lan top gitti / minsung

By hyunieus

1.1M 109K 629K

hiç kimseyi basketbol topuyla oynatmayan Lee Minho, bir ilk yapıp tanımadığı Han Jisung'un oynamasına izin ve... More

1- lan top gitti
2- oyle iste hocam
3- cok kritik
4- bir bakisa tavlandik
5- papatya cayi
6- hocam bacagim geliyor mu
7-ne gezisi kardesim
8- changbin rahat dur
9- seni tanimam, bilmem lazimdi
10- hocam nereye gidiyoruz lan
11- instagram
12- ikinci otobus cok korkunc
13- abi kilise yilanli mi
14- insulin gel oglum
15- onun yarisi yerin altinda
16- sicak hava balonu
17- papatya cayli grup fotosu
18- instagram 2
19- aldim burnunu
20- oglusunun babasi
22- artik cay yok
23- kabullenis
24- plan
25- instagram 3
26- yeniden
27- suphelerine deger
28- seni seviyorum
29- kucuk prens
30- oha hyunjin
31- affet
32- yeonjun kos yeonjun
33- karne
34- is us kissing in the moonlight
35- instagram 4
36- bu hikayeye bir son lazimdi -final-
37- mezuniyet -ozel bolum-

21- kapisma

29.8K 2.7K 24.9K
By hyunieus

Selam!!

Umarım beğenirsiniz, keyifli okumalar!!

****************************

"Seungmin? Hadi bak burdaki herkesten beklerdim ama senden beklemezdim be oğlum!" diye şokla mırıldanan müdüre yandan bir bakış attım.

Hay amına koyayım yine buraya düşmüştük!

Seungmin tam ağzını açıp bir şey diyecekken aniden lafa girdim. "Hocam! O gün sizi bırakan kızdı değil mi?"

Herkesin bakışları bana döndüğünde müdür bayık bir şekilde bana baktı ve homurdandı. "O bir kere olur Jisung."

Tüh be, yememişti bu sefer.

Dudaklarımı dişlerken aklıma gelen şeyle sırıttım, "Minik kelebek, barıştınız mı bari?"

Müdürün bakışları yumuşadığında gülümsedi ve iç çekerek başını salladı mutlulukla. Ardından anlatmaya başladı.

"Jisung ya bir görsen çok tatlı! Sinemaya götürdüm tekrardan, arka koltuk tabii!" lafının üzerine tek gözümü kırptığımda utangaç bir şekilde gülümsedi ve "Ya bakma şöyle! Yine yapıyorsun!" diye mırıldandı.

Gülmemeye çalışarak diğerlerinin şokla bize bakmasını görmezden gelerek yanımdaki Hyunjin'in sırtına uyarı amaçlı vuruyordum. Başını bana çevirdiğinde ise elimle "Git." işareti yaptığımı gördü.

Kaşlarını kaldırıp dudaklarını birbirine bastırdığında yanındakileri dürttü ve yavaş adımlarla geri geri gittiler.

Müdür odağını benden ayırmazken ilgileniyormuş gibi yaptım. "Ee hocam, sonra ne oldu peki?"

Müdür ilgiyle yerinde doğruldu ve gülerek anlattı "Ya şimdi aslında biz ayrıldığımızda ben onu bir adamla görmüştüm ama kuzeniymiş öyle dedi minik kelebeğim! Hallettik tabii o konuları da en son konuştuk barıştık!"

Hafifçe gelen kapı kapanma sesiyle başımı olumlu anlamda salladım. 'Kuzen.' yalanını duyduğumda ise dudaklarımı birbirine bastırdım ve "Hocam valla bir siz akıllanmazsınız bir de ben!" demeden duramadım.

Müdür bana takılmadan mutlu bir şekilde sandalyesini döndürmeye başladığında gülmemek için dudaklarımı ısırdım ve çoktan çıkmış olan arkadaşlarımı hâlâ fark etmemesinin şaşkınlığıyla konuştum "Hocam, çıkabilir miyim?"

Müdür dönmeye devam ederken kısa bir iç çekti ve "Çık Jisung, çık." dedi sevecen bir sesle. Anlaşılan aklı hâlâ 'Minik Kelebek'teydi.

Gülmemeye çalışarak başımı olumlu anlamda salladım ve arkamı dönüp direkt odadan çıktım. Odadan çıktığım gibi bıraktığım kahkahayı duyan arkadaşlarımın gözü bana çevrildi.

Duvara yaslı bir şekilde beni bekleyen dört kişinin yanına gülerek gittiğimde, Changbin bile gülüyordu. Kolumu Changbin'in omzuna attım ve konuştum "Seungmin ne çaktın be kardeşim!"

Seungmin elini göğsüne yerleştirip "Övgüye gerek yok." dediği zaman diğerleri de güldü ve biraz da olsa az önceki olay unutuldu.

Yeonjun cebinden paket çay çıkartıp Seungmin'in önüne serdiğinde konuştu, "Arkadaşlar sırtımıza alalım çocuğu. Baksanıza yürüyemiyor bu taşşaklarla!"

Hyunjin gülüp alkışladıktan sonra kolunu Yeonjun'un omzuna attı ve bir şeyler anlatmaya başladı.

Onlara takılmadan önüme dönecekken koridorda gördüğüm kişiyle adımlarım yavaşladı ve yüzümü bir gülümseme kapladı. Kolunun altına sıkıştırdığı topuyla birlikte yürürken ona doğru yürümeye başladım.

Beni fark ettiğinde gülümsedi ve o da bana doğru ilerlemeye başladı. Yanına tam olarak ulaştığımda ise "Oğluşunun babası!" diye bağırdım.

Çoğu göz bize döndüğünde Minho güldü ve mırıldandı "Git başımdan git başımdan."

Ona güldüğümde konuşmaya başladım, "Bugün siz de müsaitseniz sizinkileri de alıp şu okulun aşağısındaki sahaya gelsenize, kapışalım bakalım. Oğluşunu getirmeyi unutma!"

Minho'nun kaşları havaya kalktığında kıkırdadı ve başını olumlu anlamda salladı, ardından aklına bir şey gelmiş gibi duraksadı ve gerginlikle dudağını dişleyerek konuştu "Felix'i çağıracak mıyım?"

Az önceki olaydan dolayı bir şey diyemezdim. Bakışlarım diğerlerine döndüğünde uzaktan bizi izlediklerini gördüm. Yeonjun ve Hyunjin kol kola girerek her şeyden habersiz kalp yapıyorlardı.

Onlara gözlerimi devirdim ve Minho'ya döndüm "Changbin ve Seungmin'e sorarım sonra yazarım ben sana olur mu?" diye sordum en mantıklı bunu bularak.

Minho başını olumlu anlamda salladığında gülümsedim ve basketbol topundan sarkan kağıda vurdum. Bu hareketime karşılık kıkırdadığında ise "Görüşürüz babası!" diyerek el salladım.

O da "Görüşürüz!" diyerek karşılık verdiğinde arkamı döndüm ve koşar adımlarla bizimkilerin yanına ilerledim.

Seungmin "Ne konuştunuz?" diye sorduğunda tam ağzımı aralamıştım ki yandan gelen sesle Hyunjin ve Yeonjun ikilisine döndüm.

Hyunjin, Yeonjun'u belinden tutarak aşağı doğru eğmişti. Yani dans pozisyonu almışlardı. Yeonjun'un saçları geriye doğru düşerken, Hyunjin Yeonjun'dan almış olduğu çayları tepeden serpiyordu. Yeonjun ise "Minsung, only youu!" diye şarkı söylemeye başlamıştı.

Onlara gözlerimi devirdim ve Yeonjun'un bacağına hafifçe vurarak dengesini kaybedip düşmesini sağladım. Bunun karşılığını ise Hyunjin'in koridoru inletecek şekilde "Oha Jisung, düşmana yapılmaz!" demesiyle almıştım.

Onlara gülüp çok fazla takılmadan tekrardan Seungmin'e döndüm ve anlatmaya başladım. "Ya ben Minho'larla basketbol maçı yapmak istiyordum. Okul çıkışında siz de geliyorsunuz, maç yapıyoruz."

Seungmin, Changbin ve Hyunjin üçlüsü onaylar mırıltılar çıkartırken, yerden kalkmış olan Yeonjun susup koridoru incelemeye başlamıştı.

Göz ucuyla ona baktığımda, oluşan sessizlikten dolayı diğerleri de Yeonjun'a bakmıştı. Gülerek Yeonjun'un yanına ilerledim ve elimi beline sarıp "Sen de geliyorsun papatya." dedim neşeli sesimle.

Yeonjun gülüp kolunu omzuma attı ve "Üzgünüm son çük çizici Jisung ama bugün Beomgyu ve Kai ile birlikte olmam lazım. Belki daha sonra hep beraber bir şeyler yaparız." dedi.

Dudaklarımı birbirine bastırıp başımı olumlu anlamda salladığım zaman hep birlikte sınıfa doğru yürümeye başladık.

Aklıma gelen şeyle dudağımı dişledim ve yanımda yürüyen ikiliye dönüp "Felix gelsin mi?" diye sordum.

Seungmin'in bakışları anında bana döndü ve tam itiraz etmek için ağzını açtığında Changbin onu engelleyip konuştu. "Gelsin, sonuçta artık Felix diye biri yok benim için. Bugün tam olarak anladım. Tıpkı diğerleri neyse o da o benim için. Onu görmezden geleceğim."

Changbin'in kararlılıkla söylediği cümlelere karşılık dudaklarım benden habersiz iki yana kıvrıldı. Yeonjun ve Hyunjin tebessüm ederken Seungmin ise sesini çıkarmadan başını olumlu anlamda salladı.

Çalan zille birlikte kendimize gelirken sınıfa girdik ve çıkan kargaşaya baktık, her zaman böyleydi.

Yeonjun "Hey!" diye bağırdığında herkesin ilgi odağı oldu ve sınıf anında sessizliğe büründü.

Dikkatleri çeken Yeonjun sırıttı ve cebinden paket papatya çayı çıkartıp havaya kaldırdı, "Çok gerginsiniz arkadaşlar, papatya çayı ister misiniz?" diye sordu eş zamanlı olarak.

Sessizlikten yararlanan Soobin ise cebinden bir paket ada çayı çıkarttı ve "Ya da ada çayı alabilirsiniz." diye bağırdı sırıtarak.

Hepimiz ikiliyi izlerken Yeonjun kaşlarını çattı ve elindeki paketi Soobin'e fırlatıp gerginlikle "Bir de bana mı özendin orospu çocuğu!" diye bağırdı.

Soobin buna karşılık gülerken Hyunjin iki elini dudağının kenarına koydu ve yüksek sesle bağırdı "Yeonjun oha inanamıyorum! Düşmana söylenmez!"

Yeonjun tam ağzını aralamış bir şey söyleyecekken açılan kapıyla birlikte direkt yerlerimize geçtik, hoca gelmişti.

Dersi dinlemeyi hiç istemiyordum ve sanki biri sesimi duymuştu! Mutlulukla telefonuma gelen bildirime baktığımda gezi grubuna gelen mesaja tıkladım.

gezi grubu
(hoca var kufur edeni sikerim)

mudur:
lan bakin bi acil

hyun:
noldu hocam

soobin:
bir sey mi oldu hocam?

mudur:
hayir sizi denedim elinizde telefon var mi diye, yakalandiniz!!
cabuk birakin telefonlari

cuce:
neden

beomgyu:
kaplumbaga deden

sak soo:
cocuklar burasi sizin ozel grubunuz degil lutfen boyle mesajlar atmayin

soobin:
neden

yeonjun:
kaplumbaga deden

sak soo:
beomgyu ve yeonjun, biraz daha bu sekilde devam ederseniz velilerinizle gorusmek zorunda kalacagim

oglusunun babasi:
neden

jisung:
kaplumbaga deden

yeri:
arkadaslar soo hoca hakli, lutfen saygisizlik yapmayin

taehyun:
neden?

mudur:
kaplumbaga deden

sak soo:
hocam.. siz de mi?

mudur:
evet neden?

seung:
kaplumbaga deden

sak soo:
YETER AMA CIDDEN

jisung:
neden?

sak soo:
kaplumbaga deden

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım ve sohbetten çıktım, Soo hocayı sinir etmeyi çok seviyorduk.

Bu sefer sınıf grubuna gelen bildirimle gülümsedim, anlaşılan ders eğlenceli geçecekti.

okulun en iyi sinifinin grubu

yeonjun:
arkadaslar neden???

yeji:
kaplumbaga deden

cuce:
PAHNXKCOQOXOFOWK COK EGLENCELI AQQ

yuna:
ARKADASLAR DURUN BI COK ONEMLI
(Görüldü, 25 kişi tarafından.)

yuna:
onemli dedim niye goruldu attiniz?

yeonjun:
yuna salak misin dur dedin durduk amk

hyun:
yeonjun kanka dusmana soylenmeZZ

yuna:
of tamam susun ciddi bir konu var
simdi ben birinden hoslaniyorum (xx)
ve biz baya ilerlettik konusmayi
ben surekli arkadaslariyla tanismak istiyordum o da bana surekli alttan alttan ima yapiyordu iste once sen tanistir falan gibisinden

kai:
eee

yuna:
iste burda devreye siz girdiniz

cuce:
yine her masadayiz

yuna:
kiza dedim ki (taehyun ozur kankam valla)
benim taehyun adinda bir arkadasim var onun da hic arkadasi yok benimle birlikte o da mi tanissa arkadaslarinla istiyor baya (neden boyle yaptim cunku acitasyondan dolayi seninle tanistirma bahanesiyle beni de tanistiracak)

hyun:
taehyun: benim hic arkadasim yok beni yuna'nin hoslandigi kizin arkadaslariyla tanistirin

beomgyu:
amk bana sorsaydin keske boyle boyle taehyun tanisacak diye bir izin verirdim?

soobin:
sana ne oluyor amk ben varken, ayrica bana sorsaydin keske yuna (hani taehyunun besto frieondosu benim fln)

yeonjun:
arkadaslar bolmeyeyim bolmeyeyim diyorum da yuna'nin hoslandigi kizin arkadaslarina sordunuz mu amk tanismak istiyorlar mi?

taehyun:
AMINIZA KOYUCAM EN SONUNDA ASIL BANA SORDUNUZ MU

kai:
kaderin bu be knkm

yuna:
ya taehyun arkadas ortaminda cogu xy zaten sorun olmaz

taehyun:
he tamam o zaman

cuce:
sen herkesi tek tek elden gecirmeden rahatlayamayacaksin anlasilan

taehyun:
bir kere xy deneyince birakamiyorsun be usta

yuna:
ya bi durun
taehyun cidden bu kizdan cok hoslaniyorum yalvaririm yardim et bana ya

taehyun:
bilemedim ki simdi

cuce:
Resûlullah(s.a.v.) şöyle buyurdu: "Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et."

jisung:
yunayi ilk defa boyle gordum bence yardim et knkm

yuna:
ya evet evet
hem ben o olmazsa cok mutsuz olurum..

cuce:
Hud Suresi, 106. ayet: Mutsuz olanlar ateştedirler, onlar için orada (kahırla ve acıyla) nefes alıp vermeler vardır.

hyun:
bu yuzden mutsuz olma yuna..

kai:
yuna iyi de arkadaslariyla tanismadiginda kizi kaybetmis olmuyorsun aq

beomgyu:
cok sukur soyledi biri sunu, cok haklisin

taehyun:
yani ufak bi ucrete olur zenginsin sonucta

yuna:
BIR TANESIN BIR TANE

yeji:
he yani fakir olsa ayrimcilik yapip yardim etmeyecektin oyle mi??
cok ayip siddetle kinadim seni su an taehyun.

cuce:
"Ey iman edenler! Sizin, ebeveyninizin veya yakın akrabalarınızın aleyhine dahi olsa Allah için adaleti ayakta tutan (adil) şahitler olun. (Şahitlik yaptığınız) zengin ya da fakir olursa (zenginlik ve fakirliğe göre değerlendirmeyin) Allah, o ikisine daha yakındır. Hevaya tabi olup adaletsizlik yapmayın. Şayet lafı ağzınızda geveler ya da (adaletten) yüz çevirirseniz şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. "

seung:
changbin iyi misin kendine gel fetva veriyorsun burda

cuce:
tmmm

hyun:
SMA BU SWFER KOYDUM SMINIZA
BUZ YONE YSKALANDIK AMJ

**********************************

tek hucreli amipler

jeongin:
acil durum.
acil durum.
acil durum.

felix:
noldu?

jeongin:
sen konusma rezil hyung.
acil durum.
acil durum.
acil durum.

chan:
noldu

jeongin:
OFF HYUNG SIMDI CHRIS GECIRMEME RAMAK KALDI
HYUNJIN CEVRIMICI KIMINLE KONUSUYOE BU COCUK

chan:
jeongin beni korkutuyorsun
cidden hyunjinin son gorulmesine mi bakip duruyorsun?

jeongin:
ya hyung sacmalama

chan:
rahatladim tmm

jeongin:
tabii ki bakiyorum

minho:
oha acaba hyunjin kimlerle mesajlasiyorrr

jeongin:
NW DEMWK KIMLETLE
HTUBG NE DEMWL OLUTOR BY??

chan:
saka yapti saka
hyunjin en cok sana yazacak tamam mi

jeongin:
DOGRY MY MINHO HYUNF

minho:
evet
hem dun jisung'u duymadin mi sana yazarmis iste

jeongin:
YAA EVEETTT
bence o da beni seviyo

felix:
aynen :D

jeongin:
uff bu burda mi hâlâ ya

felix:
hayirdir onuncu sinif begenemedin mi

jeongin:
begenemedim behlul

chan:
tabii siz anneleri tarafindan size emanet edilen cocuklari her bakimdan yetersiz gordugunuz bir kadinin annelik etmesine siddetle karsisiniz ama

minho:
bu niye ezberimde
ve en onemlisi
BU NIYE SENIN EZBERINDE

chan:
ya daa daha da onemlisii
neden cuklu topuna bakip gulumsuyorsun amk

jeongin:
oha hyung simdi de topa mi sardin

minho :
oha top dediniz de aklima geldi (bu konuyu bi ara konusuruz)
jisung geldi yanima cikista seninkileri al da asagidaki sahaya gidelim oynariz dedi

felix:
ne oynariz

jeongin:
biz genellikle oryantal tercih ediyoruz ama kisiye gore degisir tabii tamamen tercih meselesi

chan:
olur minho gideriz
siz once bi sinifi temizleyin de

minho:
dogru aq

jeongin:
ne bitmez bir temizlikmis kardesim
bi su tutun gecin iste

chan:
olsun deme oyle minho halinden mutlu :)))))

minho:
sana ne kardesim inek sagsana sen

felix:
durun konu dagildi
saat kacta gideriz?

minho:
sen bi dur bakalim kucuk azman
senin gelip gelmeyecegin tam belli degil

felix:
hayirdir sebep?

chan:
seungmin'in dinlene dinlene dovmesini istemiyorsan gel tabii amk

felix:
neyse

jeongin:
pasam bugun ne yemis bakaliimm:)))

felix:
?

jeongin:
dayak:)))

minho:
hem de pasalar gibi

jeongin:
ne! pasa mi dedin? bugun pasa doner mi yicez?

chan:
dayanamam, dayanamam hocam!

jeongin:
her hyunjini gordugumde benim cv:

chan:
tamam jeongin en cok sen hyunjini goruyorsun tamam

minho:
tamam jeongin hyunjin bi mutant oldugu icin onu gormek normalde imkansizdir ama sen goruyorsun tamam

felix:
evet jeongin en cok senin cv tamam

*****************************

"Bak sabit dur tamam mı?"

Yaklaşık beş yüzüncü kez tekrar ettiğim şeye karşılık Minho başını hızlıca olumlu anlamda salladı ve "Hadi Jisung!" diyerek yerinde zıpladı.

"Tamam." diye mırıldandıktan sonra elimdeki süpürgenin sapından tuttum ve havaya kaldırdım.

Şu an internette gördüğüm karate hareketini Minho'yla deneyecektim. Temizlik çoktan bitmişti ve benim yoğun ısrarımdan dolayı bunu yapacaktık.

Derin bir nefes alıp süpürgeyi birkaç defa sanki ustaymışım gibi çevirdim ve süpürgenin uzun sapından iki elimle tutarak Minho'ya doğru ittirdim. Bir yandan da "Bak bak, hoppa!" diyordum. Çünkü karate sesini pek çıkartamıyordum.

Fakat keşke yapmasaydım.

Çünkü Minho'nun aniden acıyla inlemesiyle süpürgeyi elimden düşürdüm ve dizleri üzerine düşen Minho'yla kısa bir çığlık attım.

Elim ağzımın üzerine kapanırken "Lan özür dilerim!" diyordum bir taraftan da. Elimi ağzımın üzerinden çektim ve hızlıca Minho'nun yanında gittim.

Sanırım süpürgeyle çok yanlış bir noktaya vurmuştum, çünkü şu an iki elini alt bölgesine yerleştirmiş bir şekilde acıyla yüzünü buruşturuyordu.

Sıkıntıyla dudaklarımı dişleyip ne yaptığımı bilmeden elimi havada iki yana doğru salladım ve o an aklıma gelen ilk soruyu sordum "Acıyor mu?"

Minho yüzünü buruşturmayı kesmezken bana baktı ve gülümsemeye çalıştı, ardından konuştu "Yok Jisung acımıyor, ben ilgi manyağı bir orospu çocuğu olduğum için kıvranıyorum. Yoksa süpürgenin çüküme vurmasıyla bir ilgisi yok!"

Başımı olumlu anlamda salladım ve Minho'nun sırtını pat patladım, ardından teselli edercesine konuştum, "Olsun be Minho, en azından oğluşunun sağlam!"

Bana şaşkınlıkla baktığında hâlâ acısı geçmemiş olacak ki sızlanıyordu, "Kusura bakma Jisung ama bana lazım olanın onun çükü olduğunu zannetmiyorum!"

Dilimi ağzımın içinde gezdirdikten sonra dikkatinin biraz da olsa dağılıp acısını unutması için konuşmaya başladım, "Ama bak her şeyde bir hayır vardır Minho!"

Minho'nun bakışları bana çevrildiğinde "Tehdit edilirsen eğer istenilen şeyi yapsan bile bir işe yaramıyormuş bunu öğrendik. Bak, çükün yamuldu en sonunda." diye devam ettim gülmemeye çalışarak.

Minho bana "Ciddi misin?" bakışlarından atarken ayağa kalktım ve "Hadi çıkalım artık." dedim süpürgeyi yerden kaldırırken.

Ön sıraya bıraktığım çantamı alıp omzuma takarken, diğerlerinin bizi beklediğini biliyordum. Hepsi okuldan beraber çıkmışlardı.

Hatta onlar çıkmadan önce tuvalete gittiğimde Minho'ların konuşmasına şahit olmuştum. Jeongin'in ne dediğini duyamadığım cümleden sonra Chan "Evet Jeongin en çok seninle yürüyecek dur artık." demişti.

Minho da yavaş bir şekilde yerden kalktığında çantasını omzuna aldı ve ağır ağır yürümeye başladı. Ben ona gülmemeye çalışırken çalan melodiyle cebimden telefonumu çıkarttım ve aramaya baktım. Hyunjin arıyordu.

Bir yandan merdivenleri inerken diğer yandan aramayı cevapladım. "Efendim Hyunjin?"

"Jisung ne zaman geleceksiniz bir buçuk saattir sizi bekliyoruz!" diye homurdandı Hyunjin. Tam ona cevap verecekken Jeongin'in sesi geldi "Evet Hyunjin hyung çok haklı!" Ona da cevap verecekken bu sefer Hyunjin'in sesi duyuldu "Ya var ya Jeongin sen beni anlıyorsun valla süpersin sen ya."

Kaşlarımı çatıp ağzımı araladığımda bu sefer Jeongin'den gelen sesle susmak zorunda kaldım. "Olur mu sen süpersin hyung!" demişti titreyen sesiyle.

Arkadan gelen Chan'ın sesiyle kıkırdadım, Jeongin'in titreyen sesini taklit ediyordu "B-bırak k-kolumu, c-canım a-acıyor."

Hafif bir sessizlik olduğunda kaşlarımı çattım ve tam bir şey söyleyecekken yüzüme kapanan aramayla indiğim basamakta duraksadım. Derin bir nefes verip telefonu tekrardan cebime koyarken Minho bu sefer daha rahat yürüyordu ve "Ne oldu?" diye sordu.

Sonunda lobiye ulaştığımızda kapıya doğru ilerlerken cevap verdim, "Gelmemizi söylediler."

Minho başını sallayıp yanıma ulaştığında sonunda okuldan çıkmıştık, saha hemen ilerde olduğu için hızlanmamıza gerek yoktu.

Bakışlarımı yanımda yürüyen Minho'ya çevirdim ve konuştum, "Sen şimdi oynayabilecek misin bakalım?"

Bana yandan bir bakış attı ve gözlerini devirdi, ona gülerken cebimden telefonumu çıkarttım ve en üstteki sohbete tıkladım.

Yeonjun çıkışta Beomgyu ve Kai'yle birlikte alışveriş merkezine gitmişti. Kai'nin kız kardeşinin doğum günü için bir şeyler bakacaklardı.

Yani bir buçuk saat falan oluyordu ve ben Yeonjun'a mesaj atmıştım, hâlâ bakmamıştı.

Muhtemelen dolaşıyorlardı.

Sıkıntıyla nefes verdiğimde Minho'nun çantası fazla bol duruyor olacak ki omzundan kayıp yere düşmüştü. Çıkan sesle birlikte eğilip çantasını alacakken aklıma gelen akımla güldüm ve Minho'ya döndüm "Pardon çantanızı düşürdünüz!"

Minho kaşlarını çatıp bana bakarken, neden 'Siz'li konuştuğumu anlayamamış gibiydi. Anlaması için ona bakarken sonunda anlamış olacak ki kıkırdadı.

Elini okul eşofmanına götürdü ve "Altım zara." dedikten sonra tişörtüne getirdi, "Üstüm zara!" tişörtünün üstüne giydiği fakat bağlamadığı için açık duran beyaz gömleğini gülerek çekiştirdi, "Gömleğim zara."

Ben ona gülerken henüz bitirmemiş olacak ki telefonunu kaldırıp "Telefonum zara!" diye devam etti. Ardından telefonunu açıp duvar kağıdı yaptığı topunu gösterip "Oğluşum zara." dedi ve bitirdi. Gülerek çantasını yerden aldım ve omzuma taktım. O da gülerken az kalmış olan yola devam ettik.

Derin bir nefes alıp yerdeki taşı tekmeledim ve yürüdüğümüz yolda gördüğümüz sahayla durduk. Sahanın içindeki kişilere baktığımda Seungmin'in Felix'e bakıp sırıtarak elini havaya kaldırdığını gördüm, Felix'te bunu görünce yavaşça Chan'ın arkasına saklanmıştı.

Güldüğümde dikkat çekmiş olacağım ki herkesin bakışı bize dönmüştü, tabii o sırada Minho koşarak oğluşuna sarılmıştı. Ona kıkırdayıp "Babasıı!" dediğimde Minho beni takmadı ve topu yere bıraktı, ardından "Hadi takımları hemen yapalım." dedi.

Felix ona dönüp gözlerini devirdi ve "Acelen ne?" diye sordu dalgınca. Jeongin ise ona karşılık "Senin turşunu kurmanı mı bekleyeceğiz amına koyayım?" dedi.

Seungmin gülerek Jeongin'in saçlarını karıştırdığında Hyunjin de güldü ve kolunu Jeongin'in omzuna attı.

( anlik jeongin:

evet devam edebiliriz)

Minho Felix'e gözlerini devirdikten sonra beni işaret etti ve "Jisung, ben, Seungmin ve Changbin aynı takımdayız. Hyunjin, Chan, Jeongin ve Felix aynı takımda." diye açıklama yaptı.

Jeongin Hyunjin'in ismini duyduğu gibi başını olumlu anlamda salladı, Chan kaşlarını çatıp itiraz etmek için ağzını araladığında ise Jeongin ensesine vurdu ve "Hyung duydun mu?" dedi çığlık atarcasına. Chan bunun üzerine gözlerini yumup elini ensesine götürdü ve "Duydum Jeongin, en çok siz aynı takımda olacaksınız evet." diye söylendi.

Onlara gülerken Minho elinde topunu aldı ve yüzünü buruşturarak havaya kaldırdı, ardından topunu bu sahaya getiren Chan'a dönüp "Bu ne?" diye sordu. Chan kaşlarını havaya kaldırdıktan sonra "Top." diye cevap verdi. Minho onaylar anlamda başını salladı ve "Ya görmüyor musun şunun çükünü? Dikkatimiz dağılır!" diye söylendi.

Chan tam ağzını açacakken kıkırdadım ve araya girdim "Görüyor tabii ki görmez olur mu? Şuna baksana görülmeyecek gibi değil ki!" dedim bir yandan da elimle sarkan kağıda vururken. Minho güldü ve elindeki topu sektirdi, ardından "Herkes yerini alsın, başlayalım bakalım." dedi sırıtmasını sesine yansıtarak.

*************************************

"Hyung ben, hyung!" şu an yanımda duran Jeongin, topu sektiren Hyunjin'e kendisine topu atması için ellerini sallıyor ve dikkatini çekmeye çalışıyordu fakat Hyunjin onu görmemekte kararlı gibiydi. Topu sektirerek yanımızdan uzaklaştığında Jeongin kaşlarını çattı ve homurdandı. "Lan bari burda pas ver!"

Yanında olduğum için kısık sesli söylenişine güldüm ve potaya doğru koşan Hyunjin'i engellemek için eş zamanlı olarak ben de adımlarımı hızlandırdım. Minho Hyunjin'i engellemek için kollarını açtığında Changbin arkadan "Lululu lu lu lu lu!" diyerek 'Denk düşürme.' akımının şarkısını mırıldandı.

Şu an yaklaşık on beş dakikamız kalmıştı. Kırk dakika süre tutmuştuk ve skor olarak öndeydik. Fakat karşı takımda bir kişi eksikti çünkü Changbin topu potaya atarken Felix'i ittirmişti, bunun üzerine Felix düşmüştü ve hafifçe kolunu incitip bizi izlemeye başlamıştı.

Bir sayıyı Jeongin sayesinde almıştık. Takımındaki Hyunjin'i izlemekten iki dakika boyunca kendi potasına gittiğini fark etmemişti. Diğerleri ne kadar uyarma amacıyla bağırsalar bile Changbin eliyle Chan ve Felix'in ağzını kapatmıştı. Minho ise nerden bulduğunu bilmediğim peçeteyi susması için Hyunjin'in ağzına sokmuştu. Kimseyi duymayan Jeongin ise her şeyden habersiz kendi potasına basket atıp bize sayı kazandırmıştı.

Şu an Hyunjin sırıtarak sektirdiği topu Minho'ya gösteriyordu. Bir yandan da "Bak, çükü havalanıyor!" diyerek gülüyordu. Minho ise buna karşılık kaşlarını çatarak "Rahat bırak lan oğlumu!" diyerek gaza gelip topu Hyunjin'in elinden kapmıştı.

Ben gözlerimi büyütüp hızlıca karşı takımın potasına koşan Minho'yu izlerken, Jeongin dışında diğer ikili Minho'yu engellemek için koşuyordu. Yanımda duran Jeongin ise koluyla kolumu dürttü ve odağımı ona vermemi sağladı. Ona baktığımda bana döndü ve "Baksana ne kadar ilgili, baba olduğunda çocuklarına da böyle sahip çıkar ve sektirilmelerine izin vermez!" dedi gülümseyerek.

Ona kaşlarımı çattığım sırada gözüm Jeongin'in arkasına kaydı. Omzunun üzerinden gördüğüm şeyle ağzım hafifçe açıldı. Minho, ani bir manevra yaparak Chan'dan kurtulmuştu. Hemen ardından ise topu son bir kez sektirerek potaya doğru atmıştı. Topun hareketini izlerken nefesimi hafifçe tuttum. Çünkü eğer potaya girerse üç sayı gelirdi.

Top, potayla buluştuğunda takımımızdan yükselen bağırışlara aldırmadan gülümsedim ve hızla Minho'ya doğru koştum. Gülerek zıpladığımda tek elimi başının arkasına koydum, diğerini ise omzuna yerleştirdim. O da bana ışıldayan gözlerle bakarken gülüyordu.

Changbin ve Seungmin de Minho'ya övgülerini yağdırırken, benim dikkatim Felix'teydi. Minho'ya koştuğum anda fotoğrafımızı çekmişti. Kaşlarımı çatarak yanına ilerledim, Felix'te telefonunu indirdi ve beni izlemeye başladı.

Yanına ulaştığımda "Fotoğrafımızı mı çektin?" diye sordum şaşkınlıkla. Gözlerini benden kaçırdı ve bir şey demeden başını olumlu anlamda salladı, ardından "Güzeldiniz." diye mırıldandı.

Zar zor duyabildiğim şeyle "Efendim?" dedim anlamadığımı belirterek. Bu sefer gözlerini gözlerime dikti ve daha anlaşılabilir şekilde konuştu "Diyorum ki; güzeldiniz. Güzel duruyordunuz birlikte. Ben de çektim."

Başımı sallayıp tam konuşacakken diğerlerinin bana seslenmesiyle arkamı döndüm ve laflarımı ağzıma geri tıktım. Beş dakika kalmıştı ve biz farkı açmıştık. Şu an Minho'nun mutluluğunu gördüğüm için kazanma hevesim artmıştı. Her şeyden çok istiyordum kazanmayı.

Top Jeongin'in elindeyken Felix gülümsedi ve "Hadi Jeongin güveniyorum sana atarsın! Hem bak ben seyrediyorum burdan!" diye tezahürat yapmaya başladı.

Bunun üzerine ise Changbin'in odağı dağıldı ve durduğu yerden hırsla Felix'e dönüp bağırdı, "Seyretme lan! Seyretme dana!"

Ona güldüğüm sırada Changbin'in odağını kaybetmesini fırsata çeviren Jeongin bu sefer bizim potaya atmıştı. Omuzlarımı düşürdüğümde onlara gelen üç sayıyla aramızdaki sayı farkı ikiye düşmüştü. Hyunjin hızlıca Jeongin'e sarıldı ve "Süperdin lan!" diye bağırdı. Bunun üzerine Jeongin ellerini Hyunjin'in beline doladı ve kısa bir süre sarıldılar.

Tabii beklemediğimiz bir atakta Chan'dan geldi. Moralimiz bozulduğu için hafifçe bocalamıştık ve savunmayı unutmuştuk. Hızlıca koşan Chan, koşmanın etkisiyle Seungmin'e çarpmıştı. Seungmin bocalarken Chan düşmemesi için Seungmin'i kolundan sertçe tuttu ve diğer yandan da sayıyı aldı.

Ben şokla ağzımı araladığımda çok az zamanımız kalmıştı. Ayrıca şu an puanlar eşitti! Minho hırsla topu alıp sektirdiğinde bir taraftan da karşı takımın potasına doğru koşuyordu. Bunu gören diğer takım ise hızlıca Minho'yu engellemek için koşmaya başladılar.

Minho topu sürerken diğer taraftan da Felix'in yanında duran sayaca bakıyordu ne kadar kaldığını görmek için. Sadece bir dakikamız kalmıştı.

Minho süreyi gördüğü gibi yutkunmuştu ve durduğu yerde topu sektirdi. Etrafı sarılmıştı. Aynı zamanda Changbin ve Seungmin Minho'nun arkasında kalıyordu. Diğerlerinin arkasında duran ve topu atabileceği tek kişi bendim fakat atmamasını tercih ederdim.

Çünkü bir tane bile sayı alamamıştım ve bunu yaptığım gibi benim kaçırdığım paslar yüzünden sayı kaybetmiştik. Bu yüzden şu an kaçırırsam vicdan azabından ölürdüm sanırım.

Minho topu olduğu yerde sektirirken ani manevra yapıp topa uzanan Chan'ı gördü ve o an gülümseyerek dudaklarını oynattı "Sana güveniyorum."

Bana gelen topla birlikte gülümsedim ve bir dakikadan az bir süre olduğunu hatırladığımda mideme giren sancıyla potaya doğru koşmaya başladım. Diğer yandan da topu sürüyordum.

Peşimden koşan karşı takımı gördüğümde kalbim daha çok hızlandı ve potaya ulaştığım için adımlarımı yavaşlattım. Önümde Chan duruyordu, yanımda ise Jeongin ve Hyunjin. Kısaca etrafım sarılmıştı.

Chan'ın hemen gerisinde duran Minho kaşla göz arasında bana döndü ve eliyle durduğum yeri işaret etti.

Hızlıca yere baktığımda durduğum yerle nefesimi tuttum. Bu saha tamamen basketbol sahası olarak geçtiği için ona göre yapılmıştı ve ben şu an boyalı bölgedeydim.

Beni bilerek buraya kıstırmışlardı çünkü burda üç saniyeden fazla durulursa kural ihlali olarak sayılıyordu.

Minho saniyeyi sayma amaçlı elini kaldırdı ve parmağıyla üç yaptı. Burdan çıkışım olmadığı için omzularımı düşürdüm fakat beklediğim gibi olmamıştı.

Changbin ve Seungmin hızlıca bana değmeden Jeongin ve Hyunjin'i engellemişti. Minho ise "Seungmin iyi misin?" diyerek bağırmış ve Chan'ın odağının kaymasına sebep olmuştu.

Burda geçirdiğim beşinci saniyeyle vakit kaybetmeden elimdeki topu potaya doğru fırlattım.

Topun çükünün uçuşunu görmüştüm fakat bu önemli değildi.

Hyunjin ve Jeongin bağırarak etraflarını saran kollardan kurtulduklarında bir taraftan bağırıyorlardı. Minho ise yaptığı hileyi kimseye fark ettirmemişti.

Çok rahat, çok profesyonel.

Bakışlarımı Minho'dan alma sebebim, takım arkadaşlarımın bağırmasıydı. Kaşlarımı çatarak potaya baktığımda topun çoktan geçmiş olduğunu ve bize sayı kazandırmış olduğunu gördüm. İki saniye sonra da süre bittiğine dair alarm çaldı.

Minho bağırarak yanıma koştuğunda henüz şoktan kurtulamadığım için gözlerimi kırpıştırarak önüme bakıyordum.

Görüş açıma bir çift göz girine kadar.

Minho, ellerini hızlıca belime dolayıp beni kendine doğru çekti ve sarıldı. Bir elini saçıma çıkarttı ve "Mükemmelsin!" diyerek saçımı öptü. Bu sırada hızlanan kalbime lanet ederek ben de kollarımı Minho'ya dolayıp sarılışına karşılık verdim.

Changbin ve Seungmin de üzerimize atlayınca takım olarak zıplamaya başladık. Bir taraftan da gülümsüyorduk. Eh, pek bir şey yapmasam bile mutluydum çünkü onlar mutluydu.

Hyunjin kaşlarını çatıp ellerini okul pantolonunun cebine soktu ve omzunu silkti "Ne bağırıyorsunuz kardeşim görmemiş gibi?" diye bağırdı bir taraftan da.

Biz ona aldırmayıp devam ederken, onlar da soluklanmak adına yere oturdu ve sularını içtiler. Kaybettikleri için üzgün oldukları belliydi.

Fakat, benim odaklandığım tek şey bana ışıldayarak bakan gözlerdi. Minho, gülümseyerek bana anlamlandıramayacağım bir şekilde bakıyordu fakat güzeldi işte.

Sonunda durduğumuzda takımım olduğu yere kendini attı ve kollarını açarak soluklanmaya başladılar.

Fakat Minho aniden yerinden kalktı ve Felix'e seslendi "Felix!" Felix'in bakışları ona kaydığında ayağa kalktı ve elindeki telefonuyla yanımıza ilerledi. Minho bana kısa bir bakış attı ve konuştu "Jisung'la benim fotoğrafımı çeksene, zafer pozu!"

Ona gülerek yanına ilerlediğimde Felix çoktan telefonunu ayarlamıştı. Minho'nun yanında durduğumda kolunu koluma geçirdi ve ellerini cebine koyarak gülümsedi. Ben de dişlerimi göstererek gözlerim kısılana kadar güldüm ve fotoğrafın çekilmesini bekledim. Felix sonunda fotoğrafı çektiğinde telefonu indirdi. Minho da o sırada gülerek mırıldandı "Evli pozu."

Ona güldüğümde Felix yanımıza geldi ve fotoğrafı gösterdi. Çok güzel çıkmıştı.

Minho memnuniyetle güldü ve "Aferin bir şeyi becerdin sonunda." diyerek kendini yere attı. Felix'te ona bir tekme savurup arkasını dönerek eski oturduğu yere doğru ilerledi.

Onlara gülerek yorgun adımlarla çantamın olduğu yere doğru ilerledim, koşturmaktan yorulmuştum. Nefesimi düzenleyerek çantamdaki suyu aldım ve kafama diktim. Gerçekten susamıştım.

Suyu içtiğimde kapağını kapattım ve geri çantama attım. Ardından aklıma gelen şeyle telefonumu elime aldım. Gördüğüm bildirimle kaşlarım çatılırken bakışlarım Felix'e kaydı. Hyunjin ve Jeongin'i izliyordu.

Tekrardan önüme dönüp bildirime tıkladığımda telefonum otomatik olarak WhatsApp'a girdi ve Felix'in mesajını açtı.

felix


Attığı fotoğrafa baktığımda elimde olmadan gülümsedim.

Haklıydı, biz birlikte güzeldik.

****************************

hepinize 4150 kelimelik en uzun bolumumle merhaba!!

valla uzun surdu ya

ozlediniz mi bari (azra her hafta bir bolum atip su soruyu sormaktan vazgec)

bu arada fark edilmistir zaten ama basketbol bilgim sifir sadece moment ciksin diye yazdigim bir bolumdu

kaplumbaga deden

bu arada angst bir chanmin fici yaziyorum, bolumleri yazacagim fakat daha atmayacagim. Tum bolumleri yazip birlikte yayinlamayi dusunuyorum, okursaniz cok sevinirimm

bu arada 66k olmusuz..  cok tesekkur ederim

sizi cok seviyorum, gorusuruz!!!

Continue Reading

You'll Also Like

142K 16.7K 28
minho 10 dakika icinde o partiyi dagıtmazsan basarım evini jisung sorunlarimizi opuserek halledebilecegimizi dusunuyorum -------------------------- *...
mascot By nabi

Fanfiction

561K 60.7K 33
seul üniversitesinin maskotu minho, maçta üzgün gördüğü jisung'u gözüne kestirir. ;; {minsung} tamamlandı.
1.4M 125K 38
İngilizceden nefret eden Han Jisung ve onun ingilizce ögretmeni Lee Minho.
909K 99.7K 33
okulun itiraf sayfasına yapılan bir itiraf sonrası jisung'un hayatı hiç beklemediği bir şekilde minho ile kesişmişti. "tanışıyorlar mı bilmiyorum am...
Wattpad App - Unlock exclusive features