Kısa boylu çocuğun neredeyse taşıyamayacağı kadar süslü kostümlerle donatılmış bedeni, kaybolmuş keman yayını bulması için bir oraya bir buraya yönelirken epey zorlanıyordu. Öte yandan sahnenin arkasının karanlıklığı görüş açısına da oldukça kısıtlayıcı olduğu o anda yapabileceği tek şeyin yere çömelip ağlamak olduğunu hissedebiliyordu oğlan. Belki de annesinin gazına gelip müzik gösterisine katılmamalıydı, bu onun için hiç iyi bir seçenek olmamıştı çünkü.
Göz pınarlarını ıslatıp yanaklarına inen sıvıyı sildi usulca. Güçlü olmalıydı, bu gösteriye katılması bile onun için büyük bir cesaretken kendisine hep aynı sözcük silsilesini sıralıyordu ağlamayacağım, kimse görmemeli, ağlamayacağım.
Böyle diyordu demesine ancak hala keman yayının varlığından bile haberi yoktu. Sahi, nereye koymuştu? Evden çıkmadan önceki anlık heyecanına kapılıp da mı unutmuştu onu? Bilmiyordu. Tek dileği o an o keman yayına ulaşabilmek ve az sonra adı duyrulduğunda gururla çıkmasıydı merdivenlerden.
Ancak keman yayını bulsa bile çekimser tavrını silemeyeceğini biliyordu. Kendini bildi bileli her zaman utangaç ve çekingen bir çocuk olmuştu hatta sadece çocukluk da değil, ergenliğinin ilk adımını atıp tam ortalarında bulduğu şu zaman diliminde bile hiçbir şey değişmemişti onun için. Annesi de kendisi de girişken ve daha sosyal olması için çabalıyordu.
"9/F sınıfından Sung Hanbin ve 9/C sınıfından Zhanghao'yu keman dinletisi için sahneye davet ediyorum."
Sunucunun bir yüksek çıkan sesi hep beraberinde alkışları da getirdiğinde, Hanbin iyice kendi etrafında bükülmüştü. Zaman geldi, diye fısıldadı kendisine ve stresinin bataklığında süzülmeye izin verdi.
"Evet zaman geldi." Duyduğu naif ses sadece onun duyabileceği şekilde kulağına aktığında omzunda hissedebildiği elle beraber kapkaranlık sahne arkasında yayılan ışık sızıntısı ayaktaki kahverengi gözleri görmesine izin verdi. O an şaşkınlıktan hiçbir şey düşünemezken adının Zhanghao olduğunu öğrendiği çocuk ekledi. "Yayımı al."
Bakışları gözlerinden aşağıya kaydığında çocuğun diğer elinin uzun ve ince yayı tuttuğunu gördü. Hanbin karanlıkta bile ne kadar kaliteli olduğunu görebiliyordu yayın ve çocuğun ona neden böyle güzel bir yayı kendisine verdiğini anlayamamıştı.
"Hadi al çabuk, bende bir tane yedek var." Sabırsız olduğu belli bir şekilde kıpırdanıp dururken sürekli yeni bir şey ekleyip duruyordu çocuk. Hanbin hızlıca ayağa kalkıp yayı eline aldığında ufak bir teşekkür çıktı ağzından. Bunun üzerinde karşısında ondan boyca uzun çocuk tebessüm etti.
Hanbin'in istemsizce elleri titriyor ve bunu yanında duran çocuğun görmemesi için içinden dualar ediyordu. Çok heyecan ve gerilmeden dolayı olduğunu tahmin ediyordu ancak ellerinin titremesi durmazsa çalamayacağını da biliyordu.
Tam o anda hiç ummadığı, ve hayatı boyunca tahmin edemeyeceği bir şey gerçekleşti; az önce ona yayını veren ve üstüne üstlük samimi bir gülümseme sunan çocuk, şimdi elini eline sarmalamış onu sahneye doğru çekiyordu. Hanbin ise şaşkınlıktan ne yapacağını bilemez şekilde sadece uzun çocuğun yönergelerine uydu.
"Çok mahcup hissettiysen yardımıma karşılık bir şey yapmanı kabul ederim Hanbin."
Şimdiki zaman sayılmazsa Hao'nun Hanbin'e dediği son şey buydu. Daha sonra ise ikisi de birbiriyle sohbete girmedi, Hao'nun yayı Hanbin'de, Hanbin'in kalbi ise Hao'da takılı kaldı. Bazıları için adaletsiz bir takas olsa da Hanbin her zaman Hao'nun onu unutmuş olduğunu bilse bile onla yaşadığı tek anıyı zihninde oynatıp oynatıp durdu.
Hao ise aynı hikayenin farklı bakış açısını beraber avmnin bahçesindeki banklarda oturan arkadaşına anlattı hatırlayabildiği kadarıyla.
"Çocuğa o kadar sövdüğüme pişman oldum şimdi." Gyuvin'in kıkırtılarıyla beraber kırtasiyeden çıkarttıkları kağıtları kesen Hao, Gyuvin'e kıyasla gülmüyordu.
"Kanka ne bileyim ben unutmuşum bir de. Çocuk ondan sonra hayvan gibi değişti." Hao sıkıntıyla iç çekerek kağıtları keserken birden oturduğu yerden sıçradı "Hassiktir olum ben napmışım ya."
Gyuvin arkadaşının kestiği kağıdı inceleyip kenarlarını düzeltmeye başladı "Yani kanka açıkçası Ricky bile bana bunu yapsa aşık olunur."
"Ya bi sus allah aşkına." Sıkıntıyla çimenlerde ileri geri yürümeye başlayınca çocuk ona seslendi "Gel şuraya şunu halletmemiz lazım hiç çakmamalı."
Hao pöfleyip yerine tekrar oturduğu sırada telefonunu şarkı açmak için eline alıp tekrardan Hanbin'le yazışmalarını okumaya başladı. Ardından buna son verip hızlıca Teomanın bir şarkısını çevirdi.
"Bi şey dicem." Gyuvin sonunda yaptıkları sahte photocardla ilgilenmeyi kesip Hao'yla göz teması kurduğunda arkadaşının diyeceği şeyi hiç duymak istemediğini biliyordu. "Bu çocuk sana aşık."
"Oha olum photocard aşırı gerçekçi olmuş siksen çakmaz." Hao banktan hızlıca photocardı aldı ve güneşe doğru bir gözünü kapatarak tutmaya başladı. Konuyu değiştirmeyi çalıştığı her halinden anlaşılıyordu. "Konuyu değiştiriyorsun."
"Çünkü duymak istemiyorum."
"Hanbin'in sandığımız gibi biri çıkmamasından mı korkuyorsun?" Gyuvin ilk defa bu kadar mantıklı bir soru yönelttiğinde Hao olduğu yerde donakalmıştı. Sahi neden bu kadar konusunu kapatmak istiyordu ki? Birinin ondan hoşlanması hiçbir zaman onu etkilememişti fakat Hanbin'in ondan hoşlanma ihtimalini düşünemiyordu bile.
"Off kanka bilmiyorum ne tepki vermem gerektiğini bile anlayamıyorum ki," şarkının anlamlı sözleri, kuşların hevesli cıklamaları, etrafındaki insanların gülüşmeleri... Bunlar bile şu an Hao'ya inanılmaz garip hissettiriyordu. Sanırım ortam gereğinden fazla dürüst bir hal almıştı. "şimdi ben gitsem nolacak düşünemiyorum bile."
"İşkence çekeceğiz desene." Gyuvin ve Hao aynı anda gülüşmeye başladılar. Gyuvin gerçekten ortamın komikliğinden Hao ise gerginlikten gülüyordu aslında. Gunwook bu kadar ısrar edip üstüne üstlük para vermeyi bile teklif etmese Hanbin'in onu çağırmasını umursamazdı, sanırsa?
"Kanka onu geç de ben biraz vicdan azabı çekmeye başladım lan." Gyuvin garip bir şekilde hüzünlü bakıyordu photocarda. Konuyu kendisine çekmesi üzerine karşısındaki arkadaşının eski ruh halinin yerine geldiğini bakmazken bile anlayabildi "Ya oğlum fikri veren sen değil misin? Noldu şimdi amına koyim."
"Kanka ne bileyim kötü hissettim. Cehenneme giricez amk."
"Bu cenabetlikle zaten cennetlik değiliz."
Hao'nun sokratesin savunmasına taş çıkartacak sözleri Gyuvin'in içini biraz da olsa rahatlatmıştı. En azından Gyuvin'in tekrar boğazına düşkünlüğünün yerine gelmesi, arkadaşına bunu düşündürttü. "Kanka cips mi alsak ya."
"Lan daha yeni yedik." Hao sanki Gyuvin ilk defa böyle davranıyormuş gibi inanamaz bir tonda konuşunca Gyuvin bozulduğunu belli edecek şekilde dudaklarını büzdü. Her defasında nasıl böyle olabildiklerini iki arkadaş da henüz çözememişti.
Hiçbir şey olmamış gibi Gyuvin tekrardan çocuksu bir hevesle konuşmaya başladı "O zaman dondurma alalım." Karşısındaki arkadaşı ise bu sefer onu üzmek istemeyerek -aslında dondurma yemeyi kendisi de istiyordu- teklifini kabul etti ve hızlıca teomanın şarkısını kapattı. O sırada Gyuvin de bir esermiş edasıyla photocardı inceleyip duruyordu. "Kanka aşırı gerçekçi oldu, bükülmüyor bile adamakıllı."
"Tabi 50 lira bayıldık amk," Temmuzun sıcağında ikisi de avmye doğru yürürken yanındaki arkadaşının sitemli söylemi üzerine Gyuvin kahkaha atmaya başladı. "bi 50 lira daha koyar, gider gerçek photocard alırım olum. Bari git de 50 liranın da hesabını yap çocuğa."
"Oha amk."Gyuvin öyle bir kahkaha atacakmış gibi söylemişti ki bunu, bu sefer Hao da Gyuvinle beraber avmnin ortasında kahkaha atmaya başlamıştı. Ancak Hao'nun telefonunun çalmasıyla kahkahaları uzun sürmedi. En azından telefonu çalan çocuğun.
"Kanka bir sus amk annen arıyo." Hao gülen arkadaşının kolunu cimcikleyerek susturmaya çalıştığında Gyuvin ancak ciddi olabildi. "Hassiktir."
"Merhaba Kim teyze..." Tüm çirkefliğini bir kenara atıp Dünyanın en nazik çocuğuymuş gibi davranırken Hao, arkadaşı suspus kesilmiş kendi telefonunu inceliyordu. Normal bir zamanda olsalar böyle birine dönüştüğü için Hao'ya taşak geçmeden duramazdı.
"Evet, evet geziyoruz öyle. Gyuvin'in telefonu çalmadı sanırım, duymadık..." Hao tüm kibarlığıyla arkadaşının annesiyle olan diyaloğunu devam ettiriyorken Gyuvin hayatının şokunu yaşıyordu aslında. "Tamam Kim teyze iyi günler size de."
"Kanka kapadın mı?" Gyuvin'in tedirgin gelen sesi arkadaşının gerilmesine neden olmuştu hemen. "Noluyo lan altına sıçtın?"
"Kanka ben hani adres istemiştim ya kargoyu falan yollamak için." Endişeyle karışık konuşan çocuk arkadaşına gözlerini pörtletmiş adeta büyük bir şey olduğunun arkadaşına sinyalini veriyordu. "Eee nolmuş?"
Hao ise söylemesini beklerken gerginlikten iyice kıpırdanmaya başladı. "Söylesene amına koyucam seninne bok yedin gene?" diyerek sesini yükseltti bir anlığına. Arkadaşının suskunluğu onu iyice delirtiyordu.
"Kanka aşırı saçma," Gyuvin hala ayvayı yemiş gibi bakmayı sürdürüyordu. İnanamazmış gibi bir telefonuna bir de Hao'ya bakınıp bakınıp durdu ve sonra şunları ekledi "Benim konuştuğum kişi Rickymiş."
"NE."
°
AY İMDUS HAOBİN AŞIRI GÜZEL VE ARTOK RYUVİNE GİRMEYE BAŞLADIK SONUNDA FİCİMİN BAŞLIĞININ HAKKINI VERMEYE BAŞLIVAM ÇOK HEECSNLANDIM NOLUYOR NOLUYO😱😱😱😱😱