Babam kendinden on yaş küçük bir kadınla evlenmişti. Kadın üvey annenin hasıydı . Babam varken annemden daha iyi anne olurdu; babam yokken zorbanın, küfürbaz şiret bir kadın olurdu.Ama babama anlatsam hep "kadının günahını alıp durma" vs cümleler kurardı ve ben haklıyken kadın ne yapıp ediyorsa haksız olurdum. Allaha şükür babamın dayağı mayağı yoktu. Tek umudum üniversiteydi. Üniversiteyi kazanıp buradan çekip gidecektim ki para göndermiyeceklerini de biliyordum ama göndermezlerse göndermesinler yeterki ben bu kadından kurtulayım. Bayan iyilik Meleği -miş- TM öğrencisiydim sınavda öyle girecektim ama Sevgili Cici Annem çok izin veriyordu çalışmama (!) Etmediğini bırakmadı; tam derse oturuyorum Hanımefendinin evi temizlemesi tutardı , yok alışveriş yapası yok bilmem ne...
Satıldığım gün; bütün evi dip bucak temizletti, yemekleri bana yaptırdı babam gelincede sanki bütün evi o temizlemişcesine yorgun argın oturdu "Almina bana çay koysana kızım" dedi. Yüzü yorgun argın görünse içindeki o*ospu yayılmış üzüm yerken pis pis sırıtıyordu babama söylesem bir dert söylemesem bir dert iki ucu boklu değnek. Babam aşıktı, gözü kördü mantıkla bakamıyordu ki aşk mantığın bittiği yerdir o kadın bana göre Kan emici Drakula olsada ona göre değil dünyanın Ahiretin en iyi insan ödülünü alırdı. Kadın benden yedi yaş büyüktü. Sevgili Cici Annem; ortalıkta ablam gibi duruyordu rezil oluyordum.
Satıldığım gün yani bugün temizletip yemekleri yaptırıp kendine birde çay duldurtmuştu bende alışmış saf saf çay doldururken babamla o o*ospu kadını duydum çayı zar zor götürmüş sehpaya bırakmıştım. Babama bakışlarım dolu doluydu. Babam bana bir adım attıp bunun en doğru yol olduğunu söyledi. Ama doğru yol bu değildi. Olamazdıda.
Düşüncelerimden sıyrılmaya çalışarak başını sağa ve sola salladım ve karşımdaki kişiye baktım. Daha adını bile bilmediğim kişiyle evlenecektim.. Kader mi Kaza mı yoksa bu bana reva mı? Evleneceğim adama baktım hayallerimdeki kişi gibi değildi ya da daha önce çıktığım kişiler gibi veya hoşlandığım kişiler gibi... Bana bakıyordu bende ona. Dudaklarımı birbirine bastırdım milletin bardakları bakıp ayağa kalktım tepsiyi alıp bardakları teker teker tepsiye koydum, mutfağa geçtim. Çayları doldururken cici annem Ahu aşiftesinin bana zorla giydirdiği elbise takıldı aklım
"Güzel görün biraz. Senin gafdırobunda birşey yok al bunu benimkini giyin."
Kırmızı bir elbise... hoş bana kalsa bir kot bir t-shirt tamamım ama güzel görünmem lazımmış.
Bardakları doldururken yanımda bir sililut belirdi ani bir hareketle döndüm. Evleneceğim adam yanıma geldi.
"Yardıma ihtiyacın var mı?"
Gülümsedim "Hayır" diyip önümdeki bardaklar doldurmaya devam ettim. Oda cebinden sigara paketini çıkartıp iki parmağıyla tuttu. Diğer eliyle paketi alıp sigarayı aldığı cebine koydu. Parmağındaki sigarayı ağzına götürüp tutmaya başladı ve diğer cebindeki çakmağı çıkartıp yaktı. Çakmağı baktım Türk bayrağı motifliydi. İster istemez gülümsedim bu benim için + idi. Bir fırt çekip bana baktı.
"Kendini Satılmış hissetme" sesi içtendi. Ama bu gerçeği örtmüyordu ben babam tarafından yanımda duran ve kocam olacak kişiye satılmıştım. Allah kimseyi bu duruma düşürmesin. Âmin... Gözlerim doldu. Ona doğru döndüm gözlerine baktım koyu yeşil gözleri samimi duruyordu. "Ama öyle" diyiverdim.
Bir an iki üç saat öncesine dalış yaptım Ahu babama bununla ilgili konuşuyordu. Babamın sesi sıkkın gelirken satıldığım miktarı söylemişti ben onlar gözünde maldım. Yarın öbür gün Sevgili Eşimde öyle görecekti simdi görmese bile...
"Doldurdum içeri geçelim mi?" ona baktım sigaranın geri kalanını bir nefeste bitirdi. Bana baktı "İlk ben gideyim beş dakika sonra sen gel" dedi ve gülümsedi. Mutfaktan çıkıp içeri geçti. Beş dakika mı? İyide ne gerek var ki buna? Bir dakika oldu olmadı tepsiyi alıp içeri geçtim herkese tutup en son cici anneme verdim onu sevmiyordum oda beni. Ah ah şimdi üstüne dökmek vardı. Yanmasını izlemek vardı amma neyse. Evleneceğim adama baktım bana kötü kötü bakıyordu. N'olduki şimdi? Tepsiyi sehpaya bırakıp kendi bardağımı aldım kupayı benimki, yerime oturup çay kaşığıyla karıştırmaya başladım.
"Almina" kafamı kaldırdım Evleneceğin kişi kafamı iki yana sallayıp "Efendim" dedim.
Çayı eliyle sallayıp "Ben koyu severim. Koyu yap" dedi sesi kalındı ve kızgındı
Az önce yardım edeyim mi diye soran adam bana emir veriyordu Başımı aşağı yukarı sallayıp olumlu bir ses tonuyla "peki" dedim elindeki bardağı alıp mutfağa doğru yürüdüm. Bardağı tezgaha koydum bir baktım Ahu aşiftesi bana sırıttıp "Koyu yap!" dedi. Oda musluğu açıp kendisine su doldurdu.
"Yapıyorum gözün mü kör?" diyip çaydanlıktaki demi bardağa boşaltıp üstüne su ekledim.
"Ahhh!" çığlık atmıştım, yandım! Birden kendimi yerde buldum. Ahu şıllığı beni kalçasıyla yere fırlatmıştı. Elimdeki çay benimle birlikte yere düşmüştü. Ahuya baktım bana tepeden bakıp sırıttı. Sesini yükseltip "Ayy! Dikkat etsene Almina! Temizle şuraları çocuğa yeni çay koy!" Allahım sana geliyorum, nolur şu canımı al! Camlara değmeden içeri geçti yelloz. Bende camları toplayıp tezgahın üstündeki çöp poşetine boşaltım. Arkamı döndüğümde irkildim. Bana telaşlı gözlerle bakıyordu. "İyi misin?"
Değilim. Üvey annem bana işkencelerin başladı ama bir senedir alışmam gerekirdi.
"İyiyim" dedim istemsizce gülümsemeye çalıştım.
Yere çömelip cam kırıklarını alırken bir el belirdi önümde bana elini uzattı kafamı kaldırıp ona baktım
"Cam kırıklarını bana ver elin melin kanar."
Camları ona verdim bende ayağa kalkıp tezgahtan bir bez alıp yerleri silmek için arkamı döndüm ki gözlerim fal taşı gibi açıldı çünkü elleri kan dolmuş ve yere damlamasını izleyen biri vardı. Ve bu kişi evleneceğim adamdı. Ağzım otomotik olarak açıldı yüzüne telaşlı bir şekilde baktım. Duvardan kağıt havlu almaya koştum bu sırada yere fırlatmıştım bezi çoktan iki üç yaprak alıp eline bastırdı ve inledi. Bense o inleme ile hem korku hem endişe hem panik hem telaş her şekilde kağıt havluyu üstüne bastırdım içim cız ediyordu. Gözlerine telaşla bakıyordum ama o sırıtıyordu. Gözlerimi kıstım. Bu sırıtma ne şimdi? Hem bunu eli neden kesildi büyük camları ben topladım. Nerden kesildi? Kan dur durak bilmiyordu kanlı camları elinden alıp çöpe fırlattım birkaç tane daha kağıt havlu alıp eline tutuşturum. YİNE Birden içeri koridordan söylenerek geldi.
"Çay nerde kaldı?" içeri girer girmez. "Enbesil misin Almina?"
Ve onun elerine bakıp gözleri büyüdü, birazda tiz bir çığlık attıp "oğlum iyi misin?" 'oğlum' mu? Lan belki oğlum dediği yani onunla aynı yaştaydı? Sahi kaç yaşındaydı bu? Allahım, daha adını bile bilmiyorum.O hiç isfetini bozmadan "Kaza" dedi. Ben ağzımı açıp kapadım şokunu etkisiyle alt dudaklarım titriyordu. Daha sonra yerden kalktı pantolonu kan iziydi ama hiç aldırmadı ve mutfaktan çıkıp oturma odasına yöneldi bende onu takip etmeye başladım. Oturma odasındakiler kanlı ele bakıp ağızları otomotik olarak açıldı , babası korkmuş şekile "oğlum noldu? " dedi. Şimdi sırıtırsa ağzına çarparım. Vurmama bile sırıtırdı.
"Kaza oldu. Önemli birşey değil. Biz şimdi Alminayla gidiyoruz"
Koro şeklinde hepsi "Nereye"
"Acile"
Sağ eli kanlıydı arkasını döndü sol eliyle benim elimi tuttu ve çekiştirerek odadan çıktık. Dış kapıyı açtı koridora çıkıp asansörü çağırdı o beklerken ben evin içinde elini izliyordum.
"O kadar kötü değil."
"Nasıl yani, acımıyor mu?"
Gülümsedi " Acıyor."
Asansörün kapısını açtı bende evden çıkıp kapıyı kapadım ve asansörün içine girdim. Asansörün içinde en kenarı severdim, öyle yaptım en kenara geçtim, aynaya bakmaya başladım. O da asansörün düğmesine bastı, aynadan ağzı açık bana bakmaya başladı, bende ona... gözleri çok güzel. Bana doğru yürüdü kendisine döndürdü kollarıyla aynaya dayandı aramızda iki üç santim vardı, gözlerine baktım gerçekten güzeldi iri gözlü ve koyu yeşildi, koyu yeşilliği yakından belli oluyordu. Dudakları dudaklarıma çok yakındı ve gittikçe yaklaştırıyordu. Derin derin nefes almaya başladım, kalbimin ritmi hiç bu kadar hızlanmamıştı, midem buruşuyordu ve alt tarafımda hiç hissetmediğim şeyi hissetmeye başlamıştım. Gözlerimi kaydırıp kaçıncı katta olduğumuzu merak ettim 2. Kattaydık.
"Bana bak." Sesi bana çok yakındı nefesini hissedebiliyorum , titredim. Sözünü dinleyip ona baktım bir santim daha eğildi aramızda mesafe kalmadı ve aynı ses tonuyla, aynı fısıltıyla "Aferin"
Ben daha çok nefes almaya başladım göğsümün ritmi düzensizleşti. Biranda arkasını döndü bende biraz sendeledim ama kendime gelip onun gibi arkama döndüm
"Iykk" kan.
Aynadaki kan el iziyle birleşmiş bana bakıyordu.
"Almina" bir anda irkildim, kolumdan tutmuş çekiştiriyordu. Asansörden çıktım merdivenleri indik çekiştirdiği için tökezliyor ve mini kalp krizi geçiriyordum. Dış kapıyı açtı ve çıktık.
"Niye çekiştiriyorsun?"
"Çünkü acelemiz var ve eğer senin ayağınla yürüsek kan kaybından öleceğim."
"O kadar yolu yürücek miyiz?Taksiye binelim."
Güldü. Cebinden anahtarı çıkardı ve düğmesine bastı. Araba otomotik ses tonuyla açıldı. Karşıda duran Lamborghini 'ye baktım. Ağzımın açık olduğunu yeni fark ettim.
Caddede hiç araba yoktu ve bu çok garipti yolun ortasına doğru yürüdü ve bana doğru döndü, gülümsedi.
"Ölmemi istiyorsun herhalde, çekiştirmek zorunda bırakma beni. Yürü!"
Garip bir çocuk. Sadist di galiba yada mazoşist veya pskolapat yada sosyopat... ama eğer bunlardan tekiyse ben yandım.
Dudaklarımı içe doğru büktüm hafifçe yaladım ve yürümeye başladım, kaldırıma çıkıp arabanın kapısını açtım ve yukarı doğru kalkışını izledim. O ise durup sırıtmış beni izliyordu
"Her kalkan şeye bakar mısın?"
Ağzım otomotik açıldı gözlerim büyüdü. Ne?
"Efendim?"
"Hadi bin."
Arabaya bindi bende arkasından bindim. Oturup kapıyı indirerek kapattım. Birden anahtarla arabayı çalıştırdı. Bende yaslanıp camdan etrafıma bakmaya başladım ana caddeye bakmaya başladım. Bir anne yavrusunu almış hoplatıyordu sonra kendisine çekip burnuyla seviyordu. Gözlerim doldu millette ne anneler var birde bendeki şansa bak! Kafamı iki yana sallayıp kendime gelmeye çalıştım.
" Adın ne?"
bana döndü, "İbrahim"
"O el ile nasıl direksiyon kullanıyorsun?"
"Sürebiliyorum işte."
Aman! Ne konuşkan çocuk benim bununla işim var inşallah sıkılmam bu çocukla.
"Yani acımıyor mu?"
"Acıyor."
Of! Eğer konuşmak istemiyorsa konuşmasın. Kafamı pencereye çevirdim.
"Adımı bilmiyor muydun?"
Kafamı İbrahim'e çevirdim. "Hayır."
"Ben seni öğrendiğimde ilk adını sormuştum."
"Hıh, ben 'hayır istemiyorum ' falan dedim"
Kaşlarını çattıp, gözlerini kısıp bana dik dik bakmaya başladı. Bende elimde olmadan gülümsedim.
"Ne var? Yalan mı söylememi tercih ediyorsun?"
"Hayır da, neden? Beni tanısan seversin." Sırıtmaya başladı.
Ya severim çok! Bende tebessüm ettim .
Birden sola döndük ve koskoca Acil yazısıyla başbaşa kaldık.Arabayı park yerine park etti ve durdurup anahtarı çıkardı. Sonra arabadan çıkıp Acil bölümünden hastaneye girdik. Bir sedye bulup uzandı. Hemşire gelip dikiş atılacağını söyleyip gözden kayboldu.Bende etrafıma bakınmaya başladım, sandalye aramaya başladım. İbrahim de beni izliyordu. Sandalye yoktu
"Almina"
Arkamı döndüm, ahh Deniz! Gözlerim büyüdü anında bir gülümseme almıştı yüzüm. Kahverengi gözleri mutlulukla bana bakıyordu , kuzenim... Bir iki saniye sonra Denizin boynuna atladım.
"Sen İzmirde değil miydin?"
Gülümsedi "Mezun oldum fallik"
Kahkaha attım, doğru altı seneyi geçmişti İzmire gideli. Ege Üniversitesini kazanmıştı ve gitmişti...
Bir öksürük sesi duyup arkamı İbrahim'e dönmüştüm. Gözleri alev alevdi. Bize bakıyordu, burnundan soluyordu bir anda nutkum tutuldu nefes almayı unuttum.Denizde İbrahim'in yanına gidip elindeki kesiğe baktı.Eli işaret ederek "Bu nasıl oldu?"
Bana baktı. Gözlerimi kırpıştırıp durdum.
"İii, ben, ben bilmiyorum... Benim arkam dönüktü"
Deniz sonra kızgın kızgın İbrahim'e döndü..
"Peki, siz bunu nasıl açıklayacaksınız?"
"Ben, ben hatırlamıyorum."
"Mmm, peki hemşire gelip dikiş atar."
Gülümseyip yanıma geldi. Kulağıma eğildi ve birşey söyledi.
Yüreğim ağzıma geldi nefes nefese kaldım. Deniz bana bakıp gitti. Benim biraz ağzım açık kaldı gözlerim büyüdü ve İbrahim 'e bakmaya başladım , İbrahim başını 'ne var' anlamında saladı.
İki saniye bekleyip sesli bir şekilde
"Ne var?"
"Hemşireyi çağırmaya gideyim"
Sandalyeyi aramayı salladım hemşireye bulup hemen burdan gitmek istiyorum. Hastane koridorlarında dönüp duruyordum 'Nerde bu Hemşire Odası?' sağ tarafa döndüm yeter artık bir kişiye soracağım. Bir Hademe görüp yanına koştum.
Nefes nefese konuşmaya başlamıştım ama Hademe yüzünü buruşturup anlamadı.Nefesimi düzelttim.
"Pardon, Hemşire Odası ne tarafta?"
"Aa, düz yürüyün . İkinci koridordan sağa dönün ikinci oda"
"Teşekkür ederim " gülümsedim ve koridorda ilerlemeye başladım.
Adamın tarif ettiği yolu döndüm ve ikinci kapıya yöneldim ve tıklayıp açtım. Biranda bütün hemşireler bana döndü rezillik...
"Acil Serviste elli kesik biri var müdahale eder misiniz?"
Hepsinin yüzüne bakıyordum. Biri elindeki fincanı alıp masaya koydu ve ayağa kalktı. Kapıya doğru yönelip bana döndü.
"E, hadi."
"Teşekkürler gerçekten."
"Ne 'teşekkür'ü bu benim işim"
Geldiğim yolundan döndük. İbrahim'i yanına gittim. Hemşire malzemeleri alıp dikiş yapmaya başladı. İbrahim bakınca benim yüreğim cız ediyordu ama o hiç aldırış etmiyor sadece bana bakıyordu. Biranda gözlerim karardı. Sendelediğimi hissettim. İbrahim bana telaşla baktı, galiba... gözlerim net bir şekilde baksın diye kırpıştırıp duruyordum ama bulanıklaşıyordu.
Gözlerimi açtığımda hastane ışıkları bana haince sırıtıyordu sanki. İki üç kez gözlerini açıp kapadım. Sedye de doğrulup sağıma baktım. İbrahim... bana bakıyordu. Eline baktığımda dikiş atılmış sarılmıştı . İçten gibi görünen bir tebessümle bana bakıyordu.
"Kan tutmuş. Bayıldın "
Kafamı anlarcasına aşağı yukarı salladım.
"Ne oldu?"
İbrahime anlamsızca baktım.
"Efendim."
Tebessüm edip "Ofladın. Neden?"
"Fark etmemişim."
"Bu sorumun cevabı değil Almina. Neden ofladın?"
Ayyyy ne uzatıyor bu? Derin bir nefes alıp verdim. Ya sabır, ya sabır...
"Hastaneleri sevmem. Burdan gitmek istiyorum da."
Olabildiğince hızlı cevap verdim. Ve doğru cevap vermeye çalıştım. Eh birazı doğruydu. Birazı değildi. Denizin kulağıma söyledikleri geldi aklıma... Allahım nolur yanlış anlamış olsun. Amîn
İbrahime döndüm. Bana bakıyordu, yine... Gülümsedim.
"Neden endişelisin peki?"
Hı?
"Efendim?"
"Endişeli görünüyorsun?"
Allahım, arabada ağzındaki lafı kerpetenle alıyorken burda dedikoducu kadınlar gibiydi. Tuhaf
"Yok, sadece burası beni boğuyor da..."
"Mm. Serum bitsin çıkarız."
Onun demesiyle kolumda bir iğnenin batılı olduğunu fark ettim. Ve ona takılı kabloyu izleyip seruma baktım. Ay çok şükür! Az kalmış. Sırıttım . Derin bir nefes aldım. Ve ağzımı açtım. Bir anda yüzüm buruştu ağzım kuru. İbrahime döndüm.
"Su getirebilir misin?"
Tebessüm edip ayağa kalktı. Ve kapıya doğru yürüyüp çıktı. Bende yatağa yatıp hastahane ışıklarıyla barışmaya başladım. Bugün ne tuhaf bir gün? Ben günü gözümün önünden geçirdim. Bir daha olmasın diye Allaha dua etmeye başladım. Serum ne zaman bitecek acaba ? Aman biter, sadece bu serum yüzünden kilo alacağım ya... of daha yeni vermiştim.
"Almina !"
Korkulu şekilde yataktan fırladım. İbrahim bana bakıyordu.
"Ne ne ne oldu? Yangın mı var?" bir anda kolumdaki iğneyi çıkarmaya çalıştım. Telaşlandım, korktum. Bir anda bir elin benim elimi çekiştirdiğini gördüm.
İbrahime baktım.
"Almina, sakin ol. Yangın falan yok."
"E sen neden bağırdın o zaman?"
"Duymuyorsun da ondan olabilir."
Derin derin nefesler alıp sakinleşmeye çalıştım. Seruma baktım.
"Şükürler olsun. Bitti."
İbrahime dönüp sevinçli şekilde "Hadi gidelim."
İbrahim kıkırdadı Gözlerini içtenlikle yumup açtı. "Tamam" anlamında sanırım.
"Nasılsın?"
İkimizde sesin olduğu yere baktık. Deniz yanıma geldi ve bana baktı daha sonra seruma.
"İyiyim."
"Serum bitmiş"
"Ayyyy evet! Şükürler olsun."
Gülümsedi kolumu tuttu. İlk önce iğneyi yapışmış bantı çıkardı sonra yavaşça iğneyi ince damardan. Yara bandını yapıştırıp bana baktı.
"Serbestsiniz küçük hanım."
Sırıtmaya başladım. "Sonunda."
İbrahim sesiyle irkildim. "Hadi."
Ona baktım. Yüzü donuktu .Nasıl başarıyor bir öyleken bir böyle olmayı ? Derin bir nefes alıp verdim. Ayağa kalktım. Deniz yardım etti kalkmama. Gözlerimle teşekkürler ederim dedim. Anlamıştır umarım. İbrahime doğru döndüm. Hala aynı donuklukla bakıyordu.
"Ben vize işlemlerini halledeyim" dedi acilen çıkarken. Özel hastanede miydik? Hiç hatırlamıyorum.
Denizin sesiyle irkildim. Ona döndüm. Canım abim. Babam onunla görüşmeme izin vermese de o dünyanın en iyi kuzeni.
"Dikkatli ol Almi. Dediğimi unutma."
Hahh unutulacak birşey sanki.
İstemsizce gülümseyip abime sarıldım. "Olur abiş " sesim beş yaşındaki bir kız çocuğunun sesi gibi çıktı.
"Almina."
Gözlerimi açtığımda İbrahim bize bakıyordu. Sinirliydi. Denizin güvenli kollarından sıyrılıp "Hoşça kal" dedim. Oda gözleriyle onay verdi. İbrahime doğru yürüdüm. Elimi tuttu acil kapısından hastahane bahçesine çıktık. Elini çok sıkı tutuyordu. Canımı yakıyordu. Dayan kızım dayan. Arabanın park ettiği yere gittik. Elimi bıraktı. Tabi benimde egom zafer bayraklarını çıkartıp göğe doğru kaldırdı. Arabanın kapısını açtım. Yavaşça arabaya bindim ve kapıyı kapattım. İbrahim'e aynısını yapıp arabanın anahtarını kontağa geçirdi ve arabayı çalıştırdı. Yavaşça park yerinden çıkıp sürmeye başladı. Onu izlemeye başladım yüz hatlarını, burnunu ağzını, gözlerini.
" O kimdi?"
Dikkatim dağıldı İbrahimin söyledikleri sinek vızıltı gibi çıkmıştı. Gözlerimi kısıp, kaşlarımı çattım ne söylediğini hatırlamaya çalıştım. Ama olmadı. Oda bana baktı.
"O kimdi?!"
Kim kimdi?
"Kim?"
"Ağzının içine düştüğün doktor bozuntusu kimdi?!
Güldüm.
"Ne gülüyorsun komik mi?"
Kendimi annesinden azar işiten çocuk gibi hissettim bir an.
Biranda öne doğru gittim neredeyse arabanın camına yapışacaktım. Araba durdu daha doğrusu İbrahim frene bastı. Derin derin nefes almaya başladım şimdi ödüm bokumla çiftleşecekti resmen. Korka korka İbrahime bakıyordum. Oda sinirli bir şekilde bana. Birşeyler diyordu ama ben vızıltıdan başka birşey duymuyordum. Bağırmasına rağmen. Kaşlarımı çattım 'Ne diyor bu?' O önüne dönüp tekrar arabayı çalıştırdı. Bende önüme dönüp ne dediğini anlamaya çalışıyordum. Yol boyunca ikimizde sustuk. Evin oraya gelinceye kadar sadece arabanın hız sesini duydum. Arabayı aynı yerine park edip hızlıca çıktı. Ben onun hızındansa yavaş ve temkinli bir şekilde çıktım arabayı kilitleyip apartmana doğru yürüdük. Anahtar bende vardı ama o benden hızlıydı. Ben anahtarı çıkartana kadar o çoktan zile basmıştı ona yetiştiğimde çoktan Ahu otomota basmış kapı açılmıştı. Kapıyı itip içeri girdi benim geçmem için kapıyı tuttu. Geçtikten sonra yürümeye başlayıp merdivenleri çıktım. Arkamdan bir 'çıt' sesi geldi. Kapı kapanmıştı. Asansörün oraya gelip kapısını çektim ve onu beklemeden içeri geçtim. Aynadaki yansımama baktım tabi kanlı aynaya. Bu suratı dün görsem kendimden korkardım sanırım. Ağzımdan derin bir nefes alıp bir süre tuttum. İbrahimse çoktan asansöre binmiş kat düğmesine basmış arkası dönük bir şekilde bekliyordu. Bir anda telaşlandım. Katta gelmiştik. Asansörden çıktık. Acele bir şekilde zile bastım açana kadar. Ahu kapıyı açtı. Ayakkabılarımı çıkarttım içeri daldım. Hızlıca tuvalete gittim. Ahu arkamdan söyleniyordu. Ama vız gelir tırıs gider. Aldırış etmedim tuvalete girdim. Nefesimi tuttup bıraktım dakikalar önce bana neler söylediği beynimde bir şimşek gibi çaktı. Gözlerim doldu. Kapının arkasına dayanıp yere çöktüm. Dizlerimi kırdım. Sanki yeni duymuşçasına kulağımda tekrar ediyordu.
"Doktor piçinin birde altına girseydin! Kimsin sen beni böyle rezil ediyorsun? Satılmış bir körpe kız! Belki kız bile değilsindir! O yüzden baban seni ilk duyduğu fiyata satmıştır! Daha önce aklıma gelmeliydi! Bana bak! Bak diyorum! Edebine hareketlerine dikkat et. Yoksa seni gebertmekten beter ederim. Emin ol ederim. Bunu. Tek. Elimle. Bile. Yaparım! Bu seni ilk ve son uyarışım. Sen artık benimsin ve öyle kalacaksın. Evime gelinlikle gelen kefenle çıkar Almina. Alırsan iyi edersin. Alışmasanda umrumda değil! Baban seni bana sattı! Duyuyor musun? Sat-tı!Ayağını ona göre denk al, yoksa bunu ödersin !"
Yavaş yavaş ağlamaya başladım hıçkırmamaya dikkat ediyordum. Bana izin verseydi onun kuzenim olduğunu söylerdim. Bunlar yaşanmazdı. Ama biliyordum iyi görünsede onunda Babamdan Ahudan farkı yok! Oda beni bir mal gibi görüyor! Bunu hiç unutma Almina. Bu günü hiç unutma! Biliyordum! Biliyordum!