Ejder sabah gözlerini açtığında kollarında Ela'nın olduğunu daha yeni fark ediyordu. Onu rahatsız etmemek için yavaş hareketlerle yatakta dogrulmaya çalıştı. Ela ona küçük kollarıyla sarılmış mışıl mışıl uyuyordu. Saçlarını okşadı Ejder. Ne de çok seviyordu bu küçük kızı. Saçının teline zarar gelsin istemiyordu.
Ama kendi gibi bu kız da psikolojik sorunlarla mücadele ediyordu. Çalma hastalığı vardı, duygularını yönetemiyordu. Bunu defalarca ona anlatmaya çalışsa bile Ela her defasında buna karşı çıkıyordu. Asla kabul etmiyordu.
Neden anlamak istemiyordu?
Ela ne istediğini bilmeyen bir dengesizdi. Biliyordu ki dün gece ona çok güzel bir gece yaşatmıştı ama az sonra uyanınca bundan pişman olduğunu dile getirip ağlamaya başlayacak hatta üç beş gün Ejder den uzak duracaktı.
Ejder onu hala nasıl seviyordu bilmiyordu.
Ela'nın bir dr Aytunç takıntısı vardı. Onu sevdiğini biliyordu ama elinden bir şey gelmiyordu. Ela'nın sonu sevmesi için her şeyini verirdi ama bunun olmayacağı aşikardı. Ela onu hiç bir zaman sevmeyecekti.
Sadece bazı geceler, kendini yalnız, kimsesiz hissettiği zaman yanında olacaktı, Ejder.
Yani o istediği zaman, onun istediği kadar.
Her şeye karşı gelmişti Ejder bu zamana kadar. Herkesi karşısına alıp hazır ol duruşuna sokmuştu. Ama Ela'ya karşı hep zayıftı. Ela onun zayıf noktasıydı.
"Ejder?"
Ejder gözlerini aralayıp gülümsedi. Ela boncuk gözleriyle ona bakıyordu. Parmaklarını saçlarında gezdirdi. Keşke diye mırıldandı içinden, keşke hep onunla uyanabilsem.
"Efendim güzelim?"
"Biz?" Şaşkın bakışları üzerimizde olan çarşafa gezindi. "Ejder biz yanlış bir şey yaptık değil mi? " Eliyle yüzünü kapadı ve tahmin ettiğim gibi hüngür hüngür ağlamaya başladı.
Ejder bu olayları daha önce defalarca yaşadığı için tepkisiz kalmayı seçti ve yeniden yatağa uzandı. Ne zaman ona yanlış bır şey yapmadığını anlatmaya çalışsa Ela asla anlamıyordu. Ondan uzaklaşıyordu. O da Ela'yı kendi kendine bırakmayı öğrenmişti zamanla.
Birkaç saate kendine gelirdi nasıl olsa.
-
AYTUNÇ
Yaklaşık bir saattir odada Ayla'nın uyanmasını bekliyordum. Kocaman yatakta bedeni küçücük kalmıştı. Neden intihar etmişti acaba? Yaşadıkları ağır geldiği için mi? Ama değer miydi? Hayata son verince ne geçecekti eline? Bu küçük kız daha yolun başındaydı ve hiç bir şey bilmiyordu. Bilseydi eğer, intihar etmezdi.
Uyandığını biliyordum. Ama bunu belli etmek istemiyor gibi bir hali vardı. Gözlerini sıkıca yummuş, açmıyordu. Yüzü her zamanki gibi solgundu. Üzgün olduğu yüz ifadesinden belli oluyordu.
Kapı yavaşça açıldı ve hemşire içeriye girdi. Aylanın kolundaki serumu kontrol ettikten sonra bakışlarını bana çevirdi. "Bitmek üzere, az sonra çıkabilirsiniz."
Hemşire odadan çıktıktan sonra tutulmuş bacaklarımı umursamadan seri bir hareketle ayağa kalktım. "Ayla uyumadığını biliyorum," diye mırıldandım. Ona ne kadar kızgın olsam da bunu şuan belli etmenin manası yoktu. Sesimi yumuşatmaya çalıştım.
Ayla yavaşça gözlerini araladı ve yatakta doğruldu. "Yardım etmemi ister misin?" Diye sordum. Bir taraftan da içimden umarım istemez diye geçiriyordum. Başını olumsuz anlamda sallayınca derin bir nefes aldım. "Sen giyin, kapıda bekliyorum."
Odadan çıktığımda hala ne yapacağımı bilmiyordum. Bu kızı öylece ortada bırakmak istemiyordum ama Ejder onu asla evde istemediğini söylemişti. Tam her şeyi düzelttiğini düşünürken yeni bir belayla uğraşmak istemiyordu. Bir taraftan haklıydı.
Ela zaten sinir etmişti beni. Birkaç gün onu görmesem iyi olurdu. Nasıl olurda ne olduğu belli olmayan piclerle takılmaya çalışırdı? Aklım hala almıyordu.
Ee ne yapacaktım şimdi ben? Ayla'yı nereye götürecektim?
Kapı açıldığında Ayla yavaşça odadan çıktı. Elindeki küçük çantayı almaya çalışsam da istemedi. Tepki vermedim ve yanında yürümeye devam ettim.
Hastaneden çıktığımızda hala konuşmuyordu. Sessizlik.. beni çıldırtan nadir şeylerden olabilirdi. "İyi misin?" Diye sordum. Cevap vermedi. Öylece yürümeye devam ederken otoparkı gösterdim. "Araba bu tarafta."
Umursamaz bir şekilde omuz silkti ve bakışlarımızı birleştirdi. Bakışları o kadar keskindi ki. Neden böyle davrandığını anlayamıyordum. Sanki... Düşman gibi. Evet düşman gibi bakıyordu. "Ben gelmiyorum."
Hayretle ona baktım. "Ne demek gelmiyorum?"
"Bas baya gelmiyorum," bakışları kendinden emindi.
"Nereye gideceksin?" Diye söylendim, bu şımarıklık değildi de neydi? İçimdeki öfkeyi bastırmadan konuşmaya devam ettim.
"Yine aynı çöplüğe dönmeyi düşünmüyorsun herhalde?"
"Sana ne!" Sesi hastanenin bahçesini inletirken ne diyeceğimi bilemedim. Neden bağırıyordu ve bu öfke kimeydi? "Senin yanında sığıntı gibi yaşayacağımı düşünmedin herhalde!" Dün titreyerek karşımda duran kız bu muydu gerçekten? Neydi bana öfke duymasinin sebebi?
Kaşlarımı çatarak ona bakmaya devam ettim. Belki de Ejder haklıydı. Kimsenin hayatına bu denli dahil olmamalıydım. Kendimi dizginlemeliydim. Arkama dönüp yürümeye başladım. Ne yapabilirdim ki? Ben bana düşen görevi sonuna kadar yerine getirmiştim. Gerisi on kalmıştı.
"Siz bu kadarsınız işte!"
Öfkeyle arkama döndüm. Ne diyordu bu kız? Cevap vermeden ona bakmaya devam ettiğinde bağırmaya devam etti. Bir taraftan da küçük bir çocuk gibi tepiniyordu. "Neden ısrar etmedin? Gitmemi bekliyordun öyle değil mi? Hepiniz aynısınız!"
Başımı sağa doğru yatırdım istemsizce. Ne demeliyim şimdi bu kıza? Ne diyerek ona öyle biri olmadığımı ikna etmeliydim? İkna etmeye çalışınca bile kötü biri olacaktım. Herkes inanmak istediğine inanıyordu sonuçta.
Dik bakışlarım yüzünde gezindi bı sure. Gözlerinden merak akarken hala sinirli olduğunu fark ettim. Siniri bana mıydı yani?
"İstiyorsan benimle gelirsin Ayla. İstemiyorsan da o çöplüğe dönüp, yeniden fuhuş yapmaya devam edebilirsin."
Arkamı dönüp arabaya doğru ilerledim. Daha ne yapacaktım onun için? Gerçekleri yüzüne vurmaktan başka bir seçenek bırakmamıştı bana. Bunu hak edip etmediği de tartışılırdı tabiki.
Arabaya binip kendimi ön koltuğa attığımda yan tarafin kapısı açıldı. Ayla mahcup bir ifadeyle bana bakıyordu. Az önceki öfke dolu tavırlarının yerini yine küçük bir kız çocuğu almıştı. Tepki vermedim. İyilik meleği gibi davranmaktan vazgeçmiştim.
Belki de Ejder haklıydı. Bu kız başımıza beladan başka ne getirebilirdi ki?
Ön koltuğa oturduğunda konuşma gereği hissettim. Sinirlerime hakim olmaya çalışarak arabayı çalıştırdım. "Emin misin benimle geleceğine? Yolda kendini arabadan atmaya falan kalkışırsan bu sefer sana yardımcı olmam."
Bakışları dizinin üzerine koyduğu çantada sabitti. Ne söyleyeceğimi bilemiyor gibi elleriyle oynuyordu. Bu az önceki bana kafa tutan kız mıydı gerçekten?
"Bana yardım edecek misin?" Diye sordu. Bakışlarını çantadan kaldırmadan.
Derin bir nefes aldım. Artık ne söylemem gerektiğini gerçekten bilemiyordum. Beni sınıyor muydu?
"Yardım isteyip istemediğine kendin bile emin degilsin." Arabayı harekete geçirdim. "İlk önce buna emin ol, ondan sonra konuşalım."
-
Arabayı evin önüne park ettiğimde Ayla hala sessizce oturuyordu. Kontağı kapatıp arabadan çıktığımda korku dolu bakışlarla o da arabadan indi. Çimen yeşili gözlerini benden kaçırırken bu haline gülmeden edemedim. Gerçekten küçük bir kız çocuğunu andırıyordu.
"Neden gülüyorsun?"
Omuz silktim. Cevap vermek istememiştim. Eve doğru ilerlerken arkamdan gelmeye devam etti. "Ya neden gülüyorsun diyorum sana? Komik bir halim mı var benim?"
Az önceki ürkek bakışlarının yerini kararlı bakışlar almıştı. Bu hali daha çok gülmeme neden oldu. "Az önce ağlayacak kız çocuğu mu bana hesap soruyor?"
Bu soru onu afallatmış olmalı ki yeşil gözleri kocaman açıldı. Ağzını bir kaç kere konuşmak için kıpırdattı ama hiç bir şey söyleyemedi. Elindeki çantaya sımsıkı sarılmış öylece bana bakıyordu. Boyu o kadar kısaydı ki onunla göz göze gelmem için kafamı eğmem gerekiyordu.
"Aman söylemezsen söyleme!"
Beni umursamadan hızla evin merdivenlerini tırmanmaya başladığında gülmemi bastırdım. Az önce bana gelmek istemiyordum diyordu ama şimdi benden önce evime koşuyordu. Bu kız ne yapacağını asla ama asla bilmiyordu.
Ben arkasından çıktığımda kapının önünde beni bekliyordu. Yavaş hareketlerle cebimden anahtarı çıkardım ve kapıyı açtım. Umarım Ejder gereksiz tepkiler vermezdi.
İçeriye girdiğimizde mutfaktan kahkaha sesleri geliyordu. Bu kafamda iki seçenek oluşturuyordu. Ya Ejder eve kız atmıştı. Ya da Ela buradaydı.
Mutfağa girince ikinci seçeneğin doğru olduğunu gördüm.
Ejder ve Ela kahkahalar eşliğinde kahvaltı ediyorlardı. Bu durum nedense beni rahatsız etti. Bu kadar mutlu olmaları... İçime bir şey oturdu sanki. Ama belli etmedim.
Zaten biz mutfağa girince kahkahalar kesilmişti.
Kahvaltı masasını görünce aklıma Ayla'nın da acıkmış olabilecegi geldi. Yemek ister miydi acaba? Ben sandalyelerden birine rahatça oturduğumda Ayla'nın hala kapıda dikildiğini fark ettim.
"Otursana." Diyerek sandalyeyi gösterdim.
"Yaa otursun," imali bakışlarla ayaga kalktı, Ela. "Biz zaten gidiyorduk."
Ejder'e baktığımda tepkisiz bir şekilde Elayı inceliyordu. Dün yaptıklarını söyledikten sonra onu uyarmadan nasıl böyle rahatlıkla davranabiliyordu?
"Ela seninle konuşacaklarım var,"
Beni umursamadan kapıya doğru ilerledi. "Benim seninle konuşacağım bir şey yok ama Aytunç," kapıyı çarparak çıktığında arkasından öylece bakakaldım. Ne oluyordu Ela'ya böyle?
"Nesi var bunun?" Bakışlarımı Ejder'e çevirdim. Beni asla ama asla anlamıyorlardı. Kimsenin kötülüğünü istemiyordum ve beni nasıl bu denli kötü gösteriyorlardı?
"Ne biliyim oğlum," diyerek ayağa kalktı Ejder. "Ben uyumaya gidiyorum," dostça omzunu sıktı. "Size afiyet olsun."
O da mutfaktan ayrıldığında ikimiz kalmıştık. Bu sefer bakışlarımı ona çevirdim.
Elindeki çantayla oynuyordu yine. "Aç mısın?" Diye sordum, başını olumsuz anlamda salladı. Eh bende aç hissetmiyordum. Aklıma gelen düşünceyle seri hareketlerle ayağa kalktım.
"Kalk hadi,"
Kapıya ilerlediğimde kararsız bir şekilde bana bakıyordu. Yine duygu değişimi yaşadığını fark etmiştim.
Bu kız biraz Ela'ya mı benziyordu acaba?
Ela da çok fazla duygu değişimi yaşıyordu. Sürekli gittiği psikiyatrisi onun çocukluktan gelen travmalar yüzünden böyle davrandığını, bizim onu bazı durumlarda hoş görmemizi söylüyordu. Ama ben bazen katlanamayacak gibi oluyordum. Özellikle dün gece ki gibi olan olaylarda.
"Hadi," yumuşak bir sesle onu gelmesi için teşvik ettiğimde sonunda sandalyeden kalktı ve beni takip etti. Onu çok sevdiğim bir yere götürecektim. Sadece Ela ve Ejder'le birlikte gittiğim bir yere.
-
Kontağı kapatıp, arabayı durdurduğumda Ayla bana şaşkın bakışlar atıyordu. "Buraya neden geldik?" Diye sordu. Güldüm. Buraya neden gelinirdi ki?
"Tabi ki de eğlenmek için," diyerek arabadan indim ve onu arkamda bıraktım.
O da arkamdan indiğinde şaşkınlıkla etrafına bakınıyordu.
Burası büyük bir lunaparktı.
Her ne kadar kötü travmalar da yaşasak, kötü işler peşinde de koşsak içimizde ki çocuğun ölmesine izin vermemiştik.
Ela, Ejder ve ben ne zaman canımız sıkılsa, bir şeye üzülsek kendimizi burda bulurduk. Ya atlı karıncada ya da dönme dolapta. Şen kahkahalarımız etrafımızı sararken biz bütün kötü enerjimizden arınırdık.
Karşımdaki kız, Ayla da kötü enerjiyle doluyken onu getirecek başka bir yer aklıma gelmemişti.
"Ne yapacağız burada?" Diye sordu. Hayranlıkla etrafını inceleyen bakışlarını bana çevirerek.
Ellerimi cebime koydum. "Ne yapılır burada?"
İçeriye doğru ilerlerken omuz silkti. "Daha önce hiç lunaparka gelmedim."
Bu söz nedense etkiledi beni. Çocuklugunu yaşayamamış olmanın hüznü yüzünden okunuyordu şuan. Yine hiç bir tepki vermedim. Onu ne yermek ne de üzmek istemiyordum.
"Hadi gel," diyerek dönme dolabı gösterdim. "Sana nasıl eğlenilirmiş öğreteyim."
-
Dönme dolaptan indigimizde ikimizde sarhoş gibiydik. Başımın dönmesine aldırmadan gülmeye devam ettim. Hiç bir şeyi umursamama hissine bayılıyordum.
"Çok, çok güzel bir şey bu!"
Karşımdaki kız onu gördüğümden bu yana ilk kez gözlerini kısarak gülüyordu. Onu mutlu edebildiğim için sevinmeli miydim?
"Çarpışan arabalara binmek ister misin?" Diye sordum, gülerek.
İçimdeki bütün stresi atmış gibi hissediyordum.
"Olur," gülümsedi ve oyun alanına doğru ilerledi. Kendimi o an çocuğunu mutlu etmeye çalışan bir baba gibi hissettim. Ve nedense bu hissi çok sevdim.
Arabaların olduğu yere geldiğimizde hangi arabayı kullanacağımızı kararlaştırmaya çalıştık. Tam bu sırada bir telefon melodisi yankılandı. Cebimdeki telefonu yokladım ama çalan benim telefonum değildi.
Bu ses Ayla'dan geliyordu.
Tedirgin bakışlarla elini cebine attı ve kapatmaya çalıştı. Elleri titriyordu. Ne olmuştu birden bire?
"Kim?" Diye sordum, istemsizce. Sanki bana anlatmak gibi bir zorunlulugu varmış gibi.
"Hiç," diye mırıldandı, titreyen bir sesle.
Ağlayacak mıydı?
Telefon sonunda sustugunda derin bir nefes aldı. Kimdi onu bu kadar korkutan? Tam tekrar soracaktım ki arkadan bir ses duydum ve kelimeler ağzıma tıkandı kaldı.
"Artık telefonlarımız bile açılmıyor demek çıtır çerez?"
*
Hikayeye olan ilgiden dolayı devam etme kararı aldım. Ama desteklerinizi bekliyorum. Ne kadar çok oy ve yorum olursa bu beni mutlu eder ve hikayenin degerini arttırır.
Umarım beğendiğiniz bir bölüm olmuştur.
Yorumlarda buluşalım.