GAMZELİM

By mujdeaklanoglu

158K 2.4K 232

Hayaller, aptalca düşünen masum kızların saçma icadıydı ve Sevda... Asla o salaklardan olmayacaktı! Taki, Gam... More

1. Benimsin...
2. Bir kere baksan ne olurdu?
3. Ayranla sarhoş olunmaz
4. Sanırım, korkmuştum
3. BÖLÜM
UYARIIIIII

5. Upsssss!

5.2K 407 55
By mujdeaklanoglu

Nisa'nın yardımıyla arabasına bindiğimde, ağrı kesicinin etkisi geçmek üzeri olmalıydı çünkü ayağımdaki acı dayanılmaz olmaya başlamıştı. Aracın içinde sessizce otururken aklımda kuyruğu birbirine değmeyen kırk tilki dolaşıyordu. Bir de Nisa'nın hiç susmayan dili bu halime hiç yardımcı olmuyordu. Sürekli sorular soruyor, beynimi didik didik ediyordu.

Eve geldiğimizde annemin o panik hali hala gözlerimin önünden gitmiyordu. Ellerini dizlerine vurarak boynuma sarılması, tenimi ıslatan gözyaşlarına karışmış ıslak öpücüklerinin mührü hata tüm hücrelerimde hüküm sürüyordu. Ağlaya zırlaya babamı ne ara aradı da eve çağırdı, başıma tüm aileyi hangi ara bitirip bana hesap sormaya başladı, anlayamadım!

Her şey o kadar hızlı gelişiyordu ki, ben sanki hızla sarılmış bir film karesini izler gibi onlara ifadesi yoğun halde bakıyordum. Birileri saçlarımı okşarken diğeri halimi hatrımı soruyordu ve benim gözlerim bu yoğun ilgiden yaşarırken, sanırım ilk defa kaza etmenin güzelliğini yaşıyordum. Üstelik babaannem bile bana laf çakmamış dilinin ucuyla hatırımı sormuştu. Her ne kadar gözlüklerinin üzerinden burnunu kıvırarak yapsa bile bunu, ilk defa beni merak etmesini duvara mıh çakarak hafızama kaydetmek istedim.

O sıradansa büyük bir keyifle bu anı fırsat bilerek lafa dalan Nisa, "Savaş salağı yolunu kesmiş, sonrada bir arabanın önüne ittirmiş..." dediğinde, babamdaki o gergin hatlar koptu. Kıçım daha yer göremeden, tekrar öfkeyle terör estiren babamın önüne atılmıştım. O her zaman herşeye çanak tutan babaannem işine gelince nasılda mantıklı bir kadın olduğunu ortaya koyarak, babamın önünde atıldığında, onu durdurabilecek tek kişi ne yazık ki bendim!

Hemen babamın önüne atılarak ellerimi göğsüne koyup, "Ayağım burktu, yok öyle bir şey baba... Sakin ol lütfen." Dediğimde derhal annem öne atılarak mantıklı konuşmasına giriş yaparak, babamı zorla ikna etti. O sırada keyifle bize bakan Nisa'ya ters bir bakıp attığımda, umursamazca omzunu sarmıştı. Bunu bilinçli yaptığını anladığımda, kızsam mı yoksa sussam mı bilemedim. Benim iyiliğim için, o salağın benden uzak durması için yapıyordu biliyordum ama babam deli fişek gibiydi, şimdi bir şey yamaması o salağı gördüğü yerde boynunu kırmayacağı anlamına gelmiyordu! Neyse en azından böylece babamın değimiyle "Bu isteme meselesi burada kapandı. O hergeleyi değil kızın etrafında, havasını soluğu mekânın yakınında göreyim, alırım boynunu aşağıya..." dediğinde babaannemin itirazlarına karşı gelerek "Ana... Ana kalbini kırıp saygısızlık ettirme bana." Dediğinde hepimiz şaşırmıştık keza babam ilk defa babaanneme sesini yükseltip karşı geliyordu. Babaannem homurdanarak odadan çıkarken, annem ve ben birbirimize bakıyorduk, babamda sigara içmek için balkona çıkıyordu.

Az sonra sinirler yatışırken, babam suratsız bir şekilde TV karşısına geçmiş, huysuzluğuyla ve şıltağıyla ortalığı bir birine katan babaannem ise kös kös koltuğuna geçmiş elindeki teşbihini çekiyordu. Bende onun laf sokmalarını çekemeyeceğim için, Nisa'nın yardımıyla odama geçmeye karar verdim.

Arkadaşımın desteğiyle yatağıma uzanıp, sırtımı yatağın başına desteklerken, yatağın ucuna oturan kızın o çokbilmiş suratına bakmak istemiyordum ama öylesine inattı ki Nisa, buna mecburdum. Üstelik melek yüzündeki hilal kaşını kaldırmış, güzelim koyu kahve gözlerini yüzüme odaklamıştı. Hin hin ışıkların gözbebeklerinin irisine şimşek hızıyla çakıştığını buradan bile görebiliyordum. Cevap bekliyordu ama ben hangisinden önce başlayarak yırtacağımı bilemediğimden nerede saçma sapan konu varsa onu ortaya atıveriyordum.

Sonunda lafı çeviremeyeceğimi anlayınca, "Oktay'la buluştun mu?" diye gerçeğe dönerek sordum.

Suratsız suratsız "Buluştum..." dedi keyifsizce.

"Eeee, sonunda ona açılabildin mi?"

Çenesini kaldırarak sanki doğal ve heyecansız bir konudan bahseder gibi "Artık sevgiliyiz. Elimi tuttu bile." Dediğinde onun bana ne kadar kızdığını sonunda anladım.

"Hadi ya... Tüh, böyle heyecansız anlatınca ben de sevmediğimiz bir filmi izler gibi hissettim."

Bana yanındaki kırlenti fırlatırken, "Çevirme kazı Sevda, yanmıyor. Başla." Dedi dişlerini sıkarak.

Yüzüme vuran kırlenti kucağıma alarak, dudaklarımı büktüm. Yememişti.

"Biliyorsun işte, salak Savaş'la konuşurken tehdit etti beni, sonrada çekip gitti. Aslında o kadar şok olmuştum ki, işin gerçeği olayın nasıl olduğunu bilmiyorum. Ayağım mı burktu, yoksa ben mi dengemi kaybettim de düştüm yola, hatırlamıyorum. Bir an sarsıldım, sonra kendime geldiğimde o adamın kollarındaydım."

"Adı ne? Polise ne dedi çatlatmasana beni?"

"Ne polisi?"

"Polis gelmedi mi ifadeye?"

Başımı sallayarak, "Yok..." dediğimde gözlerindeki büyüme beni bile dehşete düşürdü.

"Neden?"

"Ne bileyim, gelmedi işte ben de şaşırdım. Zahir beni beğenmediler..."

"Zahir seni keklediler salak... Ah benim safım, neden gelmedi düşün bakalım! Adam engellemiş, sorgudan kaçmış olmasın." Kızarak yanındaki çantasına sarılıp kucağına aldı. "Adı ne şu adamın sen ver bakalım bana, bizimkiler bir öğrensin..."

Nisa'nın elindeki son model telefona bakarken, dudağımın kıyısını ısırıyordum. Yüzümü aşağıya eğdim. Onun yüzüne bakmasam bile Nisa'nın bana "Salak'" der gibi kaşlarını kaldırdığını biliyordum. Sinirinden gülerek "Şaka değil mi? Yok canım, bu kadar salak olamazsın..." dediğinde, evet o kadar salağım demenin bir yoluyla suçumu kabullenerek, dudaklarımı dişliyordum. Harbi ödüllü salaktım!

"Kızım... Kızım sen nasıl bir şeysin ya... Annen seni doğururken doktor tutamadı da, pekmezini mi akıttı."

"Beni ebe doğurttu bir kere..."

"Ben senin ebeni..." dediğinde aklının ne zaman başına geleceğini merak ediyordum ki zaten bu fazla uzun sürmedi. Ağzından kelimeler ateş gibi dökülerek, "Lan... Lan sen şimdi telefon falanda almamışsındır..." dediğinde, saçlarımı yolacak gibi öfkeli bakıyordu.

Kafamı salladım. Nisa yerinden kalktı. Elindeki telefonu isyanla sıkarken, "Allah'ım, bu akılı olup ta kullanamayan kuluna ne yapacağım ben..." diye isyan etti. Sonra mantığını devreye sokarak "Yüzüne bakmayı akıl ettin değil mi?" diye hömkürdü. "Nasıl birisiydi."

Aklıma o güzel gözlerin altında en çok dikkatimi çeken şey geldi. Gülümsedim. Parmaklarım kaşınmıştı yine. Salak salak gülümsediğimden habersiz, "Gamzeli..." dedim kopası dilimi tutamayarak. Gamzesine tüküreyim!

Telefonunda bir şeyler kurcalayan Nisa birden aban döndü. "Nasıl?" dedi şaşkınca.

Yutkundum. Azım kurumuştu. "Şey işte, adam gibi adamdı. Kara kaşı, kahve rengi gözü, iri elleri ve kocaman ayakları olan..."

"Sevda... Sevda..." dedi yine pleybek yaparak, dişlerinin gıcırdıtısıyla enstrüman icra ediyordu ve fark ettiği gerçekle bana şaşkınca baktı. Adamı yüzümde aptal bir sırıtışla anlatmıştım ve gözlerim dalarak sanırım iç germiştim.

"Anladım... Adamın adını bilmiyorsun ama gamzesini biliyorsun öyle mi Allah'ın cezası? Hem de gözlerinin renginin, irisinin haresine varana kadar..."

Bocalasam ne olurdu ki! Nisa bu işin peşinde düşerse, hemen öğrenirdi. Geçekleri biraz kıvırarak biraz törpüleyerek anlatmış olabilirim. "İşte böyle..." dediğimde, kalkmış kaşlarıyla bana hiç mi hiç inanarak bakmıyordu. Usulca kalktığı ayakucuma yanaştı. Önce uzandı ve ateşimi baktı, sonra engin bir düşünceyi dile vuracak zeki bir bilim adamı gibi "Kafanın için kesin çatlak var, zekânda sızıntı oluyor." dediğinde benim konuşmama fırsat vermeden elini kaldırdı. "Bak kızım, aylardır sana büyük abimi yapmaya çalıştım, olmadı. Adamın resmini bırak görmeyi, adını bile duymaya tenezzül etmedin.Tanıştıracağım zaman gelmedin. Benim abim yakışıklılıkta bir taneydi ve sen tireni çoktan kaçırdın. Sonra arkadaşım Çağrı'yı ayarlayayım sana dedim, adamı gördüğün an bizi kafede bırakıp tüydün. Lan, onca kişiyi es geçen sen, adını sanını bilmediğin adamın gamzesini hatırlıyorsun da kim olduğunu nasıl bilmiyorsun?..." dediğinde dudaklarımı kemirmeye başlamıştım yine.

"Hangi gamze?"

Bakışlarımız kapıdan içeriye destursuzca giren anneme çevrildi. Elinde gümüş tepsi, içinde iki tane sıcak şerbet vardı.

Lafı çevirerek, "Anne çay içsek ya bu ne şimdi sıcak su gibi..." dediğimde çatık kaşlarıyla beni dokunmadan dövmesi tarifi şayandı. Nisa'nın kıkırtıları arasından "Ayağını kırmışsın ya..." dediğinde ikimizde merakla annemin ağzına bakıyorduk. "Ben dilin kırılsın diye dua etmiştim, sanırım maganda duası olmuş." dediğinde ben "Aşk olsun Anne. "diye suratımı asarken, Nisa annemin elindeki tepsiyi alarak yanımdaki komodinin üzerine koymuştu bile.

"Ağzına sağlık Nigar Teyzem, ama ne olur bir dahakine hedefi şaşırma..." dediğinde annem biraz daha bizimle eğlenerek yanımızda kaldı ve biz artık yalnız kalmak isteyince, gençleri baş başa bırakarak odadan ayrıldı.

Ben şerbetimi yudumlarken "Ne zaman gideceksin?" diye sordum üzgünce.

Nisa somurtarak "Haftaya, hafta sonu abim götürecek." Diye iç çekti. Aslında o garip konağa gitmek istediğini biliyordum.

"Desene bir haftamız kaldı ve... Ben seni göremeyeceğim..." Cidden içim çekilmişti sanki.

"Sanki temelli gidiyormuşum gibi konuşma deli. Sen okula gelmezsen ben senin yanına gelirim. Canım abimi anlattım sana, hani şu yakışıklı olan klas adam... Heh, küçüğünün gamzesi yok ama büyüğünün çekici bir gülümsemesi ve herkesi alt edici bir karizması var..." diye iki araya bir dereye abisini sıkıştırarak, yine çöpçatanlığa soyunmuştu. "Aile bir arada olmalı diyor abim, anlatamadım. Bazen annem gibi inadı tutuyor. Oysa çok farklılar ama bu konuda aynı fikre sahipler. Hazır sınavlar bitti, dersler boş götürüyorlar..."

"Tamam bir şey demedim."

Nisa şirince gülerek "Ama sen abimle görüşmek istersen, hani bir esneklik yapabilirim gitmemek adına..." dediğinde az önce onun bana fırlattığı kırlenti, şimdi ben ona fırlatıyordum.

"Nisa yine başlama. Lütfen bu şaka atık çekilmiyor."

"Şaka yaptığımı kim söyledi?" Dedi ciddi bir sesle. Onun kendinden emin ve fikri sabit zamanlarını biliyordum. "Bir kere görsen ölür müsün be kızım? Gerçi görünce kesin öleceksin kalp krizinden ama inatsın işte... O da inat senin sürekli gibi geçiştiriyor zaten."

Muzipçe ona baktım. "Tamam görüşelim..." dediğinde şaşkınlıkla açılan iri kahvelerine baktım, heyecandan dilini yutmuş gibi nefes alamıyordu. Bundan haz alarak şeytanice sırıtıp, "Ama diğeriyle, küçük olanla görüşmek istiyorum..." diye onun damarına bastım.

Birden yerinden fırlayıp, "Olmaz..." dedi apansız çıkışarak. Somurtarak dudaklarını gerdi.

Eğlenerek "Neden ki?" Dediğimde sesimi yaya yaya, kinayelice...

Huysuzlanarak, "O seni üzer." Dedi çocuk gibi. Parmaklarıyla oynayarak duraksadı. "Çapkının birisi. Bir kere çıktığıyla bir daha çıktığını görmedim. Üsteli bencil... Abime benzemiyor kuzum. O benim canım ama inana sana göre değil..."

Ay bu şirin yine beni ciddi sanmıştım. "Tüh desene tireni kaçırdık..." dediğimde keyifli kıkırtılarımı dudaklarımın arasına sıkıştırdım. "Tamam neyse ney, konuyu kapat. Şakası bile kötü. Şu aralar hayatımda olan tek şey, derslerim olmalı ki gerçek kocayı koluma takmayayım. Malum kaldığım an kocayı koluma, belamı başıma saracağım."

Önümüzdeki iki hafta boyunca ayağım yüzünden eziyet üstüne eziyet çekeceğimi söyleseydiler, bırak o gün sokağa çıkmayı, eşikten dışarı adımımı atmazdım! Babaannemin gözü her daim üzerinde, radar alıcıları her an duvarlarda, sanki evin içine aşığımı attım, koltukların, dolapların, kapıların arkasında oynaşıyormuşum gibi tetikteydi. Mutfağa giderken "Nereye gidiyorsun?" sözleri tuvalete giderken "Kaybolma"diye bitiyordu.

"He babaanne, mutfak tezgahının altında aşığımı saklıyorum, oynaşmak için yanına ışınlanmayı öğrendim!" diyesim geldiyse de, yine susuyordum. Hele TV karşısına ne zaman geçsem, milattan kalmış yaz kış giydiği kadife elbisesi üstünde, taşlı tesbihi elinde, gözlükleri sanki takınca kitap okuyacakmış gibi her daim burnunun üzerinde halde, önüme geçip "Kalk bir abdest al, kafir gideceksin öte tarafa..." diye nasihat vererek önümde bitiyordu... Sanki sanırsın tek Müslüman oydu!

Allah'ım bu kadının dilinden fitne, yüzünden şer, aklından kötülük eksik olmazken, senin huzurunda güzel adını nasılda tesbih eder, anlamıyorum.

Neyse ki eziyet gibi olan 2 hafta sonunda geçmişti. Ayağımdaki alçı çıktığında ve ben tekrar kuş gibi sekmeye başladığımda, bana para pul değil özgürlüğümü verdikleri için bile elin doktorlarını öpebilirdim. Allah'ım Nazi Subayı kılıklı Babaannemden, tepemde dikilip boş gördüğünde kucağıma el işi atan annemden ve sürekli eve gelen misafir adı altındaki görücülerden sonunda kurtulmuştum.

Oh sonunda tüm günü okulda, kalanını ise işte geçirerek, babaanne işkencesinden kurtulacaktım. Gerçi babam "evde otur, yeter, çalışma" diyordu ama bilmiyordu ki garibim ben evde otursam, bir köşede fare zehriyle değil ama kelemimle harakiri yapmış halde bulunurdum.

Evden çıkmak işkence oldu. Annem hala biraz tedirgindin. Ama ilk defa peşimde kuyruk gibi dolanan bir Savaş olmadan keyifle sokağın tadını çıkarıp özgür olmak çok güzeldi. İş yeri ise ayrı bir meseleydi. Nermin abla yine formundaydı. Büyük bir parti organizasyonu almışlardı büyük bir villada. Bu iyi olmuştu işte harçlıklarım suyunu çekmiş, yol parasına ve yemeğe daralır hale gelmiştim. Sürekli çalışmıyordum, Nermin Hanım eksik eleman olduğunda beni çağırıyor ve bende el harçlığı kazanıyorum.

"Tuğba... Alt kata şampanya desteği sağla..." derken sağa dönerek ilerledi. "Halil, kanepeler servisine çıkmadı mı daha?" diye sordu ve Niyazi'yle bana bakarak "Siz de servise hadi ne bekliyorsunuz." Diye sesini yükseltti. Elimde kocaman tepsiyle içeriye girdiğimde, etraf büyük avizeden yayılan ışıkla ışıl ışıl parlıyordu. Kaliteli granitlerin üzerinde kuş gibi sekerken, etrafımdaki zenginliğin de, lüksünde farkında olmayacak kadar kendi işimle meşguldüm. Allah biliyor ya öyle aman aman özentilerim yoktu. Sadece göz zevki için güzel giyinmiş kadınlara bakar evleri süzer ve iç gererek derhal aklımı işe vererek her şeyi yok sayardım.

Elimdeki ilk tepsideki kadehler bitince ikinci tepsiyi hazırladım. Hızla sunuma başladığımda, gözlerim kokteyl masası boşalanları kesiyordu. Belli ki diğerleri gibi gençlerin veya zengin eğlencelerinden birisi değil iş için yapılan tanışma partilerindendi. İş yemeğinin yeni nesil hali!

Tepsiyi kıvrakça yan taraftaki siyah giyimli güzel ve alınlı kadına uzattığımda, yanındaki diğer zarif kadınlar kıkırdayarak bir şeylerden bahsediyordu. Bir daha ki hedefim ilerideki iki erkek bir bayanın olduğu masaydı ama daha ne olduğunu anlayamadan arkamdan bana sertçe toslayan birisi yüzünden dengemi kaybettim ve elimdeki tepsiyi düşürmeyeyim derken hızla bağıma basında, çok zeki olan benin bembeyaz gömleğimi şarap kırmızısına boyamıştım. Herkes bana dönüp şaşkınca bakarken arkamdaki adam elindeki kadehiyle bana şaşkınca bakarak gülmeye başladı. Ahlaksız serseri, birde kadeh kaldırarak "Kusura bakmayın..." Dedi ve kadehini havalandırarak "Şerefe." Diyerek tek dikişte fondipledi. Orada bulunana kalabalığın bir kısmı fısıldaşarak bakarken, bir kısmı ayıplayarak gözlerini devirip burnunu kıvırdı. Üzerimdeki ıslak kumaş temine sürtünürken, ıslak kumaştan dolayı millet iç çamaşırımı görmesin diye tepsiyi önümden çekemiyordum. Sonra iki tane iyi giyimli beyefendi gelip, sarhoş adamı yanımdan götürürken, ben yere düşen ve kırılan kadehlerin büyük parçalarını dikkatle toplamaya başladım. O anda Tuğba elinde faraşayla gelince, ben elimdeki tepsiyle derhal mutfağa gittim.

Nermin Hanım olanları görmüş ve pratik bir hamleyle hemen yanıma temiz bir gömlekle gelerek "Kızım fazla zaman kaybetme, hadi üzerini değiştir kendine çeki düzen ver devam edelim..." dediğinde elimdeki tepsiyi mutfak tezgâhına bıraktım. Üzerime üzgün gözlerle bakarken, yanağıma şefkatle dokunarak "Kaza işte." Dedi.

Şefin elindeki kıyafetleri elim mecbur alırken "Nerede giyinebilirim?" diye sordum. Nermin Hanım yanımdaki evin kendi personeli olan yardımcıya bir şeyler söyleyerek bilgi aldı, usulca bana söndü. "Üst katta, sağdaki ilk kapıdan içeri gir, orası misafir yatak odasıymış. Üzerini değiştirip temizlen ve oyalanmadan hemen geri gel." Dediğinde arkasını dönüp, ellerini birbirine vurarak işine bakmaya başlamıştı.

Ben mutfaktan çıktığımda, partideki kimseye görünmemek için adımlarımı hızlandırdım. Yanımdan geçen birkaç kişi bana öylesine bakarak yanımdan salınıp gitti. İnsan ev sahibi ya da davetli olmayınca-hele hele garson olunca- pek dikkat çekmiyordu doğrusu, buna sevindim. Tam birkaç basamak çıkmıştım ki, "Sevda..." dedi kısık sesiyle Tuğba arkamdan. Ona baktığımda hızla yanıma koşarak gelirken yanından geçenlere saygıyla başını sallıyordu. Yönümü tamamen ona döndüğümde elinde bir paket ıslak mendil ve bir tane çöp poşeti olduğunu gördüm. Üzgün bakışlarla, "Nermin Hanım banyoyu kullanmasın, laf gelir şimdilik bununla idare etsin, dedi." Dediğinde elime temizlik için gerekenler tıkıştırdı ve hızla arkasını dönerek mutfağa yöneldi. Bende her zaman yedekte bulundurduğumuz temiz kıyafetlerle birlikte merdivenleri çıkmaya başladım.

Nermin Hanıma kızmadım. O da kendine göre haklıydı. Ev sahiplerinin huyları belli olmuyor, bir kere lavabosunu kullansan kıyamet koparanın bini bin para oluyordu. Nermin Hanımın tarif ettiği odaya geçtiğimde, derhal etrafa bakınarak kapıyı kapattım. Üzerimdeki ıslak gömlek tenime serince değdikçe, rahatsız olmaya başlamıştım. Hızla banyoya baktım, boştu. Odada kimse yoktu, balkonun kapısı açıktı ama karşısında bir bina falan olmadığı için, birisinin beni görme olasılığı hayli zayıftı. Kapıyı kilitleyerek üzerimdeki gömleği çözmeye başladım. Bakışlarım etrafta ürkekçe dolaşırken, üzerimdeki gömleği çıkardım ve ayakucuma bıraktım. Hemen ıslak mendille göğsümdeki ve göbeğime doğru akan şarap lekesini sildim ama iç çamaşırıma da bulaşmıştı. Beyaz sutyenim artı benek benek kırmızıya bulanmıştı. Şimdi onu çıkarırsam, göğüslerim incecik gömlek kumaşının alında belli olacaktı, çıkarmasam temiz gömlek lekelenecekti. Elimi saçlarıma daldırıp düşünürken, arkamda duyduğum boğaz temizleme sesiyle, olduğum yerde irkildi. Kalbim hızlanırken ensemdeki ürperme omuriliğimden aşağıya salınarak, saç diplerimden ayak parmaklarıma kadar bedenini titretti. Temiz gömleği ne ara üzerime çektim de, başımda hareler oluşturan saçlarımla arkamı döndüm, bilmiyordum. Yüzüme tel tel dökülen saçlarımı, başımı kıpırdatarak görüş alanımdan çıkardığımda, gördüğüm görüntüyle neredeyse nefesimle birlikte küçük dilimi de yutmuştum.

"Gamzeli..."


" Omggggg! :D çanak çömlek patladı!

~#:

Continue Reading

You'll Also Like

339K 3.1K 13
• yetişkin içeriktir, ona göre okuyunuz. • gerçek kişilerle ilgisi yoktur. Birine olan sadakatiniz, kendi mutluluğunuza ihanet etmenizi gerektiriyors...
350K 2K 2
Derin, üniversiteye giden abisinin evine bir süre kalmak için gider fakat abisinin ev arkadaşlarıyla birlikte yaşadığından habersizdir. 6 erkekle ayn...
351K 15.4K 34
Seren, kalabalıklardan uzaklaşıp Diyarbakır'ın bir köyüne atanarak öğretmen olarak gelir. Yeni bir başlangıç, yeni hayatlar ve dokunacağı umutlar var...
367K 37.5K 34
Hayatın ne getireceğini hiçkimse bilemezdi. Yüzleştiği ihanetin sonucunda yıllarını içeride yitirmiş bir adam özgürlüğüne kavuştuğunda karşılaşacağı...
Wattpad App - Unlock exclusive features