🎉🎉🎉 sürpriz!!! taslaktaki 4 kitap icinden icime en cok sinen konu bunundu ben de begenecek misiniz diye ufak bi sallayayim dedim... begenirseniz devam edicem yoksa birkac haftaya silerim iyi okumalaar
***
Zehra'dan
Evleneceğim diyordu! Koskoca kadın evlenmek için benden izin istemişti, izin vermeyince de sen öyle san diye trip atmaya başlamıştı! Kendimi bildim bileli sadece kısa süreli toksik ilişkiler yapan annem gelmiş sabahtan beri evleneceğim diye başımın etini yemişti.
Ben de ona triplenip sahil yoluna, her zaman oturduğum banka doğru yol almıştım. Kaç yaşına gelmiş kadın yakışıklı zengin koca bulup evlenecekmiş. Aşık ol önce diyordum, ona gerek yok diyordu. Aşık bile olmadığı adamın tekiyle beni aynı evde yaşatmayı planlıyordu!
Deniz manzaralı bankların sıralandığı yerde benim hep oturduğum bank yedinci sıradaydı. Birkaç tahtası eksikti, yanlışlıkla kırmıştım. Sevgili Antalya Belediyesi de düzeltmeye tenezzül etmemişti.
Benimle her duyguyu yaşamıştı kırık bankım; sevinç, üzüntü, sinir, tiksinti ve nicesi. Aşk hariç. Belki o bankta bana karşı öyle şeyler hisseden arkadaşlarım olmuştu, evet. Ama benden yana hiçbir şey olmamıştı. Gereksiz görmüştüm, ya da bana o duyguyu gerekli gördürecek biri çıkmamıştı karşıma.
Dördüncü bankı da geçtikten sonra net bir şekilde görüş açıma girmişti bankım. Hassiktir, yenilenmiş miydi lan o? Tahtaları vardı! Eksik olan tahtaları yerindeydi! Üç senedir yoktu lan o tahtalar!
Üstünde de kulak üstü kulaklığıyla kafasını geriye yaslamış, bağdaş kurarak oturan bir kadın vardı. Harika, günümün yeterince bok gibi geçtiği yetmiyormuş gibi hem kırık bankım artık dümdüz bir bank olmuştu, hem de bankımı paylaşmam gereken bir insan vardı.
Banka iyice yaklaşınca kadını inceledim biraz. Yirmilerinin ortalarında gözüküyordu ve daha önce görmemiştim. Uzun, dalgalı saçları vardı ve yüzü çok güzeldi. Keskin bir çene hattı vardı, elmacıkları da baktığım anda gözüme çarpmıştı. Gözleri kapalı olsa da badem gözlü olduğunu anlayabilmiştim. Etkileyici bir yüzü vardı, izledikçe izleyesim geliyordu ama tabii ki öyle bir şey yapmayacaktım.
Gözlerime hakim olup bankın en uç köşesine yerleştim ve bacaklarımı kendime doğru çektim. Sol tarafımda oturan kadına son bir kez göz gezdirip kafamı denize taraf çevirdim. Umarım laf yemezdim.
Az da olsa insanlar geçiyordu önümden. Bazıları yanlarındaki insanlara bir şeyler anlatıyor, bazıları da sadece kafa dinlemek için yürüyor gibi gözüküyordu. Bazen kahkaha sesleri duyuyordum yürüyenlerden, bazen tamamen sessizlik sarıyordu etrafı, sadece dalga sesleri geliyordu kulaklarıma.
"Yanıma oturmak için izin aldığını hatırlamıyorum."
Yanımdaki kadından gelen sesle kafamı çevirdim ona doğru. Haklıydı. İzin istememiştim, ya da kendi bankım olarak adlandırdığım banka oturmak için izin istemek bana biraz garip geleceği için isteyememiştim.
"Rahatsız etmek istemedim." dedim sakin bir sesle.
Badem gözleri mümkünmüş gibi daha çok kısıldı. "Şu an daha çok rahatsız oluyorum."
Çattık ya. Kadın rahat rahat göz dinlendirsin diye götümün ucuyla oturmuştum ulan!
"Rahatsız olabileceğiniz bir durum görmüyorum."
"Tanımadığım birinin o kadar boş bank varken gelip benim yanıma oturması yeterince rahatsız edici." Kulaklığını ensesine indirdi, doğrudan bana bakmaya başladı badem gözleri. Çok güzeldi.
"Ben her zaman bu bankta otururum."
"Bu, rahatsız edici olduğu gerçeğini değiştirmiyor."
"Hanımefendi uzatmazsanız siz rahatlıkla şarkınızı dinlersiniz ben de hayatın gerçekleriyle yüzleşmekten kaçabilirim. O yüzden lütfen en azından beş on dakika laf etmeyin de ikimiz de rahat rahat takılalım."
Derin bir hava çekti içine. Sonra gülümsemeye çalıştı, yanaklarındaki çukurları görebilmiştim. Yine de bu, bu gülümsemenin içten bir gülümseme olduğunu göstermiyordu. "Pekâla." dedi sakince, telefonuna dokunup şarkıyı devam ettirdi. Telefonuna dokunmasıyla bilmediğim iki şeyi öğrenmiş oldum. Saat 00.37'ydi ve Champagne Coast dinliyordu. Zevkli biri olduğu kesindi...
Benim başka bir versiyonum muydu bu kadın? Benim bankımda, benim tavırlarımla ve benim en sevdiğim şarkıyla. Bu kadarı da saçmaydı artık! Kafa dinlemeye diye geldiğim yerden kafamı patlatıp çıkacaktım.
Ona doğru fazla bakmış olmalıydım ki badem gözlerini açıp dikti bana. Kafasını salladı "ne oldu" anlamında. Elimi boş ver anlamında sallayıp denize döndüm ben de. Rahatsız ediciydim. Fazlasıyla. Sadece bu kadar güzel bir kadının gecenin bu saatinde yalnız bir şekilde oturması ilgimi çekiyordu. Yalan değildi. Sonuçta buralarda hep tanıdık yüzler olurdu.
Bademlerini üstümde hissetmeye devam edince ona doğru döndüm. Ben de aynı kafa hareketini yaptım ona karşılık. O da kafasındaki kulaklığı ensesine indirip vücudunu bana doğru döndürdü. 5 dakika da geçmemişti ki...
"Küçük duruyorsun, bu saatte buralarda ne yapıyorsun?"
Harika, şimdi de benimle ilgilenesi gelmişti. Bu bank üzerinde daha önce hiç tanımadığım biriyle bu kadar uzun süre konuşmamıştım.
"Küçük sayılmam aslında. 18 yaşındayım." dedim parmaklarımla oynarken.
"Bana göre küçüksün."
"Kaç yaşındasın ki?"
Ben de bacaklarımı indirip onun gibi bağdaş kurdum. Konuşurken doğrudan gözlerime bakıyordu. Olması gereken bu olsa da gerilmiştim. "25 yaşındayım. Okuyor musun?"
Büyüktü. Fazlasıyla büyüktü hem de. İki dakikaya bana abla nasihatleri vermeye başlayacağından emindim.
"Pek sayılmaz. Özgür hissetmediğim konularda bir başarı elde edemem." Ya da kendime sürekli böyle anlatmaya çalıştığım için edemiyordum.
"Özgürlük diye gezip yatıyorsun yani?" dedi sorgular bir sesle.
"Hayır, kafemiz var bizim. Dedemin yani. Orayla uğraşıyorum çoğu zaman."
"En azından uğraşacak bir şey bulmuşsun."
Kafamı salladım. "Peki ya sen?" dedim o benimle göz temasını kesmezken.
"Tıp öğrencisiyim. Güneş Hastanesi'nde stajyerim şu an."
Kaşlarım havalandı. Annemin çalıştığı hastanede çalışıyordu o da! Tipi de tanıdık geliyordu zaten, çıkaracaktım bir yerden eminim... Bam!
"Bir saniye, sen Mustafa Abi'nin kızısın!"
Onun da kaşları havalanmıştı benim gibi. "Nereden biliyorsun?" dedi meraklı gözlerle. Gözleri fazla güzeldi ama düşmemem lazımdı şu an. Sapık olduğumu düşünmemesi için yüzüme hafif bir gülümseme yerleştirdim.
"Annemle aynı hastanede çalışıyor. Kızım burada stajyer olarak başlayacak falan demişti. Hem benziyorsunuz da, çözdüm yani."
"Annen doktor mu?"
Kafamı iki yana salladım. "Hemşire."
"Doktorlar hemşirelerle kolay kolay arkadaş olmaz... Ne kadardır tanışıyorlar ki?"
Düşündüm bir süre. "Ben doğduğumdan beri falan herhalde. Babamla bile tanışmış biliyor musun?"
Aslında pek de imkansız bir şey değildi babamla tanışması. Sadece yüzünü bile hatırlayamadığım adamla tanışmış olması beni garip hissettiriyordu. Adının Hande olduğunu bildiğim kadın, vücudunu tamamen bana çevirmişti.
"Adın ne senin?"
"Zehra. Zehra Güneş." dedim elimi uzatıp. Biraz geç olmuştu bunun için, ama olsundu.
"Benimkini sormayacak mısın?"
Temas etti ellerimiz. Benimkinin aksine sıcacıktı onun eli. Kafamı iki yana salladım sorduğu şeye karşılık. "Hande değil mi? Hande Baladın."
Onayladı başıyla. "Ellerin çok soğuk." dedi ve biraz daha sertleştirdi tutuşunu. Gerçekten çok sıcaktı eli bu soğuğa rağmen, bu sıcaklık elimi hiç
çekmek istemememe neden oluyordu.
"Hep öyleler."
"Kansızlığın mı var?"
"Evet ondanım var."
Elini elimden ayırdı ve bu sayede vücudumda hissettiğim tek sıcaklık da yok olmuş oldu. Üstündeki gri hırkayı çıkarmaya yeltendi. "Gerek yok!" demiştim ama nafile... Yüzündeki gülümsemesiyle bana doğru uzatıyordu hırkasını.
Hiç düşünmeden hırkayı hızlı bir şekilde üstüme geçirdiğimde yüzüne baktım. "E bu sefer de sen üşüyeceksin?" dedim. Bu hırka fazla güzel kokuyordu...
"Çok üşüyen biri değilim, boş ver." Kafamı sallamakla yetindim ben de.
"Babamın benim hakkımda konuştuğunu hiç düşünmezdim." dedi yüzü denize bakarken.
"Benimle her konuştuğunda seni anlatıyor. Sana değer verdiği kesin, ama sana ne kadar yansıttığını bilemem."
"Hiç yansıtmıyor. Bazen beni hiç sevmediğini bile düşünüyorum."
"Yanlış düşünüyorsun." dedim sıcak bir sesle. Demek ki pek iyi anlaşamıyorlardı...
Omuz silkti. "Belli olmaz." dedi ve telefonuna dokundu tekrardan. 01.00. Dakikalardır konuşuyorduk ve sadece beş dakikadır konuşuyormuş gibi hissediyordum. Normal miydi?
"Bir saat içerisinde eve gitmezsem annem beni vuracak."
"Sahiden, niye buradasın ki bu saatte?" dedi. Gözlerinden uyku akarken o neden buradaydı asıl?
"Annemle tartıştık. Ben de her zaman yaptığımı yapıp bankıma kaçtım. Sen neden buradasın?"
"Evin yolunu unuttum." dedi elini ensesine götürüp. Gülmeye başladım, tıp stajyeri kadın evin yolunu unutmuştu! "Ya gülmesene!"
"Gerçekten unuttun mu?"
"Evet..."
Kafamı iki yana sallayıp gülmeye devam ettim. Kadın evin yolunu unutmuştu... "Götürmemi ister misin?" dedim ayağa kalkıp.
"Biliyor musun ki yolu?"
"Komşuyuz. Karşı dairemizde oturuyor baban."
Kaşları yeniden havalandı, kısık gözleri olabildiğince açıldı. "Evren tanışmamız için elinden gelen her şeyi yapmış demek ki." dedi gülümseyerek. Kafamı salladım ben de.
"Geliyor musun? Tabii uyumak istersen bankım da raha-"
Aniden ayağa kalktı ve "Geldim!" dedi. Gülümsedim bu hareketine. Kim bilir kaç saattir burada oturuyordu... İnsan babasından konum atmasını falan isterdi ya!
İçim ısınmıştı bu kadına. Başta gıcıklık yapsa da günümü güzel kapatacak kadar güldürmüştü yüzümü.
***
Elindeki poşetlerle hastaneye giriş yaptı Zehra. Güvenliğe ve tanıdığı diğer herkese selam verdi. Başta sadece annesi için yemek yaparken dinlenme odasındaki diğer hemşire ve doktorların da onun elinin lezzetini keşfetmesiyle kafede yaptığı yemeklerden onlara da getirmeye başlamıştı. Tabii ki bunu haftada birkaç kere yapıyordu, kafesinin batmasını istemezdi, değil mi?
Merdivenlere yönelip ikinci kata çıktı. Doktor ve hemşirelerin karışık olduğu dinlenme odasının kapısını açıp kafasını soktu içeri. Öğle arasına denk geldiği için çoğu kişi içerideydi.
"Geldi ya! Geldi canım kurtarıcım!"
Kendisine doğru gelen Saliha'ya tek eliyle sarıldı Zehra. Saliha da buraya yeni başlayan doktorlardan biriydi. Hemen kanları ısınmıştı birbirlerine. Ondan ayrılıp odadaki diğer insanlara da el salladı. Annesi yoktu henüz aralarında... Hande de yoktu. Yüzünün düştüğünü çaktırmamalıydı.
"Doğru söyle abla, beni sadece yemeklerim için seviyorsun di mi?"
"Lan çaktırmasana!"
"Ayıp ama ya..."
Bedirhan gelip elindeki poşetleri aldı Zehra'nın. "Ne var bunun içinde?" dedi içlerini incelerken. Hâl hatır sorardı insan ya! Yemek getirendeydi suç...
"Yarısı hamburger, yarısı gözleme. Bazılarında da sadece patates var. İyisiniz yani bugün."
Bedirhan mutlulukla koltuğa oturup paketlerden birini açtı ve yemeye başladı. "Kendine müslüman olma!" dedi Saliha hemen. Kapı açıldı bu sırada, içeriye dün bankta denk geldikleri güzel gülüşlü kadın ve Zehra'nın annesi girmişti. Zehra'nın yüzündeki gülümseme büyüdü, Hande için gelmişti zaten buraya... Ona karşı tanımlayamadığı bir yakınlık hissetmişti içinde.
Zehra'nın annesi onları tanıştırmak için bir adım atacakken Hande'nin Zehra'ya sarılmasıyla ağzı açık kalmıştı. "Siz ne zaman tanıştınız?" dedi merakla. Zehra da kendisine gelip karşısındaki kadına kollarını sardı. Beklemiyordu bu yakınlığı, yalan yoktu.
Ayrılmak için ilk hamleyi Hande yapmıştı. Zehra da mecburen geri çekildi, kendisine hava hoştu aslında ama...
"Dün bankta karşılaştık. Başta biraz sert çıkıştım da yanlışlıkla, oturup konuşunca düzeldik." dedi Hande, Zeynep'e bakarak. Zeynep normalde ameliyathanede takılsa da bugün görevi Hande'ye hastaneyi ve ameliyatlarda kullanılan eşyaları anlatmaktı. Birkaç gün boyunca da böyle devam edecekti büyük ihtimal.
"Kıza niye çıkışıyorsun Hande ayıp değil mi? Şefliğimizi yapıyor o kadar!" dedi Saliha arkadan, ağzı doluyken. Zehra gülümseyip elini salladı "salla" anlamında.
"Haklıydı, boş ver."
Son bir kez önündeki kadınlara baktı. Hande'nin omzunu sıvazladı, annesinin yanağına da bir öpücük bıraktı. "Bana bak evlenmek yok. Valla kaçarım evden." dedi ve kapıyı açıp "Görüşürüz!" dedi herkese doğru.
Bugün de doymuşlardı...
***
begendiniz mi begenmediniz mi