selamlar
bu kurguyu taa 2023'un basinda yazmisim bu yuzden okurken ya da yorum atarken simdiki beni muhatap almazsaniz sevinirim
simdi yazsam degistirecegim yerler var ama seveni bu sekilde sevdi diye ellemek istemiyorum bilginize ve ilginize
Gözlerimi duvardaki saate diktim. Bazen her şeyi siktir etmek ve ayı gibi uyumak istiyordum ve bu istek artık ihtiyaca evrilmişti.
"Sözcükte yapı ancak soru çözerek kavranabilecek bir konu. Ödev değil ama eve gidince test çözün mutlaka."
Edebiyat hocası cümlesini bitirdiğinde kapı tıklatılmış ardından nöbetçi öğrenci içeriye girmişti.
"Böldüğüm için özür dilerim hocam. Deneme sonuçları gelmiş de."
Hoca kağıtları eline aldığında sınıfta uğultular yükselmişti.
"Teşekkürler." Dediğinde nöbetçi öğrenci iyi dersler dileyerek çıkmıştı.
Hoca saate baktı ve tekrar konuştu: "Birazdan zil çalacak. Panoya asıyorum, teneffüste incelersiniz."
Dediğini yaptığında zil çoktan çalmış, birkaç öğrenci sınıftan çıkmış ve kalanların çoğu panonun oraya toplanmıştı ve ben de onlara dahildim.
Kalabalığın arasından kafamı uzatıp adımı aramaya çalıştım.
"Lan oğlum yine sınıf sonuncusu olmuşum ya!"
"Boş ver, sonuncu olmaya da adam lazım."
Sınıftakiler hep bir ağızdan gülüşürken kendi adımı bulmuştum. Çok zorlanmamıştım çünkü haftalardır aynı yerdeydim.
Tunahan Alabaş, adım ikinci sıradaydı, geçen hafta ve ondan önceki hafta olduğu gibi. Birincinin adını okuduğumda bakışlarım hemen yanımdaki çocukla kesişti.
Dikkatimi dağıtan şey onun omzuna atlayan Ceyda olmuştu, kız arkadaşıydı.
"Aşkımmm yine okul birincisisin."
Yanağına bir öpücük kondurduktan sonra Ceyda'nın yeşil gözlerini üzerimde hissettim. Sonrasında konuşmaya devam etti:
"Gece gündüz inekleyen ezikleri bile nasıl sollamışsın ama." Gülüyordu ama ben tısladığını söyleyebilirdim.
"Komik mi?" Sesim çok yüksek çıkmazdı hiçbir zaman. Bu yüzden yüzümde düz bir ifadeyle sorup yerime geçtim. Onun gülüşü anında solmuştu zaten.
Benimle kişisel bir derdi yoktu ama sevgilisini övmek için bu kez beni aşağılamayı seçmişti.
Sınıftakilerden gürültü yükseldiğinde arkamdan bir şeyler demeye başlamıştı ancak kulaklığımı taktığımdan ne dediğini duyamamıştım, ilgilenmiyordum da zaten.
Saate baktım. Ders başlayana kadar birkaç dakika da olsa gözlerimi dinlendirsem fena olmazdı. Bu yüzden kapüşonlumu kafama kapatıp sıraya yatmıştım.
Gözlerimi tekrar araladığımda sınıfta bir hoca vardı ve tahtaya bakarak bir şeyler anlatıyordu. Saate baktım yine. Benim birkaç dakika birkaç saate evrilmişti. Aptal ben, sanki hakkım varmış gibi uyuyakalmaya cüret etmiştim bir de.
Hocaya göstermemeye çalışarak kulaklıklarımı çıkardım. Sonrasında kafamı kaldırıp kapüşonumu indirdim. Çok geçmeden çıkış için zil çalmıştı zaten.
"Gece uyumadın mı?"
Gözlerimi ovuştururken ön sıramdaki Ulaş yerinden kalkıp yanıma gelmişti. Sınıf üçüncüsü. İnsanlara bu gözle bakmaya ne zaman başlamıştım bilmiyorum ancak artık birilerine bakınca kafamda kaç numara oldukları beliriyordu.
Kafamı salladım. Bütün gece uyumamıştım çünkü aptal kafam aptal fizik konularını anlayamıyordu. "Uyandırsaydın keşke."
Onunla konuşurken bir yandan da çantamı toparlayıp ayaklanmıştım ben de.
"İyi görünmüyordun, ellemedim."
Kafamı salladım tekrar. Ulaş benim okuldan ve dershaneden tek arkadaşımdı ve ikimizin de yararına olan bir arkadaşlıktı bu. Okuldan çıkıp dershaneye birlikte giderdik genelde. Birbirimize konu anlatır, sorularda yardımcı olurduk.
Dediğim gibi, ikimizin de yararına olan bir arkadaşlıktı bu.
Sınıftan çıkarken gözlerim birkaç saniye Ceyda'ya değdi. Bir şey söyleyecek gibi oldu ancak sevgilisi ondan önce davranmıştı.
"Tebrik ederim."
Anıl Öztürk, sınıf ve okul birincisi. Bir numaraydı ve bu sadece derslerine özel bile değildi.
Kafamı salladım. "Ben de."
O kadar yakışıklıydı ki suratının ortasına bir yumruk geçirmek istiyordum. Tek tük alnına düşen siyah saçları, ince ama şekilli dudakları, düzgün burnu, uzun boyu, geniş omuzları ve diğer birçok şeyiyle çok yakışıklı bir çocuktu.
Hiçbir zaman olamayacağım biri.
Kimse bir şey demediğinde sınıftan çıkmıştık.
Günün devamı rutindi. Okuldan çıktığım gibi dershaneye gitmiş, derslerime girmiş. Akşam da etüte kalmıştım.
Eve vardığımda saat 11'e geliyordu. Babamı kısaca selamlayıp odama geçmeyi düşünüyordum ancak bana seslenmesiyle salona geçtim.
"Deneme sonuçları gelmiş."
Omzumdaki çantayı yere indirdim. 'Aç mısın?' Yine salak gibi bu soruyu beklemiştim.
Kafamı salladım.
"İkinci olmuşsun."
'Yorgun görünüyorsun. Erkenden uyu.' Yine çok fazla şey beklemiştim.
Yine kafamı salladım.
"Bu sonuçları görmekten çok sıkıldım Tunahan. Şu Anıl mıdır nedir senden daha iyi ne yapıyorsa git öğren ve onu yap."
"Bir şey yapmıyor." Benden daha az çalışıyor olduğunu söylemek istememiştim.
"O zaman senin sorunun ne? Hayatın boyunca başkalarının arkasında mı kalacaksın böyle? Bir daha böyle bir sonuçla karşıma gelirsen bu kadar nazik olmam Tunahan."
"Özür dilerim."
Odama yönelirken konuşmaya devam ediyordu.
"Özrünü istemiyorum. Bana layık bir çocuk ol yeter."
Duymazdan gelip odama girdim. Üstümü değiştirip çantamdaki bisküviyi çıkardım ve çalışma masasına oturdum.
Kötü sözleri duyamaz, kafama takamazdım. Yoksa ilerleyemezdim. Bu yüzden az öncekiler hiç yaşanmamış gibi kitabımı açıp soru çözmeye başladım.
Saatler sonra gövdem kafamı taşımadığında kendimi test kitabının üstüne bırakmıştım. Sonrası bende yoktu.
Alarmımın sesiyle gözlerimi açtığımda boynumdaki ağrı bana 'günaydın' demişti. Bir yandan ensemi ovalarken bir yandan da ayağa kalktım ve hazırlanmaya başladım.
Duşumu alıp üzerimi giyinmek beni çok oyalamamıştı. Çantamı hazırlayıp odamdan çıktım.
"Günaydın."
"Günaydın." Aynı şekilde karşılık verdim babama.
"İyi dersler. Dediklerimi unutma."
Kafa sallayıp evden çıktım ve durağa yürümeye başladım. Neyse ki otobüs çok bekletmeden gelmişti. Kendimi içeriye attığımda bir yere tutunup kafamı cama yasladım.
Okula vardığımda sınıfa geçmeden kantine indim. Dersin başlamasına yirmi dakika kadar vardı ve bu süre boyunca sessiz bir yerde durmak fena olmazdı. Sınıftakiler bağırarak konuştuğu için sabahın köründe kafam sikiliyordu. Neyse ki kantin bu saatte çok dolu olmuyordu, sadece tek tük insan oluyordu ve en fazla su, kahve ya da çay alıp çıkıyorlardı.
Masalardan birine oturup telefonumu çıkardım. Kendime güvenim olsa yine gözlerimi dinlendirmek isterdim ancak bedenim şu ara o kadar güçsüzdü ki bazen ayakta durmaya halim olmuyordu.
Vakit kaybı olmasın diye sosyal medya hesaplarımı kapatmıştım. O yüzden telefondaki oyunlardan birini açtım ve dikkatle oynamaya başladım.
"Günaydın."
Kulağıma dolan ses, oyunda yanmama neden olmuştu. Sesi o kadar derindi ki kulaklarımı bantlamak istemiştim.
"Günaydın."
Ekranı kilitleyip telefonu bir köşeye bıraktığımda elindeki bardaklardan birini önüme bırakmıştı Anıl. Dumanı üstünde tütüyordu.
"Kahve sever misin bilmiyorum ama uykunu açar diye düşündüm."
Kahve sevmezdim ama çok fazla içerdim. Belki de çok fazla içtiğimden sevmiyordum. Ona bunu söyleme gereği duymadım. "Sağ ol."
Gideceğini sanmıştım ancak karşımdaki sandalyeyi çekip oturdu. " Subway Surfers mü oynuyorsun?"
Kafamı salladım.
"Bir ara kafayı takmıştım ben de."
Tekrar kafamı salladım.
Ben kahvemden yudumlarken o yeniden konuştu. "Dün Ceyda-"
Konunun nereye gideceğini anladığımda sözünü kesmek zorunda hissettim kendimi. "Sorun değil, takılmadım."
Üstelemedi. Zaten sonrasında yanımıza arkadaşları gelmişti.
"Anıl, neredesin oğlum ya? İlk ders boşmuş, haydi basket sahasına."
Konuşan Beytullah'tı. Kalabalık bir arkadaş grupları olsa da başı Anıl, Beytullah ve şu an burada olmayan Erkan çekiyordu. O üçü her zaman bir tık daha yakındı.
"Sen de gelir misin?" Bana bakarak sordu Anıl.
Kafamı olumsuz anlamda sallamıştım çünkü boş bir dakika değil, bir saniye bile bulsam onu uykuyla geçirmek isterdim.
Onlar kantinden çıktığında ben de sınıfa ilerleyip kulaklıklarımı taktım ve gözlerimi yumdum.
Bunu düşünmeyi gerçekten istemiyordum ancak bu düşünceler arada bir gelip beynimi işgal ediyordu. Neredeyse bütün gün ders çalışıyordum. Uyumak bile bana zaman kaybıymış gibi geldiğinden düzgün bir uyku çekemiyordum. Bulduğum her boşluğu uyumak için kullanıyor sonra yine ders çalışıyordum.
Anıl gidip basketbol oynuyordu. Sevgilisiyle ve arkadaşlarıyla takılıyordu. Yüzmeye gidiyor, motosiklet sürüyordu. Ben dershaneye giderken o içkili mekanlara gidiyordu. Ancak yine de okul birincisi ben değildim de oydu. Hem de bunu o kadar zahmetsizce yapıyordu ki dersleri dinleyip biraz test çözmesi yeterli oluyordu ve bana kendimi aptal gibi hissettiriyordu.
Ona kinlenmekten kendimi alamıyordum. Yaşadığı hayata ve sahip olduklarına baktıkça hayatımın boktanlığı suratıma çarpıyordu. Aynı yaştaydık, maddi açıdan da çok farklı sayılmazdık ancak aramızda uçurumlar vardı. Bu beni bok gibi hissettiriyordu.
Bana bir zararı dokunmasa da içten içe ondan nefret etmekten kendimi alamıyordum ve bu nefretin hem bana hem de ona zarar vereceğinden habersiz kafamdaki düşünceleri rafa kaldırıp hafif bir uykuya daldım.
Ben bu fici yazmaya başlayalı biraz zaman oldu ve bu bölümle yazdığım son bölüme bakınca fark ettim ki Tunahan elimde büyümüş.... Okunur nu bilmiyorum ama okursanız oy ve yorum atın ki bölümleri ona göre paylaşayım.
Kapaktaki Tunahan bu arada. Bölüm şarkısı brutal ama medyaya eklemek istemedim. Sağlıcakla kalınn<3