Kamera Arkası

By Bethgirl_

82.7K 4.1K 3K

Tamamen hayal ürünüdür. More

2. Bölüm
3. Bölüm
4. Bölüm
5. Bölüm
6. Bölüm
7. Bölüm
8. Bölüm
9. Bölüm
10. Bölüm
11. Bölüm
12. Bölüm
13. Bölüm
14. Bölüm
15. Bölüm
16. Bölüm
17. Bölüm
18. Bölüm
19. Bölüm
20. Bölüm
21. Bölüm
22. Bölüm
23. Bölüm
24. Bölüm
25. Bölüm
26. Bölüm
27. Bölüm - FİNAL
MINZEY FIC
HİLZEY FİC

1. Bölüm

8.7K 223 101
By Bethgirl_

Sabah, Boğaz’dan gelen tuzlu rüzgârla birlikte odaya girdi. Perdelerin arasından süzülen ince ışık, Hilal’in yanaklarına dokunarak onu uykunun sıcaklığından yavaşça çekip aldı. Gözlerini araladığında ilk gördüğü şey, tavanın beyaz boşluğu değil; pencerenin kenarında asılı duran rüzgâr çanı oldu. Hafif bir melodi çıkarıyor, dışarıdaki martı seslerine eşlik ediyordu.

Hilal doğrulup çarşafları üzerinden kaydırdı. Yatağın beyaz nevresimleri dağınıktı, dün geceyi ne kadar derin uykuda geçirdiğinin kanıtı gibiydi. Ayağını yere bastığında, ahşap zeminin hafif serinliği içini ürpertti. Başını iki yana sallayarak saçlarını omzunun gerisine attı, ardından odanın içinde ağır adımlarla yürüyüp perdeyi araladı.

Bebek sabahı, İstanbul’un diğer hiçbir semtine benzemiyordu. Denizle yan yana uzanan sahil, henüz yeni yeni kalabalıklaşıyordu. Koşuya çıkanlar, köpeğini gezdirenler, simitçiyle göz göze gelip kahvaltısını alanlar… Boğaz’dan geçen bir vapurun düdüğü, camın ardında yankılanınca Hilal istemsizce gülümsedi. Bu ses, onun için günün başladığını işaret eden bir ritüeldi.

Banyoya girdiğinde aynadaki yansımasına kısa bir an baktı. Gözlerinde hâlâ uykudan kalma bir mahmurluk vardı ama yüz hatlarının yumuşaklığı sabah ışığıyla birleşince neredeyse bir tabloya benziyordu. Soğuk suyu avuçlarına doldurup yüzüne çarptı. Ardından havluyla kurulanırken yavaşça derin bir nefes aldı; temizlenmiş, uyanmış, tazelenmişti.

Dolabını açtığında, gözünün önüne sıralanmış onlarca kıyafet çıktı. Çoğu, modellik günlerinden kalma şık parçalar, dikkat çekici tasarımlar, dergilerde gördüğü halleriyle duruyorlardı. Ama bugün başka bir gündü; şatafatlı bir podyuma değil, gündelik bir buluşmaya hazırlanıyordu. Parmaklarını askılar arasında gezdirdi, birkaç kez karar değiştirdi. Sonunda en rahat olanı seçti: açık renk, bol bir gömlek; altına yüksek bel kot pantolon ve beyaz spor ayakkabılar. Saçlarını fazla uğraşmadan, doğal dalgalarıyla bıraktı.

Makyaj masasına oturdu ama elleri fırçaya gitmedi. Bugün yüzünü boyamaya gerek duymuyordu; hafif bir dudak balmı sürdü, yanaklarına da biraz renk gelsin diye krem allık dokundurdu. Yansımasına baktığında kendi kendine “Bu yeter” diye mırıldandı.

Tam o sırada, yatağın üzerinde unuttuğu telefonun sesi duyuldu. Ekrana uzandığında sevgilisinden gelen kısa bir mesaj belirdi:
“Unutma, bugün dövmeciye gideceğiz.”

Bir anlık dalgınlıkla mesajın üzerinde oyalandı. Kelimeler basit görünse de, içinde taşıdığı anlam bambaşkaydı. O an, günün akışının sıradan bir gün gibi geçmeyeceğini hissetti. Dudaklarının kenarında hafif bir tebessüm belirdi. Telefonu elinden bırakırken kalbinin içinde ince bir heyecan titreşti; nedenini kendisi bile açıklayamazdı.

Salona geçtiğinde, geniş pencereden içeri giren ışık Boğaz’ın mavisini odaya taşımıştı. Kahve makinesinin düğmesine bastı, kısa süre sonra yayılan kahve kokusu evi doldurdu. Küçük yuvarlak masanın üzerine fincanını bıraktı, karşısına geçip oturdu. Elinde fincan, gözleri sahildeki kalabalığa takılı kaldı. Herkes gününe başlıyordu, ama onun aklı sevgilisinin mesajındaydı.

Birkaç yudum kahveden sonra sandalyesinden kalktı, anahtarlarını ve çantasını aldı. Aynanın karşısında bir kez daha durdu; sade ama şık görünümüne son kez göz gezdirdi. Doğallığıyla güzeldi, bunu kendine itiraf etmekten çekinmedi. Derin bir nefes aldı ve kapıya yöneldi. Günün onu nereye sürükleyeceğini bilmeden, yalnızca bir dövmeci ziyareti için hazırlanıyordu… ama içten içe çok daha fazlasının kapıda olduğunu hissediyordu.

Kapıyı kapattığında apartmanın merdivenlerinde ince bir serinlik hissetti. Beton duvarlara vuran ayak sesleri, sabahın erken saatlerindeki sessizliği bozmadan yankılandı. Kapıdan çıkıp sokağa adım attığında, Bebek’in kendine has sabah kokusu yüzüne çarptı: denizden gelen iyot, yeni kavrulmuş kahvenin kokusu ve fırından taze çıkan simidin sıcacık buğusu birbirine karışıyordu.

Sahile doğru yürürken adımlarını ağırdan aldı. Henüz kalabalık başlamamıştı ama şimdiden koşuya çıkmış insanlar, sahil yolunda tempolu adımlarla ilerleyenler vardı. Bir köpeğin tasması hafifçe şıngırdadı; sahibinin yanından uzaklaşıp denize doğru koşarken martıların kanat sesleri havada çınladı. Hilal, o an şehrin karmaşasını unutturan bu küçük anların tadını çıkardı.

Bir köşeden döndüğünde, kahvaltıcıların önünde kalabalığın yavaş yavaş toplandığını gördü. Sandalyeler masalara çekiliyor, garsonlar ellerinde tepsilerle telaşla koşuşturuyordu. Bir masadan kahkahalar yükseldi, bir diğerinden gazete sayfalarının hışırtısı duyuldu.

Sahile indiğinde denizin mavisi gözlerini aldı. Su, sabah güneşiyle parıldıyor, kıyıya çarpan dalgalar taşların üzerinden beyaz köpükler bırakıyordu. Birkaç sandal yanaşmış, balıkçılar sabahın ilk bereketini kasalara dolduruyordu. Hilal kısa bir süre onları izledi, sonra ellerini ceplerine sokup başını hafifçe kaldırarak yürümeye devam etti.

Yol kenarında park etmiş arabaların arasından geçerken, camlarda kendi yansımasını gördü. Günlük, sade giyinmişti; ama o doğallığın içinde bile dikkat çeken bir havası vardı. Açık renk gömleği rüzgârla hafifçe dalgalanıyor, kot pantolonunun rahatlığı adımlarına esneklik katıyordu. Spor ayakkabılarının tabanı kaldırım taşlarına vurdukça ritmik bir ses çıkarıyor, sanki içindeki heyecana tempo tutuyordu.

Hilal, sahilin kalabalığından ayrılıp ara sokaklardan sevgilisiyle buluşacağı noktaya doğru yöneldi. Her adımı, günün biraz daha içine çekildiğini hissettiriyordu. Güneş yükseliyor, şehir uyanıyor, Hilal ise farkında olmadan hayatının akışını değiştirecek yeni bir karşılaşmaya doğru ilerliyordu.

Hilal, buluşma yerine vardığında Ayça çoktan gelmişti. Sabah ışığının altında beklerken elleri cebindeydi; onu görür görmez yüzünde içten bir gülümseme belirdi. Hilal adımlarını hızlandırdı, yanına yaklaşıp yanaklarından öptü.

“Günaydın,” dedi Hilal, yumuşak bir sesle.

“Günaydın,” diye karşılık verdi Ayça. “Hazır mısın? Çok heyecanlıyım, sonunda şu dövmeyi yaptıracağım.”

Hilal hafifçe gülümseyip başını salladı.

“Hazırım tabii, sen hazır mısın asıl?”

Ayça, göz kırparak “Tabi ki hazırım” dedi.

Hilal, yürümeye koyulurken onun koluna hafifçe dokundu. İkisi yan yana sokak boyunca ilerlerken, Ayça heyecanını saklayamıyor, Hilal ise onun bu telaşını izlemekten keyif alıyordu.

Dar sokakları geçip köşeyi döndüklerinde dövmeci atölyesi karşılarına çıktı. Kapının önünde Mina onları bekliyordu; kızıl saçları sabah güneşinde parlıyor, gözlerindeki mavi ışıltı canlı canlı yansıyordu. Hilal onu görür görmez gülümsedi.

“Mina!” dedi Ayça, hızlı adımlarla öne çıkıp sarıldı.

İki arkadaşın sıcak karşılaşması kısa sürmedi; Mina ardından Hilal’e dönüp aynı samimiyetle gülümsedi.

“Hilal, hoş geldin.”

Hilal de karşılık vererek onunla kucaklaştı.

“Hoş bulduk, Mina. Uzun zaman oldu.”

“Evet, öyle,” dedi Mina, başını hafifçe sallayarak. “Ama seni yine Ayça sayesinde görebiliyorum işte.”

Üçü birlikte gülüştü. O anki rahatlık, aralarında önceden gelen tanışıklığın izini taşıyordu; hiç yabancılık yoktu.

Mina, kapıyı aralayıp kenara çekildi. “Hadi, içeri geçelim. İçerisi daha sakin, zaten sizi bekliyorduk.”

Kapı kapanınca dışarıdaki İstanbul gürültüsü yerini bambaşka bir uğultuya bıraktı. Küçük atölyenin içi loş ama sıcak bir ışıkla aydınlatılmıştı. Duvarlarda, siyah çerçevelere alınmış desenler asılıydı: geometrik şekiller, mitolojik figürler, ince hatlı portreler. Bazıları neredeyse bir tablo kadar detaylı, bazıları ise minimalist bir zarafet taşıyordu.

Hilal’in gözleri ilk adımda bunlara takıldı. Bir köşedeki duvar fotoğraflarla kaplıydı; belli ki buradan dövme yaptırmış kişilerin kareleriydi. Gülümseyen yüzler, gururla poz veren kollar, sırtlar, bilekler… Hilal, fotoğraflara bakarken hepsinin ortak bir yanını fark etti: herkesin yüzünde özgürlüğü andıran bir ifade vardı.

Ayça ise çoktan Mina’ya dönmüş, heyecanlı bir sesle konuşmaya başlamıştı.

“Burası inanılmaz olmuş! En son geldiğimde bu kadar düzenli değildi. Yeni ışıklandırma mı yaptınız?”

Mina, gururla gülümsedi. “Evet, biraz değiştirdik. Daha profesyonel bir hava olsun istedi. Artık burası sadece bir dövme stüdyosu değil, küçük bir sanat atölyesi gibi.”

Ayça başını sallayarak etrafı süzdü. “Tam da öyle hissettiriyor. İnsan buraya girince başka bir dünyaya girmiş gibi oluyor.”

Hilal, onların sohbetini dinlerken bir yandan da mekânın her detayını içine çekiyordu. Masanın üzerinde steril malzemeler özenle dizilmişti: parlak metal aletler, renkli mürekkep şişeleri, pamuk ve eldivenler. Havada, yeni açılmış mürekkep kapaklarının keskin kokusu ile antiseptiğin temizleyici kokusu birbirine karışıyordu.

Bir köşede açık bırakılmış hoparlörden düşük seste bir şarkı çalıyordu; gitarın hüzünlü ama ritmik tınısı ortamın atmosferine derinlik katıyordu. Hilal, müziğin ritmine kendini kaptırmamak için dudaklarını ısırdı. Bu ses, sanki mekânın ruhunu tamamlıyordu.

Mina, Ayça’ya dönerek masanın yanındaki tabureyi işaret etti. “Otur, birazdan hazırlanırsın. Senin tasarımını da masada hazır ettik.”

Ayça merakla eğilip bakarken, Hilal onların birkaç adım gerisinde durmuştu. Ellerini ceplerine sokmuş, gözlerini duvarlarda gezdiriyordu. Çizimlerin bazıları onu düşündürdü; keskin hatlarla yapılmış bir kartal figüründe özgürlüğü, ince çizgili bir gül deseninde ise kırılgan bir güzelliği hissetti.

Bir anlığına Hilal’in aklından şu düşünce geçti: “Bu mekânın sahibi nasıl biridir acaba? Bu kadar farklı ruhu bir araya getiren kişi…” Ama soruyu sesli dile getirmedi. Sadece Ayça’nın heyecanlı yüzüne bakıp hafifçe gülümsedi.

Ayça, Mina ile hararetli bir şekilde konuşurken Hilal farkında olmadan atölyenin havasına karışıyordu. Her detay, zihninde yavaş yavaş yeni bir merak uyandırıyordu.

Biraz sonra kapı hafifçe aralandı. İçeriye giren kadın, kapı eşiğinde durduğu anda bile dikkatleri üzerine çekti.

Maviye boyalı saçları omuzlarının üzerine dağılmış, uçları loş ışığın altında parlıyordu. Üzerinde siyah bir tişört, bol paçalı bir pantolon ve mürekkep lekeleri taşıyan bir önlük vardı. Elinde getirdiği dosya ve birkaç eskiz kâğıdı vardı. Gözleri, atölyenin içinde kısa bir tur attıktan sonra Ayça’ya kilitlendi.

“Hoş geldin!” dedi Zeynep, yüzünde samimi bir tebessümle.

Birkaç adımda yanına geldi, Ayça da ayağa kalkıp onu sıkıca kucakladı.

Hilal, o anı izlerken bakışlarını Zeynep’ten alamadı. Saçlarının rengi, yüzündeki özgüvenli ifade ve beden dilindeki rahatlık… Hepsi Hilal’in gözünde yabancı ama bir o kadar da çekici bir tablo çiziyordu. Zeynep’in kahkahası kulaklarına çalındığında Hilal’in içi kıpırdadı; bu ses, sanki odanın havasını değiştirmişti.

Ayça, sarılmanın ardından hemen Hilal’i işaret etti. “Bak, seni Hilal’le tanıştırayım.”

Zeynep’in gözleri Hilal’e döndü. Kısa bir an, ikisinin bakışları havada asılı kaldı. Hilal, istemsizce dik durdu; sanki bakışlarının altında kendini daha görünür hissetti. Zeynep ise hafif bir tebessümle elini uzattı.

“Zeynep,” dedi sade ama güçlü bir tonla.

Hilal, onun elini sıktığında parmaklarının arasındaki sıcaklığı fark etti. “Hilal. Memnun oldum.”

Ayça araya girerek ikisinin arasındaki gerginliği dağıtır gibi oldu.

“Biz Mina sayesinde tanıştık,” dedi Zeynep’i göstererek. “Gerçekten çok iyi dövme yapıyor. O yüzden hiç tereddüt etmedim.”

Mina, bu sözleri duyunca hafifçe gülümsedi.

“Evet, Zeynep’in eli gerçekten çok iyidir. Hem fotoğrafçılığı var hem de dövme işinde inanılmaz yetenekli. Ayça’ya da tam istediğini çıkaracaktır.”

Hilal, sessizce başını salladı ama gözleri hâlâ Zeynep’teydi. Onu sadece bir dövme sanatçısı olarak görmüyor, içinden çıkamadığı bir çekime kapılıyordu. Zeynep’in kendinden emin tavrı, çizimlerini masaya bırakırkenki rahat hareketleri ve gözlerindeki keskinlik, Hilal’in zihnine yerleşmişti bile.

Continue Reading

You'll Also Like

215K 13.4K 96
​Dünya dışı yaratıkların istilasıyla sarsılan dünyada, genç ve yetenekli komutan Hilal Yelekçi, cepheye sürülen üniversiteli kız öğrencilerinden oluş...
340K 22.6K 24
Karan:Senin defterinide ben almışım dediğin gibi. Aden:Tamam yarın kütüphaneye getir alayım senden? Karan:Yarın sırana koyarım sende bi ara benim mas...
227K 12.5K 22
Siz: Cevap versene Siz: Elbise benim bedenim bile değil Önder. Siz: Tamam anlaşmalı bir evliliğimiz olabilir ama karın olarak değil de bari bir insan...
237K 18.5K 33
Tamamen Hayal Ürünüdür.
Wattpad App - Unlock exclusive features