29 Haziran 2019.
Bugünü her ne kadar hayatının en iğrenç günü olarak nitelendirse de her şey o kadar da kötü ilerlememişti bir noktada. Katıldığı davette yaşadıkları kız farkında olmasa bile onun için dönüm noktası niteliğindeydi. Üstündeki ceketi yatağın yanındaki koltuğa koyup sırtüstü yatağına uzandı ve bugünü düşünmeye başladı.
Babası zengin bir iş adamıydı. Yaptığı her şey ailesi içindi. Babasını düşününce gözünden bir damla yaş yanağından çenesine doğru aktı ve makyajlı yüzünde ten rengini belli edecek bir yol çizerek boynuna indi. Her kızın özeneceği bir hayatı vardı ama o bu durumda olmak istiyor muydu, ona bir şans verilmiş miydi? Hayır. Her şeyi yapmak zorunda kalmış ve yaşadığı acılara göğüs germişti. Bundan dokuz ay öncesinde hayatı o kadar düzgündü ki, geleceğiyle ilgili en ufak ayrıntı bile planlanmıştı. Mesela staj yaptığı mimarlık ofisindeki süresi neredeyse tamamlanmıştı. Kendi ofisini kurup büyük proje teklifleri alacaktı. Daha stajyerken bile babasının çevresi sayesinde ufak tefek iş teklifleri almış, kendi parasını kazanmaya başlamıştı. Mimarlık çocukken hayalini kurduğu meslekti. Daha 9 yaşındayken eline resim defterini ve kalemlerini alıp bahçede evlerini yeniden tasarlayışı dün gibiydi. Ailesi her konuda onun arkasındaydı. Türkiye ve yurt dışında istediği eğitimi alabilmesi için ellerinden geleni yapmışlardı. Ta ki 3 Kasım 2018'e kadar.
3 Kasım 2018
Bugün hava çok güzeldi, kış mevsimi olsa bile insanın içini sıcacık yapan bir güneş perdeleri açık camımdan bana göz kırpıyordu. Aceleyle masamın üstündeki çizim kağıtlarını ve kalemlerimi toplayıp proje tüpüme attım. Sabaha kadar çalışmıştım. Muhtemelen şu an zombi gibi görünüyordum ama bugün önemli bir gündü. Hızlıca banyoya koştum ve bugün olabilecekleri düşünmeye başladım. Daha önce babamın çevresi sayesinde aldığım işlerle pek kendimi kanıtlayamamıştım. Herkes 'babası sayesinde aldı, yoksa yapamazdı' gibi şeyler söylüyordu ve iyice sinirlerim bozulmaya başlamıştı bu duruma. Bunları düşünürken bir yandan da kendimi gereksiz yere haşladığımı farkettim. Bornozumu giyip banyodan çıktım ve dolap karşısındaki mesaim başladı. Okula giderken fazla şık olmanın bir anlamı yoktu, 2 derse girip çıkacaktım ama bugün proje teslim günüydü aynı zamanda. Yanımda kıyafet sürüklemek de istemiyordum. Blazer ceket ve kumaş pantolon ikilisinin bugün için gayet uygun bir seçim olduğuna karar vererek saçlarımı maşalamaya başladım. Gelinin kız kardeşi maşası değil tabi, hafif dalgaların ceket üstüne yakışacağını bildiğimden hafif dalgayla saçlarımı hallettim. Ten makyajı ardından toprak tonlarında bir far, eyeliner, rimel ve rujla makyajımı da tamamlayıp odamdan çıktım.
Arabama ilerlerken içim kıpır kıpırdı. Bugünüm güzel geçerse sanırım herkes yetenekli bir mimar olduğumu anlayacak ve 'babamın çevresi' etiketinden kurtulacaktım. Hem hava da geçen yağmurlu günlerin aksine bugün çok güzeldi. Bugün hiçbir şey canımı sıkamazdı. Okula beş dakikalık bir mesafe kala Işık'ı aradım.
-Günaydın kankaların en barzosu. Okula beş dakikalık uzaklıktayım. Ne yaptın, okulda mısın?
Işık'ın karşı taraftan homurdanmasını duyunca kıkırdadım, barzoydu ama.
+Kızım sabah sabah ne barzosu, ne diyorsun sen? Çabuk gel kantindeyim. Zaten sınıftaki ponpon kızlar sinir kat sayımı 1500 yaptı daha şimdiden. Acele et elimden bi kaza çıkacak!
-Tamam be, sen bi rahat olsana ya bi relax bi gevşe. Takma sen onları. Otoparka girdim iki dakikaya yanındayım.
+Tamam. Acele et.
Telefonu suratıma kapatıp kızlara öldürecekmiş gibi bakmaya başlamıştır bu kesin diye düşünerek arabamı park ettim ve eşyalarımı alıp dışarı çıktım. Hafif bi rüzgarla saçlarım uçuşuyor, güneş gözlüğüm gözümde ellerimde kitaplar cool cool ilerleyip aynı anda kantindeki Işık'ı görmeye çalışırken biriyle çarpıştım. Bir hışımla güneş gözlüğümü gözümden çektim.
-Yavaş olsana be! Diyerek yere düşen kitaplarımı toplamaya başladım. Çarpıştığım çocuk da yere eğilip bana yardım etmeye çalışırken kim olduğunu anca farkedebilmiştim.
-Kızım bi sakin ya, sabah sabah ne bu sinir? Dedi Yamaç. Yamaç çocukluk arkadaşım, ailelerimizin münasebeti sayesinde tanışıp yakın arkadaş oluvermiştik 5 yaşlarımızdayken. Çizim sevdası da ondan bana miras kalan bir şeydi. Aynı bölümdeydik, Yamaç da çok güzel işler çıkartıyordu. Girdiğimiz dersler de aynıydı, şimdi ondan acele ederken bana çarpmıştı herhalde.
-Napayım farketmedim seni hem ne bu acele, niye koşturuyorsun sen?
Aynı anda okuldan içeri girmiştik. Ben kantine doğru ilerlerken yanımda olmadığını farkettim. Arkamı dönüp hayırdır manasında kafamı salladım.
-Niye gelmiyorsun? Işık kantinde beni bekliyor sen de gel. Dersin başlamasına yarım saat var daha.
Konuşurken bir yandan dibinde bitiverdim. Biraz gergin gözüküyordu anca farkedebilmiştim. Benim mahalle yanarken saçını tarayan arkadaşımı neyin bu kadar gerdiğini çözmek pek zor olmadı. Bugün geçen gün giremediği sınav hakkında Aysel Hoca ile konuşacaktı ve bu tamamen aklımdan çıkmıştı.
-Hem Aysel Hoca ile konuştun mu sen bakayım? Ondan mı bu gerginlik?
-Yok ya daha konuşamadım. Yanına gitmeye çalışıyorum da izin vermiyorsun ki. Kadın zaten beni geriyor bir de üstüne sen bir triplisin bu sabah. Germeyin beni be!
Omzuna bir tane geçirdim ve kahkaha atmaya başladım. Yamaç da o sırada suratıma öküzün trene baktığı gibi bakıyordu. Onu o halde gördükçe gülmemi durdurmam bayağı güçleşti. Sanki görünmez bir el beni durmadan gıdıklıyor gibi katıla katıla gülüyordum.
-Hey! Sessiz olun biraz. Sınav var. Saygılı olun ya! Dedi arkadan bir ses. Arkamı dönünce Murat Hocayla göz göze geldim. Zaten bu adamla bir husumetimiz vardı. O günden beri uyuz oluyordum.
-Afedersiniz hocam. Bilmiyorduk, daha sessiz oluruz. Bana ters bir bakış atıp sınavı yaptığı amfiye geri döndü. Yamaç da her an düşüp bayılacak gibi duruyordu.
-Mavi ben çok gerginim ya, şimdi Aysel Hoca'ya ne söyleyeceğim? Hocam uyuyakalmışım da ondan giremedim sınava, size zahmet beni mazeret sınavına alın mı? Finaline alsa bari, of ya!
Evet Yamaç Salı gün ki sınavında asla beyni olmadığını gösteren bir davranış sergiledi. Sınav saat 11.30' da olmasına rağmen çalan alarmını ve yüz kere aramış olmamı hiçe sayarak uyumaya devam etti. Şimdi de kara kara hocaya ne diyeceğini düşünüyordu.
-Ya bu kadar gerilmesene sen, Aysel Hoca tatlı biridir hem. Mazeret sınavına almasa bile finaline alır. Merak etme. Hadi bir an önce konuş, dersin başlamasına da az kaldı bak.
Yamaç ağlayacak gibi bir suratla yanımdan ayrılıp merdivenleri çıkmaya başladı. Dosdoğru Aysel Hoca'nın odasına gider diye düşünerek bende kantine girdim. Işık etrafa 'hepinizden tiksiniyorum' bakışları atarak dumanı tüten kahvesini yudumluyordu. Beni gördüğünde hafif tebessüm edip eliyle gel işareti yaptı.
-Sabah sabah cidden delireceğim. Zaten projeler yüzünden uykusuzum, bir de şu Eda ve grubu yok mu? Çıldırtıyorlar beni. Aşko kuşko kızlığın kitabını yazmışlar. Bir de tip tip bana bakıyorlar on beş dakikadır. Gidip o çakma sarı saçlarını ellerine vermemek için zor duruyorum.
Anlaşılan projeler ve uykusuzluk Işık'ı iyice germişti. Gerçi bunlar olmasa bile Eda ve tayfasına saldırmak için zaman kolluyordu da neyse.
-Kızım sakin ol ya. Ne bu şiddet bu celal? İstiklal Marşı'nı ezbere bilen kız cümlesi resmen.
-Bana bak Mavi, şimdi şunların hıncını senden çıkartacağım. Beni sınamak için mi geldin yanıma? Neyse boşver şunları da göster bakayım ne çizdin? Ben bitirdim ama ucu ucuna. Sabah 7 de anca hazır olmuştu projem. Yetişmeyecek diye bir an çok korktum, bu da uykusuz otuz beşinci saatimin dokuzuncu kahvesi. Dedi elindeki karton bardağı göstererek.
Ben de o sırada tüpümden projemi çıkartıyordum. Hocaların beğeneceğini biliyordum. Bu dönem proje dersine giren hocalar çok tatlıydı ve gayet iyi anlaşıyorduk. Renkli masanın üstüne serdiğim paftamı Işık'a çabucak anlattım. Bir yandan da tepkilerini merak ediyordum. Çok emek verdiğimiz için bazen beğenmediği noktaları söylemiyordu, üzülmeyeyim diye. Ama bu sefer yüz ifadesi gayet tatmin olmuş gibiydi. Demek ki eksik gördüğü bir kısım yoktu.
-Ee ne diyorsun? Beğendin mi, eksik bir şey var mı sence?
-Hayır. Her şey çok güzel. Sadece çocuk parkı için kullandığın alan biraz daha geniş olsa daha hoş gözükürdü diye düşünüyorum. Ama ayrıntılı incelediğimde bir eksik veya hata göremedim. Umarım Nisan Hoca da beğenir. Biliyorsun ki en detaylı inceleyen o.
Nisan Hoca'yı hatırlattığında istemsizce yüzümü buruşturdum. Kadına göre her şey mükemmel ve eksiksiz olmalıydı. Tabi ki öyle olması gerekiyordu ama biraz sert çıkışıyordu ve kırdığı puanlar yüzünden dönemim uzasın istemiyordum.
-Bu sefer puan kıracağını hiç sanmıyorum. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşündüm ve çizdim dokuz gün boyunca. Bence beğenecek. Bugün benim günüm kızım. Dedim gülerek.
-Umarım bir sorun çıkartmaz, hadi çıkalım artık sınıfa ders başlayacak neredeyse. Dedi Işık bir yandan toparlanarak. O sırada whatsapptan Yamaç' a yazıyordum.
-Kanka halletin mi? Biz sınıfa geçiyoruz. Ders C3 de olacak haberin olsun.
Koçovalım: Konuştum. Mazerete almam ama finale girebilirsin dedi. E kadın haklı, ben olsam ben de almam sınav günü uyuyakalan dingili. Neyse su alıp geliyorum iki dakikaya. Yanınızda bana da yer tutun.
Mesajına görüldü atıp cam kenarında boş yer aramaya başladım. Bu ders biraz sıkıcı geçiyordu, ara sıra bahçeyi seyrediyordum. Şansıma cam kenarında üç kişilik boş yer vardı. Aceleyle boş masalara ilerleyip camın önüne oturdum. Işık hemen yanımdaydı. Biz oturduktan hemen sonra da Yamaç ve Ali Hoca gelmişti. Şu adam karizma olmasa dersi çekilecek çile değildi.
Ali Hoca'nın dersi bugün son derece hızlı geçmişti. Projelerimizi de sunup şaşırtıcı bir şekilde Nisan Hoca'dan bile tam puan aldıktan sonra Yamaç, Işık ve ben okuldan çıktık. Işık direkt eve geçecekti. Yamaç da benimle gelmek istemişti. Arabama binip Işık'ı eve bıraktıktan sonra toplantının yapılacağı şirkete doğru yola çıktık.
-Oğlum o kadar heyecanlıyım ki heyecandan ellerim titriyor. Umarım her şey çok güzel geçer. Resmen koskoca alışveriş merkezinin planını bana verdiler. Hem de İstanbul'un göbeğinde. İyice gerilmeye başladım. Of umarım anlatacaklarımı unutmam, işi alırım. Sence nasıl olacak? Projemi gördün. Sen ne düşünüyorsun?
Yaklaşık 7 aydır aynı sorularla Işık ve Yamaç'ı darlıyordum ama stresli halimden dolayı tek bir kelime bile etmemişlerdi. Tıkandığım yerlerde bana yol göstermişlerdi, pes edecek gibi olduğumda elimden tutup beni kaldırmışlardı. Onlar olmasa bugün burada olamazdım herhalde. Şu iş olursa akşam felekten bir gece çalacaktık, sözüm vardı.
-Bak öncelikle sakin ol tamam mı? Elinden gelenin bile fazlasını yaptın. Hocalara da gösterdin. Hepsi tasarladığın mekanı çok beğendi. Sen de biliyorsun bugünün güzel geçeceğini. Tüm iş adamlarının projeni beğeneceğini. O yüzden şimdi rahatla, ilk izlenimini kendine güvensiz biri olarak verme. Sen kendine güvenirsen yarattığın harikalar sunumunda vücut bulup şahlanacak.
Son cümlesinin saçmalığına gülmeden edemedim. Ama yine de güzel konuşup beni yüreklendirmişti. Özellikle Yamaç'a büyük bir teşekkür borcum vardı.
-Vücut bulup şahlanacak, öyle mi? Tekrar kahkahalara boğuldum. Benim gülmemle Yamaç da gülmeye başladı.
-Kızım ne bileyim, edebiyat öğretmeni miyim ben? Aklıma ne geldiyse söyledim. Son cümle biraz saçma oldu ama o kadar da olsun.
Bunları söylerken bile gülmekten gözünden yaşlar gelmişti. Şuan ki psikolojim hiç iyi değildi. Hem çok stresliydim hem de söylediği şeye anıra anıra gülmek istiyordum ama makyajımın bozulmaması lazımdı. Gülmekten ağlamaya başlamadan önce ki ince çizgi de kendimi durdurdum ve sustum. Bu arada şirketin önündeydik ve ellerimin titremesi bir türlü geçmiyordu. Arabayı park ettikten sonra motoru durdurdum ve ağır hareketlerle Yamaç' a döndüm.
-Bak eğer bugün kötü geçerse yaşadığımız son 7 ayı unutup hiç yaşanmamış ve bugün olmamış gibi davranacağız tamam mı? Sakın üstüme gelmeyin, teselli etmeye çalışmayın. Ben inzivaya çekilip kendi başımın çaresine bakarım. Anlaşıldı mı?
Yamaç da bana doğru döndü ve ellerimi sıkıca tutarak son teselli konuşmasını yapmaya başladı.
-İnziva ne ya, 15. Yüzyılda mıyız? Hem bugünün kötü geçme ihtimali yok. Tasarladığın şey çok güzel. Hem değerlendirecek kişiler arasında babam ve Çınar Amca'da var. Onlar beğenirse herkes beğenir. Sakin ol ve sunumunu güzel yapmaya bak. Dedi ve bana sıkıca sarıldı.
Yamaç' a en içten gülümsememle karşılık verip ben de ona sıkıca sarıldım. Bir an önce yaptıklarının karşılığını vermem gerekiyordu. Tabi ki karşılık bekleyerek yapmamıştı ama benim için çok emek vermişti. Sonunda koala gibi birbirimize yapışmayı bıraktıktan sonra derin bir nefes aldım ve arka koltuktan bilgisayar çantamı aldım. Arabadan inmeden son kez makyajımı ve saçlarımı kontrol ettim. Kapıyı usulca açtım yavaşça geri kapattım ve şirkete yürümeye başladım.
Yamaçla birlikte şirketten içeri girdiğimizde gerginliğimi biraz olsun atmıştım. Konuşmadan ilerlerken aklımdan sürekli projemde anlatacağım şeyleri tekrarlıyordum. Yaklaşık bir dakika sonra toplantının gerçekleşeceği odanın önünde durduğumuzda camlı odanın içindekileri görebiliyordum. Bu şirket babam ve Ahmet Amca'nın ortaklarının şirketiydi. Şimdi odanın ortasında duran geniş dikdörtgen masanın etrafında toplanmış birbirlerine gülümseyerek nazikçe sohbet ediyorlardı. Babam ,Ahmet Amca ve projenin diğer ortaklarından biri olan Halit Bey yan yana; tam karşılarında Burak Bey, İdil Hanım ve Güzin Hanım oturuyordu. Burak Bey'e daha önceki toplantılarımızda pek ısınamamıştım ama bugün öyle olmayacağını umuyordum. Son kez derin bir nefes alıp verdim ve yavaşça kapıya vurdum. 6 çift göz bana dönerken gülümseyerek herkese selam verdim ve sunumum için gerekli ekipmanları hazırlamaya başladım. Şimdi tam karşımda Yamaç vardı ve bana destek verircesine gülümsüyordu. Kendimi buraya ait gibi hissediyordum ve gerginliğimi üstümden atmıştım. Umarım sunum güzel geçer diye düşünerek anlatmaya başladım.
-Merhaba, çoğunuzun bildiği üzere ben Çınar Hirasan'ın kızı Mavi Hirasan. 23 yaşındayım. Mimarlık bölümü son sınıf öğrencisiyim ve stajımı da neredeyse tamamlamak üzereyim. Hayal ettiğim ve çizimlerimle gerçeğe döktüğüm proje fikirlerinden gerek staj yaptığım kurum, gerekse eğitim gördüğüm hocalarım olsun hepsi çok memnun ve gelecek vaad ettiğimi düşünüyorlar. Öncelikle bu projede bana şans tanıyan Halit Bey'e çok teşekkür ediyorum ve sizlere de tabii. Umarım benden beklediklerinizi alırsınız.
Bu sırada gözüm babamın üstündeydi ve bana öyle gururla bakıyordu ki, bu projeyi onun için almalıyım diye düşündüm kendi kendime. Ekrana yansıttığım projemi ve resmettiğim görselimin karşısına geçip anlatmaya başladım.
-Alışveriş merkezimin adı HİRASAN AVM. Toplamda 7 katlı bir yapı olacak. -1 ve -2. katları otopark olacak. Ayrıca alışveriş merkezinin dışında da açık bir otopark mevcut. İçinde toplam 300 mağaza, 10 WC, 4 çocuk parkı ve eğlence merkezi, 3 güzellik merkezi, 2 spor salonu ve 1 tane de en az 3000 kitaplık kütüphanesi olacak.
Gözlerim Yamaçla buluştuğunda memnun bir şekilde beni izliyordu. Ona gülümseyip içimdeki heyecanı bastırarak projemi anlatmaya devam ettim. Başta pek sevmediğim Burak Bey bile hayranlıkla beni izliyordu. Babam, Ahmet Amca, Halit Bey, İdil Hanım ve Güzin Hanım'ın da yüz ifadelerine bakılırsa hepsi projemi beğenmiş, bu fikrin hayata geçmesi için yatırım yapacak gibi duruyorlardı. Bu memnun suratlara bakıp fikrimi anlatırken 2 saatlik sürem de neredeyse bitmişti. Kendimi ve projemi gayet iyi yansıttığımı düşünüyordum.
-Son olarak kütüphanedeki kitapların temini için bazı yayınevleriyle görüşmemiz gerekecek. Ben bu yayınevlerinin listesini çıkarttım. Eğer projemin yatırımcısı olmayı kabul ederseniz hemen görüşmelere başlayacağım. Beni dinlediğiniz için hepinize çok teşekkür ediyorum. Umarım fikrimi ve sunumumu beğenmişsinizdir. Diyerek beklentiyle karşımdakileri izlemeye başladım. Bir yandan da gerilmiştim. Acaba ne diyeceklerdi, beğenmişler miydi? Ben sustuktan kısa bir süre sonra konuşmaya başlayan ilk kişi Halit Bey oldu.
-Öncelikle ellerinize sağlık Mavi Hanım. Proje fikriniz gayet güzel düşünülmüş, yeterli ve hatta beklentilerimizin üstünde çıktı. Diğer arkadaşlarımın da bu fikri sevdiğine eminim. Burada gülümseyen beş yüzle karşılaşınca aksini söylemek mümkün olmuyor. Dedi gülerek. Bu cümleye ufak bir tebessümle karşılık verdim.
-Ben beğenmenize gerçekten çok sevindim. Ayrıca bana bu şansı tanıdığınız için de tekrar teşekkür etmek istiyorum. Siz olmasanız bu kadar büyük bir işe öncülük edemezdim.
-O zaman neyi bekliyoruz, imzalar atılsın. Demesiyle içimden büyük bir yük kalkmıştı. Hayatımda ilk defa gerçek bir mimar gibi proje tasarlamış, çizimimi konuşturmuş ve işi almıştım. Diğer küçük işler bunun yanında hiçbir şeydi. Halit Bey'in asistanı anlaşma kağıtlarını getirirken içim kıpır kıpırdı. Babam ve Ahmet Amca'ya baktığımda gözlerinin içi gülüyordu. İsmimin altına imzamı atarken bugünün gerçekten de benim günüm olduğunu düşünmekten kendimi alamıyordum.
Şirketten babam, Yamaç ve Ahmet Amcayla çıkarken gülümsemekten ağzım kulaklarıma varıyordu. Babam kolunu omzuma atmıştı, sarılarak ilerliyorduk.
-Eee bu işin şerefine sizi yemeğe çıkartalım o zaman çocuklar. Dedi babam. Yamaç ve ben anında onayladık.
-O zaman Yamaç benimle gelsin. Benim arabamla gideriz. Siz kankalar da birlikte gidin. Dedim babama ve Ahmet Amca'ya bakarak.
-Tamam o zaman kızım. Chilai' de buluşalım.
Babamı onaylayıp Yamaç'ı kolundan tutup arabama doğru çekiştirmeye başladım.
-Oğlum aldım lan işi! Hala aklım almıyor. O kadar heyecanlıyım ki ne söylesem bilemiyorum. Of çok iyi yaa! Diyerek Yamaç'ın boynuna atladım. O da en az benim kadar mutlu gözüküyordu. Boynuna sarılmamla o da belime sıkıca sarıldı ve beni döndürmeye başladı.
-Kızım demedim mi ben sana? O projeyi beğenmeyen hiçbir şeyi beğenmezdi zaten. Harikaydın. Öyle güzel sundun ki kaç kez dinlememe rağmen ilk kez duymuşçasına etkiledin beni. Of mükemmeldin. Çok iyisin ya. Hem sen bir an önce anneni ara ben de Işık'ı arayıp haber vereyim. 3 saatte üç bin tane mesaj attı.
O kadar mutluydum ki midemde kelebekler uçuşuyordu sanki. Yamaç'ın söylediklerine kafa sallayıp annemi aradım, o da bir yandan Işık'la konuşuyordu.
Akşam üstü eve döndüğümde kendimi yatağıma attım. Birkaç saat sonra Işık ve Yamaç'la dışarı çıkacaktık ve hazırlanmadan önce biraz dinlenmek istiyordum. Bir süre uzandıktan sonra duşa girmek için kalktım. Dolaptan vücudumu saran siyah saten elbisemi ve giyeceğim iç çamaşırlarımı çıkarttım. Üstümdekileri çıkartıp suyu açtım ve sıcak suyun altında biraz keyif yapmaya başladım. Bugün gerçekten özel ve önemli bir gündü. Daha yatırımcılarla ve diğer mimarlarla görüşüp onaylayana kadar okuldan mezun olurdum, böylelikle öğrenci olduğum için işim elimden alınmazdı. Gerçekten çok heyecan verici bir duyguydu bu yaşadığım. Saçlarım yeterince ıslandığında elime biraz şampuan alıp saçlarımı yıkamaya başladım. Saçlarımı uzun kullanmayı pek sevmiyordum. Birkaç aydır da kestirmemiştim ama henüz omuzlarımı geçmişti. Saçlarımı iki kez yıkadıktan sonra hızlıca vücudumu da köpükleyip duştan çıktım.
Ayna karşısında vücudumu kurulamış kendimi izliyordum. Kemikleri sayılacak kadar zayıf bir kadın değildim. Balık etli tabirine uyuyordum. Belim inceydi ama çok az göbeğim vardı ve bacaklarımda hatırı sayılır derecede kalındı. Saçlarımın doğal hali kıvırcıktı. Genel olarak esmer biriydim. Dış görünüşümden memnundum. Bu arada kendimi izlerken üşüdüğümü hissetmiştim. Çıkmamıza daha 2 saat vardı o yüzden pijamalarımı giymiştim. Buklelerim belirginleşsin diye sürdüğüm birkaç saç ürününden sonra makyaj masama oturdum. Çok abartılı olmayacak şekilde gece makyajımı yapıp üstümü giyindim ve Işık ve Yamaç'ı aradım.
Koçovalım ve Elektrik Kaynağı görüntülü aranıyor..
-Pişt, ne yaptınız bakayım? Ben hazırım. Beş dakikaya evden çıkarım.
-Kanka ben de çıkıyorum. Kendi arabamla geleceğim. Beni almana gerek yok. Dedi ve sesini bir anda spiker edasıyla değiştirip elindeki hayali mikrofonu Işık'a uzatır gibi yaptı.
-Evet Işık Hanım sizdeyiz. Orada son durum nedir? Trafik ne alemde, ne zaman gelirsiniz?
Işık da canlı yayına görüntülü bağlanan gazeteci gibi Yamaç'ı kafa sallayarak onaylıyordu. Yamaç sustuktan bir süre sonra daha kafa sallamaya devam etti. Sonunda hayali mikrofonu Yamaç'tan devraldı ve anlatmaya başladı.
-Merhabalar efendim. Öncelikle yayınımıza yeni katılanlar için ben Işık Alaca. Şu an da Etiler'de yaşadığım evin camından göründüğü kadarıyla trafik oranı %55. (Bir yandan penceresinden dışarıyı gösteriyordu.) Güzel gazeteciniz 10 dakikaya hazır olacaktır. Diyerek etrafında döndü. O da üstüne kırmızı oldukça iddialı mini bir elbise giymişti. Sarı uzun saçlarını doğal halinde bırakmış makyajını yapıyordu. Işık tekrar masasına oturunca Yamaç:
-Keşke ben de kız olsaydım. Ben süslü ne giyebilirim ki? Bir gömlek ve pantolon. Bu hiç olmadı ya. Ayrıca siz çok güzel olmuşsunuz, kısmetimi kapatacaksınız ya. Diye söylenerek dudak büzdü ve telefonu suratımıza kapattı. Herhalde evden çıkacaktı şimdi. Onun bu haline gülerek deri ceketimi aldım ve evden çıktım. 5 dakika sonra Işık'ın yanındaydım. Gerçekten çok güzel görünüyordu.
-Ooo kimler gelmiş. Harika görünüyorsun, ben yanında sönük kaldım şuan.
-Abartma kızım be. Ne yaptım sanki? Diyerek ön koltuğa oturdu ve kemerini bağladı. Oturduğu gibi radyoda şu sıralar kafayı taktığı ve son birkaç ayın hit şarkının çalması ironik oldu. Müziği son ses yaparken ikimiz de bağırarak Ece Seçkin'e eşlik etmeye başlamıştık.
''Bundan sonra seyret sen görcen şimdi beni de
Gezcem, tozcam, eğlencem, vurcam dibine dibine
Yatcan, kalkcan, merak etcen, sorcan ''Nereye?''
Gidiyorum cehennemin ta dibine
Gelcen mi? ''
Yamaç'ın seçtiği gece kulübünden içeri girerken saat tam 10.30'du ve içeride öbekleşmiş insanlar vardı. Bazıları dans ediyor, bazıları sessizce içkisini yudumluyor, bazıları da kendi arasında eğleniyordu. Uzun zaman olmuştu gece kulübüne gelmeyeli. Ama bugün çok eğlenecektik orası kesindi.
Kulübe girdiğimiz anda bize kendini farkettirmek için delice tepinen Yamaç'ı görmemiz bir oldu. Onun bu haline gülerek yanına gittik. Kulüp o kadar doluydu ki masa ayırtmadan geldiğimiz için Yamaç'ı ayakta bulduk. Bir masaya yaslanmış, içkisini yudumlarken yanındaki kızlara kur yaparak hafifçe sallanıyordu. Kızları şöyle bir süzünce bir şeye benzemediklerini anladım. Aralarında bana göre en güzel gözükeni Işık ve beni görünce göz devirdi ve arkadaşlarıyla sohbetine devam etti.
-Nerede kaldınız, ağaç oldum burada be! Dedi Yamaç sesini duyurabilmek için resmen böğürerek.
-Ya ancak gelebildik. Işık Hanım'ın süsü püsü bitmiyor ki gördüğün üzere.
Sırıtarak Işık'a bakmaya başladım. Topu ona paslayınca bana göz devirdi ve barmenden içki almak için yanımızdan ayrıldı.
-Bakıyorum da senin de Işık'tan pek bir farkın yok, hatta o daha sade olmuş diyebilirim. Gözlerimi üstünden alamıyorum, ben bile böyleysem etraftaki kurt bakışlıları düşünemiyorum.
Kahkahayla ona karşılık verdim.
-Ya abartma istersen, her zamanki halim. Ama benim de gözümden kaçmadı değil. Şu senin çaprazda kalan grupta esmer olanla kesişiyoruz birkaç dakikadır.
Konuşurken bir yandan da gözlerimle kesiştiğim çocuğu işaret ediyordum. Ona açıkça baktığımı görünce bana göz kırptı. Çocuğa gülümseyip önüme döndüm. Işık da elinde kokteyllerle bize yaklaşıyordu.
-Barmen çocuk ne yılışık çıktı ya! İki saattir iki kokteyl hazırlayamadı. Hayır istediğim şey de belli. Yok adın ne, kaç yaşındasın, okuyor musun? Tonlarca soru. Yanında geçen 10 dakika bir ömür gibi geldi. Bir daha ben gitmem haberiniz olsun. Dedi bağırarak.
Işık'ın bu tepkilerine alışmıştım artık. Biriyle konuşacaksa önce o yanaşacaktı. Karşı taraf konuşmaya çalışınca isterse Johnny Depp olsun hiç oralı olmuyordu.
-Tamam ya boşver sen şimdi onu. Biz eğlenmemize bakalım.
Tam cümlemi bitirdiğim sırada Hande Yener'in Benden Sonra Remix'i çalmaya başladı. Aynı anda üçümüz de elimizde içkilerle sahneye atladık. Rengarenk disko ışıkları, kanımıza karışmaya başlayan alkol, son ses müzik ve etraftaki herkesin çılgınlar gibi dans etmesini özlemiştim. Bardağımda kalan kokteylimi kafama dikip boş bardağımı bir masanın üstüne aceleyle koyup dans etmeye başladım. Yamaç tam önümde, Işık da yanımda dans ediyordu. Zıplayarak şarkıya eşlik etmeye başladığımda kafamı da deli gibi sallıyordum. Bu ortamlarda olmayı gerçekten özlemiştim.
Kaç tane şarkı değişti, kaç içki içtim hiçbirinden haberim yoktu. Dans ederken yorulmuş ve terlemiştim. Saçlarım terden yüzüme yapışmıştı ve çişim gelmişti. Işık ve Yamaç nerelerdeydi görememiştim ama patlamak için çığlıklar atan idrar kesemi de görmezden gelemezdim artık. Aceleyle insanları yarıp tuvalete gitmek için merdivenleri çıkmaya başladım. Sonunda WC yazısını gördüğümde direkt içeri daldım. Siyah mermerle döşenmişti burası. Neyse ki ortalık pis görünmüyordu. Bir kız makyajını tazeliyor, yanındaki arkadaşı da sevgilisinin onu terkettiğini söyleyip ağlıyordu. Makyajını tazeleyen kızın pek umurunda değil gibiydi. Tek derdi elindeki ruju taşırmadan sürmek gibi duruyordu. Tuvaletlerin olduğu tarafa ilerleyince öğürme sesleri duydum, bu zaten bir klasikti. Yine de midem bulanır gibi oldu ama boş tuvalete kendimi atıp işimi hallederken ki rahatlama hissinin önüne geçemedi. Klozete oturunca ne kadar yorulduğumu hissettim. Ayaklarım artık iflas bayrağını çekiyordu. Beni buradan eve kadar götürürler miydi, orası bile meçhuldü. Tam tuvaletten çıkacağım sırada Yamaç aradı.
-'Kızım neredesin sen? Polis ğelmiş, herkesi alıyörlar. Buraya gel çbuk. Yanlış anlaşılma var höralde. Tımam memur amca, gılöyö o. Aradm be-' Yamaç gevşek gevşek konuşurken telefonu başka birinin aldığını duydum.
-Alo, Mavi Hanımla mı görüşüyorum? Şimdi konuşan tok bir erkek sesiydi. Anladığım kadarıyla hiç de amca olmayan bir polis memuruydu.
-Evet benim. Neler oluyor, neden bana ulaşmaya çalışıyorsunuz? Telefonu memurun almasıyla her bir hücrem gerilmişti sanki. Umarım başımıza bir şey gelmeden buradan çıkardık.
-Sizi merkeze kadar ağırlamamız gerekiyor Mavi Hanım ve arkadaşlarınızı da. Derhal arkadaşlarınızın yanına dönün. Yoksa hakkınızda işlem yapmak zorunda kalacağım. Diyerek telefonu suratıma kapattı. Adam gerçekten sert konuşmuştu ve olanlar hakkında hiçbir fikrim yoktu. Hızla tuvaletten çıkıp ellerimi yıkadım. Aynaya baktığımda rezil bir durumdaydım. En azından yüzümü yıkayıp peçeteyle silmek beni kurtarır diye düşünerek soğuk suyu suratıma çarptım. Birkaç kez aynı şeyi yaptıktan sonra peçeteyle akan rimelimi ve taşan rujumu temizleyip aşağıya indim. Müzik sesi yoktu, herkes gergin bir biçimde polisleri izliyordu ve şansıma polisler beni arıyordu. Ayaklarım geri geri gitse de Yamaç'ın yanında etrafa sinirli bakışlar atan polisin yanına gittim.
-Merhaba, ben Mavi Hirasan. Az önce telefonda sizinle konuşmuştuk sanırım. Neden bizi aradığınızı öğrenebilir miyim? Adam bana ters ters baktı ve zorla 'Merkeze gidiyoruz, orada öğrenirsiniz. Şimdi düşün önüme.' Diyerek beni hafifçe öne itti. Sinirle adama döndüm. Kendini bir şey sanan bir tipti belli ki.
-'Pardon ama polis memuru olmanız beni canınızın istediği gibi iteceğiniz anlamına gelmiyor. Ayrıca ne yaptığımızı öğrenebilir miyim, burada eğlenmek dışında?' Gerçekten sinirlenmeye başlamıştım. Önce ters bakışlar, zorla konuşmalar şimdi de itmek falan hiç bana göre değildi.
-Hanımefendi lütfen sizinle merkeze kadar eşlik etmemize izin verin. Daha fazla tatsızlık yaşanmasın.
Adam cidden kıl herifin tekiydi. Işık ve Yamaç'a ne olduğunu sorar bakışlar attığımda ikisi de omuzlarını kaldırıp indirdi. Kimse de bir şey bilmiyordu ki. Umarım kötü bir şey olmamıştır diyerek yürümeye başladım.
-'Bizimle birlikte geleceksiniz. Sanıyorum ki alkollüsünüz. Bu şekilde araç kullanmanıza izin veremem. Bu arabaya geçin lütfen.' Bu sefer haklı sayılabilirdi. Önce Işık ardından Yamaç ve son olarak da ben arabaya binince kapıyı kapattılar ve merkeze doğru yola çıktık.
-Noluyor ya, ben hiçbir şey anlamadım. En son dans ediyorduk şimdi polis arabasındayız. Bilen biri açıklasın ya! Diye bağırdı Işık. Sesinin bu kadar yüksek çıkmasını kendisi de beklemiyormuş gibi irkildi.
-'Affedersiniz alkolden dolayı.' Notunu da düşmeyi unutmadı. Arabayı süren atarlı polis aynadan Işık'a göz devirip önüne döndü.
-Ben en son işemeye gittim. Sonra hop! Koçovalı arıyor. Ne olduğunu bilmiyor, sonra da oradan ökü- öylesine bir polis memuru beni merkeze götüreceğini söylüyor. Burada hiçbir şey anlamayan ve bilmeyen biri varsa o da benim arkadaşlar. O yüzden bana soru sormayın.
-Ökü- öylesine bir polis memurunun bir ismi var arkadaşlar. Adım Gediz. Önce bu konuda anlaşalım. Ayrıca herkesin içinde neler olduğunu sizlere açıklayamazdım. Merkeze gidince komiserim olanı biteni anlatır. Biraz sabredin. Ne meraklı çıktınız be, ananızın karnında dokuz ay nasıl durdunuz anlamadım!
Işık polisin bu tepkisine kikirderken ona ters ters baktım. Ayrıca Gediz'de Işık'a kaçamak bir bakış atıp önüne dönmüştü. Gözümden kaçmadı değil.
-Tamam Gediz Bey sizi anlıyorum ama anlamadığım bir şey var. Dedi Işık polise bakarak. Bir yandan yanındaki Yamaç'ın üstüne binip arkadan başını çıkartmıştı. Polis de Işık'ın bu hareketini bozuntuya vermeden 'Ne var?' manasında başını salladı.
-Sizin bu yakışıklılığınızı napçaz ya? Mavi şunun tipe baksana. Yeme de yanında yat. Dedi bana bakarak. Ani bir hareketle Yamaç ve ben Işık'ı geri çektik. Bu kız iyice kafayı bulmuştu anlaşılan. Yoksa asla böyle konuşmazdı, hele bu kendini beğenmiş memura hiç.
-Kızım ne diyorsun ya bir sussana sen. Adam bizi almış karakola götürüyor, senin derdin adamın tipi. Koyun can derdinde kasap et derdinde ya! Atasözleri ve deyimler sözlüğü 13. Sayfadan alıntı arkadaşlar.
-Hiç sorma Elektrik Kaynağı'm ya. Alkol çarptı seni bak. Sen böyle biri değilsin, kendine gel yavrum. Kendine gel kuzum, çocuğum. Dedi Yamaç, Işık'ı böğrüne sokarken. Gözlerim aynaya takıldığında Gediz'de bir memnun olmuşluk sezdim. İltifat edildi ya hemen götü kalktı andavalın.
-Gediz'ciğim sen Işık'a hiç bakma. O normalde böyle değil. Kafası güzel ya onun ondan böyle. Yoksa sana bakmaz o. Dedim yüzüne pişmiş kelle gibi sırıtarak. Bir morali bozulmadı değil ama kendini hemen toparladı.
-Evet geldik. Bundan sonrasında size Tarık eşlik edecek. Komiserim size bilmeniz gereken her şeyi anlatır. Sakın yalan söylemeye kalkmayın, gözlerinizden anlar. Dedi Gediz. Benim sırıtışım suratımdan silinirken şimdi gülme sırası ondaydı. Arabada o kadar saçmalamıştık ki bir an için iki polisle, polis arabası eşliğinde karakola geldiğimizi bile unutmuştum.
-Yardımların için sağ ol Gediz, görüşmemek dileğiyle. Dedim ve Gediz' e el sallayıp 32 diş sırıtan Işık ve onu durdurmaya çalışan Yamaç'ın ortasına girip karakola ilerlemeye başladım.