Kemerimi takarak uçuşa geçmeyi beklerken başımı çevirip yan koltuğumda oturan Kerem'e bakmıştım. O ise yüzüne yerleşen mağrur bir ifadeyle uçağın yuvarlak olan penceresinden dışarıya bakıyordu. Başımı omzuna yaslayıp derin bir iç çektiğimde dahi bakışlarını pencereden ayırmamıştı. Uçağın kabin sorumlusu bir kadın yanımıza gelerek, "Çınar Bey." dediğinde bakışlarını koridorun ortasında duran kadın çevirerek, "Evet." demişti, dümdüz bir ses tonuyla.
Yakasındaki kartvizitte 'Gülcan' yazan kadın yüzüne yerleştirdiği gülümseme ile, "Kaptanımız Sadık Bey, uçuş için onayınızı bekliyor." dediğinde Kerem başını sallayarak, "Onaylıyorum." dediğinde kabin sorumlusu Gülcan başını sallayarak arkasını dönerek gitmişti. Birkaç dakika içinde uçuşa geçeceğimiz sırada Kerem başını eğerek koridorun diğer tarafında ki Kaya'ya bakarken, "Tak artık şu kemerini." demişti, bir çocuğu azarlar gibi.
Kaya derin bir nefes alarak kemerini taktığında çok geçmeden uçak kalkışa geçmişti. Tamamen yükseldiğimiz ve uçuş seyrine geçtiğimiz anda uçaktaki herkes kemerlerini çözmüştü.
Kaya kitap okuyan Ecmel'in dizini ayağıyla dürterken, "Pişt." deyince Ecmel başını kitaptan kaldırmadan, "Ne var?" demişti, ciddi bir ifadeyle.
Kaya ayaklarını ön tarafa doğru uzatarak, "Beyzat nerede?" diye, sormuştu merakla.
Ecmel kitabına bakmaya devam ederken, "Çınar sabah olmadan göndermişti onu, hazırlık yapması için." dediğinde, Kaya bir cevap vermeyince Ecmel de kitabını okumaya devam etmişti. Kanat oturduğu yerden ayağa kalkarak ön tarafa gideceği sırada İnce Kanat'ın kolunu tutarak, "Hayırdır?" deyince Kerem söze girerek, "Kanat rahat bırak Sadık'ı, otur yerine." demişti, kızarak.
Kanat kolunu İnce'den çekerek, "Lan bir şey yapmayacağım, iki muhabbet edip gelirim." deyince İnce ve Kerem aynı anda gözlerini devirmişti ve Kanat pilot kabini olan kokpite doğru ilerlemişti.
Başımı çevirip Kerem'in gözlerine bakarken, "Sen hiç uyumadın mı?" diye, sormuştum merakla. Eğilip dudağıma küçük bir öpücük bırakarak, "Hayır." dedikten sonra yeniden pencereye çevirmişti başını, fazlasıyla durgundu.
Kaya ayakkabılarını çıkartıp ayaklarını Gaza'nın dizlerinin üzerine koyunca Gaza Kaya'nın ayaklarını iterek, "Lan, rahat dur!" demişti, kızgın bir ses tonuyla.
Kaya da kaşlarını çatarak, "Ayaklarım ağrıyor, n'olacak yani dizinde dursa? Ölmezsin." diyerek, yeniden ayaklarını Gaza'ya uzatacakken Gaza ayağıyla Kaya'nın ayaklarını iterek, "Siktir lan." dedi, bacak bacak üzerine atarken.
Kaya bu seferde ayaklarını Ecmel'in dizlerine koyacakken Ecmel başını kaldırıp, "Aklından bile geçirme." deyince Kaya ters bir bakış atarak ayaklarını indirmişti.
Servet ve İrem başlarını birbirlerine yaslamış bir vaziyette gözlerini kapatmış dinleniyorlardı. Artemis'te başını Başak'a yaslayarak Başak'ın elindeki telefona bakıyordu. Telefona takılı olan kulaklığın biri Artemis'te diğeri Başak'taydı. Müge de hemen onların yanında oturmuş elindeki tablet ile ilgileniyordu. Cengiz Tönge ve Burak Şeyhanlı da kendi aralarında muhabbet ediyorlardı.
İnce ve Gurbet ise telefondan poker oynuyor arada birbirlerine söylenip duruyorlardı. İlber de Ecmel gibi kitap okuyordu. Damla ise kulağına taktığı kulaklık ile kendi hâlindeydi.
Kerem cebinden çıkarttığı telefonuyla sosyal medya hesabında dolaşırken önüne düşen paylaşımlara bakıyordu. Üzerimdeki yorgunluk ile omzundaki başımı göğsüne yaslamak istediğimde sağ kolunu açarak sarmalamıştı beni. Gözlerimi kapatarak iniş yapana kadar uyumayı planlıyordum.
Fakat bir anda yüksek sesle açılan müzik ile gözlerimi açarken şaşkın bir şekilde koridora bakmıştım. Alkan elindeki ses bombasıyla bize doğru yanaşırken kızlar çalan şarkıya kahkaha atmışlardı. Alkan telefonunu cebine yerleştirip ses bombasını boş koltuklardan birine bırakarak ortaya geldiğinde İsmail YK'nın şarkısına eşlik ederek, "Deli dolu, bomba gibi kızlar burda...
Canavar hepsi, can ciğer kuzu sarma... Onlara uzaktan bakmak yetmez bana... Kafayı üşütürüm dokunmadıkça!" diyerek dans ettiğinde kızlar da kalkmışlardı ayağa. Şaşkınca onlara bakıyordum, hani herkes yorgundu?
Şarkının ikinci kısmına eşlik ederek ayağa kalkan Kaya, "Deli dolu, bomba gibi kızlar burda... Ey anam, hepsi can ciğer kuzu sarma...Onlara uzaktan bakmak yetmez bana...Deli deli olurum dokunmadıkça!" dediğinde, dans etmeye başlamıştı.
Kızları ortalarına alan Kaya ve Kanat onlara bakarken aynı anda yüksek çıkan sesleriyle,
"Bomba kızlar burda,
Acayip party, gel de durma!
A-aa, etekler çok kısa!
Ne fıstıklar var, gel de bakma.
Darbukalar ziller, çılgın sesler, kımılır yerler
Bum bum! Kaliteli poplar, çılgın danslar, ateşli kızlar... Bum bum!" dediklerinde, bu sefer kızlar onları ortalarına alarak hep bir ağızdan, "Bumbastik, biz bittik... Vücutlar esnek, sanki bir lastik!" demişlerdi, neşeyle.
Şarkının melodisi devam ederken Kaya bir anda arkasını dönerek yanıma geldiğinde elimden tutarak beni ayağa kaldırırken belimi kavramış ellerimizi kenetleyerek benimle dans ederken, "Şakası yok bu işin,
Gör bak, eriyorum.
Artık tutmayın beni,
Bum bum, geliyorum!" demişti, kahkaha atmama sebep olurken.
Alkan Başak'ın ellerini tutarak onu kendi etrafında döndürdükten sonra kendisi de Başak gibi dönerken yüksek çıkan sesiyle,
"Of, şekerim benim.
Sizi kıtlarım yerim.
Of of, yârim yârim.
Dayanamam, yandım bittim!" demişti, ardından kahkaha atarak.
Şarkı bittiğinde dünün üzerine eklenen yorgunluğum ile yeniden koltuğuma otururken Kerem'e bakmıştım. Bakışları sürekli olan pencerede ve gökyüzünü izliyordu. Şuanda bu uçağa annesinin yas gününe gitmek adına binmiş olduğumuz için yaptığım dansı sorgulamıştım. Acaba kızmış mıydı bana?
Elimi yanağına götürerek bana bakmasını sağlarken, "Özür dilerim." demiştim, üzgün bir ses tonuyla.
"Neden?"
Omuzlarımı silktikten sonra, "Sen bu hâldeyken ben eğleniyorum, ayıp ettim değil mi?" demiştim, dudaklarımı büzerken.
Başımı tutup alnıma bir öpücük bırakarak, "Saçmalama güzelim, kızacak olsaydım sana değil Kanat'a kızardım. Sorun yok, sonuçta cenazeye gitmiyoruz. Her sene gittiğimiz bir yer, alıştık artık. Sen benim böyle olduğuma bakma, iyiyim ben." demişti, içimi rahatlatmak ister gibi. Bir şey söylemeyip başımı sallamıştım sadece ve o yeniden pencereye dönmüştü.
Servet ayağa kalkarak, "Uykumun amına koydunuz." dedikten sonra İrem'in elini tutarak onu da kaldırmıştı. İkisi birlikte en arkadaki koltuklara gitmişlerdi, biz kıkırdarken.
Kaya tişörtünün yakasını sallayarak, "Yok ben daha iyileşememişim, iki hareket ediyorum soğuk soğuk terliyorum." dediğinde Kerem dönüp Kaya'ya baktı. Ardından ayağa kalkarak koridorda yürüyüp arka tarafa ilerledi. Biraz sonra elindeki beyaz havluyla geldi. Kaya'nın başında dikilerek, "Kaldır tişörtünü." deyince Kaya tişörtünün eteklerini tutarak yukarıya sıyırdığında elindeki havluyu Kaya'nın sırtına yerleştirerek, "Amına koyayım bari hastayken atlet giyin de terini alsın." demişti, sinirlenerek.
Kaya tişörtünü indirerek geriye yaslanırken, "Puşta bak sanki kendisi atlet giyiyor. Ramiz Dayı mıyım ben amına koyayım, ne atleti?" demişti, sitem ederek.
Kerem yeniden koltuğuna oturduğunda, "Evet ben giymiyorum çünkü ben hasta olmuyorum gerizekalı." demişti, sinirli bir ses tonuyla.
Ardından Kerem Kanat'a dönerek, "Çipleri hallettin mi?" diye, sormuştu. Kanat başını sallayarak, "Sadece Misha'ya takmadık." deyince Kerem hırkasını cebinden çıkarttığı küçük paketi dişiyle yırtarak içinden çıkarttığı incecik ipi olan ve ortasında uğur böceği bulunan bilekliği bileğime bağlarken, "Kodunu yaz." demişti, Kanat'a.
Kanat cebinden çıkarttığı telefon ile Kerem'e bakarken Kerem de kendi telefonuna bakarak, "Manisa, Bursa, Edirne, 48." demişti, yani çipin kodu; 'MBE-48'di.
Kanat başını sallayarak kodlamayı telefonundaki sisteme kaydettikten sonra, "Tamamdır." demişti. Bileğimdeki uğur böcekli siyah ipli bilekliğine bakarken çipin bu kadar küçük olmasına şaşırmıştım.
Kaya başını eğerek Kanat'a bakarken, "Bizim ekibin şarkısını açsana." demişti, neşeyle. Alkan elindeki telefondan bir şeyler yaptığında ses bombasına yansıyan müzik ile, "Ya yok artık!" demiştim, kahkaha atarak.
Şarkının sesini açtıklarında Kaya önce parmaklarını şıklatarak sonra da alkış yaparak ritim tutmaya başlamıştı. Ardından ayaklarını koltuğa toplayıp dizlerinin üzerine kalktığında bana doğru dönerek alkışla ritim tutarken,
"Adana'ya gidek mi?
Şalvarından giyek mi?
Kebabından yiyek mi?
He ya gardaş gel gidek..." demişti, kafasını sallayarak oynarken. Herkes onun bu hâline kahkaha atıyordu.
Burak Şeyhanlı elleriyle ritim tutarak ayağa kalkarken Kaya'nın yanına geldiğinde onun gibi başını sallayarak,
"Gidek, gidek gel gidek.
Adana'ya gel gidek.
Adana sıcak derler.
He ya gardaş gel gidek..." demişti, şarkının sözlerini tamamlandığında kahkaha atarken.
Gaza oturduğu yerden kalkarak Kerem'in önüne gelirken şarkı söyleyen Kaya ve Burak'a eşlik etmeye başladı. Parmaklarını şıklatarak gülerek Kerem'e doğru eğilirken,
"Yağmur yağsa kış olur,
Güneş doğsa yaz olur.
Kızlarında naz olur,
He ya gardaş gel gidek!" dediğinde Kerem başını sağa sola sallayarak gülmeye başlarken Gaza Kerem'in elinden tutarak onu ayağa kaldırmıştı. Alkan ve Kaya serçe parmaklarını birleştirerek halay çekiyor hâle gelirken Burak da katılmış onlara.
Gaza da yanlarına giderek halaya dahil olurken Kerem'i de çekmişti yanına. Şuan Kerem'in serçe parmağı da Gaza'ya bağlıydı. Onlar gibi halay çekmiyor sadece sağ kolu hareket ediyor ve bedeni sabit duruyordu. Halay çekmeye devam ederken aynı anda hepsi bir ağızdan,
"Gidek, gidek gel gidek.
Adana'ya gel gidek,
Adana sıcak derler.
He ya gardaş gel gidek!" dediklerinde Kerem zaten zorla katıldığı halaydan ayrılarak koltuğuna oturmuştu.
Şarkı bittiğinde herkes yerlerine otururken başımı yeniden Kerem'in göğsüne yaslamıştım. Kollarıyla beni sarmaladığında başımı kaldırıp çenesine bir öpücük bırakarak fısıltıyla, "Seni en çok ben, hep ben..." demiştim, törenden sonra arabada ki konuşmamızı hatırlatarak. Kerem'in ise yüzüne saf bir gülümseme yerleşmişti.
Bir buçuk saat süren yolculuğumuzun sonunda uçuş sona erdiğinde kemerlerimizi çözerek ayağa kalkmıştık. Uçağın açılan kapısından çıkarak merdivenleri indiğimizde Adana'nın Seyhan ilçesindeki havaalanındaydık. Birkaç adam yanımıza gelerek çantaları alırken bizde havaalanının çıkışına doğru yürümüştük. Çok geçmeden çıkış kapısına ulaştığımızda bizi bekleyen beyaz araçları görmüştüm.
Kaya, Damla, Kerem, Başak, Gaza ve ben araçlardan bir tanesine geçtiğimizde diğerleri arkadaki araçlara binmişti. Araçlar harekete geçtiğinde Yüreğir'e doğru yola çıkmıştık. Yarım saatlik bir yolculuğun sonunda Seyhan'dan Yüreğir'e vardığımızda anayoldan ayrılarak ara bir yola sapmıştık.
Saat dokuzu biraz geçtiğinde ise araçların hepsi Karadağ Konağı'nın önünde durmuştu. Kapımızı açan adamlardan birisi kenara çekilince önce Kerem inmişti, daha sonra arkasından da biz inmiştik ve gördüğüm görüntü ile gözlerim kocaman açılmıştı. Konak değil adeta beyaz saraya gelmiştik, çünkü inanılmaz büyüktü. Tarabya'da ki konaktan iki tane karşılıklı yerleştirmişler ve araya da kocaman bir avlu eklemişlerdi. Bugün başlasam gezmeye, yarın akşama ancak bitirebilirdim.
Kaya bir anda çocuk gibi kollarını açarak, "Loloş!" diye bağırarak koşmaya başlığında konağın önünde bekleyen, başında yazması olan bir kadında Kaya'ya doğru açmıştı kollarını. Birbirlerine sarılarak bir sağa bir de sola sallandıklarında Kaya gür bir ses tonuyla, "Ölürüm ölürüm!" diye, neşeyle bağırmıştı.
Yanlarına ilerlediğimizde Kaya'nın sarıldığı kadın Kerem'i görünce, "Yengesinin aslanı!" demişti, onu kolları arasına alırken. Kerem yengesine sarılmış ardından da geri çekildiklerinde elini öpmüştü.
Kadının yanındaki kız kollarını Kerem'in boynuna sararak, "Kimin aşkısı bu?" demişti, kahkaha atarak. Sesinden tanımıştım bu kız Didem Karadağ'ydı. Sanırım yanındaki kadın da annesiydi. Kerem ile birbirlerine uzun uzun sarıldılar. Geri çekildiklerinde Kerem Didem'in başına bir öpücük bıraktıktan sonra, "Senin yan çarın nerede?" diye sormuştu.
Didem neşeli bir ses tonuyla, "Sorma, senin geleceğini duyduğundan beri mutfağa attı kendini. Nünü'yle beraber gözleme pişiyor." dedi, açıklama yaparak.
Sırasıyla herkes Didem Karadağ'ın yanındaki kadına sarılarak ellerini öpmüş ardından da Didem'e sarılmışlardı. Son olarak ben kaldığımda kadın benim gözlerimin içine baktıktan sonra Kerem'e dönerek, "Hanım kızımız kim?" diye, sormuştu merakla.
Kerem yüzüne yerleşen gülümseme ile, "Gelinin." deyince, yüzüme yerleşecek şaşkınlığı son an da dizginleyebilmiştim.
Kadın yüzüne yerleşen gülümseme ile elini uzatarak, "Hoşgeldin kızım." deyince, yüzüme yerleşen tebessüm ile iki elimle elini tutup öptükten sonra alnıma yaslamıştım. Kadın bana sarılırken, bende ona sarılmıştım. Geri çekildiğimde Damla söze girerek, "Raci amcamın eşi Lale yengem." demişti, merakımı gidererek.
Lale Hanım'a gülümseyerek, "Memnun oldum efendim." demiştim, sevecen bir tavırla. Ardından Didem Karadağ birden bire sarılarak, "Hoşgeldin." demişti, neşeyle. Geriye çekilerek, "Didem bende, Kerem'in kuzeniyim." demişti, zaten bildiğim bir şeyi söyleyerek. Başımı sallayarak, "Memnun oldum Didem." dedim, sanırım benden küçüktü.
Lale Hanım yapmacık bir kızgınlıkla, "Raci Bey'in enikleri gibi dikildik buraya, hadi içeri!" demişti, arkasını dönerek konağın avlusuna yürürken.
Kaya önden yürüyüp kolunu Lale Hanım'ın omzuna atarak, "Benim haşmetlim nerede? Neden kapılarda karşılamıyor bizi?" demişti, sitem ederek.
Didem kahkaha atarak, "Vakıf'a gitti. Yengemin adına kesilecek kurbanlarla ilgileniyor. Sabah ezanı okunmadan çıktı evden, gelir birazdan." demişti, açıklama yaparak. Sağdaki konağa geçtiğimizde Lale Hanım'ın açtığı büyük kapıdan içeriye girmiştik. Neredeyse on tane koltuğun yarım dikdörtgen şeklinde dizildiği, altın ve şarap renklerinin hâkim olduğu bir salona girmiştik. Tavanda neredeyse altı yedi tane altın renginde avize, kocaman vitrinler ve duvarda gümüş çerçeveler vardı. Evet evet, burası kesinlikle bir saraydı.
Lale Hanım oturduğunda diğer herkes koltuklara dağılırken Kerem başta duran iki tekli koltuktan birine oturmuştu. Damla, Başak, Niran, İrem, Müge ve ben bir koltuğa yan yana oturmuştuk.
Kaya, Ecmel, Alkan, Gaza, İnce ve Servet de bir koltuğa yerleşirken kalanlarda diğer koltuklara dağılmıştı.
Salonun kapısı açıldığında içeri giren Beyaz Alamgir elindeki gözlemeyi yerken, "Loloş!" diye bağırdığında bizi görünce, "Aaa, gelmişsiniz." dedi. Sonra da bizi umursamadan, "Şu kızına sahip çık, elimde kalacak." demişti, sitem ederek.
Didem bir bacağını diğerinin üzerine atarak, "Allah bilir n'apıyorsan, bir günde delirttin kızı." dedi, gözlerini kısarak. Beyzat boş bulduğu bir yere otururken, "Acıktım diyorum 'Allah versin' diye kovuyor beni, manyak!" demişti, yeniden gözlemesini yerken.
Tebessüm ederken merakıma yenik düşerek,
"Size neden loloş diyorlar?" dedim, Lale Hanım'a bakarken.
Ecmel sesli bir şekilde gülerek, "Kaya küçükken Lale diyemediği için 'Lolo' diyormuş. Büyüyünce 'Loloş' demeye başlayınca, öyle kalmış işte." dedi, açıklama yaparak.
Lale Hanım başındaki yazmayı çıkartarak koltuğum başına bıraktıktan sonra Kaya'ya bakarak, "Nasıl da kocaman adam oldun, çocukluğunda az çektirmedin bize." demişti, gülerek.
Kaya ayağa kalkarak Lale Hanım'ın koltuğunun koluna oturduktan sonra ona sarılırken, "Hadi itiraf et, Kerem'den daha tatlı bir çocuktum!" dedi, şımarık bir ses tonuyla.
Lale Hanım elini Kaya'nın onu sarmaladığı koluna yerleştirirken, "Senin de bütün derdin eltimin oğlu olmuş zaar." demişti, gülerek.
Salonun kapısı yeniden açıldığında içeri giren bir kızın ayağında şalvar olmasına rağmen üzerinde bralet vardı. Göbeği ve beli açıktı fakat başına da yazma takmıştı. Kız başındaki yazmayı çıkartarak yanındaki kadına, "Yoh anam, vuu! Seninle mutfağa falan girilmez. Ağzıma ettin iki saatte Nünü!" demişti, söylenerek.
Ardından başını çevirerek salona baktığında yüzüne yerleşen gülümseme ile, "Ay!" demişti, heyecanla.
Kerem kahkaha atarak ayağa kalkarken kız koşarak yanımıza gelip kollarını Kerem'in boynuna sardığında Kerem de kızı sarmalamıştı sıkıca.
Kız geriye çekilerek, "Kuzen!" demişti, Kerem'in yanaklarını öperken. Kerem de onun yanaklarını öptüğünde gülümsemiştim bu hâllerine. Lale Hanım ve Didem hariç salondaki herkes ayağa kalkarken önce Nünü dedikleri kadının elini öptüler ardından da Kerem'in gelen kuzeniyle sarıldılar. Bende kalkmıştım ayağa ve Nünü denilen kadının yanına giderek elini öptüğümde,
"Berhudar ol kızım." demişti, gülümseyerek. Nünü denilen kadın Lale Hanım'dan büyüktü.
Damla yanıma gelerek, "Nünü yani Nilüfer Teyze bu konağın emektarıdır. Hem dedem Renas Bey'e hem de babam Reha Karadağ'a hizmet etti." dedi, beni aydınlatarak.
Ardından Nilüfer Hanım'a bakarken elimi tutarak, "Nünü'cüğüm, bak seni kiminle tanıştıracağım. Kerem'in kız arkadaşı." demişti, gülümseyerek. Nünü yanağımı okşayarak, "Ne tatlı kızsın sen." dediğinde, "Teşekkür ederim." demiştim, mahçup bir ifadeyle.
Az önceki kız hızla yanımıza gelerek, "Yok artık, Kerem'in kız arkadaşı mı?" demişti, şaşkınlıkla. Damla bana bakarak kızı gösterirken, "Dinar, Raci amcamın küçük kızı." demişti, gülümseyerek.
Diğerleri otururken elimi Dinar'a uzatarak, "Memnun oldum." demiştim, tebessüm ederek. Dinar elimi sıktıktan sonra bana sarılarak, "Hoşgeldin." demişti, içten bir tavırla.
"Hoşbuldum."
Ardından yeniden koltuklara oturduğumuzda Dinar Kerem'in koltuğunun kol kısmına oturarak, "Duydun mu Loloş, kuş yuvadan uçuyor!" demişti, kahkaha atarak.
Kerem Dinar'ın bacağına vurarak, "Akıllı ol." demişti, yapmacık bir kızgınlıkla.
Dinar Kerem'in başını ittirerek, "Akıllı olan sen olacaksın oğlum, hayırdır yani? Dinar Karadağ var senin karşında, kırarım ağzını!" demişti, yalandan terslenerek.
Kerem ayağa kalkıp Dinar'ı koltuğa düşürerek elleriyle onu esir alırken, "Kim varmış kim?" dediğinde Dinar kahkaha atarak, "Ay tamam! Şaka yaptım." demişti, pişman olarak. Kerem Dinar'ı koltuktan kaldırdıktan sonra kendisi otururken Dinar da Didem'in yanına oturmuştu.
Lale Hanım Nilüfer Hanım'a bakarak, "Mutfak ne durumda?" diye, sormuştu merakla. Nilüfer Hanım da başındaki yazmayı çıkartarak, "Kahvaltı masası hazır, Raci Bey'i bekliyoruz." demişti, bilgi vererek.
Dinar ayağa kalkarak altındaki şalvarı indirdiğinde siyah şortuyla kalınca üzerinde saçma duran bralet şimdi daha normal duruyordu.
Dinar yerine otururken Lale Hanım'a Nilüfer Hanım'ı işaret ederek, "Anne, Nünü beni şalvarsız da yazmasız da almıyor mutfağa! Neymiş benim saçlarım dökülüyormuş. Kurban olsunlar benim saçıma! Millet dokunmak için can atıyor, n'olmuş yani yemeklere dökülüyorsa?" demişti, gülerek.
Herkes kahkaha atarken Ecmel gözlerini devirerek, "Kızım sen hiç mi değişmezsin ya? Pislik." demişti, yüzünü buruşturarak.
Dinar gözlerini kısarak, "Sus be, yürüyen cinsellik!" deyince Kerem öksürmeye başladığında Dinar yeniden söze girerek, "Hiç boşuna öksürme, burada herkes kimin n'olduğunu biliyor!" demişti, kahkaha atarak.
Lale Hanım hayıflanarak, "Raci Bey haklı olabilir, bunun kanında Şeyhanlı var ellaham!" dediğinde Burak araya girerek, "Şeyhanlı'ların neyi varmış?" diye sordu, gülerek.
Nilüfer Hanım gülerek, "Karadağ'ın kadınları gibi nazik değil, Şeyhanlı'nın kadınları gibi cevval de ondan." dedi, herkesi güldürerek.
Lale Hanım gözlerime bakarak, "Hanım kızım, adın neydi senin?" diye sorunca gülümseyerek, "Misha." demiştim, çekimser bir hâlle.
Didem şaşkın bir bakışla Kerem'e dönerek, "Yabancı mı?" diye sormuştu, ağzı açık kalırken. Kaya araya girerek, "Yok, baktım aynı benim kediye benziyor bizde kedimin adını ona verdik." deyince, Didem Kaya'ya yastık fırlattı.
Lale Hanım gözlerime bakmaya devam ederken, "Nerelisin kızım?" diye, sormuştu merakla.
Derin bir nefes alarak, "Babam İngiliz olduğu için Londra'lıyım. Ama annem Türk, Marmaris'li." demiştim, kendimi açıklarken.
Nilüfer Hanım araya girerek, "Ailen de Türkiye'de mi yaşıyor?" diye, sormuştu. Yüzüme yerleşen buruk bir tebessüm ile, "Annem ve babam sizlere ömür, ben İstanbul'da yalnız yaşıyorum." demiştim, Nilüfer Hanım'a bakarak.
Dinar, Didem'in kulağına bir şey söylediğinde Didem eliyle ağzını kapatarak gülmeye başlayınca Lale Hanım kaşlarını çatarak, "Kız n'oldu yine, kikirdiyorsunuz!" demişti, kızarak.
Dinar ağzını açacakken Didem onun ağzını kapatarak, "Hayır!" demişti, gülerek. Dinar Didem'in elini ittikten sonra Kerem'e bakarak, "Babam biliyor mu gelinin yabancı olduğunu?" diye, sormuştu.
Kaya kahkaha atarak, "Gelini olduğu bilmiyor, yabancı olduğunu nereden bilsin?" demişti, dalga geçerek.
Dinar bir anda ellerini dizlerine vurarak,
"Vuu, abov! Loloş duyüyin değel mi? Karındaşımın çocuğinin ağzı ne diyir? Ecnebi garı getirdim diyir!" dediğinde, salondaki herkes kahkaha atarken ben şaşkınca bakmıştım.
Alkan kahkaha atmaya devam ederken bana bakarak, "Raci Amca'nın taklidini yapıyor." demişti, herkes yeniden kahkaha atmıştı. Bende sadece tebessüm edebilmiştim.
Ardından Dinar bana bakarak aynı şiveyle,
"Gızım sen abdest alüyün mü?" diye, sorduğunda Lale Hanım gülmesine rağmen ayıplar gibi bakarak, "Kız sus kız, malamat ettin ortalığı!" dediğinde Dinar susmayıp dizine vurmaya devam ederken bu seferde "Abov, abdest diyürüm yüzüme baküyür! Loloş bu abdest almayı bilmüyür!" demişti, kahkaha atarak.
Kerem gülerek Dinar'a bakarken, "Tamam yeter, tadında bırak." demişti, kınar gibi konuşurken. Dinar kısık gözlerle Kerem'e bakarken, "Desenize birazdan curcuna var." dedi, keyifle.
Ardından Didem Kaya'ya bakarak başıyla Kerem'i işaret ederken, "Bak bizim deli oğlan bulmuş kendine birini, sende bir hareket yok değil mi?" demişti, dalga geçerek.
Kaya Dinar'ın gözlerine bakarken yapmacık bir gülümseme ile, "Evlenme teklifimi kabul etseydin şimdi salonun ortasında bizim fırlamalar geziyor olacaktı." dedi, herkesi güldürerek.
Didem kollarını göğsünün altında birleştirerek Damla'ya dönerken, "Kız bu yaşamaktan vazgeçmiş he, baksana dünya malında gözü yok bunun. Ölmek için can atıyor!" demişti, imayla.
Damla Didem'in söylediklerine gülerek, "İnanır mısın saldım artık, bıraktım yani kendi hâline." dedi, kıkırdayarak.
Kaya Damla'ya bakarak, "Demek beni kendi hâlime bırakıyorsun. İyi, hazır Loloş'un yanındayım. Bana bir tane kız bulsun da, gitmeden takarız yüzüğümü!" demişti, trip atar gibi.
Dinar söze dahil olarak, "Damla'dan başka hangi Adana'lı kız bakar ki sana, muşmula!" demişti, yüzünü buruşturarak.
Kaya Dinar'a dil çıkarttıktan sonra, "Adana'nın kızları kurban olsun bana, benim gibisini arasanızda bulamazsınız. Ayrıca o övdüğün Adana'lı kızlar da bizim İran'lı hatunların sağından solundan yürüyemez! Çirkin karılar!" demişti, kaşlarını kaldırarak.
Dinar Lale Hanım'ın bıraktığı yazmayı alıp Kaya'ya fırlatarak, "Hadi lan oradan! Adana'da çirkin kız yoktur. Varsa da gelin gelmiştir, bizimle alakası yoktur." demişti, böbürlenerek.
Gaza araya girerek, "Neydi sizin bir lafınız vardı?" demişti, gülerek.
Didem havalı bir şekilde saçlarını geriye atarak, "Değiliz herkes gibi sıradan, hamdolsun Adana'lı yaratmış yaradan!" demişti, hepimizin kahkaha atmasına sebep olarak.
Salonun kapısı açıldığında kahkahalar kesilirken içeriye uzun boylu, heybetli ve kır olmaya yüz tutmuş saçları olan bir adam girdiğinde salondaki herkes bir asker gibi ayağa dikilirken bende kalkmıştım onlar gibi. Sanırım Raci Karadağ gelmişti.
İçeriye giren adam, "Selamün aleyküm." demişti, mutlu bir ses tonuyla. Salondaki herkes adama bakarken Kaya ve Kerem hariç hepimiz, "Aleyküm selam." demiştik, gülümseyerek.
Raci Karadağ bize doğru yürüyerek, "Hoşgeldiniz." dediğinde sağ tarafta oturanlar sırayla Raci Karadağ'ın uzattığı elini öpmeye başlamıştı. Ardından Raci Karadağ bizim tarafa döndüğünde kızlar sırayla elini öperken onlar gibi bende Raci Karadağ'ın elini öperek alnıma yaslamıştım. Sadece Kerem kaldığında Raci Karadağ Kerem'in gözlerine bakarak, "Aslanım." demişti, buruk bir tebessümle.
Kerem amcasının elini öperek alnına koyduktan sonra kollarını beline sardığında Raci Karadağ da onu sarmalamıştı. Uzun bir süre birbirlerine sarıldıktan sonra geri çekildiklerinde Kerem'in sağ çaprazdaki koltuğuna yerleşmişti Raci Karadağ.
Raci Karadağ'ın oturmasıyla herkes yeniden yerine otururken Kerem, "Nasılsın amca?" diye, sormuştu yumuşak bir ses tonuyla.
Raci Karadağ kendine bir sigara yakarken, "Hamdolsun, iyiyim oğlum... Gözümüz yollarda kaldı. Mevlid'e yetişemeyeceksiniz diye telaşlandık." demişti, sigarasından bir nefes alarak. Dinar ayağa kalkarak vitrinin içinden aldığı kül tablasını babasının oturduğu koltuğun kolundaki tahta kısıma bırakmıştı.
Kerem başını sallayarak, "İşler çok yoğundu ama yetiştik neyse ki." demişti, sakin bir ses tonuyla.
Raci Karadağ salondakilere dönerek, "Sizler de iyisiniz inşallah." demişti, gülümseyerek.
İlber başını sallayarak, "İyiyiz çok şükür." demişti, herkes adına konuşarak.
Raci Karadağ Kaya'ya bakarak, "Kaya Beyefendi, hiç utanmüyün de mi? Ne arüyün ne soriyin, gelip garşıma oturiyin." dediğinde, hepimiz gülümsemiştik.
Kaya ayağa kalkarak Raci Karadağ'ın oturduğu koltuğun koluna oturarak elini omzuna atarken,
"Ben arüyüm de sen açmüyün babbuş!" dediğinde, herkes sesli bir şekilde gülmüştü.
Raci Karadağ Lale Hanım'a bakarak başıyla Kaya'yı işaret ederken, "Görüyin de mi? Gapının kıttırığından pisiğin içeri dıhıldığı gibi gelüyür otiyür depeme!" demişti, asla anlamadığım bir cümle kurarak.
Damla bana doğru yanaşarak fısıltıyla, "Amcam, 'kapının köşesinden giren kedi gibi içeriye girip oturdu tepeme' diyor." deyince kıkırdayarak, "Ay teşekkür ederim, sen böyle arada alt yazı geç bana." demiştim, onun da kıkırdamasına sebep olarak.
Lale Hanım gülerken ayağa kalkarak, "De hadi Raci Bey, muhabbeti sonra eylersiniz. Açıkmıştır çocuklar." deyince, Raci Bey'in oturduğu yerden kalkmasıyla salondaki herkes ayağa kalkmıştı.
Raci Bey'in arkasından yürüyerek salondan çıkacağımız sırada Kerem elimi tutarak beni durduğunda herkes dışarıya çıktıktan sonra belimi kavrayarak beni kendine çektiğinde alnıma bir öpücük bıraktı.
Gözlerimin içine bakarken, "Bir sıkıntı yok değil mi?" diye, sormuştu. Başımı olumsuz anlamda sallayarak, "Hayır." demiştim, tebessüm ile.
Saçlarımı okşayarak, "Sana çok yabancı bir ortam olduğunun farkındayım ama bir iki saate alışırsın diye düşünüyorum. Bu arada Didem ve Dinar'ın yaptığı şakalara alınmıyorsun değil mi?" diye, sormuştu. Yanağına bir öpücük bırakarak, "Alınmıyorum, hatta çok eğleniyorum." demiştim, gülümserken.
Kerem eğilip dudaklarıma yapışınca parmak uçlarımda yükselerek öpücüğüne karşılık verirken salonun kapısı açıldığında hızla ayrılmıştım kollarından. Salonun kapısında ellerini beline yaslayarak konuşan Kaya, "Vay amına koyayım, burda da aldatıyorsun beni?" demişti, Kerem'in gözlerine bakarak.
Kerem sıkıntıyla bir nefes alıp verirken, "Oğlum sen benim götüme çip mi taktın? Ne zaman Misha'yla yakınlaşsam dibimde bitiriyorsun!" demişti, çemkirerek.
Kaya Kerem'in yanına gelerek, "Abov! Dellendi benim erkek!" dedikten sonra Kerem'in koluna girerek, "Nünü bi' ciğer kavurmuş, görsen dadından yinmez!" dedi, gülerek.
Kerem başını iki yana sallayarak gülerken salonun kapısına doğru yürümeye başlamıştık. Kapıdan çıkarak önümüzdeki büyük avluyu geçerken başka açık bir avluya çıkmıştık. Ardından ceviz ağacından yapılmış ve aşağıya doğru inen merdivenlere yöneldik. Herkes mutfağın hemen karşısındaki meydana kurulan büyük masaya yerleşmişti. Başak'ın yanındaki boş koltuğa oturduğumda Kaya da benim diğer tarafıma oturmuştu. Masanın başındaki tekli koltukta Raci Karadağ masanın sonundaki tekli koltukta ise Kerem oturuyordu.
Raci Karadağ gözlerime bakarak, "Sen Damla'nın arkadaşı mısın kızım?" demişti, gülümseyerek.
O an ne söyleyeceğimi düşünürken Beyzat Alamgir araya girerek, "Yeğeninin kız arkadaşı." demişti, önündeki kavurmaya uzanırken.
Raci Karadağ'ın bakışları masanın sonuna kayarken, "Aslanım." demişti, meraklı bir ses tonuyla.
Kerem çayından bir yudum alarak, "Evet amca, Beyzat'ın dediği gibi kız arkadaşım. Bizim işleri biliyorsun yoğun oluyoruz, bir daha ne zaman geleceğim belli olmaz diye elini öptürmeye getirdim." dedi, kendinden emin duruşuyla.
Raci Karadağ gözlerime bakarak, "Hoş gelmişsin kızım." deyince utana sıkıla, "Hoşbuldum efendim." demiştim, tebessüm ederek.
Dinar araya girerek, "Adını da sorsana baba." demişti, neşeyle.
Raci Karadağ Dinar'ın gözlerine baktığında Dinar aynı neşeli ses tonuyla, "Kerem'in kız arkadaşı İngiliz, adı Misha." deyince Raci Karadağ yeniden Kerem'in gözlerine bakınca Kerem Dinar'a ters bir bakış atarak, "Senin o ağzına biber sürerim." dedi, terslenerek.
Dinar Kerem'e dil çıkarttıktan sonra, "Canım senin biber dediğini biz çerez niyetine ağzımıza atıyoruz. Ayükün mü?" demişti, dalga geçerek.
Raci Karadağ gözlerime bakarak, "Gahve yapmayı biliyün mü?" diye sorunca başımı sallayarak, "Evet." demiştim, kibarca.
Raci Karadağ başını sallayarak, "Kahvaltıdan sonra sade bi' gave istiyrüm." deyince yeniden başımı sallayarak, "Nasıl isterseniz." demiştim, çekimser bir hâlde. Ardından yeniden söze girerek, "Kendine de yap, seninle bi' başbaşa konuşalım." demişti, yumuşak bir ses tonuyla.
Kerem boğazını temizleyince amcası Raci Bey ona bakarak, "Sen de gel aminüm, artukluk etme." deyince, herkes gülerken Raci Bey bana dönerek, "Gaveler üçe çıkıyür gızım." demişti, beni gülümseterek. Ben de başımı sallamıştım, mahçup hâlimle.
Kahvaltıdan sonra masadaki herkes üst kattaki avluda bulunan sedirlere geçtiğinde Damla ve ben mutfağa geçtik. Sanırım bu mutfak benim Etiler'de ki evim kadardı. Ve mutfakta altı tane orta yaşlarda kadın çalışıyordu. Damla ile mutfaktaki masaya oturarak birer sigara yaktığımızda çalışanlar da avluda ki kahvaltı sofrasını topluyordu.
Damla iç çekerek etrafa bakınırken, "Hepimizin çocukluğu burada geçti." demişti, tebessüm ile.
Sigaramdan derin bir nefes alarak, "Burası çok güzel Damla, çok sevdim." dedim, konaktan bahsederken.
Damla başını sallayarak, "Güzeldir, beğenmene sevindim." dediğinde, gülümsedim. Sigaramız bittiğinde Damla ayağa kalkarak, "Hadi yapalım kahveleri." demişti, bana bakarak. Başımı sallayarak ayağa kalktığımda Damla tezgahın üzerine kahve kutusunu ve cezveyi çıkartmıştı. Ben kahveleri pişirirken Damla da tepsi çıkartarak fincanları ayarlıyordu.
Pişen kahveleri tepsiye yerleşmiş altın rengindeki üç cezveye dökerken Damla su bardaklarını eklemişti. Ardından ikramlıkların içine birer lokum, cezerye ve çikolata bırakarak üzerini kapatmıştı. Aynı şekilde kahvelerin ağzını da kapattı.
Damla tepsiyi eline alarak bana uzattıktan sonra, "Mutfağın sol tarafında bir merdiven var. Merdivenleri çıktığında karşına çıkan ilk kapı Raci Amca'mın çalışma odası, Kerem ve amcam oradadır." dediğinde başımı sallayarak, "Tamam." dediğimde gülümseyip, "Siz konuşurken bende diğerlerine kahve yapayım." demişti, göz kırparak.
"Tamam canım."
Mutfağın büyük kapısından çıktığımda çalışan kadınlar masayı toplarken bende sol tarafa doğru yürümüş neredeyse yirmi basamaklı olan bodur merdivenleri dikkatle çıkmıştım. Önüme çıkan siyah çelik kapıyı açabilmek için tepsiyi kendime yaslayarak tek elimle tutarken önce kapıyı çaldım sonra da içeriye girdiğimde, "Gelebilir miyim?" demiştim, Raci Bey'e ve Kerem'e bakarak.
Raci Bey başını sallayarak, "Buyur kızım." demişti, tebessüm ederek. Kapıyı kapatarak içeriye girdiğimde Kerem ve Raci Bey tekli koltuklarda oturmuş aralarında ise fiskosa benzer bir masa vardı. Elimdeki tepsiyle birlikte önce Raci Bey'e doğru eğildim. Tespiğini bileğine takarak kahvesini alırken, "Eline sağlık." dediğinde tebessüm ederek, "Afiyet olsun efendim." demiştim, kibarca.
Ardından suyunu ve lokumluğunu yanındaki masaya bıraktıktan sonra tepsiyi Kerem'e çevirmiştim. Gözlerimin içine bakarak gülümserken kahvesini aldığında onunda suyunu ve lokumluğunu aynı masaya bırakmıştım.
Tepsiyle geriye çekildiğimde Raci Bey bana bakarak, "Otur kızım." demişti, kibarca. Başımı sallayarak hemen arkamdaki ikili zümrüt yeşili koltuğa oturmuş elimdeki tepsiyi de yanımdaki boşluğa bırakmıştım.
Raci Bey kahvesinin kapağını kaldırarak kapağı masanın üzerine bıraktı. Ardından köpüklü kahvesinden bir yudum aldı.
Raci Bey Kerem'in gözlerine bakarak, "Devam et bakalım." dediğinde Kerem de kahvesinden bir yudum alarak, "Zaten projenin ilerleyen süreçlerinde aramızdaki iş bağı biraz daha kuvvetlenmişti. Fazla bir zaman geçmeden de birlikteliğimiz başladı." dediğinde, tanışma hikâyemizi anlattığını fark ettim. Neden bilmem inanılmaz bir gerginlik vardı üzerimde. Bu Raci Karadağ'ın heybetli duruşundan da olabilirdi.
Raci Bey kahvesinden bir yudum daha alarak, "İşin o kısmıyla ilgilenmiyürüm. Sen ciddi misin değil misin onu de bana." demişti, gülerek.
Kerem yüzüne yerleşen bir gülümseme ile,
"Ciddi olmasam buraya getirir miydim?" diye sorduğunda, "Öyle diyün, barnağın boş geziyün." demişti, şakayla karışık.
Kerem sesli bir şekilde gülerek, "Sen benden daha acelecisin amca, hayırdır canın Adana düğünü mü çekti?" diye, sormuştu.
Raci Bey kaşlarını kaldırarak, "Bizi biliyün oğlum, düğün dernek dedin mi aklımız havaya uçuyir... Ama düğün dediğin Adana'nın kendisi zaten, biz torun istiyirük." demişti, gülümsememe sebep olarak.
Kerem kahvesini masayaa bırakarak, "Torun istiyorsan sende de var iki tane numune, everelim gitsin!" dedi, neşeyle.
Raci Bey kaşlarını çatarak, "Hele bi' desinler bizi ever diye, bak ne ediyrüm?" dedi, gülerek. Kerem de gülmüştü.
Ardından Raci Bey bana dönerek, "Sen niye içmiyürsün gaveden?" deyince bir an yanımdaki tepsiye baktıktan sonra Raci Bey'e dönerek, "Şey... İçerim." demiştim, tepsideki kahvemin kapağını kaldırarak elime alırken.
Raci Bey gözlerime bakmaya devam ederken,
"Seviyün mü bizim oğlanı?" diye sormuştu, pat diye!
Bir an Kerem'in gözlerine baktığımda gülümsediğini görünce dönüp Raci Bey'in gözlerine baktıktan sonra bir cevap veremeyip başımı eğmiştim utançla.
Raci Bey gülerek, "Ecnebi deyünce bende yol yordam bilmez saniyrüm... Aferin kızım, her zaman böyle saygılı ol benim ciğerimi iste." demişti, keyifle gülümseyerek.
Başımı kaldırıp yüzüne bakarken çekimser bir tavırla, "Teşekkür ederim efendim." dedim, tebessüm ederek.
Raci Bey Kerem'e dönerek, "Bu kızı üzmiyin değel mi?" diye, sormuştu. Kerem kahkaha atarak, "Üzmiyim." demişti, neşeli bir ses tonuyla. Şive yapıyor oluşu gülmeme sebep olsa da tutuyordum kendimi.
Kerem'in telefonuna bir mesaj geldiğinde kapüşonunun cebinden çıkartarak ekrana baktıktan sonra sıkıntılı bir nefes alarak, "Bir dakika." demişti, ayağa kalkarken. Ben ne yapacak diye bakarken Kerem bulunduğumuz çalışma odasının kapısını açınca Kaya Kerem'in ayaklarının önüne serildiğinde Kerem Kaya'yı yakasından tutarak ayağa kaldırıp, "Hayırdır?" demişti, gözlerine bakarak.
Kaya dişlerini göstererek yüzüne yerleştirdiği bir sırıtma ile Raci Bey'e başıyla bir selam verdikten sonra Kerem'e dönerek, "Şimdi sen burada n'apıyorsun diye de sorarsın?" dedi, hâlâ sırıtarak.
Kerem sesli bir nefes alarak, "Hadi ya, cidden sorar mıyım?" demişti, Kaya'nın yakasını bırakarak.
Kaya tişörtünün yakasını düzelterek, "Ya işte bizde oturuyorduk avluda. Sonra bir kapı gıcırtısı duymaya başladım. Biliyorsun benim senkronik seslere takıntım var. Öyle kapı kapı gezerek kontrol yapıyordum." dedikten sonra eliyle kapıyı tutup ileri geri çekerek, "Sonra tam bu kapıya da bacaktım ki, kapıyı sen açtın kardeşim." dedi, beni şaşırtarak. İnanılmaz bir senaryo yeteneğine sahipti bu çocuk!
Kerem yüzüne yerleştirdiği yapmacık bir gülümseme ile ellerini Kaya'nın omuzlarına yerleştirerek, "Benim canım kardeşim, sen şimdi avluya gidip bizimkilerin yanında otur. Sonra ben yanına geldiğimde bakarız kapılara. Gerekirse o kapıların üstüne oturturum seni. Tamam mı güzel kardeşim. Anlıyor musun sen beni?" demişti, imalı bir ses tonuyla.
Kaya Raci Bey'e dönerek, "Ben anliyrüm de o beni anlamiyür, hep yanlış anliyür." demişti, sırıtarak. Sonra da elini başına koyarak Raci Bey'e selam vererek, "Ben gidiyrüm, çünkü ölmek istemiyrüm." dedikten sonra, arkasını dönüp gittiğinde Kerem derin bir nefes alarak kapatmıştı kapıyı.
Kerem yeniden yerine oturduğunda Raci Bey suyundan bir yudum alarak, "Küçükken de böyledi bu enik." deyince Kerem gülerek, "Aman amca, enik falan deme şuna. Sonra bana köpek diyorsunuz deyip İran'a kaçmaya çalışıyor." dedi, dalga geçerek. Raci Bey sesli bir şekilde gülmüştü.
Kerem derin bir nefes alarak, "Mevlid ne zaman başlayacak?" diye, sormuştu.
Raci Bey cezeryesinden ısırarak, "Öğlen ezanıyla birlikte başlayacak inşallah." demişti. Gözüm duvardaki saate kaydığında on bir buçuk olduğunu görmüştüm. Raci Bey yeniden söze girerek, "Erkeklerin mevlidi arkadaki avluda olacak. Lale yengen de kadınlar için ön bahçeyi hazırlattı." diye, bilgi verdi. Kadınlar ve erkekler ayrı yerde mi olacaktı?
Kerem başını sallayarak, "Tamam amca." demişti. Ardından Kerem'in telefonu çalmaya başladığında, "Tünel'den bir çalışan arıyor, izninle amca." diyerek ayağa kalktıktan sonra çıkmıştı odadan. Raci Bey ile başbaşa kaldığımız için daha çok gerilmiştim.
Raci Bey gözlerime bakarak, "Sevmiş bizim oğlan seni, gözlerinden belli." deyince, utanarak başımı eğdim. Ardından yeniden söze girerek, "Ben sen kimsin, nesin, necisin bilmem. Anan baban hayatta değilmiş, kurban olduğum rabbim huzur içinde yatırsın. Ben seni bilürüm kızım. Senden gördüğüm saygıyı, sevgiyi ve hürmeti bilürüm. Allah var ya, ecnebi dediklerinde yüreğim hopladı. Yanlış anlamayasın, rabbimin yarattığı her nefese saygım vardır. Ama biliysün, herkesin de kendine göre bir düzeni var. Siz gençler kültür diyirsiniz ya, ha onu diyürüm. Toprağı bol olsun rahmetli abeyim Reha Karadağ iki evladını da bana emanet etti. İksinin de ne Didem'den ne Dinar'dan bir farkı yoktur. Et benim etim, can benim canımdır. Birinin dırnağı etine batsa, ha benim yüreğim hopliyür. Benim Reha Abeyimden bir farkım yohtur. Benim aslanım almış getirmiş seni buralara. Demek ki niyeti ciddi, seviyür seni." demişti, iç çekerek.
Başımı eğmiş Raci Karadağ'ı dinlerken sözlerine devam ederek, "Bizim bu oğlan iyidir, hastır da bunun kanının yarısı da Şeyhanlı'lardan geliyür. İnadı pistir. Bir küstü mü ha iki dünyayı bir araya getiriyürüz bunun kalbini geri alamiyirüz. Hele bir şeye höberip köpürmesin, siniriyle hiç baş edemiyirüz. Demem o ki baştan konuşiyirüm seninle, sonradan bana bozuk mal sattınız diye höberme sende. Şimdi sen de bana, bizim oğlanın ipe sapa gelmez hâlinide kabul ediyür müsün?" dediğinde, başımı kaldırıp gözlerine baktım.
Titreyen ellerimi dizime yaslayarak sakin kalmaya çalışırken, "Raci Bey, beni odanıza davet edip benimle konuştuğunuz için şeref duydum efendim. Şahsıma yaptığınız iltifatlar için teşekkür ederim. Ama içiniz rahat olsun, ben aslanınızın her hâlinden razıyım. İnşallah sizde benden razı olursunuz." demiştim, buğulu gözlerimle bakarken.
Raci Bey'in açık kahve tonlarındaki gözleri dolduğunda sağ elindeki tespihini sol eline aldı. Ardından ayağa kalktığında bende onunla birlikte kalkarken birkaç adım atarak yanıma geldiğinde sağ elini bana uzatınca gözlerindeki bakışlarım eline kaymıştı. Yüzüme yerleşen tebessüm iki elimle elini tutarak öptükten sonra alnıma yasladığımda başımı kaldırıp gözlerine baktım.
Raci Bey hiç beklemediğim bir şey yapararak beni kolları arasına aldıktan sonra alnıma bir öpücük bıraktığında gözlerim dolmuştu ve sol gözümden bir damla akıp gitmişti.
Raci Bey geriye çekildiğinde iki elini omzuma koyarak, "Allah'ın izniyle elli beşe dayadık merdivenin bir başını, yaşımın on katı insan taniyrüm. Bi' adamın gözüne bakınca anliyrüm ne olduğunu, ben senden razı geldim kızım. İnşallah sende bir ömür benim aslanımı razı edersin." dediğinde, diğer gözümden de bir yaş gelince işaret parmağıyla yaşları sildiğinde odanın kapısı açılmıştı.
Kerem Raci Bey'e baktıktan sonra bakışlarını bana çevirdiğinde, "Misha." demişti, telaşla yanıma gelerek. Kolumu tutarken, "N'oldu?" diye, sormuştu gözlerime bakarak.
Raci Bey otoriter bir ses tonuyla, "Gelinimiz çok duygusal, iki kelam ediyrüm dolüyir boncuk gözleri. Senin işin var bu boncukla." dediğinde, gülümsemeye başlarken Kerem'in de yüzüne bir gülümseme yayılmıştı.
Ardından Raci Bey ellerini belinin arkasında bağlayarak, "Ben arkadaki avluya iniyrüm, senin enikleri de alır gelürsün." demişti, odadan çıkarak. Raci Bey çıkınca Kerem kapıyı kapatarak yanıma geldiğinde, "Ne konuştunuz?" diye, sormuştu merakla.
Ellerimi belimin iki yanına koyarak, "Bende bilmiyirüm. Raci Bey anlatiyür, ben ağliyürüm." dediğimde Kerem sesli bir kahkaha atarken beni kolları arasına aldığında bende gülmeye başlamıştım. Kollarımı beline sararak, "Tünel'de bir sorun yok değil mi? Konuşman uzun sürdü." dedim, merakla. Başımın üzerine bir öpücük bırakarak, "Hayır güzelim, her şey yolunda." demişti, rahat bir ses tonuyla.
Geriye çekildiğimde Kerem dudaklarıma bir öpücük bırakarak, "Mevlid başladığında bir süre görüşemeyeceğiz, kızların yanından ayrılma tamam mı?" demişti, gözlerime bakarak. Başımı olumlu anlamda sallamıştım.
Kerem eğilip alt dudağımı kavradığımda kollarımı boynuna sararak öpücüğüne eşlik etmiştim. Uzun uzun öpüşmenin ardından ayrı ayrı önce alt sonra da üst dudağıma bir öpücük bırakarak geriye çekildi. Elimi tutarak, "Hadi avluya geçelim." dediğinde, onunla birlikte çıkmıştım odadan.
Merdivenleri inerek mutfağın önünden geçtikten sonra karşı tarafta ki merdivenlere yöneldik. Üst kata çıktığımızda ara kattaki avludaydık. Bizimkilerin hepsi de avlunun bir köşesine kurtulmuş yerdeki sedirde oturuyorlardı. Erkekler sırtlarını minderlere ve duvarlara yaslamış bir ayaklarını diğerinin üzerine atmışlardı. Kızlar ise çember şeklinde bağdaş kurmuş muhabbet ediyorlardı.
Yanlarına gittiğimizde Kerem Ecmel'e bakarak, "Yengem nerede?" diye sorunca, Gaza söze girerek, "Mevlid hocası mı ne gelmiş, bir şeyler söylenerek ön bahçeye gitti." dedi, açıklama yaparak.
Kaya elindeki telefona bakarken başını yanındaki Kanat'ın omzuna yaslamıştı. Bir anda başını kaldırıp tekrar sert bir şekilde Kanat'ın omzuna bırakırken, "Düzgün oyna lan şunu." demişti, sinirle.
Kanat da kafasını Kaya'nın kafasına vurarak, "Sanane oğlum, ben böyle sürmek istiyorum." dediğinde Kerem göz devirmişti bu hâllerine.
Dinar bize bakarak, "Kerem." deyince Kerem de Dinar'a dönerek, "Söyle." demişti, yüzüne bakarken.
"Mevlid'den sonra Tepebağ'a gidelim mi? Nehir kenarında semaver yakarız, akşamı orada geçiririz."
Kerem başını olumsuz anlamda sallayarak, "Üniveriste'nin töreninden sonra uyumadık. Hepimizin dinlenmeye ihtiyacı var." dediğinde Didem başını eğerek Kerem'e bakarken, "Tamam da sen burada kalacak olabilirsin ama diğerleri yarın dönecekmiş. Sen gelme biz gideriz." demişti, trip atarak.
İnce ayağıyla Didem'i sırtından ittirerek, "Ben gelirim seninle." deyince Didem dönüp İnce'ye bakarak, "Aman aman, istemez!" demişti, yüzünü buruşturarak. İnce kahkaha atarken Didem de gözlerini devirmişti.
Ayakkabılarımı çıkartarak kızların yanına gittiğimde çemberlerine dahil olarak bağdaş kurmuştum. Kerem de yere oturmak yerine kenardaki saten kumaşlı koltuğa oturmuştu. Kendine bir sigara yakarak yaktığı sigarayı bana uzattığında gülümseyerek parmaklarımın arasına aldım.
Didem yan tarafındaki küllüğü ortaya koyduğunda Dinar da kendi tarafındakini Kerem'e uzatmıştı. Ardından Dinar koluyla Damla'yı dürterek, "Sende asma artık şu suratını, kendine gel." demişti, kızarak.
Damla omuz silkerek cebinden çıkarttığı telefonu ile ilgilenmeye başladı. Ardından Kerem, "Servet." dediğinde telefonuyla ilgilenen Servet, "He canım." demişti, Kerem'e bakarak.
Kerem göğüs cebindeki telefonu Servet'e attığında Servet telefonu havada yakalayınca Kerem de, "Sen Mevlid'e katılmayacaksın. Tünel'de ki işler için arayan yazan oluyor, onlarla ilgilenirsin. Holding'den gelen mailleri kontrol etmeyi unutma. Karan zaman zaman bir şeyler sorabilir, cevap verirsin." dediğinde Servet Kerem'in telefonunu cebine yerleştirerek, "Tamam." demişti, onu onaylayarak.
Dönüp Kerem'in gözlerine baktığımda kaşlarım çatılmıştı fakat o bu duruma bir anlam verememiş olsa da ona sorulacak bir hesabım vardı! Henüz telefonunun şifresini bile bilmiyorken ben, o telefonunu Servet'e emanet ediyordu. Bu çok sinir bozucuydu.
Kerem'in telefon melodisini duyduğumda Servet cebinden çıkarttığı telefonu açarak kulağına yaslarken, "Yavrum." demişti, neşeyle. Önce sesli bir kahkaha attı ardından da, "Aaa, hiç yakışıyor mu ağzına böyle şeyler? Pis insan." demişti, keyifle. Kim arıyordu ki?
Servet yeniden bir kahkaha atarak, "Kızım hasta mısın sen? Hadi be oradan, büllük!" demişti, gülerken. Ardından dizlerinin üzerine kalkarak telefonu Kerem'e Damla'ya uzatarak, "Şunu uzatsana." deyince Damla telefonu Kerem'e uzatmıştı.
Kerem eline aldığı telefonun ekranına baktıktan sonra yüzüne yerleşen gülümseme ile, "Efendim?" demişti, samimi bir şekilde. Ardından sesli bir şekilde gülerek, "Ağzına da şive hiç yakışmıyor he." demişti, neşeyle. Ardından bir kahkaha daha patlattı.
Damla'ya yanaşarak fısıltıyla, "Kim arıyor?" diye sorduğumda Damla kendi telefonuna bakarken, "Tanımazsın sen, Bilge." dedi, umursamaz bir tavırla. Bilge? Kadın? Kerem? Gülmek? Çok gülmek? Hatta daha çok gülmek? O zaman ben kıskançlıktan ölmek!
Kerem sigarasını küllüğün içinde söndürerek, "Haber verecektim aslında ama çok ani oldu." dediğinde karşıdan gelen cevap ile, "Çok ayıp." demişti. Ardından bir süre bekledikten sonra, "Gerçekten çok ayıp, ağzına biber süreceğim." demişti, yalandan kızarak. Sonra yeniden kahkaha atarak, "Bak ya, hayır şimdi sensin orospu diyeceğim olmayacak!" dediğinde Kaya kahkaha atarak, "Benim kadınım ya, nasıl da herkese kadın erkek ayırmadan orospu diyoruz ama!" demişti, neşeyle.
Kerem gülmeye devam ederken, "Çok bir şey kalmamış, konakta olursun birazdan." demişti. Ardından da, "Ayıp ediyorsun, tabiki kapıda karşılamayacağım!" diyerek, telefonu yüzüne kapatmıştı.
Ecmel gülmeye başlarken, "Bilge'nin herkese orospu diyor oluşunu acilen durdurmamız gerekiyor." dediğinde Alkan araya girerek, "Çok saygıdeğer amcacığım Raci Bey'imin dil altı haplarından cepleyelim de, belli ki lazım olacak adama." demişti, herkesin kahkaha atmasına sebep olarak.
Kaya ayağa kalkarak bir elindeki telefona bir de bize baktıktan sonra bir tuşa bastığında hepimizin telefonuna aynı anda bildirim düşünce Kaya bir anda, "Loloş!" diye merdivenlere doğru koşmaya başlamış ve yanımızdan uzaklaşmıştı. Hepimiz telefonlarımızı çıkartarak ekrana baktığımızda 'Pícaro Volar' grubuna bir mesaj gelmişti. Mesaja tıkladığımda Kaya Bağdat'dan olduğunu gördüm.
"Çok saygıdeğer yol arkadaşlarım;
Bu bir Pícaro duyurusudur!
Uzun zamandır içimde tuttuğum bir
takım şeylerin birikmesi sonucu atılan bir
mesaj olduğunu belirtmeliyim.
İçimde tuttukça mideme vuruyor sancısı.
Artık yeni bir lokasyon sürecine giriyoruz.
Ecmel Ayaz Taşkıran ve Niran Yüksel
kardeşlerimiz sağolsun onlara dar gelen
Tünel'i Atabey Konağı'na taşıdı. Kendileri
6 Eylül gecesi Atabey konağında işlediği zina
ile evimize ateş düşürdü.
Tünel'in ikinci pavyon şubesi olan Atabey
Konağı olarak büyük bir utanç içindeyiz.
Kendilerini esefle kınıyor, harcadıkları
enerjiyi Tünel ve Pícaro içinde bekliyor
olduğumu söylemeliyim... Saygılarla."
Hepimiz şaşkınca telefona bakarken Alkan ayağa kalkarak, "Lan bu gerizekalı böyle bir dedikoduyu nasıl saklar benden?" demişti, bağırarak.
Kerem elindeki telefonu Servet'e attıktan sonra ayağa kalkarak, "Ulan Kaya! Ulan ben seni öldürmez miyim Kaya!" diye bağırarak merdivenleri indiğinde dönüp Artemis'in gözlerine baktım.
Artemis başını utançla eğmiş elleriyle oynarken bu sefer de başımı çevirerek İlber'e bakmıştım fakat o umursamaz bir hâlde kendine bir sigara yakmıştı. Ecmel derin bir nefes alarak, "İlber." dediğinde, İlber dönüp Ecmel'in gözlerine bakmıştı.
"Kaya gerizekalısını biliyorsun, abartıyor."
İlber sigarasından bir nefes alarak, "Yattığınızı biliyorum." dediğinde, hepimiz şaşırmıştık.
Ecmel sıkıntılı bir nefes alarak, "Kaya mı söyledi?" diye sorduğunda başını olumsuz anlamda sallayarak, "Kerem anlattı." deyince, hepimiz ikinci bir şok yaşadık.
Ecmel şaşkınca İlber'e bakarken, "Neden?" diye, sordu.
"İstemeden şahit olmuş olaya, benimle paylaşmak istedi. Niran'la geçmişimi bildiği için sessiz kalmak istememiş. Biz konuştuktan sonra seninle konuşacaktı, konuşmadınız mı?"
Ecmel başını olumsuz anlamda sallayarak, "Hayır, ne konuşacaktı?" diye, sormuştu merakla.
Sigarasını içmeye devam eden İlber, "Ona da söyledim Ecmel, benim açımdan bir problem yok. Sonuçta Niran ile yaşadığımız ilişki altı ay sürmüş ve yıllar önce de o defter bir daha açılmamak üzere kapanmıştı. Niran bunu çok iyi biliyor. Gaza'nın bir daha asla Başak'la olmayacağı gibi benim de Niran ile olmam söz konusu bile değil. Evet, Niran'ı çok seviyorum. Şuan istesin canımı veririm ama... Bizden geçti kardeşim. Ne kadad seversem seveyim bana arkasını dönen insana yüzümü bile çevirmem. Aranızda ne var bilemem. Kaldı ki sen benden de önce tanıyorsun Niran'ı, benden önce aşık olduğu adam sendin. Zaten senden alamadığı karşılık ile girdiği bunalımın içinde tanışmıştı benimle. Beni senin yerine koydu diyemem, Niran öyle bir kadın değil. Ama kimseyi de senin gibi sevemez. Biz çok güzel günler geçirmiştik. Yeri çok başkadır bende, fakat biz dost kalmayı başarabildik. Arada birbirimize nazlanıyoruz, iki laf atıp muhabbet ediyoruz ama on senedir gelmediysek bir araya, vardır bir nedeni. Bana karşı mahçup hissetmeyin kendinizi, çünkü eğer aranızda ciddi bir şeyler olursa ben buna ancak kadeh kaldırır kutlarım kardeşim." demişti, yüzüne yerleşen tebessüm ile.
İlber'in bu sözleri beni şaşkına uğratmıştı. Aynı şekilde Niran'da şaşkınca bakıyordu. Ecmel derin bir nefes alarak, "Sağol İlber." diyebilmişti sadece. İlber sigarasını söndürerek, "Niran'ı üzme Ecmel, eğer üzeceksen de benim karşıma çıkma." demişti, net bir tavırla.
Niran söze girerek, "Ecmel beni üzemez, biz birlikte değiliz. Olamayız da zaten. Bi' anlık bir hataydı." demişti, kendini açıklayarak.
İlber sessiz kaldığında merdivenleri çıkarak buraya gelen Kerem'in kapüşonunun önünde gördüğüm kan ile ayağa fırlayarak, "Kerem!" demiştim, korkuyla.
Kerem sinirden delirmiş bir hâlde ellerini sıkarak, "Bir gün elimde kalacak bu pezevenk!" demişti, bağırarak. Damla da ayağa fırlayarak, "N'aptın sen?" demişti, korkuyla.
Kerem yüksek çıkan sesiyle, "Burnunu kırdım, oldu mu?" demişti, bağırırken. Damla gidecekken Kerem Damla'nın kolunu tutarak, "Otur şuraya, gitmiyorsun bir yere!" demişti, sinirlenerek.
Damla kolunu çekerek, "Ya n'aptın çocuğa?" demişti, öfkelenerek. O sırada Lale Hanım Kaya'nın burnuna buz kapsülü tutarken birlikte buraya doğru yürüdüklerinde Lale Hanım, "Eh be oğlum, derdiniz neydi?" demişti, sitem ederek Kerem'in gözlerine bakarken.
Kerem sinirli bir şekilde, "Yenge bak getirme şu gerizekalıyı, öldürürüm!" dediğinde Lale Hanım Kerem'e ters bakışlar atarak, "Hele bi' dokun, bak n'apıyorum sana!" demişti, tehtivari bir şekilde.
Kaya inleme dolu bir ses tonuyla, "Ah, loloş! Görüyorsun değil mi, burnumu kıracaktı!" demişti, kendini acındırarak. Ardından Lale Hanım'ın tuttuğu buz kapsülünü elinden alarak kendisi tutarken Damla Kaya'nın yanına gittiğinde, "Bakayım." demişti.
Kaya buzu kaldırdığında burun kemiğinde kızarıklık vardı. Buzu yeniden burnuna yerleştirdiğinde Damla sinirli bir şekilde Kerem'e dönerek, "Ya sen zaten İlber'le konuşmuşsun! Ortada bir tehlike kalmamış ne diye vuruyorsun Kaya'ya?" demişti, cırlayarak.
Kaya bir an burnundaki buzu çekerek, "Ne? İlber'le mi konuşmuş? Ne konuşmuş?" dedi, gözlerini fal taşı gibi açarak.
Lale Hanım derin bir nefes alarak, "Kızlar mevlid başlamak üzere, yavaştan hazırlanın. Gelirsiniz aşağıya." deyince Dinar, "Tamam anniş!" dediğinde Lale hanım arkasını dönerek merdivenleri indi.
Kerem Damla'ya bakarak, "Damla kes sesini, bir de sen sinirlendirme beni. İşine bak!" demişti, saten kumaşlı koltuğa oturarak. Kendine bir sigara yaktığında Kaya burnundaki buzu indirerek, "Neyse ki çok acımadı. Ama çok kanadı." dedi, buzu küllüğün içine fırlatarak.
Beyzat ayağa kalkarak, "Hadi bizde arkadaki avluya geçelim. Raci amca söylenmeye başlamıştır." dediğinde diğerleri de kalkmıştı ayağa. Kızlar da ayağa kalkarken merdivenden gelen topuklu ayakkabı sesleriyle bakışlarımız oraya kaydığında bir kadın çıkmıştı yukarıya. Sarı platin saçları, düzgün fiziği, pudra pembesi kumaş takım elbisesi ve zarif ayakkabıları ile buraya doğru geldiğinde, "Selam." deyince erkeklerin hepsi birden alkışlamaya başlarken kadın ellerini beline yerleştirerek kısık gözlerle onlara bakarken, "Bu karşılamayı kapıda yapıyor olmanız gerekmez miydi?" diye sormuştu, kızgınlıkla. Kimdi bu kadın?
Alkan kahkaha atarak, "Bilge kadın ayar vermeye gelmiş, belli oldu. Ben sıramı savayım." dedikten sonra kollarını açarak Bilge denilen kadına sarıldığında diğerleri kahkaha atmıştı. Bilge sırayla herkese sarıldıktan sonra sıra bana geldiğinde, "Sen Misha olmalısın." demişti, göz kırparak.
Orta yaşlarda olan Bilge'nin gülümsemesine karşılık vererek, "Evet." dediğimde elini uzatarak, "Memnun oldum Misha, bende Bilge Mestan." demişti, beni şaşkına uğratarak. Aral Mestan'ın neyi oluyordu? Annesi olamazdı, ablası mıydı? Şaşkınlık ile elini sıkarken, "Siz..." dediğimde omzumu okşayarak, "Aral'ın ablasıyım." demişti, merakımı gidererek.
"Memnun oldum."
"Tahmin ettiğimden daha güzelsin."
"Teşekkür ederim, siz de çok zarifsiniz."
Bilge dönüp Kaya'ya bakarak, "Hiç rahat durma oğlum tamam mı? Herkesin özel hayatını ifşa et, magazinlerin üçüncü sayfası gibi dolan ortalıklarda!" demişti, çocuk azarlar gibi.
Kaya gözlerini devirerek, "Bak ya, nasıl da yalandan kızıyor! Kerem burada diye değil mi?" deyince Bilge kahkaha atarak, "Yalnız iyi dedikoduydu he! Aferin sana, çakal!" demişti, Kerem hariç herkesin kahkaha atmasına sebep olarak.
Kerem sigarasını söndürerek ayağa kalktığında, "Bir sen eksiktin." dediğinde Bilge kollarını açarak, "Üzülme hayatım, ben hiçbir şeyden eksik kalmam." demişti, neşeyle. Kerem ile Bilge sarıldıktan sonra Kerem erkeklere dönerek, "Hadi geçelim avluya." demişti, başıyla aşağıyı işaret ederek.
Servet katılmayacağı için yerine otururken Kaya da onun yanına oturunca Kerem sinirle, "Kalk şuradan!" demişti.
"Ben gelmeyeceğim."
"Kaya sinirlendirme beni."
"Ya sevmiyorum, biliyorsun."
"Ben de bayılmıyorum Kaya, kalk hadi."
"Kardeşim gelmiyorum diyorum neyini anlamıyorsun? Ya oturtuyorsunuz bir tane sakallıyı, ne derse 'amin' diyorsunuz! Ne kadar saçma bir şey ya! Hayır bir şeyde anlamıyorum ki, mal mal bakıyorum adamın suratına!"
Kerem derin bir nefes alarak, "Lan biz anlıyor muyuz? Dinliyoruz işte. Sende gelip bizim gibi dinleyeceksin." demişti, sesini yükselterek.
"Dinlemek de istemiyorum kardeşim. Zaten geçen sene 'dayı sen ne anlatiyürsün' dedim diye Raci Karadağ götüme bizon mermisi sokacaktı. Hiç almayayım. Ayrıca anlamıyorum diyorsun da sen arapça biliyorsun amına koyayım!"
Kerem Kaya'ya gözlerini devirirken Dinar araya girerek, "Aman bırak gelmesin, hadi inin artık geç kalacaksınız." demişti, Kerem'i ittirirken.
Kerem sıkıntı bir nefes verdiğinde yürümeye başlarken Kaya'nın, "Aslanım." deyişiyle durup Kaya'ya baktığında Kaya sırıtarak, "Ama etli pilavla baklava dağıtılırken çağırırsınız değil mi?" dediğinde Kerem Kaya'nın üzerine yürüyecekti ki Gaza onu tutarak, "Ya yürü kardeşim, sen bu arsıza laf anlatamazsın. Hadi! Daha üzerimizi değiştireceğiz." dediğinde Kerem kendi kendine söylenerek inmişti merdivenlerden.
Biz kadınlar da Dinar ve Didem ile bu kattaki büyük bir odaya girdiğimizde yatağın üzerinde bir sürü uzun elbise ve beyaz şal vardı. Ardından herkes sırayla odadaki banyoda uzun bir elbise giyinerek başına da şal takarken bende aynısını yapmıştım. Şuan hepimiz inanılmaz komik gözüküyorduk, gülmemek için zor tutuyordum kendimi.
Başak kollarını çekiştirerek, "Ay bu ne ya! Geçen seneki elbisemi verseydiniz bari, emanetlik gibi oldum." dedi, sitem ederek. Kızlar kahkaha atarken odadan çıkarak arka taraftaki merdivenlerden indik.
Ön bahçe denilen yere çıktığımızda bir sürü beyaz örtülü masa vardı ve hepsi yarım daire şeklinde dizilmişti. Orta tarafta oturan yaşlı hafız bir kadın vardı. Etrafına dizilmiş neredeyse yetmiş seksen tane kadın oturuyordu. Kızlarla masanın en sonuna doğru sandalyelere yerleştiğimizde Lale Hanım yanındaki kadına, "Başlayabiliriz hocam." deyince kadın önündeki dua kitabını açtı.
Bir saatlik bir mevlidin ardından hoca ellerini açarak, "Ya ilahi, hasıl olan sevabı mevlid sahibinin geçmişlerinin ruhu için, mevlide iştirak edenlerin geçmişlerinin ruhu için, Süleyman Çelebi hazretlerinin ruhu için, bilhassa Allah rızası için El Fatiha." dediğinde herkes derin bir sessizliğe çekildiğinde dua okumuştuk. Kızlar ile aynı anda başımızdaki şalları çıkarttık.
Biten mevlidin ardından hoca olan kadın aramızdan ayrıldığında mutfak çalışanları olan kadınlar masaya serviste bulunmaya başladılar. Etli pilav, birkaç çeşit salata, tatlı ve içecekler ikram edildiğinde mevlid yemeği de verilmiş oldu.
Aradan geçen bir saatin sonunda gelen konuklar yavaş yavaş dağılırken masada biz bize kalmıştık. Nilüfer Hanım, "Bilge kızım, sen de hoşgeldin." demişti, gülümseyerek.
Bilge yüzüne yerleşen tebessüm ile, "Hoşbuldum Nünü'cüğüm." dediğinde kendi aralarında sohbet etmeye başladılar.
Birkaç dakika sonra elindeki karton çanta ile buraya doğru gelen Kerem çantayı yengesine uzatarak, "Amcam gönderdi." dediğinde Lale Hanım çantayı alarak, "Sağol oğlum." diyerek çantayı masanın bir köşesine bıraktı.
Ardından bana dönerek göz kırptıktan sonra ellerini cebine yerleştirerek, "Dinar." demişti.
Dinar başını kaldırıp Kerem'e bakarken, "Efendim?" deyince, "Bizim konak hazır mı?" diye, sormuştu. Sanırım karşı taraftan bahsediyordu. Çünkü avlular ortak olsa da biz sağ taraftaki konaktaydık ve hemen karşımızda bir konak daha vardı.
Dinar başını sallayarak, "Hazır." dediğinde Kerem Lale Hanım'a dönerek, "Yenge ben daha hiç uyumadım. Dinlenmeye çekiliyorum. Akşam yemeğine uyandırırsın değil mi? Amcama ayıp olmasın, yemekte bir arada olalım." dediğinde Lale Hanım başını sallayarak, "Uyandırırım aslanım." demişti, gülümseyerek.
Ardından Lale Hanım yeniden söze girerek, "Bizim eniklere de söyle, hepsinin odası hazır. Herkes yatıp dinlensin." dedikten sonra bize dönerek, "Kızlar sizin odalarınız da hazır, sizde dinlenin. Ben akşam yemeğinde uyandırırım hepinizi." demişti, başını sallayarak.
Kerem yanıma gelerek elini bana uzattıktan sonra, "Gel bakalım." demişti. Lale Hanım'dan çekinsem de uzattığı elini tutarak ayağa kalktım. Ardından birlikte avlunun diğer tarafına doğru yürüyerek büyük bir kapıdan geçtik. Diğer konağın girişine geldiğimizde Kerem büyük kapıyı iterek açtığında bahçesine girmiştik. Diğer taraf ile tıpa tıp aynıydı.
Konağın avlusunda yürüyerek bir kapıdan daha girdiğimizde salona ulaşmıştık. Kerem kolunu omzuma atarken merdivenleri çıkmaya başladık. Üst kattaki avluyu sonuna kadar yürüdükten sonra Kerem'in açtığı kapıdan içeriye girince büyük bir yatak odasına girmiştik. Oda kahverengi tonlarındaydı. Duvarlarda içi boş kütükler ve o kütüklerin içinde de sarkan çiçekler vardı. Çift kişilik kocaman bir yatak, Yüreğir'in taş köprüsüne bakan bir penceresi vardı. Duvardaki çerçevelerde siyah beyaz fotoğraflar vardı.
Etrafa bakınmaya devam ederken, "Burası senin odan mı?" diye sorduğumda kısık bir ses tonuyla, "Annem ile babamın odası." demişti, iç çekerek.
Dönüp gözlerine baktığımda zorlukla yutkunduğunu görünce kollarımı beline sararak, "Çok güzelmiş." dedim, sıcak bir ses tonuyla.
Kerem beni kollarıyla sarmalarken birlikte pencerenin önüne yürüdüğümüzde tam karşımdaki köprüye bakarken, "Neslihan Şeyhanlı ve Reha Karadağ'ın hikâyesinin başladığı yer..." demiştim, Taşköprü'ye bakarken.
Kerem geriye çekilerek çattığı kaşları ile bana bakarken, "Anlamadım?" demişti, şaşkınca. Ardından devam ederek, "Ben sana o hikâyeyi anlatmamıştım." deyince yüzüme yerleşen bir gülümseme ile, "Ama ben dinledim o hikâyeyi, ve çok sevdim." dedim, içten bir bakışla.
"Damla mı anlattı?"
Tebessüm ile bakmaya devam ederken, "Dayından dinledim." deyince, tekrar şaşırdı.
Ellerimi omuzlarına koyarak, "Manila'nın seni kaçırdığı gün ben Tarabya'da ki ormanda ağlarken Burak geldi yanıma, benimle birlikte ormanda oturdu. Sonra bana ablasıyla eniştesinin hikâyesini anlattı. Biliyor musun, ne anneni ne de babanı tanıma fırsatım olmamasına rağmen sanki hayatımdalarmış gibi hissettim buraya geldiğimde." dedim, tebessüm ile.
Kerem bakışlarını yüzümde gezdirirken, "Sen neden böylesin?" diye, sorduğunda yüzüne bakarak, "Nasılım?" diye, sormuştum.
Kerem ellerimi tutarak, "Ben son on yıldır bu odaya ne zaman girsem, şu köprüye ne zaman baksam ruhum bedenimden azat edilmek ister gibi çırpınırdı. Ama şimdi ilk kez çırpınmayı bıraktı, nefes almayı deniyor. Sen girdin ya bu odaya, nefesin karıştı ya duvarlarına... Ruhum tamam dedi herhalde, yaşamak için yeniden bir sebebinin olduğun inandı. Rahat bıraktı beni, çünkü beni sana bıraktı. Ben hiç bu kadar savunmasız teslim olmamıştım Misha." dediğinde, sözleri kalbimi pelte bir hâle getirirken kollarımı boynuna sardım.
Yüzünü boyun girintime yerleştirdiğinde parmak uçlarıma yükselerek sıkıca sarmalarken onu, aynı şekilde sıkıca kavramıştı bedenimi. Birkaç dakika sonra boynumda hissettiğim ıslaklık ile şaşkına dönerken geriye çekildiğimde Kerem'in yemyeşil olan gözlerinden akan yaşlara baktım.
Parmaklarını göz altında gezdirerek, "Kerem." demiştim, nutkum tutulmuş bir hâlde.
Kerem yüzüne yerleşen bir gülümseme ile, "Annemden sonra hayatımda ilk kez bir kadının omzunda ağlıyorum. Umarım ilerde bir gün bunu koz olarak kullanmazsın." demişti, alayla.
Yüzüme yerleşen tebessüm ile, "Bunun koz olacak neyi var ki?" diye, sormuştum.
Kerem gözyaşlarını silerek, "Hani ben kendime vicdanım yok diyorum ya, o Adana'dayken bir işe yaramıyor güzelim. Yani ben kendime vicdansız dediğimde sakın bana senin yanında ağladığımı hatırlatma, canını birazcık yakabilirim." dedi, gülümseyerek.
Elimi sakallarında gezdirerek, "Ama unuttuğun bir detay var ki, ben seni daha önce ağlarken gördüm." deyince başını sallayarak, "Kaya'nın infazından sonra görmüşsündür, ama onlar pişmanlık gözyaşıydı. Bunlar sana duyduğum güven içindi güzelim, zaten bende sevdiğim kadından başka kimsenin yanında ağlayacak bir adam değilim." demişti, göz kırparak.
Gülümseyerek yanağına bir öpücük bıraktığımda elimi tutarak bizi yatak odasından çıkartmıştı. Avlunun sonuna kadar ilerlediğimizde beyaz çelik kapılı odanın kapısını açtığımızda içeriye girdiğimiz an krem renklerde bir oda karşılaşmıştı beni. Bembeyaz bir yatak, açık renkli duvar boyası, stor perdeleri ve duvardaki renkli tabloları ile az önce ki odaya göre fazla modern bir yerdi.
Kerem kapıyı kapatarak yanıma geldiğinde eliyle uzun ve kolsuz koltuğu gösterince valizlerimizi gösterdiğini fark ettiğimde, "Eşyaların orada." demişti.
Başımı sallayarak kendi valizimi açtığımda içinden çıkarttığım mor saten geceliğimi alarak odanın banyosuna girdim. Üzerimi değiştirerek yeniden odaya döndüğümde Kerem de siyah bir atlet ve şort takımı giyinmiş olarak odanın perdelerini indirdiğinde içerisi tavan kenarlarından gelen loş bir ışıkla dolmuştu.
Yorganı kaldırarak yatağın sol kısmına uzandığında bende hemen sağ tarafına doğru uzanmıştım. Başımı göğsüne yasladığımda kollarıyla bedenimi sarmalayarak başına bir öpücük bıraktıktan sonra, "Misha." demişti, kısık bir ses ile.
Kapalı olan gözlerimle birlikte, "Hı." demiştim, aynı ses tonuyla.
"Bana söylemek istediğin bir şey var mı?"
Anında açtığım gözlerim ile tedirgin olurken belli etmemek için rahat bir ses tonuyla, "Anlamadım. Ne gibi bir şey?" diye, sormuştum.
"Bilmem gereken bir şey."
"Hayır."
"Eminsin değil mi?"
"Evet, neden ki?"
"Son yaşananlardan sonra sana karşı kırılan güvenim iyileşmeye başlıyor. Ve eğer olur da hakkında sonradan öğrendiklerim gibi başka yalanlarında çıkarsa, o güveni iyileştirmen mümkün değil."
Şuan neden böyle bir konuşma yapıyordu bilmiyordum fakat derin bir nefes aldım. Başımı kaldırıp gözlerine bakarak, "Bilmen gereken her şeyi biliyorsun." demiştim, yeşil gözleri bana bakarken.
Kerem burnuma bir öpücük bırakarak, "Tamam güzelim." demişti, sıcak bir gülümseme ile.
Başımı yeniden göğsüne yerleştirerek, "Ama neden böyle bir konuşma yaptığını anlayamadım." demiştim, anlamayarak.
Sağ eliyle saçlarımı okşarken, "On yıl sonra bugün hayatımda ilk kez kendim için bir şey yaptım. Sevdiğim kadını babamın ocağına getirdim. Bu senin için basit ya da normal bir şey olabilir fakat benim için ne anlama geldiğini tahmin bile edemezsin. Annemin ve babamın odasına girdiysen, kalbim sana aittir. İlerde bir gün bunu hatırlayarak kahrolmak istemiyorum. Benim kalbimi pişman etme Misha. Sadakatini sakın kaybetme. Olabilir, belki de bir gün anlaşamayız ve yollarımızı ayırmak zorunda kalırız. Ama bu konağın kapılarını yüzüne kapattırma, sana açılacak bir kapı bırak kendine. Çünkü sen benden gitsen de bu konak unutmaz seni, ve bana her ne yapmış olursan ol bu konağın duvarları yaptığın hiçbir şeyi unutmaz. Ama yine de kapıları kapanmaz, bunun kıymetini bil güzelim." demişti, başıma bir öpücük bırakarak.
Söyledikleri bir mıh gibi çakılırken beynimin her bir köşesine, aklıma istihbarata verdiğim söz gelmişti. Çok yakında patlatacağım 'Dehliz Sevkiyatı' benim sonum olur muydu bilemem fakat Kerem için büyük bir darbe olacaktı.
Karadağ konağı gittiğim bütün ülkelerden ve gezdiğim binlerce şehirden daha güzeldi. Buradaki aile sıcaklığı ve samimiyeti gözümün gördüğü en güzel şenlikti. Raci Karadağ'ın benimle yaptığı konuşma gelirken gözümün önüne, insanlara verdiğim sözlerden utanç duyuyordum. Kendimi kötü hissediyor ve bunca kötülüğün arasında aslında birçok kez kirlenmiştim. Kire sürdüğüm elimi temizlemem mümkün değildi. Görev gereği de olsa Türkiye'ye bir darbe vurdum diye yanarken canım, o darbeyi kendime de indirmiştim.
Çünkü mesele o darbeyi neden vurduğum değildi mesele o darbeyi ne için yaptığımdı. Vatan için olmadığı kesindi, ya da istihbarat için değildi.
Aşk içindi.
Kerem'in de dediği gibi; 'Aşk... Üç harfli, sıradan ve çok basit bir kelime' olmaktan ibaret olsada, manası derindi.
Kapının arka arkaya çalınmasıyla aralarken gözlerimi içerisi tamamen karanlıktı. Benim gibi Kerem de aralarken gözlerini tek eliyle iki gözünü de ovarak yüzünü buruşturmuştu. Ardından kapı yeniden çalınca Kerem ayağa kalkarak kapıya doğru ilerledi.
Kapıyı açtığında karşısında duran Kaya, "Çalüyrüm çalüyrüm açmüyün. Davul mu getirüyüm, ne ediyüm bilmiyirüm!" dediğinde Kerem Kaya'ya ters bakışlar atarak, "Ne var?" demişti, sinirlenerek.
Kaya kolunu kapının pervazına yaslayarak, "Loloş'um gönderdi, git uyandır yemeğe gelsinler dedi." deyince Kerem başını sallayarak, "Tamam hadi defol." dediğinde, kapıyı da Kaya'nın yüzüne kapatmıştı.
Yataktan kalktığım sırada ellerini belime koyarak beni geriye doğru ittiğinde üzerime kapandığı an kıkırdamaya başlarken, "Yapma." demiştim, boynumu emmeye başladığı sırada.
Elimi saçlarında dolaştırırken, "Özledim." diye mırıldandığında, "Bende özledim ama amacını bekletemeyiz, hadi." demiştim, fakat beni dinlemeyerek dudaklarını gögüslerime indirdi. Geceliğimi çekiştirerek göğüs ucumu dudakları arasına alırken dilini hissettiğim an saçını çekiştirerek, "Kerem." diye, inlemiştim.
Göğüs ucumdan ayırdığı dudaklarını köprücük kemiğimde gezdirdikten sonra dudaklarıma yapıştı. Alt dudağımı emmeye başladığında ellerimle omuzlarını sıktım. Dudaklarımızı ayırdığında, "Bence yarım saat kadar geç kalabiliriz." demişti, muzip bir sırıtma ile.
Ellerimi göğüslerine koyarak, "Hayır, olmaz! Çok ayıp ya, insanlar bizi bekliyor!" dedim, Kerem'i iterek altından sıyrılırken. Kerem derin bir iç çekerek, "Naz yapiyürsün yani, tamam." demişti, kendisi de ayağa kalkarken. Söylediği şeye kahkaha atmıştım.
Valizden çıkarttığım uzun yazlık ve lacivert olan elbisemi alarak banyoya girdim. Önce elimi yüzümü yıkadım sonra da geceliğimi çıkartarak elbisemi giyindim. Elbisemin üst kısmı tişört gibiydi fakat yakasında doğal taşlar vardı. Salaş bir elbiseydi. Banyodan çıktığımda Kerem'de üzerine açık mavi keten tonlarında bir gömlek giyinirken altına da beyaz spor bir pantolon giyinmişti. Kol saatini takıyordu.
Gözüm duvardaki saate kaydığında sekiz olmak üzere olduğunu fark etmiştim. Ayağıma yazlık bir terlik giyindim. Ardından parfüm sıktım. Valizimi Kerem hazırlamıştı, ve sanırım her detayı düşünmüştü.
Odadan el ele çıkarken Kerem kendine bir sigara yakmıştı. Birkaç nefeste ben çekmiştim. Avluyu bitirdiğimizde konağın kapısından çıkarak diğer kapıdan girmiştik. Geniş avluyu geçerek merdivenleri çıktığımız sırada Kerem avlunun duvarına sabitlemiş metal küllüklerden birisine izmaritini attığında merdivenleri çıktık. Kerem merdivenleri çıkarken elimi bırakmıştı, sanırım amcasına karşı olan saygısından böyle yapmıştı.
Merdivenleri çıktıktan sonra yeniden yürümeye devam ettiğimizde bu seferde aşağıya inen merdivenleri indik. Sabah kahvaltı yaptığımız avluya inmiştik. Herkes masadaydı. Kerem yerine oturarak, "İyi akşamlar." demişti, sakin bir ses tonuyla. Herkes başını sallamıştı.
Kaya'nın sağ tarafında Damla varken bende sol tarafındaki boş koltuğa oturduğumda duyduğum ayak sesiyle başımı çevirmiştim. Beyzat Alamgir elleriyle yüzünü ovarak masadaki yerine oturduğunda Lale Hanım Beyzat'ın sırtını okşayarak, "Uykusunu alamamış benim paşam." deyince Beyzat eline ağzına götürerek esnedikten sonra, "Sorma Loloş ya! Adana'nın havasından mı, neminden mi bilmem yatağa yapışmışım. Kaya kazıyarak kaldırdı beni." demişti, sitem ederek.
Tabağıma yemek aldığım sırada Raci Karadağ söz girerek, "Tabi senede bir kere geliyün diye oliyür. Arada gelsen alışacak vücut. Ama nerede? Siz ne bilirsiniz eşi dostu hısım akrabayı hoş tutmayı!" demişti, sitem ederek.
Kaya ağzına attığı kavurmadan sonra, "Vuu abov!Sen essahtan istiyürsün biz burada yaşayalım!" dedi, herkesin gülmesine sebep olarak.
Didem kahkaha atarken Burak'ın kolunu dürterek, "Yemin ederim şu çocuk senden daha fazla Adana'lı." demişti, dalga geçerek.
Burak Didem'in koluna vurarak, "Çok beğendiysen sana verelim onu? İstanbul'da canımızdan bezdiriyor bizi." dedi, gözlerini devirerek. Didem suratını ekşiterek baktı Burak Şeyhanlı'ya.
Alkan Kaya'nın tabağındaki etlerden alırken Kaya çatalını masaya vurarak, "Nidiyon gardaş? Aman! N'apıyorsun lan sen?" demişti, sinirli bir hâlde.
Alkan masadaki kavurmayı işaret ederek, "Oğlum al işte oradan, uzak kalıyor bana!" demişti, sitem ederek. Kaya ters ters Alkan'a bakarken ortadaki kavurmadan doldurmuştu yeniden tabağına. Bu çocuk et yiyerek ölecekti!
Bilge suyundan bir yudum aldıktan sonra, "Raci Bey, Aral Mestan adına da kurban kestirmişsiniz. Allah hayrınızı kabul etsin, sağolun." dediğinde Raci Bey başını sallayarak, "Amin kızım, sende sağol." demişti, içten bir şekilde.
Ardından merdivenleri çıkarak hızlı adımlarla buraya gelen siyah takım elbiseli bir adam Raci Bey'e bakarak, "Efendim müsade var mı?" dediğinde Raci Bey'in eliyle verdiği işaretin ardından masaya yaklaştı. Raci Bey'in kulağına eğilerek bir şeyler söyledikten sonra Raci Bey başını kaldırarak adamın gözlerine bakarken, "Hemen kapının önüne çıkın, karşılama yapın." dediğinde adam başını sallayarak, "Tabi efendim." dedikten sonra geldiği gibi geri gitmişti.
Herkes merakla Raci Karadağ'ın gözlerine bakarken Raci Karadağ Kaya'ya dönerek, "Baban Farzad Bağdat'ın uçağı Adana'ya inmiş, birazdan burada olur. " dediğinde, Kaya yaşadığı şaşkınlık ile elindeki çatalı yere düşürmüştü.