"Hayatınızı kurtardım diye hayatınıza dahil olmak zorunda mıyım? "
"evet mastani hanım. Güveliğiniz için bir süre, hatta uzunca bir süre hayatıma dahil olmak zorundasınız. Henüz tanışmadık, ancak merak etmeyin. Tanışmak için bolca vaktimiz olacak."
Derin bir nefes verdim, her seferinde hayat beni nasıl daha da dibe çekebilir diye düşünürken her seferinde daha da dibe çekmesi dünyanın en komik olayı sayılabilirdi.
Yani benim açımdan.
Hayatım boyunca dünyanın en basit insanlarından biri olarak yaşamıştım, çünkü zaten öyleydim. Üniversiteye keyfi olarak 2 sene geç gitmiş, aile evinde okumanın rahat olacağı düşüncesi ile, ki gerçekten de çok rahattı., memlekette üniversite kazanmış, yazın da harçlık çıksın boş geçmesin diye de kuzeninin çalıştığı ayakkabıcıda çalışan sakin dümdüz bir kızdım.
Şimdi ne oldu da şu an bu muhabbetin içinde buldun kendini diye soracaklar elbet olacaktır, bunu birazdan cevaplayacağım.
Önce karşımda gerçekten de "kurt bakışlı" esmer mafya abisine laf yetiştirmem gerekiyordu.
"Ay alt tarafı sizi dayak yemekten kurtardım yani, bunun karşılığı olarak küçük bir teşekküre bile razıyım ben. Şimdi durup dururken nereden çıktı bu mafyatik ağır abi işleri? Hem... hem siz benim adımı da nerden biliyorsunuz yahu? Şu karşıdaki çocuklar da niye bize bakıp duruyorlar? Ay gerçi şu soldaki bizim eren deği-"
"Mastani Hanım!"
Sesi az önce bana açıklama yapan tonun aksine biraz daha sert çıkmıştı. Bu durum bir anlığına irkilmeme, azıcıkta korkmama neden olsa da belli etmek yerine kaşlarımı çatarak omuzlarımı dikleştirdim, cevap vermek için dudaklarımı aralasam da, vazgeçtim ve "kurt bakışlının", bundan sonra lakabı kurt bakışlı, söze başlamasını bekledim.
Hızlı konuşmaktan zaten dilim damağım kurumuşken seslice yutkundum ve bir anlığına saçma bir şekilde etrafta su aradım.
"Ben Erdem, Erdem Türkday. İsmimi öğrenmeniz, hatta gerekirse ezberleyene kadar yazmanız gerekebilir."
Baygın, klasik ağır abi sözleri içimi içimi bayarken gözlerimi devirdim. Sağ ayağım anın gerginliği ile sallanırken bakışlarımı gerçekten ilk defa karşımdaki kurt bakışlı erdeme çevirdim.
"Ay emredersiniz Erdem bey, bir de defterime 100 kere yazayım tam olsun!"
Karşımdaki mafya abisi, hala aynı sükunetle beni dinlerken alnımı kaşıdım. O sabırlı olabilirdi ancak ben hem sabırsız hem de ufaktan panik atağı olan genç bir kızdım.
"İsminizi ezberletmek yerine sadede gelir misiniz erdem bey? "Sayenizde bir daha birine yardım etmemeye yemin etmeme aha şu kadarcık kaldı!" parmağımla minicik işaretini gözünün ta içine içine doğru sokarken karşımdaki sert adamın sabrını sınadığımın farkındaydım.
Çenemi tutsam bakışlarımı tutamıyor, bakışlarımı tutsam çenemi tutamıyordum.
Kurt bakışlı bir anlığına sessiz kaldı. O sessizlik, bağırmasından daha rahatsız ediciydi. Yüksek ihtimalle de susmamı beklediğini biliyordum. İstediğini yaptım ve sustum.
Yalnızca bir anlığına.
"Bitirdiniz mi?" diye sordu sonunda. Bu anı beklediğini zaten hepimiz biliyorduk ancak bildiğimiz halde sormuş olması azıcıkta gıcık etmişti.
"Hayır," dedim refleksle. "Ama durabilirim. Çabuk konuşun yoksa devam edeceğim carlamaya."
Kaşlarından biri neredeyse fark edilmeyecek kadar kalktı. Ancak ben fark etmiştim, insanları incelemekten pek hoşlanmasam da hayatım boyunca iyi bir analizci olmuştum.
Bakışlarımı tekrar kurt bakışlı erdem beye çevirdim, buraya gelmeden önce planladığı bir konuşma vardı belli ki.
"Şunu netleştirelim," dedi. "Benim sabrımı sınamaya çalışmıyorsunuz." Cümlesi ile devam etti.
İstemsizce kahkaha attım, sadede girmek harici ne kadar kelime varsa kullanıyor olması aslında onun benim sabrımı sınadığını gösteriyordu.
"Estağfurullah, Ben genelde kimsenin sabrını bilerek sınamam." dedim.
Aradan bir ya da iki saniye geçti geçmedi, Sonra, beklemediğim bir şey oldu. Burnundan çok hafif bir nefes verdi. Gülmek değildi. Ama gülmeye çok da yakındı.
Sanki böyle bana gülse karşıdan bizi izleyen adamlara fiyakayı çizdirir gibi olduğu için gülmüyordu.
"Zor bir insansınız," dedi. Ben içten içe yine sadede gelmediği için kudururken sakin kız rolümün gerektirdiği şeyi yaptım ve omuz silktim.
Birazcık da düşününce haklılık payı olduğunu fark ettim.
"Bunu daha beş dakika önce ben de fark ettim."Dedim.
Konuşma başladığı andan itibaren her dediğine muhalefet olduğum için son söylediğime pek fazla şaşırmış olmalı ki bir anda dudakları kenara kıvrıldı.
Dudaklarının kenarındaki o kıvrım birkaç saniye daha kaldı, sonra sanki hiç olmamış gibi kayboldu.
Ve ben o an ciddi ciddi gergin bir ortamda
olduğumuzu hissetmiş oldum.
Boğazını temizledi, duruşunu dikleştirdi. "Tamam," dedi sonunda. "Şimdi sadede geliyorum."
"Çok Şükür," diye mırıldandım. "az biraz daha beklersek zaten sabaha bütün kunduracılarda hep birlikte dinleriz hikayenizi."
Beni gerçekten çok net bir şekilde duyduğunu biliyordum ama duymamazlıktan geldi. Ya da duyup cevap vermemeyi tercih etti.
Aradaki farkı ayırt edebilecek kadar tanışmıyorduk henüz.
Sadece adını biliyordum... hangi manifest kızı olduğunu değil.
Tamam, şaka yapıyorum.
"Birazdan buradan birlikte ayrılacağız," dedi. "Siz konuşmayacaksınız. Etrafınıza bakmayacaksınız. Ve özellikle—"
"—soru sormayacağım," diye araya girdim. "Evet evet, filmlerde izledim. Arkamdan silahta dayayacak mısınız yoksa yok mu?"
Bakışları tekrar bana döndü. Bu sefer sert değildi. Daha çok ölçer gibiydi.
"Bu bir film değil, hem sen böyle gergin anlarda ne de gevezeymişsin. Çenen susmadı maşallah." Diye yakındı bir anda.
Kahkaha atmamak için kendimi sıkmaya başladım. Kritik anlarda mizah sadece erkeklere değil bana da yükleniyordu işte.
"Ay biliyor musunuz erdem bey, ben günde zibilyon tane arap müşteriyle uğraşıyorum, üstüne üstlük bir de herifin biri gelip kurtardığım için teşekkür yerine bir çuval laf söylüyor... eh, bende kendi kendime ortamı daha yaşanabilir bir yere çevirmeye çalışıyorum." Dedim.
Bir anda arkamızdaki adamlardan birinin hafif kıkırtısını işittim.
Ama bu kıkırtı çok uzun sürmedi. Anında sustu. O küçücük an bile yetti; Erdem'in omuzları gerildi. İşte o zaman bir şeyi daha fark ettim: Kontrol ondaydı evet, ama yük de onun sırtındaydı.
Bakışlarını üzerimde gezdirdi, söyleyeceği ne varsa yuttu ve "Hazır mısınız?" diye sordu.
"Hayır," dedim hiç düşünmeden "Ama zaten genelde de böyle hazır olmam. Yani bence kimse böyle bir şeye hazır değildir, olmamalıdır da."
Yine tercihen sustu ve bir adım attı.
Ben de istemeden onunla aynı anda yürüdüm.
Yan yana kunduracıların ıssız yolunu birlikte yürümeye başladık.
Arkamızdan gelen bakışlar beni yanımdaki adamdan daha da germişti ve bu sebeple kalbim gereğinden hızlı atıyordu.
Ortamdaki sessizlik bir anlığına beni rahatsız etmişti, "Bu arada," dedim fısıltıyla, "hala fikrim değişmedi." Hafifçe burnumu çekip kollarımı koynumda birleştirerek yürümeye devam ettim.
"Ne konusunda?" diye sordu. Bir şeyleri ilk defa uzatmamıştı.
"Birine yardım etme meselesi," dedim. "Bu sondu."
Bakın, buradan basın açıklamasında bulunuyorum, bir daha dayak yiyen bir adam görürsem kavgaya karışmak yerine gerçek bir kız gibi ağlayarak oradan kaçacağıma anam babam üzerine yemin veriyorum.
Ben yine kendi kendime içeride muhakeme ederken bir anlığına durdu ve bana baktı, beni ilk defa alıcı gözle süzdü, ancak bakışlarında rahatsız etmeye dair bir anlam görmedim ve bu istemsizce içimi rahatlattı.
Başını çok hafifçe eğdi ve "Göreceğiz," dedi.
Ve nedense, bunun bir tehditten çok iddia gibi gelmesi beni o akşam en çok huzursuz eden şey oldu.
"Neyse, bu akşam bu kadar mafyacılık bana yetti erdem bey. Başka bir konu yoksa, ki ilk konumuzu çözüme kavuşturmuş değiliz henüz o yüzden yeni sorun çıkmazsa sevinirim.
Ben kaçıyorum, he, sizin yüzünüzden zaten Yenimahalle dolmuşu kaçtı, onun yerine fatihe binecek olmak beni yeterince rahatsız ediyor. Söyleyecek başka bir şeyiniz yoksa ben gidiyorum." diyerek ileri doğru bir adım attım.
Bu akşam bir an önce eve gitmek ve uyumak istiyordum. Yarın zaten dükkânı ben açacaktım ve yaşanan bu saçma kaoslar yüzünden dinlenmeye vaktimin kalmayışı beni sinir ediyordu.
"Mastani hanım, olayın ciddiyetinin farkında değilsiniz biliyorum. Zaten pek de bir şey beklemiyorum ama, eve girince bana mesaj atın. Bundan sonra hayatınızda var olduğumu da aklınızdan çıkarmayın. Size alışmak daha doğrusu çenenize alışmak çok zor olacak ama yapacak bir şey yok. Siz bana ben çenenize alışacağım ve bir süre hayatınıza misafir olacağım." Dedi.
Tehdit yoktu, sadece bundan sonrasını açıklıyordu. Bir sürü boşluk vardı ve hiçbirini bu akşam doldurmayacağını zaten anlamıştım. Seslice nefesimi dışarı verdim.
"Peki kim olarak misafirim olacaksınız erdem bey?" diye sordum. En azından bunun cevabı bana bir süreliğine yetecekti. yaanii, yaklaşık bir gece falan.
Beklemedi, cevabını da geçiştirmedi.
"Kız arkadaşım olmanızı istiyorum, daha doğrusu olmak zorundasınız." Dedi.
Bir anlığına beyin fonksiyonlarımın yittiğini hissettim. Kulaklarım çınlamaya başlarken kendimi çok dağıtmamaya çalıştım. "Pardon?" dedim kinayeli ses tonuyla.
"Az önce kulağıma bir şeyler geldi de ben biraz fazla yüksek sesli müzik dinlediğim için kulaklarım zarar gördü galiba. Tekrar edebilir misiniz?"
"Kız arkadaşım," dedi tekrar. Aynı sakinlikle. Aynı netlikle. "Olmak zorundasınız." Diye de ekledi.
Kahkaha attım, ama öyle böyle değil. Sinirden şu an tutup elemanı yerle bir etsem yeriydi. Ama yapmadım, çünkü az önce anam babam üzerine yemin ettim.
Unutmayın, unutursam da siz unutturmayın.
"Bakın Erdem Bey," dedim, elimle havayı sakinleştirir gibi yaparak, yüzüm sinirden kulaklarıma kadar kızarmıştım.
"Ya ben az önce dolmuş kaçırdım diye ağlamaya ramak kalmış bir insanım. Kalkmış bana sahte ilişki formatı anlatıyorsunuz. Kafanız mı güzel çok mu kurtlar vadisi izlediniz ben anlamış değilim." Dedim.
"Gerçek olmayacak," dedi. "Görünürde olacak." Bu cümle benim kahkahamı daha da arttırırken "Daha da kötü," dedim. "Ben görünürde bile kimseyle çıkmıyorum." Diye carladım.
Eleman tek tabanca falan olduğumu her şeyi öğrendi ya.
Erdem bey, bir adım attı ama bu sefer üzerime değil de yanıma. Benimle aynı hizaya geldi ve Sesini düşürdü. "Bu akşam yaşananları fazla insan gördü," dedi.
"E tamam da dayak yediğinizi bir ben gördüm. Ne olmuş yani şurada iki dakika didiştik. Sorana liseden arkadaşız deriz. Sevgililiğe ne gerek var? Saçmaladınız iyice." diye çığırsam da lafına devam etmeyi tercih etti.
"Bir süre," diye devam etti, "yanımda olmanız sizin için daha güvenli. Ayrıca, ben dayak yemedim." dedi.
Yedi bu arada.
"Benim için mi?" dedim. Ardından omuz silktim. "Dayak yediniz bu arada. Fiyakayı çizdirmezsiniz merak etmeyin. Hem, bu kadar düşünceli olmanız gözlerimi yaşarttı. Normalde ilk buluşmada çiçek falan verilir. A gerçi bizim normalimiz yok." Deyiverdim yine bir çırpıda.
Bakışlarını bana çevirdi, yine güzelce bir süzdü beni. Ben kendi kendime acaba bıyığım var mı kaşım çıktı mı diye düşünürken o kararını çoktan vermişti.
"Bu bir teklif değil Mastani Hanım."
Omuzlarımı düşürdüm. Yorgundum, Sinirliydim, Ve işin en kötüsü de meraktan çatır çatır çatlıyordum.
"Peki," dedim. "Diyelim ki—bakın sadece diyelim—bu saçmalığa 'evet' dedim."
"Diyeceksiniz," dedi.
Bir an dayanamadım, "Hoşt!" diye çıkıştım.
Şaşırdı, ama devam etmemi bekledi.
"Nasıl yapacağız?" diye devam ettim. "Takvim mi tutacağız? Haftanın belirli günleri mi sevgili olacağız? Yoksa ben sizi her gördüğüm yerde 'yiaaaa canım kocam geldiiii!"' diye sinir bozucu bir taklit mi yapacağım?" diye sordum.
Taklidi yaparken sesimi inceltmem komiğine gitmiş olmalı ki, gülmemek ve ciddiyetini bozmamak için dudaklarını ısırdı.
Cümlemin bittiğini anlayınca da konuşmak için dudaklarını araladı. "Kuralları ben koyacağım," dedi sonunda.
"Aynen hocam yanına ketçap mayonez de olsun mu?" diye çıkıştım hiç beklemeden. "Benim sinir katsayım da tahammül seviyem de buna uygun değil. Bilin."
Gözleri bir anlığına kısıldı. Sonra çok hafif bir nefes verdi. Yine o... gülmek olmayan ama ona çok yaklaşan şeyi yaptı. "O zaman," dedi, "kuralları birlikte koyarız." dedi ve hemen peşine ekledi, "sakın o çirkin taklitle üstüme atlamayın ama." dedi.
Kıkırdadım, ancak peşine hemen ciddiyetimi toparlayarak bir adım geri attım.
Onu değil, kendimi tartmak için. Çünkü bu işi becerebileceğimi tam kestirememiştim. Ancak bu konuyu evde tek başıma düşünmeliydim. Kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Bakın Erdem Bey," dedim daha yavaş, "ben ayakkabıcıda çalışan, sabah dükkân açan, akşam dolmuş kovalayan biriyim. Hatta, yazlık elemanım ya ben. 3 ay çalışır kalan 8 ay okula giderim. Hayatımda ilk kez biri bana 'kalk gel benim sevgilim rolünü oyna' diyor. Oyuncu değilim ben, Öğretmenim." Diyorum aynı yavaşlıkla.
Ama beni görseniz, öğretmenim derken nasıl da göğüm kabardı.
"Biliyorum," dedi. Karşılık olarak kaşlarımı çattım.
"Öğretmen olduğumu mu?" dedim şaşkınlıkla.
Kafasını hayır anlamında sallayınca bir anlığına rahatladığımı hissettim, bunu da bilirse yere yığılabilirdim çünkü.
"Ve tam da bu yüzden," diye ekledi, "başka kimseyi istemiyorum." Dedi.
Kaşlarım istemsizce biraz daha çatıldı. "Bu benim söylediğimden çok bağımsız bir şey Erdem Bey. "dedim.
Başını sallamakla yetindi. Cevap vermedi. "Bir gece," dedim derin bir nefes vererek "Sadece bir gece düşüneyim."
Neyi düşüneceğimi ben de tam olarak bilmiyordum ama yanlışlıkla bir oyunun içinde bulmuştum işte kendimi.
Erdem bey Başını eğdi. Kabul anlamında, yani ben kabul olduğunu düşünüyorum.
"Yarın sabah, Mesaj atarsınız." Dedi. "Bakarsınız," diye düzelttim. Bu kez itiraz etmedi, sadece başını sallamakla yetindi.
Telefonumun titrediğini hissediyordum. Yüksek ihtimalle annem arıyordu. Yanından geçip yürümeye başladım.
Telefonu açmak için cebimden çıkarırken yürümeye de devam ettim. İki adım sonra sesini duydum.
"Mastani."
Durdum. İlk defa hanım dememiş olması tüylerimi diken diken etmişti.
"Evet?" dedim dümdüz bir şekilde.
"Dolmuş meselesi," dedi. "İsterseniz—"
"Hayır," dedim hemen. "Bu hikâyede hâlâ kendi dolmuşuma binen o yazlık ayakkabıcıyım erdem bey. Henüz erdemin sevgilisi olmadım."
"Ha kabul ediyorsunuz yani?"
"Beni de sevgiliniz yapmaya pek meraklısınız hani?" diye bağırdım alayla.
Arkamdan çok kısa bir kahkaha geldi. Bu sefer kahkahasını gizlemedi.
Ve ben, bütün bu saçmalığın ortasında, şunu fark ettim: Bu iş ya başıma büyük bir bela açacaktı ya da hayatımın en garip anlaşması olarak torunlarıma anlatacağım en kaotik anı olacaktı.
Yani ben öyle düşünüyordum, oysa bizim hikaye daha çok "dedenizle nasıl tanıştım?" olacaktı, ancak ne ben ne de erdem henüz bunu bilmiyorduk.