Kulaklıklarımı takıp okuldan çıktım. İstiklal Caddesi'nde yaptığım kısa bir yürüyüş sonucu metroya ulaşabilmiştim. Normalde abim beni okuldan almaya gelirdi fakat bugünki toplantısı bitmediği için çıkışıma yetişememişti.
İstasyonda beklerken bir yandan da favori gruplarımdan biri olan Yaşlı Amca'nın 'İstanbul Beyefendisi' şarkısını dinliyordum. Karşımdaki gri duvarı izlerken bir anda telefonum deli gibi titremeye ve art arda mesajlar düşmeye başladı.
Telefonumu cebimden çıkartıp bildirimlere baktım. Tam da beklediğim gibi Arya ve İzem'le olan grubumuzdandı gelen mesajlar.
birlesiriz biz estigi yerden
izo💗:kizlaaarr
bu aksam
bize gelin
ev bos
abimi de kovarim
aryam🫶:ay olur valla
ne zamandir goremiyorum sizi
ozledim
izo💗:bizde ozledik valla kuzum
aryam🫶:sizin antrenmanlar
benim bale derken
gorusemez olduk
siz:yo ben izemi maclarda goruyom haha
izo💗:NELDNELDNEL
salak
kiz onu mu diyo
siz:olsun sus aa
izo💗:neyse bu aksam bize geliyosunuz ona gore
siz:ben biraz gecikebilirim
izo💗:sebep?
siz:ya okuldan yeni ciktim
metro bekliyorum hala
gelmedi bi turlu
iki duraklik yer icin on bes dakikadir bekliyorum
sinirlerim tepeme ulasmak uzere
aryam🫶:kat ettigi mesafe kisa biraz
simdiye ulasmis olmasi gerek
izo💗:NEŞSNSLDNEODNWŞ
siz:yaof
demez misiniz oyle
ayrica ben boyumu seviyorum
izo💗:dedi kucukken smacor oynayan libero
siz:ya izem yarama desmesene!
neyse gidiyom ben
sonunda gel metro
eve gecip bi dus alicam
sonra gelirim yaniniza
izo💗:tamam canim
yemek yemeyin he
annem sarma yapmisti gecen
onlari gomeriz
aryam🫶:of serap ablamin sarmalari
agzim sulandi
ben heliyom hemen lnwşsnes
izo💗:enğsdnsp gel
siz:BANA BIRAKMAZSANIZ ARKADASLIGIMIZI BITIRIRIM
izo💗:arya?
aryam🫶:oldu bil
siz:sevmiyom iste sizi
Telefonumu cebime atıp kapıları açılan metroya bindim ve bulduğum boş bir yere oturdum. Kulaklıklarımda Hadise şarkıları eşliğinde eve geldim.
Asansörden inip çantamdan çıkardığım anahtarı deliğe soktum. Abim daha gelmemişti. Çantamı kapının dibine fırlatıp üst kata, odama çıktım. Birkaç parça kıyafet aldım ve hızlıca duşa girdim.
Yine şarkı eşliğinde on beş dakikalık kısa duşumun ardından saçlarıma öylesine bir havlu doladım. Duşa girmeden önce çıkardığım kıyafetlerimden vazgeçip daha rahat bir eşofman ve tişörtte karar kılmıştım.
Giyindikten sonra saçlarımdaki havludan kurtuldum ve tarayıp kendileri kuruması için bıraktım.
Salona geçip abimin gelmesini beklediğim sırada televizyonda ne var ne yok diye bakınıyordum. Star Tv'de en sevdiğim Türk dizisi olan 'Söz'ün tekrarını görünce kanalı açık bıraktım ve ezbere bildiğim diziyi izlemeye koyuldum.
Aradan geçen yarım saatin ardından kapının kilidinin açıkdığını duydum. Yüksek ihtimalle abim gelmişti ama ne olur ne olmaz diye elime sert bir cisim alıp yavaşça kapıya yaklaştım.
Asker çocuğu olduğum için manyak yetiştirilmiştim ben. Babam her ihtimale karşı bana kendimi nasıl savunmam gerektiğini, eve hırsız girerse ne yapmam gerektiğini küçük yaşımda, ilkokula giderken, öğretmişti.
Kapıdan kafasını uzatan abimi görünce rahatladım ve elimdeki minik heykeli aldığım yere bıraktım. "Hoşgeldin abi!"
"Hoşbulduk abiciğim!" abim içeri girip yanıma oturdu. Kolunu omzuma doğru ayınca kafamı göğsüne yasladım. "N'aber güzelim?"
"Nasıl olsun abi? Yorgunum valla." abim saçlarıma bir öpücük kondurup yanımdan kalktı. "Aç mısın? Yemek sipariş edelim."
Abim yukarı doğru giderken peşinden merdivenlerin başına doğru gittim. "Ben İzem'lere gideceğim. Ne zamandır kızlarla görüşemiyoruz, İzem de bugün bize gelin dedi."
"Yemek?"
"Beraber yiyeceğiz." abim üzerine siyah bir tişört geçirerek merdivenlerden indi. "Tamam abiciğim. Ne zaman bırakayım seni?"
"Şimdi?" abim 'bekle bir saniye' anlamında işaret parmağını gösterip yukarı geri çıktı. Elinde telefonu, cüzdanı ve arabanın anahtarıyla geri dönünce ayakkabılarımı giydim ben de. Abimi beklerken asansörü çağırdım ve beraber otoparka indik.
...
İzemlerin binasına geldiğimizde abimi öpüp arabadan indim. Tam o sırada abimin arabasının yanına başka bir araba yanaştı ve içinden Arya çıktı.
Suratıma yerleşen kocaman gülümsemeyle Arya'nın yanıma gelmesini bekledim. Gelir gelmez sımsıkı birbirimize sarıldık. Daha sonra ikimiz de abilerimize el sallayıp beraber binaya girdik.
"Çok açım!" Arya bana gülerken asansöre biniyorduk. Yavaş yavaş nefesimin daraldığı sırada asansör kata gelince kendimi dışarı fırlattım. "Ne diye bu kadar yukarı da oturuyorsunuz ki?"
Kapıyı açmış bizi bekleyen İzem'e sitem ettiğimde kızların ikisi de bana güldü. "Sen buradan daha yüksekte oturuyorsun onu ne yapacağız?"
"Ben taktik geliştirdim. İlk beş katı merdivenle çıkıyorum; kalan on katın yedisini asansör, kalan dördünü de yine merdivenle çıkıyorum." klostrofobisi olan kız kardeşiniz varken bir rezidansın on beşinci katında oturur muydunuz? İşte benim abim yaptı!
Kapıyı kapatıp içeri geçtik. Kendimi salondaki koltuğa attım hemen. "Peki bunu antrenman dönüşü yapabiliyor musun?" İzem'in sorusuna minik bir kahkaha attım. "Antrenman çıkışı zaten yarı baygın olduğum için sorun olmuyor." üçümüz de kahkaha attık, daha sonrasında ortama bir sessizlik çöktü.
Aramızda oluşan kısa sessizliği ben bozdum. "Ben çok açım, hadi yemek yiyelim!" bir anda ayaklanmamla gözümün önü karardı. Ancak adımlarımı durdurmayıp kapının önüne gittim. Tabii orada dikilen bedeni göremediğim için çarpıştık ve ben dengemei kaybettim, neredeyse düşüyordum.
Belime dolanan eller sayesinde yere kapaklanmaktan kurtulmuştum. Sonunda görüşüm açıldığında bana gülümseyen surata karşılık mal gibi bakakaldım. Yanaklarıma hücum eden kan terlememe sebep oluyordu. "Sakarlıkta üstüne yok."
Arda'nın yardımıyla dikildiğimde ona dil çıkarmakla yetindim. Daha sonra kaşlarımı çattım ve İzem'e döndüm. "Sen bunu göndermiyor muydun?" işaret parmağımı Arda'ya doğrultum. Hâlâ belimde olan elinin varlığını düşünmemeye çalışıyordum. Ama o el biraz daha orada kalırsa düşüp bayılacağım!
"Göndermeye çalıştım ama işte... İsak'ı aradı, o da evde değilmiş." kaşlarımı biraz daha çatıp alayla Arda'ya döndüm. "Başka arkadaşın yok mu senin?"
Arda belimdeki elini, sonunda, çekip saçlarımı karıştırdı ve az önce benim oturduğum yere oturdu. "Var da onlarla buluşasım gelmedi." göz devirip güldüm ve mutfağa yöneldim.
Buzdolabını açıp büyük tencerede bana bakan sarmalarla yüzüme kocaman bir gülümseme yerleşti. Tencereyi dolaptan çıkardım ve ocağa koydum. Altını yakmadan önce ağzıma bir iki tane atmayı da ihmal etmedim. Göz hakkı.
"Aç olan varsa gelsin yoksa on dakikaya sarma kalmayacak!" tencerenin altını yakıp dolaptan bir de yoğurt çıkardım. Sarmayı yoğurtsuz yiyen insanlara saygım yoktur, kimse kusura bakmasın.
İki kaseye yoğurt koyarken içerideki üçlü de mutfağa geldi. Arda, anında masaya yerleşirken; Arya ve İzem bana yardım ettiker. Arya masaya tabak, çatal ve kaşık koydu; İzem de sarmaların başında duruyordu.
Yoğurt kaselerini masaya koyduktan sonra sarmanın altını söndürdüm ve Arya'nın çıkardığı tabaklara koydum. Pislik olsun diye Arda hariç üçümüze de tabakları verdim ve masaya oturup sarmalarını yemeye başladım.
"Benim tabağım nerede?" onu duymamazlıktan gelip çatalıma yeni bir sarma batırdığım sırada Arda bir anda bileğimi yakaldı ve çatalımdaki sarmayı o yedi. "Arda!" sinirle ona bakarken o afiyetle sarmasını yedi.
Önündeki tabağı Arda'nın önüne doğru ittirdim ve tezgahtaki hiç ellenmemiş sarma tabağını aldım. Şansa o tabakta diğerlerine göre daha fazla sarma vardı.
Beraber yemek yedikten sonra kızlarla ortalığı toparladık. Arda bu defa bize yardım edip kaselerin üzerine streç film sardı ve dolaba koydu. "Mısır patlatalım mı?"
Son tabağı da makineye koyup kapağını kapadım. İzem'den gelen fikirle ona döndüm. "Yeni yemek yedik be bir dur." İzem'le aynı anda Arya'ya döndük, daha sonra bakışlarımız kesişti.
Arya'dan sabır dileyen bir nefes verme geldi. "Ne zaman doyacaksınız, çok merak ediyorum?" İzem minik bir kahkaha atıp Arya'yı yanağından öptü. "O iş biraz zor be güzelim." daha sonrasında üçümüz de kahkaha attık ve salona geçtik.
[🫶]
kitabi bastan yaziyorum. konuyu biraz degistirdim ama cok buyuk bi degisiklik degil. okudukca anlarsınız diye dusunuyorum
optuum<3