Kar yağmasını yaklaşık 1 aydır bekliyorduk artık Kahramanmaraş'a da kar yağsın istiyorduk.
Normal seyrinde ilerleyen yaşantılarımız vardı.
Beraber alışveriş merkezine gidiyorduk karnemizi almıştık,ben geç kalmıştım tabii ama sonra arkadaşlarla alışveriş merkezinde buluşmuştuk.
Mağazaları gezmiş ve eğlenmiş bir şekilde evlerimize gidiyorduk çarşıda geziyorduk evet şuan yıkılmış tarla olmuş çarşımızda,eskiden insanların yaşadığı her bir karışını avucumun içi gibi bildiğim ama şuan tanıyamadığım çarşıda.
İnsanların yaşadığı anılarımızın olduğu çarşıda Trabzon caddesi, Azerbaycan bulvarı,Haydarbey Mahallesi ve nice caddeler mahalleler...
Çok eğlenmiştik çünkü beraberdik karnemizde zayıf getirdiysek bile umrumuzda olmadı çünkü biz beraberdik ve gülüyorduk..
Gezintiden sonra evlere dağılmıştık.
Eve geldiğimde kendimi çok yorgun hissediyordum.
Biraz uyuduktan sonra uyandım.
Telefonla vakit geçirdim.
İçimden bir kez daha dedim ki "iyiki arkadaşlarım var" demiştim bayağı sohbet etmiştik çünkü.
Daha Ocak ayındaydık ve her gün kar yağması için dua ediyorduk beraber kar yağarken de anılarımızın olması için.
Günler günleri kovaladı ve biz Şubat ayına girmiştik Şubat'ın 1. günü planlarımı yapmıştım ertesi gün dedemin doğum günüydü çünkü.
Uzmanlar ayın 5'i ve 6'sı arasında kar yağacağını söylüyordu bizde sevindik okul başlayacaktı ve en azından 1 gün daha tatil olacaktı.
Ertesi gün olmuştu sabah kalkıp rutin işlerimi halledip evden babam ve abimle çıkmıştık.
Sonrasında markete uğrayıp pasta almıştık.
Eve gelip dedemin doğum gününü kutlamıştık.
Dedem sevindi diye o kadar mutlu olmuştum ki.
Yine klasik akşam yemeğimizi yedik beraber televizyon izledik çay içtik eğlenceli mükemmel bir gün geçirmiştik.
Aradan 2 gün geçmişti ve sabah uyandığımda kar yağışı başlamıştı.
Cumartesi olduğundan dolayı kar da çok yağmadığı için annemle birlikte o bölgede kurulan pazara gitmiştik ve bayağı gezmiştik pazarı.
Telefonumla uğraşıyordum,annemgille vakit geçiriyordum günüm gayet güzel geçmişti ama içimde kötü bir his vardı.
İnsanız işte aciz birer varlığız bir gün doğup ertesi gün öleceğiz ve göz açıp kapayıncaya kadar bu vakit geçiyor bize ne kadar uzun gelsede baktığımızda o kadar kısa ki,
Kim derdi ki bir gün kardeşim diyeceğin bir insan olacak o ölecek uzaktan akrabanda olsa yakın olduğun kişiler yanından ayrılıp o kadar kişiyle şehit olup gidecek..
Pazar günü olduğunda markete gitmiştik ve annemle poğaça yapmıştık cumartesi akşamdan hamurunu yoğurmuştum ertesi gün sabahleyin yeriz diye.
Sabahleyin kahvaltı yaptık,markete gittik,en sevdiğimiz yemeği yaptık.
Akşam olduğunda içim sıkışıyordu ama geçer diye düşündüm ve kar yağdığını görünce birde okullar tatil haberini alınca sevinmiştim.
Anneannem gelmişti,yemek yedik beraber ve sohbet ediyorduk o gün yeni bir toka almıştım ve çok beğenmiştim tokayı.
Saat gece 2 falan olunca acıkmıştım mutfağa gidip marketten aldığım aburcuburları hazırladım onları afiyetle yedim saat gece 3.40 olmuştu ama ben hâlâ uyuyamıyordum.
4 gibi lavaboya gitmiştim aynada kendime bakıp bugünde sabahladık dedim nereden bilebilirdim ki o saatten sonra sabah asla olmayacak...
Yatakta gözüm dalar gibi olmuştu bir anda sallanır gibi oldum herhalde gece gece rüya falan görüyorum diye kendimi geçiştiriyordum ama rüya değil hayatımızın kabusuymuş..
Bir anda daha da şiddetlenmeye başladığı an işin ciddiyetini anlayıp cenin pozisyonunda beklemeye başladım ama geçmiyordu..
Öleceğiz burada büyük ihtimal diye düşünüyordum o kadar çaresizdim ki hayatımda ilk defa bu kadar çaresiz kalmıştım bu amansız bir hastalık gibi bir şeydi odada tektim ve ölüm korkusu vardı..
Azrail sanki her an canımızı alacak gibi hissediyordum duvarlar çatlıyordu...
Sonunda bitti sanmıştık..
Hemen aşağıya indik..
Biz kurtulmuştuk ama diğerleri o kadar da şanslı değildi aldığımız haberle yıkıldık "Kahramanmaraş merkez diye bir şey kalmamış abi" dedi bir çocuk o an gözümden yaşlar süzüldü sesim çıkmadı sanki boğazıma taş koymuşlar o da yutkunmamı engelliyordu..
Telefonlar çekmiyor,mesajlar gitmiyor..
Doğru kime gidecekti mesaj enkazda ölü olan birine mi?
Ardından 2 kez salandık ve bu tahminimizce artçı falan değildi..
Aradan yarım saat geçti geçmedi Abdülhamid han camiinin lavabosunu kullanmak için orada durduk arkamıza baktığımızda enkaz ve enkazın başında insanlar..
Gözüm doldu boğazımda dikenli teller bağlandı sanki..
Yavaşça oradan ayrıldık işimizi hallettik elimizden gelir bir şey yoktu bilinçsiziz sonuçta..
Ne yapacağımızı bilmiyoruz olayın şokunu atlatmaya çalışırken üstümüzün sırılsıklam olması da cabasıydı galiba..
Şehrimize baktığımızda sadece enkaz görmek..
Bu duygu tarif edilemez ne anılar kalmış ne de anıların sahipleri..
Sakin kalmaya çalışıyoruz ama bu durumda sakin kalınabilir mi bilmiyordum ne yapacağımızı bilmiyoruz nasıl bir durumun içindeyiz onu hiç bilmiyoruz ama tek bildiğimiz şey artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak..
Uzun süre sessizlik oluştu arabadaki radyoyu açtığımızda merkez üssü Kahramanmaraş diyordu ama hiç haber yoktu..
Bulunduğumuz durumda bizim kendimizden de haberimiz yoktu ama bu da böyle bir gerçekti.
Doğru ya gerçek olmayan tek şey dünya ve yaşamdı..
Ama onca yaşanmışlık birer gerçekti..
Daha dün ne güzel hayaller kurarken şimdi ne haldeyiz.
Ne akrabalarımdan ne de arkadaşlarımdan haber alabiliyordum,zor bir durum bu dışardan bakılınca ama içinde olunca bu durumun ölüm öncesi hissedilen acıyla eş değerdi.
Haber alabilsem bile alacağım haberlerden korkuyorum o his beni benden alıyordu belki enkaz altında kalmıştı birisi..
Sabahleyin olduktan sonra dedemin müstakil evinde büyük amcam büyük halam ve amcamın oğlu ve hanımıyla beraberdik ne olacağını bilmeden oturuyorduk.
Sürekli sallanıyorduk ve en ufak harekette deprem oluyor sanıyorduk dedemin evinin yanındaki ev yıkılmıştı tanıdıklarımız vardı altında hayalleri olan tanımadığımız insanlar da vardı tabii ki....
Öğlen olmuştu kendimizi tam sakinleştirdik diyorduk ama felaketi tekrar yaşayacağımızı nereden bilelim.
Tekrardan şiddetli bir biçimde sallanmaya başladık aşağıdaki komşular ayağı çıplak çıkmıştı ve çocuklar ağlıyordu bir yandan kuzenimi sakinleştirmeye çalışırken kendimi de sakin tutmaya çalışıyordum ama olmuyordu her an yine evlerden biri yıkılacak gibiydi insanlar bağırıyordu daha enkazın altından bile ses geliyordu "kimse yok mu?Allah rızası için bizi çıkarın buradan!" Diye bağıran enkaz altındaki onca insan yetişemedik,yarım kaldık.
Yine artçılar yine enkazın başında aileler bekliyordu.
Bir insan ömür boyunca susmak ister mi?
İstiyorduk evet ömür boyu hiç konuşmayıp sadece susup o yaşadığımız anı unutmak istiyorduk.
Boğazımız düğümleniyordu zaten.
Sanki fay hattı da bizim hiç konuşmamızı istemiyordu ki sürekli sallanıp acımızı her saniye daha da derinleştiriyordu evet saniye diyorum çünkü birbiri ardınca bir sürü Artçı oluyordu.
Meğer beğenmediğimiz onca yiyecek onca içecek ne büyük nimetmiş..
Oturmak istemediğimiz müstakil evler ne kadar işimize yarıyormuş..
İnsanoğlu işte ne olursa olsun elindekinin kıymetini bilmez hep daha da iyisi olsun fazla iyi olsun diye uğraşır.
Hepimiz böyleyiz inkar etmeye gerek yok.
Hiç farkında değiliz ki bir saniye sonrasına bile garantimiz yok alacağımız her nefes son nefesimiz olabilir.
Tanımadığım insanlar için bile ağlıyordum.
Nefes aldığım için bile utanıyordum onlar orda nefessizlikten boğulurken ben onların enkazının önünden nefes alarak geçiyordum ama sanki aldığım her nefes haramdı.
Duyduğum her kelime yasak birer kelimeydi sanki o kelimeleri duydukça ölüm vaktim yaklaşıyor gibi oluyordum tabii orasını ancak Allah bilir.
Ne yanlış düşüncelerimiz varmış ne yanlış söylediğimiz yüzlerce kelime varmış elimizdeki gidince anlıyoruz.
O kadar çaresiz kalıyorsunuz ki sanki bir daha o anılar yaşanmayacak gibi..
Özür dilerim "gibi" değil yaşanmayacak hiç bir şey eskisi gibi güzel olmayacak hiç kimse eskisi kadar mutlu ve huzurlu olmayacak.
Adım attığımız onca yeri tanıyamaz hale geleceğiz ki geldik tanıyamıyorum ben doğup büyüdüğüm yeri tanıyamıyorum.
Kim ne derse desin biz öğrendik ki "sıcak yatağında sağ uyandığın için şükret" bazılarımızın artık ne yatak odası kaldı ne de canı yaşasa bile ailesi kalmadı bir ailede herkes kurtulabilecek kadar şanslı değil geride kalanlara mı zor hayat yoksa enkazda kalıp ölenlere mi?
Geride kalan hâlâ yaşıyor ve onca olayı hatırlar bir biçimde bu dünyada ama enkazda vefat edenler şehit oldular kurtuldular bu yalan dünyadan.
Bu zor durumun da açıklaması yok aslında.
Bir saat bile insana bir asır gelebiliyormuş onu öğrendik her saniye sanki bir yıl gibi aldığım her nefes haramdı.
Biz ne yaşadık az önce diye sorgulayamıyorduk çünkü sürekli sallanıyorduk ciddiyim sürekli ardarda sallanıyoruz ve sadece bekliyorsun kendi yaşadığın bildiğin şeyleri arabada açtığın radyoda telaffuz edildiğini duyuyorsun.
Yatağına uzanmak bile büyük bir nimetmiş arabada uyumak zorunda kaldığında anlıyorsun.
Her artçıda öleceğiz korkusu var ne yaşadığını bilmiyorsun kötü bir kabus olsun ve ben uyanınca bitecek diyorsun ama olmadığını anlıyorsun.
Hiç durmadan yağan yağmur zaten bu olayların daha da zorlaşmasına sebep oluyordu.
Vakit geçtikçe artık biz nasıl öleceğiz diye bekliyorduk sanki azrail her an bizim yanımızda gibiydi bizim canımızı almayı bekliyordu sanki.
Gözlerimizden akan yaş enkaza karışıyordu belki altında kalan kişileri kurtarabilecekmiş gibi..
Ölüm aslında bize hatırlattı ki bazı gecelerin yarınları,bazı sözlerin geri dönüşü,bazı hataların telafisi yok..
Düşünüyorduk her saniye her insan düşünüyordu
Napacağım ben?
Ne yaşıyorum ben?
Bundan sonra hayat nasıl olacak?
Evet hatta hepimiz
Biz ne zaman öleceğiz acaba?
Diye düşünüyorduk.
İnsan olarak gerçekten ne kadar da aciz kullarız kendi elimizle yaptığımız binalar bizi öldürüyor.
Şehrine baktığında "şehir nerede?" Diyen insanlar vardı evet hepimiz söylüyorduk.
Geceleri ışık yok,soğuk, ıssız her yer..
Eskiden herkesin dolu olduğu yerler şimdi enkaz yığını.
Yaşayan ölüydük hepimiz gerçekten çaresizlik,açıklama yapamamak o kadar kötü bir şey ki..
Dünyanın en varlıklı insanı da olsan o varlık seni kurtarmıyor.
Üstünden aylar geçince unutulacaksın ve tozlu raflarda yerini alacaksın seni sevenler arkandan 1 yıl ağlayacak hatta 1 yıl değil 1 ay ağlayacak sonra kendini kurtarma derdine düşecek.
Gece depremden sonra aşağıya inerken küçük çocuğun dediği kelime aklımdan çıkmıyor "ölecek miyiz biz?" Böyle demişti annesine küçükcük çocuk bile ölümü düşünüyordu anlam vermeye çalışıyorsun belki kabus bu diyoruz ama değil aylar sonra anladık kabus olmadığını..
Gece karanlığında bile binanın yıkıldığını görüyorsun.
O an sadece o bina değil
Biz yıkıldık
Hayaller yıkıldı
Gülen gözler yıkıldı
Anılar yıkıldı
Şehir yıkıldı
Duygular yıkıldı
Ve göz pınarları kuruyana kadar akmaya karar verdi.
Hissetmek neydi anlamaya çalışıyordum hüzün vardı çünkü o an hayatta..
Acı vardı hayatta..
Tek hissedebildiğin duygu acıydı o günlerde.
Yaşanmışlıklar yıkılmıştı.
Hayatımız alt üst olmuştu
Biz altüst olmuştuk.
150 saniyede tüm hayatımızın yaşayabileceği en kötü anı yaşamıştık.
Titreyen çocuklar,titreyen düşünceler,titreyen sesler..
Ve titreyen yer yüzü..
Çocukluğumuzdan beri Kahramanmaraşta büyük bir deprem bekleniyor,deprem bölgesiyiz diyorlardı ama biz bu kadar büyük beklemiyorduk...
Mezarlık Kahramanmaraş'a 150 yıl yeter diyorlardı..
Bir gecede doldu..
Bir yandan Hatay'ın yıkıldığını duyuyorduk,bir yandan Malatya,bir yandan Adıyaman,bir yandan Elazığ,bir yandan adana,bir yandan Diyarbakır..
O kadar acı bir durumdu ki..
Allah düşmanım olanın da başına vermesin.
Hani derler ya her karanlık gecenin bir aydınlığı var diye...
Ama yok bu gecenin gündüzü olmadı.
Hissizleşmek istiyorsun başaramayınca hislerin daha da yoğun oluyor.
Şehrin yıkılmış, ülken yıkılmış.
Biz gerçekten neler neler yaşadık basit şeyler değildi bizler güçlü insanlarız yeniden düzelmeye çalışırız.
Ama gidenleri getirmeyi başaramayız.
Acizlik hissiyatı damarlarında dolanırken önündeki enkazın başındaki insanlara bakıyoruz "en azından tek parça bulursak cenazemizi yeter" diyorlardı.
Bu cümlenin ağırlığı altında yıkıldık biz, yıkıldı binalar, yıkıldı hayaller, yıkıldı dünya....
Biz bir gecede tüm cesaretimizi, tüm gülüşümüzü, tüm anılarımızı enkaz altında bıraktık..
Sanki her an tekrar büyük bir deprem olacak bu seferde biz öleceğiz diye düşünüyoruz bu düşüncenin ağırlığı o kadar büyüktü ki,sanki azrail bizim canımızı almak için bekliyordu...
İlk günlerimiz o kadar zordu ki..
Şehrini bırakmak istemiyorsun ama zorundasın..
Bir süreliğine çoğu kişi farklı yerlere dağıldı.
Ama geri dönecektik çünkü doğdun yeri bırakmak hayatının büyük bölümünü silmek demektir.
Biz KAHRAMANMARAŞLIYIZ, biz HATAYLIYIZ, biz ADIYAMANLIYIZ, biz MALATYALIYIZ biz her şeyin altından kalkarız ama bazı şeyler eskisi gibi olur mu orasını da bilemeyiz...