Selam!!
Umarım beğenirsiniz, keyifli okumalar!!
*******************************
"Ya ben diyorum size, bilerek kaybettik biz!" şu an kantinde hep birlikte oturmuş dün yaptığımız maçı tartışıyorduk. Hyunjin de dünden beri kabullenmiyordu, bir sürü bahane sunuyordu. En sonunda da bilerek kaybettiklerini söylemişti.
Herkes olayı tartışırken gülmemi durduramıyordum, resmen kızarmıştım. Çünkü Hyunjin'in kaşlarını çatıp ciddiyetle bizi ikna etmeye çalışması, ardından olmayan şeyleri tıpkı yaşanmış gibi göstermesi kesinlikle yenilgiyi kabul etmemesinden dolayıydı.
Gülüşümü bozmadan sağ tarafıma başımı çevirdiğimde, beni gülümseyerek izleyen Minho'yu gördüm. Göz göze geldiğimizde sakince bir nefes aldı ve huzurla gülümseyip konuştu, "Jisung, gülüşün çok güzel."
Dediği şeyle ağzım şokla aralandı ve gözlerimi kırpıştırdım. Hızlanan kalbim yine beni şaşırtmadı ama donakaldığımı hissettim ve o an aklıma ne geldiyse onu söyledim, "Ney babanı götten mi?"
Minho kaşlarını kaldırıp güldüğünde hızlıca gözlerimi yumdum ve toparlamaya çalışmak için ağzımı araladım fakat gördüğüm şeyle kaşlarım çatıldı. Odağım kantine giren bedendeydi tamamen. Yeonjun, ağlamaktan dolayı kızarmış gözleriyle ellerini sıkıyordu. Yanağında duran yaşlar ise henüz yeni ağladığını ele veriyordu. Hızlıca ayağa kalktığımda sandalyeyi fazla sesli itmiş olacağım ki gözler bana çevrilmişti.
Masadakiler bana bakarken Yeonjun hızlı adımlarla kantinden çıkmıştı. "Yeonjun." diye mırıldandığımda Seungmin, Hyunjin ve Changbin'in kaşları anında çatılmıştı. Olduğum yerde hareketlenip sandalyemi masaya çektim ve "Ağlıyordu." diye açıklama yaptım. Seungmin, Hyunjin ve Changbin üçlüsü hızla ayaklanırken adımlarımı kantin çıkışına doğru yönlendirdim.
Üçlü arkamdan gelirken, Yeonjun'un nereye gittiğini kestirmeye çalışıyordum. Hızlıca ilerlediği için sadece kantinden çıktığını görmüştüm. Gerginlikle dudaklarımı dişlediğimde üst kattan hızlıca merdivenleri inen Soobin'i gördüm. Belki görmüştür diye "Soobin!" diye seslendim, bakışları bana döndüğünde nefes nefese kalmış bir şekilde yanıma geldi ve "Jisung." dedi yutkunarak.
Kaşlarımı çatarak ona baktığımda "Yeonjun'u gördün mü?" diye sordum. Anında gözlerini benden kaçırırken hafif bir nefes verip "Hayır." diye mırıldandı zar zor duyabildiğim sesiyle. Seungmin Changbin'in yanından hafifçe Soobin'e doğru yürüdü ve "Eğer yalan söylüyorsan ve Yeonjun senin yüzünden ağlıyorsa çok ciddiyim fena olur." diye söylendi.
Soobin'in kaşları hızlıca çatıldı ve kaçırdığı gözlerini bize döndürdü, şaşkınca "Yeonjun ağlıyor muydu?" diye sordu. Biz başımızı olumlu anlamda salladığımızda yutkundu ve omuzlarını düşürerek başını iki yana salladı. Onun bu anlamsız tavrı kafamı karıştırırken hızlıca arkasını döndü ve adımlarını bahçeye yönlendirdi.
Derin bir nefes alıp ne olduğunu çözmeye çalışacakken aklıma Yeonjun geldi ve dudaklarımı dişleyerek neredeyse koşar adımlarla merdivenleri çıkmaya başladım. Diğerleri de merdivenleri çıkarken Changbin söylendi "Nerde bu çocuk?"
Hyunjin hafifçe güldü ve "Arkadaşlar Yeonjun'u kaybettik arıyoruz arıyoruz bulamıyoruz, nerde bu çocuk? Yorumlarda yazarsanız seviniriz." diye mırıldandı. Çıktığım basamakta durup bakışlarımı ona çevirdiğimde "Ne var ya moraller bozulmasın diye şey yaptım." dedi küçük bir çocuk gibi.
Hafif sırıtıp basamakları çıkmaya devam ettiğimde "Hatırlat sonra güleceğim gerginken gülemiyorum." dedim. Changbin ve Hyunjin gülerken Seungmin ciddiyetle merdivenleri çıkıyordu. Sonunda bizim kata ulaştığımızda nefes nefese kapılı olan tüm kapıları aceleyle açıyorduk. Öğle arası koridor ve sınıflar boş olurdu.
Açtığım kapıyla hafifçe geri çekildiğimde açık camdan gelen rüzgar burdan bile saçlarımı uçuşturmaya yetiyordu. Bakışlarımı sınıf şubesine çevirdiğimde elimde olmadan gülümsedim. 12/A, topun düştüğü ve Minho'yla tanıştığımız sınıftı.
İçerisinin boş olduğunu görünce ofladım ve hızlıca diğer kapılara baktım, açmışlardı ve Yeonjun hiçbirinde yoktu. Elimi saçıma yerleştirip hafifçe karıştırdığımda "Tuvalete bakalım." diye tavsiye verdim. Diğerleri de hızlıca beni onaylarken koşar adımlarla tuvalete girdik. Girdiğimiz gibi kabinleri açarken, boş olduğunu anladığımızda derin bir nefes verdik ve hızlıca çıktık. Aklıma hiçbir yer gelmezken bir umut Yeonjun'a mesaj attım.
yeonjun
jisung:
nerdesin
(Görüldü, 13.22)
jisung:
seni ariyoruz, at gibi kosturup bobreklerimizi kaybettikten sonra seni bulmamizi mi istersin yoksa yerini soyleyip sagligimizi mi dusunursun
yeonjun:
spor salonunun alt katindaki soyunma odasina gelin
(Görüldü, 13.23)
Hızlıca mesajdan çıkıp diğerlerine döndüm ve "Yedek soyunma odasındaymış." diye konuştum hızlıca. Bir yandan da merdivenlere yönelmiştim. Seungmin hızlıca başını olumlu anlamda sallayıp adımlarını hızlandırdı ve üst kata çıkmak için merdivenlere yöneldi.
Spor salonu en üst kattaydı. Yeonjun bir alt katında olduğuna göre bizim bir kat çıkmamız gerekiyordu. Hyunjin ve Changbin de arkamızdan geldiklerinde soluk soluğa kalmıştık. Nefesimi düzene sokarken alnıma düşen terli saçlarımı elimle geriye doğru taradım ve önümüzde duran kapıyı ittirdim. Yanımda duran Seungmin'in arkasında Hyunjin ve Changbin vardı.
İçeri geçtiğimde arkamdan diğerleri de gelirken, gelen burun çekme sesiyle yere çömelmiş ağlayan Yeonjun'u gördüm. Hızlıca yanına gittim ve yere oturduğum gibi kollarımı bedenine sardım. Yeonjun da hızlıca sarılışıma karşılık verirken ağlıyordu. "Ne oldu? Neden ağlıyorsun?" diye sorduğumda bir şey demedi ve gözlerinden akan yaşlar tişörtüme düştü.
Dudaklarımı büzüp sessizce Yeonjun'la sarılmaya devam ederken diğerleri de oturmuşlardı. Seungmin elini kaldırdı ve Yeonjun'un saçlarını okşarken, "Hadi Yeonjun anlat, sonsuza kadar ağlayamazsın. Biz burdayız en azından bize anlat dök içini. Senin için burdayız." dedi sıcacık sesiyle.
Yeonjun burnunu çekip başını geri çekti ve bana sarılmayı bıraktı. Elinin tersiyle yanaklarını silerken dudaklarını yaladı ve "Sanırım her şeyi mahvettim." diye konuştu. Biz ona kaşlarımızı çatıp bakarken o da anlatmaya başladı.
***************************************
Yeonjun:
Cebime attığım çaylarımla birlikte ıslık çalarak merdivenleri çıkıyordum. Öğle arası olduğu için nerdeyse herkes bahçedeydi. Koridorlar genellikle boş olurdu. Ben de kafamı dinlemek için spor salonuna giderdim, tek başıma oturup bir şeyleri gözden geçirmek iyi hissettirirdi. Bazı şeylerin farkına varmıştım.
Ellerimi okul eşofmanımın cebine sokmuş yürürken spor salonuna ulaşmıştım. İçeri girdiğimde gördüğüm bedenle duraksadım. Soobin basketbol topunu sertçe sektirip potaya atıyordu. Yutkunup yanına ilerlediğimde gülümsedim ve arkası dönük olduğu için seslendim "Selam Subin!"
Soobin durup topu elinden bıraktı ve top kendi başına ufak bir şekilde sekti. Koca salonda duyulan tek ses topun zemine çarpma sesiydi. Soobin cevap vermemişti ve hâlâ arkası dönüktü. Bedenini kendime döndürmek amacıyla elimi koluna koyup kendime çevirmek için hamle yaptım fakat beklediğim şey kolunu sertçe çekmesi değildi.
Kaşlarımı çattığımda bana döndü ve beni donuk bakışlarının hedefi yaptı. Alışık olmadığım bir soğuklukla bakıyordu bana, ilk defa bakmıştı böyle. İçimde ismini bilmediğim o his bir şeylerin yolunda olmadığını haykırırken gülümsememi tekrardan takındım ve "Bir şey mi oldu? Neden cevap vermiyorsun?" diye sordum.
Soobin bana baktı ve aklına bir şey gelmiş gibi alayla güldü, ardından hiç beklemediğim bir konuya değindi "En yakın arkadaşından hoşlanacak kadar mı düştün? Ya da ondan hoşlandığın için yakınlaşma yolu olarak bunu mu tercih ettin? Hadi söyle, aramızda kalacak."
Dediği şeyle kaşlarımı çatarken içimin öfkeyle dolduğunu hissettim. Ne saçmalıyordu? Beomgyu'dan bahsettiğini anlamıştım, salak değildim fakat o her zaman anlamayacak kadar salak olmuştu.
Ağzımı araladım ve "Ne saçmalıyorsun?" demekten kendimi alamadım.
Bana baktı ve alayla güldü "Diyorum ki, Beomgyu senin en yakın arkadaşın. Sen de en yakın arkadaşından hoşlanacak kadar acınası durumdasın." diye sürdürdü cümlesini. Diğer taraftan da donuk bakışlarını yolluyordu bana. Alaylı gülüşü ve bakışlarının altında ezildiğimi hissederken hızlıca elini göğsüme yerleştirdi ve hafifçe ittirdi "Sen bir aptalsın Yeonjun, acınası bir aptal."
Hiçbir şey demeden beni itmesine izin verirken alayla güldüm, gerçek aptalın kendisi olduğunu göremeyecek kadar kördü. Yutkundum ve ne diyeceğini beklemeye başladım. "Sen aşkına karşılık alamayacağının farkındasın ve bunun için hâlâ arkadaşsın onunla. Arkadaşlığın bozulmasın diye söylemiyorsun, bu bencillik! Seni arkadaş olarak gören bir insanın masum arkadaşça duygularını kendi çıkarın için kullanman bencillik."
Söyledikleriyle kaşlarım havaya kalkarken gülümsememi bozmadım, bu onu daha da sinirlendirmiş olacak ki "Neden gülüyorsun Yeonjun? Seni dört yıldır en iyi ben tanıyorum. En yakın arkadaşından daha iyi tanıyorum seni, bir sonraki hamleni tahmin edecek kadar iyi tanıyorum. İçini okuyorum, hissettiklerini inkar edemezsin." diye sıraladı laflarını.
Aklıma 'Asla bir sonraki hamleni tahmin etmelerine izin verme.' sözü gelirken gülmemeye çalıştım, şu an yeri değildi.
Neden bu kadar dolduğuna anlam veremedim, şu an gerçekten sinirliydi ve içinde tuttuklarını yüzüme haykırıyordu fakat çok anlamsızdı bu olanlar.
Ağzımı araladım ve sonunda sordum, "Durup dururken nerden çıktı şimdi bu konu?" Sorum karşısında derin bir nefes aldı ve omuzlarını düşürdü "Dün sizi gördüm, ikiniz yalnızdınız." dedi diğer taraftan gözlerini kaçırarak.
Kaşlarımı çattım ve dünü düşündüm. Kai'nin kız kardeşinin doğum günüydü ve ona hediye almak için dışarı çıkmıştık. Üçümüzdük ve Beomgyu ile yalnız olduğumuz tek an Kai'nin tuvalete gittiği zaman olmuştu. İkimiz tek kalmıştık ve Beomgyu annesinden aldığı mesaja sızlanıyordu. Ben de ona gülerek sarılmıştım, onun dışında hiçbir şey olmamıştı. Görse bile neden bu kadar abartıyordu? En yakın arkadaşıma sarılmamdan daha doğal olan bir şey var mıydı?
Soobin'le kavga etmeyi hiç sevmezdim, hatta nefret ederdim. Çünkü dört yıldır kavga ettiğimiz her an biri kırılırdı ve bir hafta kadar süren konuşmama durumu olurdu. Bu yüzden ortamı yumuşatmak adına "Soobin çok gerginsin, papatya çayı ister misin?" diye sordum gülümseyerek.
Karşılığında ise alışık olduğum "Ada çayı za za!" demesini alamadım. Bunun yerine daha farklı bir cevap vermişti bana. "Bir de bu var tabii." dedi alayla gülerek. Diğer taraftan da derin bir nefes vermişti. Ardından tekrar konuşmaya başladı:
"Hatırlıyor musun Yeonjun? Bir gün Beomgyu ve sen konuşuyordunuz, konu neydi bilmiyorum ama Beomgyu sana 'Sen birinden hoşlanacaksan ilk önce çaylarından vazgeç, sevgili olursanız çayları mı daha çok seviyorsun onu mu daha çok seviyorsun diye düşünür kararsız kalır çocuk, valla ayrılık sebebi.' demişti sana. Bence çok haklı, o yüzden aşkın karşılıksızdır. Beomgyu o yüzden hoşlanmıyordur senden."
Yavaş yavaş gözüm dolarken derin bir nefes aldım ve son cümleyi dinleme ihtiyacı duymadan dudaklarımı dişledim. Dıştan her ne kadar umursamaz gibi dursam da kırılgan bir yapıya sahiptim ve değer verdiğim biri tarafından böyle şeyleri duymak canımı acıtıyordu.
Ayrıca evet söylediği şey doğruydu, bir gün Beomgyu'a hoşlandığım kişiyi anlatıyordum. O da bana karşılığında şakasına bunu demişti, zaten sonrasında çaylarımı yüzüne fırlatıp dalga geçmiştim onunla. Fakat Soobin bu konuyu nerden biliyordu? Orda yoktu bile!
Daha fazla konuşmasına izin vermedim ve yutkunarak Soobin'e çevirdim bakışlarımı. Ardından dayanamadım ve dört yıldır içimde tuttuğum şeyleri bu sefer ona karşı anlatmaya başladım "Her zaman Beomgyu'dan hoşlandığımı söyledin, senin yüzünden tüm sınıflar Beomgyu'dan hoşlandığımı düşünüyordu."
Lafımı böldü ve kollarını önünde bağlayıp, "Öyle zaten." dedi daha fazla tahammülü yokmuş gibi. Daha demin takındığı alaylı gülümsemesini bu sefer ben yerleştirdim yüzüme, ardından konuşmaya devam ettim "Fakat Beomgyu buna hiçbir zaman inanmadı."
Gözlerini kırptı ve derin bir nefes vererek "Onun aptallığı. Körse ben ne yapabilirim?" diye sordu donuk bakışları eşliğinde. Dolu gözlerime rağmen gülümsedim ve bu sefer lafımı bölmesine izin vermeden konuştum, "Hayır, o aptal değil. O hiç aptal değil Soobin ama sen bunu anlamayacak kadar aptalsın. O benim en yakın arkadaşım ve beni sandığının aksine o kadar iyi tanıyor ki bu dedikodunun gerçek olmadığını adı kadar iyi bilip bana inandı."
Bana boş bakışlarından atarken bu sefer konudan çok alakasız bir noktaya değindim, "Söylesene Soobin, Taehyun sana Beomgyu'dan hoşlandığını ne zaman söyledi?"
Neden bunu sorduğuma anlam verememiş gibi baktı fakat yine de sorumu es geçmedi ve cevapladı. "Üç ay önce falan, neden soruyorsun?" Cevabının üzerine gülümsedim, "Ama ben bunu dört yıldır biliyorum."
Gözündeki şaşkınlık dalgasını gördüm fakat Soobin şaşırdığını inkar edecek kadar gururlu bir insandı. Her zaman burnunun dikine giderdi, bu yüzden yine bozuntuya vermedi ve dilini dudaklarının üzerinde gezdirerek sordu "Ne alaka?"
Derin bir nefes aldım ve aklım dört yıl öncesine giderken anlatmaya başladım, "Dört yıl önce arka bahçedeki banklarda okul çıkışı yalnız bir şekilde oturuyordu, herkes çıkmıştı fakat benim işim olduğu için çıkmamıştım okuldan. Onu görmüştüm orda, bir şeyi olduğu çok belliydi. Yanına gittim ve ağladığını gördüm."
Soobin duraksadı ve lafımı kesti, "Bana neden bunu anlatıyorsun?" diye sordu anlam veremeyerek. Anlam verememesi haklıydı çünkü neden birden bunu anlattığımı anlamamıştı. Fakat ben dört yıldır içimde bastırdığım bu şeyi anlatmazsam cidden boğulacaktım. Bu yüzden onu hiç takmadan konuşmaya devam ettim.
"Yanına oturup neden ağladığını sordum, bana gülümsedi ve gitmemi söyledi fakat bakışları aksini söylüyordu. İçini dökmeye ihtiyacı varmış gibi bakıyordu yüzüme, ben de onu dinlemeden yanına oturdum ve sadece anlatmasını bekledim. Yaklaşık yarım saat birlikte oturduk onunla, en sonunda gitmemek için kararlı olduğumu görmüş olacak ki bana aynı kişiden hoşlandığımızı söyledi. O an kalbime ağrı girdi ve yutkunamadığımı hissettim. Ben hoşlandığım kişiyi sadece kendime saklamaya çalışırken Taehyun'un en yakın arkadaşından hoşlandığını öğrenmem çok garip gelmişti, senin gibi hissetmiştim."
Soobin tekrar lafımı kesti ve bu sefer kaşlarını çatarak kendinden emin sesiyle konuştu, "Taehyun ve Beomgyu hiçbir zaman en yakın arkadaş olmadı Yeonjun. Taehyun'un en yakın arkadaşı her zaman bendim."
Gülümsememi bozmadım, hâlâ aptaldı. Alayla tek kaşımı kaldırdım ve "Hadi canım şaka yapıyorsun!" diye mırıldandım. Karşılığında bana gözlerini devirdiğinde ise anlatmaya devam ettim.
"O bana bir saat boyunca Beomgyu'a olan aşkını anlattı, yemin ederim onu çok güzel sevmiş. İçinden yaşamış hep, ilk bana anlattığını söyledi. En sonunda ağlamaktan kızarmış gözleriyle banktan kalktı ve omzumu sıkarak "Beomgyu beni sevmiyor zaten, sen ona daha yakınsın. Bu yüzden emin ol aşkının karşılığını alırsın." dedi bana. Ben de ona," derken yine lafım Soobin tarafından bölündü.
"Yeonjun cidden git artık, siktir bunlar benim umrumda değil! Senin Beomgyu'dan hoşlanman umrumda değil! Dört yıl önce bankta konuşulanlar umrumda değil tamam mı? Sadece git, umrumda olan tek şey bu." diye bağırdı. Sesi ise boş spor salonunda yankılanıyordu.
Kalbimin parçalandığını hissederken görüşüm bulanıklaştı ve tuttuğum yaşlarımla olan savaşımı kaybettim. Yaşlar yanaklarımı ıslatırken ona nazaran daha güçsüz bir sesle az önceki cümlemi tamamladım, "Ona Beomgyu'dan değil senden hoşlandığımı söyledim."
Sesimi duyduğu gibi sustuğunda yutkundum ve hızlıca yanaklarımdan süzülen yaşları elimin tersiyle sildim. Karşımda dört yıldır hep uzaktan izleyip korkaklığımdan dolayı yanına yaklaşamadığım çocuk omuzlarını düşürmüş bir şekilde bana bakıyordu. Ben onu bir kutuya koyup kendime saklamak istedikçe hep bana karşı kör olan o çocuğa sonunda bugün açılmıştım.
Daha fazla yüzüne bakmaya cesaret edemedim ve başımı eğip konuşmama son kez devam ettim "Dört yıldır sana aşığım. Çünkü sana karşı hissettiklerim o kadar yoğun duygular ki hoşlanmanın ötesinde olduğunu anlayalı uzun zaman oldu. Fakat sen kendini o kadar inandırmışsın ki, her zaman Beomgyu'dan hoşlandığımı düşündün. Taehyun Beomgyu'a ithafen yazmıştı ya hani "Söylesene, tüm bunlar olmasaydı seni çizer miydim?" diye. İnan bana Soobin, tüm bunlar olmasaydı biz güzel olurduk, çok güzel olurduk hem de."
Yüzüne bakamadığım Soobin'in burun çekme sesini duydum, "Yeonjun." diye mırıldandı acı çeker gibi. Gülümsemeye çalıştım ve "Boş ver Soobin, biz güzel olamadık." dedim. Ardından hiçbir şey demesine izin vermeden arkamı döndüm ve gözyaşlarımı silerek salondan çıktım.
Hızlıca merdivenleri inerken bastırmaya çalıştığım gözyaşlarımı sildim ve kantine ulaştım. Kantin girişinde gördüğüm çöp kovasıyla aklıma az önce Soobin'in söyledikleri geldi. 'Bence çok haklı, o yüzden aşkın karşılıksızdır.' demişti. Gerçekten böyle mi düşünüyordu o da? Beni bu aptal çaylar için mi sevmemişti?
Cebimdeki çayları çıkarttım ve sertçe önümdeki çöp kovasına fırlattım. Hepsi çöpe giderken kendimden emin bir sesle mırıldandım "Artık yoksunuz."
******************************************
Jisung:
Karşımda ağlayarak olayları anlatan Yeonjun'a şaşkınlıkla bakıyordum. Bir taraftan da gözlerimi kırpıştırıyordum. Ne yani, Soobin'den mi hoşlanıyordu bunca senedir?
E yok anasının amı yani.
Üstelik Taehyun da Beomgyu'dan hoşlanıyordu! Aşk-ı Memnu gibi olay amına koyayım!
Ben hafifçe nefes verirken Hyunjin yerde sürünerek Yeonjun'un yanına geldi ve başını alıp göğsüne yasladı, diğer taraftan da "Ben senin çaylarına alıştım, o piç Soobin yüzünden bırakamazsın! Oğlum biz bugünler için varız! Artık sen de bizden olduğuna göre Soobin ve senin için çabalayan bir dörtlü var!" diyordu gaza gelerek.
Gülüp onu onaylayacakken kapıdan gelen "Sekizli." sesiyle hepimizin bakışları kapıya döndü. Minho, Jeongin, Chan ve Felix kapıda durup bize bakarken Yeonjun Hyunjin'in göğsünden hafifçe kalktı ve burnunu çekerek gülümsedi. Konuşan Minho yanımıza ilerlerken "Bakın arkadaşlar, bu oğluşunun babası benim yarim. Güzel kalplim benim ya!" diyordum bir taraftan.
Minho bana gülerken Seungmin dizinin üzerine çöktü ve sıkıca Yeonjun'a sarıldı. Hiçbir şey söylemeyip sadece ona sarılırken dudaklarımı büzdüm ve aniden ben de sarıldım. Yandan gelen Hyunjin ve Changbin de sarılırken diğerleri de sarılışımıza katıldı ve hep beraber gülerek sarıldık. Arkamda hissettiğim bedenle gözlerimi büyüttüm ve "Kim bana dayıyor lan?" diye bağırdım aniden.
Kolunu belime dolamış Minho kaşlarını çatarak geri çekildi ve "Kim dayadı lan!" diyerek elini savurdu. Bunun üzerine Jeongin gözlerini devirdi ve "K9 köpeği gibi, konu Jisung olunca anında koku alıyor!" diye söylendi.
Hepimiz gülerek geri çekildiğimizde Jeongin ışıldayan gözlerle Hyunjin'e bakıyordu. Hyunjin ise güldü ve iki elini Jeongin'in yüzüne koyarak mıncırmaya başladı.
Jeongin'in yanakları Hyunjin'in ellerinden dolayı içe doğru göçerken dudakları öne doğru büzüşmüştü, tıpkı bir ördek gibi görünürken Hyunjin aniden kısa bir çığlık attı ve "Lan ördeğe benziyor çok tatlı!" diyerek sevmeye devam etti.
Chan güldü ve "Evet Jeongin en tatlı sensin." dedi. Hemen ardından Minho gülümsedi ve "Evet Jeongin sakin ol en çok sen mıncırılıyorsun." diye devam ettirdi. Son olarak Felix gülümsedi, "Evet Jeongin en çok sen ördeğe benziyorsun." dedi sonlandırarak.
Yeonjun bize gülerek bakarken gözlerinin içi parlıyordu. Ona gülümseyip kolumu omzuna attığımda bana döndü ve gülümseyerek başını omzuma yasladı. Hyunjin Jeongin'i çalan zilden dolayı mıncırmayı bıraktığında hepimiz ayağa kalktık.
Yeonjun başını omzumdan kaldırıp derin bir nefes aldı ve sessizce yürümeye başladı. Hyunjin ve Changbin onun yanına gidip şebeklikler yaparken gözüm önümde yürüyen Minho'ya takıldı. Güldüm ve hızlıca koşarak sırtına atladım. Yüzünü göremiyordum fakat gülme sesi kulaklarıma ulaştığında bacaklarımdan tutup sırtına daha iyi yerleşmemi sağladı ve o şekilde yürümeye başladı.
Ayaklarımı sallarken Minho gülüyordu ve bana bakıp geri önüne döndü. Başımı başının hemen üzerine yerleştirip kollarımı da göğsüne doğru sarıp sarılırken merdivenleri iniyorduk. Minho sesini çıkartmadan beni taşıyordu.
Sınıfın önüne geldiğimizde Minho'nun sırtından indim ve "Güzel yolculuktu babası, teşekkürler!" dedim sırıtarak. Minho gözleri ışıldayarak bana baktı ve gülümseyip "Her zaman!" dedi sevecen bir sesle.
Ona gülümsedim ve el sallayarak sınıfıma girdim, o da bana el salladı ve gülümseyerek sınıfa girmemi bekledi, ardından kapının önünden kayboldu ve kendi sınıfına doğru adımladı.
Derin bir nefes verirken sırama yerleştim ve hafifçe ıslık çaldım. Benden önce sınıfa gelen Seungmin, hemen önünde oturan ve ucunu çalan Kai'nin ensesine vurarak "Bu kaçıncı lan?" diye sordu. Kai ona sırıtırken "Helal et!" dedi. Bu sefer olaya dahil oldum ve "Bazı haklar 'Helal' edilmez." dedim akıma gönderme yaparak.
Diğerleri gülerken bakışlarım Yeonjun'a kaydı. Elindeki kalemiyle önünde duran defterini karalıyordu ve çok dalgın duruyordu. Hemen iki sıra arkasında oturan Soobin ise Yeonjun'u izliyordu.
Bakışlarımı Seungmin'e çevirdim ve elimi sallayarak dikkatini çektim. Bana 'Ne var?' anlamında başını iki yana sallarken gözlerimle Yeonjun'u işaret ettim. Bakışları gösterdiğim kişiye kayarken ne demek istediğimi anlamış gibi başını olumlu anlamda salladı ve önüne döndü. Ardından başını geriye doğru yatırdı ve "Off çok gerginim!" diye bağırdı.
Sınıfta sessizlik olurken herkesin bakışları Yeonjun'a döndü. Hevesle Yeonjun'a bakarken ağzının aralandığını gördüm. Herkes o cümleyi söylemesini beklerken Yeonjun aklına bir şey gelmiş gibi ağzını kapattı ve önündeki defteri karalamaya geri döndü.
Herkes Yeonjun'un söylemediği cümlenin şaşkınlığını yaşarken Seungmin, Changbin ve Hyunjin'e baktım sırasıyla. Onlar da yutkunup geriye yaslanmışlardı.
Sanırım Yeonjun gerçekten çaylarından vazgeçmişti.
********************************************
selamm!!
dort bolum sorusu, favoriniz kim?
yapacagim max kaos budur
ah be yeonjun'um
bugun eglence yok usta, bugun huzun var..
bu bolum genel olarak ask-i txt bolumuydu, kimin kimden hoslandigini anlayin diye yazdim ama olan yeonjun'uma oldu..
arkadaslar caylar gitti..
neyse sizi cok cok cook seviyorum, gorusuruz!!