Genç barmen, kendisine seslenen kadının yanına gitti. Kadın, her zamanki gibi boş kadehini uzattı. Genç adam, koyu kırmızı şarabı yavaşça doldururken, kadının gözleri bir an bile ondan ayrılmadı. Barmen, kadehi uzattığında kadın hafifçe gülümsedi.
"Kaç yaşındasın sen?" diye sordu, sesi yumuşak ama içinde bir ağırlık vardı.
"Yirmi üç yaşımdayım, efendim." Barmenin sesi biraz resmi çıktı.
Kadın kadehinden bir yudum aldı, sonra başını yana eğerek onu inceledi.
"Yalan söylüyorsun." dedi alaycı bir tebessümle. "Dürüst ol, çocuk."
Genç adam tereddüt etti, ardından iç çekerek pes etti.
"On dokuz." dedi, hafifçe gözlerini kaçırarak.
Kadın gülümsedi. "Bu yaşta neden burada çalışıyorsun?"
Barmen kaşlarını hafifçe çattı. "Neden merak ediyorsunuz?"
Kadın, kadehini masaya koyup parmaklarını kenarına doladı. "Sadece kafamı dağıtmak istiyorum."
Barmen sessiz kaldı. Kadın derin bir nefes alarak devam etti.
"Gözlerin güzelmiş." dedi, şarabın kırmızı renginde parlayan gözlerini ona dikerek. "Mavi rengi severim."
Barmen kısa bir gülümsemeyle karşılık verdi ama bir şey demedi.
"Pekâlâ, bir anlaşma yapalım mı?" dedi kadın, hafifçe öne eğilerek.
Barmen merakla başını kaldırdı. Kadın, ilgisini çektiğini fark edince devam etti.
"Sana sorular soracağım, sen de cevap vereceksin. Karşılığında ya bir euro bahşiş alırsın ya da sen de bana bir soru sorarsın. Ne dersin?"
Genç adam düşündü. Bugün doğru dürüst bahşiş almamıştı. Biraz sohbet etmekten zarar gelmezdi.
"Tamam, olur."
Kadın gülümsedi. "Güzel. O halde başlayalım. Neden okula gitmek yerine burada çalışıyorsun?"
"Paraya ihtiyacım var."
Kadın başını iki yana salladı. "Bu sorumun cevabı değil, çocuk. Hayrına çalışmıyorsun herhalde. Neden paraya ihtiyacın var, onu soruyorum."
Barmen bir an duraksadı, ardından hafifçe içini çekti. "Ailede çalışabilecek durumda olan tek kişi benim."
Kadın, aldığı cevaptan tatmin olmuş gibi ceketinin iç cebinden cüzdanını çıkardı. İçinden bir euro çıkartıp barmene uzattı.
Barmen hafif bir tebessümle parayı alıp önlüğünün cebine koydu.
Kadın tekrar sordu. "Ailenin neden çalışacak durumu yok?"
Barmenin sesi donuktu. "Annem... kaba tanımla deli. Babam ise bağımlı."
Kadın bir an duraksadı, sonra hafifçe başını salladı. "Seni daha önce burada görmedim. İşe yeni başladın muhtemelen. Daha önce başka bir yerde mi çalışıyordun?"
"Çalışmıyordum." Genç adam hafifçe kaşlarını kaldırdı. "Ve bir cevap karşılığında para verecektiniz."
Kadın hafifçe güldü. "Sakin ol, şampiyon. Her seferinde uğraşmayalım. Beş soruya beş euro vereyim, olur mu?"
Barmen başıyla onayladı.
Kadın yeni bir yudum aldı. "Daha önce çalışmıyorsan evin gelirini kim sağlıyordu?"
Genç adam hafifçe omuz silkti. "Babam, bahis oynuyordu."
Kadın şaşkınlıkla gence baktı, bir anlık sessizlik aralarına yerleşti. Kadehini elinde çevirdi, sonra gözlerini barmenin yüzüne dikti.
"Pekâlâ çocuk, bir soru daha... Babandan nefret ediyor musun?"
Barmenin yüzü gölgelendi. Bir anlığına dudakları aralandı, fakat sonra kapandı. Gözleri hafifçe kısıldı.
Kadın gülümsedi. "Cevabını almam gerekmiyor. Bakışların yeterince açık."
Şarabından son bir yudum aldı, kadehi masaya bıraktı ve hafifçe arkasına yaslandı.
"Sıradaki soru; kardeşin var mı?"
Kadının sesi, boş barın içindeki tekinsiz sessizliği yardı. Loş ışık, barmenin yüzünde oynayan gölgeleri daha da derinleştiriyordu. Barmenin eli, tezgâhın altındaki bez parçasında istemsizce sıkıldı. Boğazı kurudu. Yutkundu.
"Bir abim vardı... ama öldü."
Kadın, kaşlarını kaldırarak barmenin yüzüne baktı; bakışları merakla değil, neredeyse soğuk bir dikkatle doluydu.
"Adı neydi?"
"Heinrich Lauersdorf."
"Nasıl öldü?"
Barmen boğazını temizledi. Gözleri yerde, sesi mesafeli.
"Trafik kazası."
Kadın başını hafifçe yana eğdi, sanki cevabın doğru olup olmadığını tartıyormuş gibi. Ardından bir sessizlik çöktü, bardağın camına yansıyan kadının siluetiyle barmenin gözleri buluştu. Kadın cebine koymadığı, açık duran cüzdanından beş euro çıkardı ve tezgâhın üzerine bıraktı.
"Al bakalım. Beş soru, beş euro."
Barmen, paraya kısa bir bakış attı ve parayı aldı. Sessizce. Kadına baktı. Gözlerinde yorgun bir uyarı vardı.
"Sorularınız bitti mi?"
Kadın hafifçe kıkırdadı. Sesinde bir şey vardı. Alayla şefkatin arasına sıkışmış tuhaf bir ton.
"Hayır... ama seni daha fazla işinden alıkoymayayım."
Ulrich'in bakışları barın içine doğru kaydı. Neredeyse bomboştu artık. Masaların kenarına düşmüş gölgeler, sızmış bedenleri örtüyordu. İçki ve uyku arasında kaybolmuş birkaç müşteri dışında kalan tek canlı ses, kadınınkiydi.
"Sorun olmaz," dedi Ulrich, sesinde belirgin bir boşluk. "Saat gece yarısını geçti. Kimse kalmadı zaten."
Kadın hafifçe omuz silkti, yüzünde sönük bir gülümsemeyle.
"Sen bilirsin. Devam ediyorum o zaman. Bu arada... adını sormayı unuttum."
Ulrich, başını kaldırdı. Gözleri kadının gözlerinde kısa bir an tuttu kendini. Yorgun ama dikkatliydi.
"Ulrich Lauersdorf."