bozdu “Bu sessizliğin, ağlayışının ve boş boş bakmalarının sebebi Melih değil mi? O gece sizi gördüm, o seni öptü, sen izin verdin. Sonra ne oldu da şu an bu haldesin? Leyla ne dedi?” Buse’den başka gören olmuş muydu acaba? Allah kahretsin! Bir öpücük bin tane hata yapmama neden olmuştu.  
     
       “Leyla ile evleneceklermiş, yakın zamanda. Beni neden öptü o zaman?” 
    
        “Sen buna neden izin verdin peki?” 
  
        “Konuşmak istemiyorum.” Demekle yetindim. 
    
        “Peki, ısrar etmeyeceğim.” Dedi ve montunu giyindi. 
  
       “Nereye gidiyorsun?” diye sordum. 
    
       “İşlerim var. Sana iyi eğlenceler.” Diyerek evden çıktı. Akşamı sakin ve dinlenerek geçirmiştim. O kadar sakindi ki bir ara yeter artık diye çığlık patlattım. 
  
       Ertesi sabah kahvaltımı yaparken, Leyla’dan mesaj geldi. İlk başta önemsememiştim ama adımın geçtiğini görünce tıkladım, mesajda şöyle diyordu: 
 
Senin bu kadar aşağılık biri olduğunu bilmiyordum Seda. Bana her şeyi yapabilirsin ama sen ileri gittin. Melih’le öpüşmen bardağı taşıran son damla oldu. Şimdi gelelim ne istediğime: Ya bu fotoğrafları bütün magazin görür ya da sen bana şirkette tüm hisselerini verirsin. İnsanların sevgilisine dadanan birine bir daha kimse iş vermez değil mi? Düşünmek için sadece bir günün var. 

     Mesajı okur okumaz şaşkınlık geçirmiştim. O gece bizi gören tek kişi Buse değildi. Leyla bu fotoğrafı magazine verirse itibarım iki paralık olur, ancak hisselerimi ona verirsem de hayatım mahvolurdu. Bunu halletmenin tek yolu var... 
                                                                                                                                               -33- 

MELİH YÜCETAŞ 
   
        Seda’nın o geceki utanç ve hayal kırıklığı karışımı suratı gözümün önünden gitmiyordu. Bütün suç bendeydi ve durumu kurtarmakta bana kalmıştı. Telefonuma bilinmeyen numaradan gelen çağrıyı cevapladım, “Melih Yücetaş’la görüşüyorsunuz.” Durağan bir şekilde ses bekliyordum. 
     
     “Benim, Seda.” Seda mı?  
  
     “Dün çok emin konuşuyordun. Aramanı neye borçluyuz?” dedim. 
 
    “Zevzekliği kes! Sana borçlu değiliz ayrıca. Sevgilin o gece bizi görmüş. Fotoğraflarımızı çekmiş. Beni tehdit ediyor. Ya hisselerini verirsin ya da bütün fotoğrafları magazinde görürsünüz dedi.” Leyla ne tür bir yılandı. “Ben bunlarla uğraşamam, bir anlık hata için işimden vazgeçemem. Bu işi hallet ya da ya dası yok, çöz bu işi!” Seda’nın ses tonundaki ciddiyet beni şaşırtmıştı, Leyla’nın şantaj yapması da. Akşam bu işi kesin bir yoldan çözecektim. 
                                                                                                                                             -33- 
    
 Akşam eve geldiğimde Leyla evde değildi. Yatak odasına çıktım ve ceketimi çıkarttım. Leyla’nın bavulları yoktu, dolabını açtığımda kıyafetlerinin de olmadığını fark ettim. Her şeyi öğreneceğimi ön görmüş olmalı ki eşyalarını toplamış ve evi terk etmişti.  
     Aradığımda telefonuna ulaşılamıyordu. Gerçeği açsa nerede olduğunu da söylemeyecekti. Gidebileceği yerleri düşündüm ve aramak için yola koyuldum. İlk olarak arkadaşlarının evlerini aramaya başladım. Nişantaşı, Maçka, Taksim, Üsküdar, Tarabya, Yeniköy derken İstanbul’un yarısını turlamıştım. Son olarak kardeşinin evi kalmıştı, aslında ilk olarak onun evine gitmeliydim ancak küs oldukları için gerek duymamıştım.  
     Yıkık dökük, virane bir gecekondunun önüne geldiğimde şaşkınlıktan dudağım uçuklamıştı. Leyla’nın yaşadığı hayatla, kardeşinin yaşadığı hayat birbirine çok tersti. Zili bile olmayan evin eski ahşap kapısına birkaç kere vurdum. Beş dakikanın ardından üstünde bornozuyla biri kapıyı açtı, “Elif Hanım ile görüşecektim.”  
   
        “Sizi tanıyorum, sanırım ablam için geldiniz ve eğer konu buysa gerçekten kaldıracak havamda değilim.” Bir solukta söylediği cümle buram buram nefret kokuyordu. Ancak benim tatlı dilime kimse karşı koyamazdı. 
    
      “Leyla bana kazık attı ve kaçtı, şu an için sadece İstanbul’da olduğunu biliyorum ve yerini bilse bilse kardeşi bilir. Yani siz.” Bitirici cümlem geliyordu, “karşılığında sizi çok büyük bir teklifim var.” 
     
       “İşte şimdi aynı dilden konuşuyoruz. Önce teklifi duyalım sonra yerini söyleyeceğim.” Ona ne vereceğimi henüz bilmiyordum ama milyonlar verecek halim de yoktu. 
    
       “Sana tam yüz bin lira vereceğim. Sonuçta sende bir Leyla zedesin.” Miktarı duyunca gözleri parlamıştı. Ben ona parayı yollarken o da bana adresi yolluyordu.  
     Parayı attıktan sonra hızla gelen adrese baktım. Bulunduğum yere yakın mesafedeydi.  
     Evi bulduğumda gözlerime inanamamıştım. Dört katlı, deniz manzaralı, devasa yalıyı görünce kim olsa şaşırırdı. Burayı benden neden sakladığını anlamlandırmaya çalışırken ilk kapıyı geçtim. İkinci kapıyı geçmek zordu. Kapıyı çaldım, açılmadı. Sonra tekrar ve tekrar çaldım. 
     “Leyla, orada olduğunu biliyorum. Kapıyı aç! Yoksa ben açmasını bilirim!” Tehditkâr konuşmam onu korkutmuş olacak ki hızla kapıyı açtı ve üst kata çıktı. Yanına çıkıp hızla kolunu tuttum. 
   
      “Bırak kolumu!” Diye çıkıştı. Nasıl başlamam gerektiğini bilmiyordum, o yüzden direkt konuya girdim. 
     
      “Sen insanları arayıp şantaj yaparken utanmadın mı?” diye sordum. 
   
      “Aslında mesaj atmıştım.” Benimle resmen dalga geçiyordu, “sen beni aldatırken utanmadın da ben bu durumu kullanırken mi utanacağım, komiksin.” Karşımda gülmesi sinirimi bozmuştu. 
 
    “O fotoğrafı sileceksin. Seni öldürürüm.” Kolunu sıktım. 
  
      “Bırak kolumu! Sizi ifşalayacağım.” Kolunu bırakıp duvara doğru itekledim. Hızla çarpıp yere düştüğünde boğazından tutup yukarı kaldırdım. 
  
      “Seni öldürürüm dedim, şaka yapmıyorum.” Boğazına yaptığım baskı artarken kafama aldığım darbeyle sersemledim. Leyla merdivenlere doğru yönelirken saçında tuttum ve yukarıya doğru çektim. Leyla acı içinde yerde kıvranırken boğazına tekrar yapıştım. Topuklu ayakkabısıyla karnıma baskı uyguladığında yere düştüm. Leyla’da bunu fırsat bilerek ayağa kalktı. Topuğundan tuttuğumda merdivenlerden aşağı yuvarlandı. Düşerken kafasının demire saplanma sesi kulağımı doldururken ayağa kalktım ve yanına indim. Artık bu evdeki tek canlı bendim. Çünkü Leyla’nın ruhu artık gökyüzündeydi... 
                                                                                                                                             -33- 
SEDA DEMİRKAN 

     Korku dolu haberler alacağım bir sabaha daha mutlulukla uyanmıştım. Melih’ten mesaj yoktu. İşi halledebilmiştir umarım diye düşünürken, Buse elinde omletle yanıma geldi “Seda hemen haberleri aç!” Sesindeki korkuyu iliklerime kadar hissederken kumandaya uzandım ve televizyonu açtım. Haberlerde ne göreceğimi bilmeden kanalları geçerken, yıkıldım. Leyla ölmüştü. Leyla trafik kazasında ölmüştü... 

Continue Reading

You'll Also Like

20.2K 2.1K 51
Dediler, madem kabul ettin son şansı, gir oyuna da kazan ölümle olan yarışı. -------- Bu hikâye yirmi altı yaşındaki otopsi yardımcısının, dört kişiy...
84.5K 3.3K 33
Görme engelli ve dilsiz bir genç kız. Hayatı normal akışında giderken, hayatına giren adamla nekadar karışabilirdi ki? Geçmişi ve bu günü karanlık...
Wattpad App - Unlock exclusive features