HIRS | bxb

By janeyreee

620K 38.9K 8.4K

[TAMAMLANDI] Tırnaklarıyla kazıya kazıya gelmiş, zeki, hırslı bir karakter ve onu her anlamda zorlayacak bir... More

1. Hedefin İlk Basamağı
2. İlk İş Günü
3. Kuşkular
4. Bir Öğle Yemeği
6. Hislerin Hakimiyeti
7. Duvarları Yıkmak
8. Yapılan İncelikler
9. Ufak Bir Randevu
10. Afallamak
11. Kıskançlık Duygusu
12. Hayali Dokunuşlar
13. Farkındalıklar
14. İş Gezisi
15. Kaçınmak
16. Sinir
17. Sınanmak
18. Dayanma Gücü
19. Atılan Adımlar
20. Trip
21. Sevgili
22. Kapana Kısılmak
23. Emir
24. Baskın
25. Geç Gelen Mutluluk
26. Baş Başa
27. Saf Mutluluk
28. Ufak Bir Özlem
29. Bilinmeyen Detaylar
30. Huzursuzluk
31. Olsun be!
32. Beklenen Kaos
33. Yeni Patron
34. İlkbahar Esintileri
Final

5. Sarhoşluk Sebebi

22.2K 1.5K 493
By janeyreee

31.08.2021

***

Medya: Yaşlı Amca - İstanbul Beyefendisi

İşten döndükten sonraki o yorgunluk sonrası giyilen pijamalar, yenen yemeğin ardından içilen bir sigara, koltuğa kurulup, şanslıysan sevdiğin bir programın televizyonda verilmesi... İşte beni mutlu eden küçük şeylerden biriydi bu.

Haftalardır olan proje yoğunluğum sonrası bu dinlenme çok iyi gelmişti bana. Üstelik bugünün cuma günü olması da mutluluğuma mutluluk katıyordu.

Tabi bu hafta sonu tatilleri şu an için geçerliydi. Henüz benim de destek verdiğim, içerisinde olduğum bir proje almamıştık. Bu nedenler diğer çalışanlar gibi cumartesi çalışmıyordum. Ama yeni proje için haber gelmişti. Eğer tahminler doğrultusunda ilerlerse haftaya ben de, bu geçen haftalardan çok daha yoğun bir tempoya girecektim.

Ufuk'un eve giriş yapmasıyla düşüncelerimden sıyrılmış, peşine, yüksek volümde bağırmasıyla yüzümü buruşturdum. "Ey ahali! Ben gelmişem."

"Hoş gelmişsen. Ancak bir ahali beklentisi içerisine girme, sadece ben varım." Sırıtarak yanıma ilerleyip yüzümü avuçlamış ve alnıma öpücük kondurmuştu. "Bu, helalinim demek mi oluyor?" dediğimde yüzünü buruşturmuştu.

"Hayır tabi ki, sana kaç defa umutlanmamanı söylemiştim halbuki..." dedi koridora ilerlerken. Bakışlarımla onu takip etmiştim. Koridorda, kapının hemen yanındaki aynadan tipini kontrol etti. "Şu perişan halimle bile seksapalitemden bir şey kaybetmiyorum." dedi göz kırparak. Göz devirmiş ancak tebessüm etmiştim.

"Yemek yaptın mı?"

"Makarna yaptım, marketten köfte de almıştım ama geç gelirsin diye seninkileri kızartmadım." O sırada ayağa kalkmıştım. Ne kadar yorgun olsam da, o daha çok yorulmuştu. Bu nedenle yemeği hazırlamakta sakınca görmemiştim.

"Otur sen, hallederim ben."

"Saçmalama." dedim omuzunu sıvazlayarak. Az sonra mutfağa girip işe koyulmuştum. Ben sofrayı hazırlamayı bitirirken, Ufuk da duşunu almış ve soluğu mutfakta bulmuştu. Sandalyeye oturup ellerini birbirine sürttü. "Off aşırı açım, sağ olasın."

"Afiyet olsun." dedim karşısına oturmuş, sevdiğim programı izlerken içmeyi planladığım koca kupa kahvemi yudumlarken.

Köfteden bir çatal aldı. Beğenmişti. "Pahalıdır bu köfteler." dedi, dana eti köfteyi gösterirken.

Özellikle bu parasız kaldığımız dönemlerde maalesef ki tavuk köftenin dışına çıkamıyorduk. Hazır, avans almışken midemiz bayram etsin istemiştim.

"Nereden buldun parayı? Avans mı aldın?" Kahvemden bir yudum daha alıp başımı usulca sallamış ve kupayı masaya koymuştum. Konunun açılmasına sevinmiştim. Dirseklerimi masaya dayayıp ellerimi birleştirmiştim. Ciddi bir ifadeyle yüzüne bakmaya başlamamla kaşları çatılmıştı. Koca köfteyi soktuğu ağzı, çiğnemeyi durdurmuş, yanağı şişmişti. Kaşlarını çatıp, sorgular bir ifade takınmasıyla da bu komik görüntü karşısında güldüm.

"Hayırdır?" dedi kafasını oynatmış, çatal olan elini bana tutmuştu. "Bu vaziyetin sebebi?" dedi göz kırparak. Ancak hâlâ komik olan görüntüsüyle geriye yaslanmış ve büyük bir kahkaha atmıştım. "Ulan ciddi bir şey de konuşamıyoruz seninle."

"Ne konuşacaksın oğlum?" dedi merakla. Gülüşümü durdurup hafifçe öksürmüş, kahvemden bir yudum daha alıp boğazımı ıslatmıştım. Az sonra cebimden çıkardığım bir miktar parayı masaya koydum. "Bu para?"

Kaşları daha çok çatılmıştı. Bu konulardan konuşmayı sevmiyordu ancak ben de borçlu kalmak istemiyordum işte. "Bu ay neredeyse bitti. Geçen ayla birlikte fatura ve mutfak masrafının bir kısmı. Maaşımı tamamen aldıktan sonra gerisini de vereceğim." Sinirle çatalı tabağa fırlatınca irkilmiştim. "Salak salak konuşma. Al o parayı, maden avans aldın üstüne başına kıyafet al. Takımımı giyinmende sıkıntı yok ama hep aynı şeyi giyinme."

"Ufuk saçmalama-"

"Al dedim!" dedi, parayı önüme iterken. "Kıyafet için para ayırdım." Evet ayırmıştım ancak bir üst baş dışında başka bir şeye yetmezdi ki...

"Adam sana kaç para vermiş olabilir Devrim, saçma sapan konuşma."

"Sana, yeterli diyorum Ufuk." dedim parayı geri uzatan elinin üzerine elimi koyarken. Bir süre yüzüme baktı. Ardından bir miktarı önüme bırakıp gerisini cebine koydu. "Birkaç gömlek al. Sana söylediğim yerde kaliteli olanlar indirime girmiş. İlla jilet gibi takımla gitmene gerek yok. Daha modern bir şeyler al." demiş ve suyunu alıp kafasına dikmişti.

Masadaki paketten bir sigara alıp ucunu yakmış ve dumanı havaya üflemişti. "Çok bakma aşık olursun mazallah." dedi göz kırparak. Dudağımın kenarı kıvrıldı.

Masadaki tabakları toplayıp tezgaha dizdim yıkamak için. "Aşık olmadığımı kim söyledi?" İçtiği sigara boğazında kalmış, öksürürken ben kahkaha atıyordum. Az sonra başını hafifçe yana çevirip beni süzdü. Kalçama bakıp dudaklarını büzmüş ve kafasını beğendiğine göstererek aşağı yukarı sallamıştı.

"Şerefsiz!" dedim ensesine şaplak atarken. Az sonra o da kalkıp tek kolunu boynuma dolamış ve aşağı doğru eğmişti. "Lan dur!"

Elinden kurtulmaya çalışırken daha çok hırpaladı beni. Yok, biz normal şekilde kavga edemiyorduk maalesef...

***

Şirket binasına girdim. İki gün boyunca mağaza mağaza gezip indirimde olan ürünleri toplamıştım. Evde olan iki tane ceketim iş görmüştü. Siyah pantolonum, siyah gömleğim ile şık görünüyordum. Gömleğin yaka kısmı düzdü ve daha salaş bir görüntü sağlıyordu. Hava sıcak olduğu için ceket giymek istememiştim.

Kolumda spor bir saat vardı. Ayakkabılarım da aynı şekilde klasikten sıyrılmış, siyah ve sade bir ayakkabıydı.

Yoğun geçen bu iki gün içerisinde uyku konusunda yeterince dinlenmemiş olduğum için sabah geç kalmıştım. Bu nedenle kahvaltı adına bir şey yememiştim ve karnımın, iki kilometre öteden belli olan guruldama sesi bana yardımcı olmuyordu.

Şirketin, hem kahve-çay gibi içecekleri alabileceğimiz, hem de ara ara da olsa kurabiye gibi atıştırmalıkların bulunduğu mutfağa doğru ilerledim. Koşturmam sonucu mesaime daha 10 dakika kala şirkete varmıştım. Bu da bana bir şeyler atıştırabilme şansı veriyordu. "Keşke poğaça falan alsaydım." dedim sessiz olan mutfağa girip yaptığım esnada. "Off... Şansıma bak, kurabiye de yok!" Mutfak tezgahına göz gezdirdiğimde kurabiye yoktu. Bu beni bir parça üzmüştü. Kalan 10 dakikamda bir poğaça alıp yolda yiyerek gelmediğim için sövmüştüm kendime.

"He! Ben de siz bakacaktım."

Kendime çay doldurduğum esnada mutfaktaki görevli kadının konuşmasıyla kafamı ona çevirmiştim. Bana neden bakacaktı ki?

Az sonra başka bir ayak sesi ve benim olduğum tarafa yaklaştığına dair yayılan kokuyla vücudum titremişti.

Mutfağın ortasında büyük ve geniş bir kolon vardı. Ben bir tarafında olduğum için, diğer tarafında, masada oturan kişiyi, yani Kıvanç beyi görmemiştim. Baya da söylenmiştim...

Kafamı korkarak ikiliye çevirdim. Yüzü kadına, sırtı bana dönüktü. Bir şeyler söyledi ve bana bakmadan gitti. Acaba kızmış mıydı? Neden kızsın ki değil mi?

Acaba karnımın guruldamasını da duymuş muydu?

Ağzımdan tuhaf bir mırıldanma çıkarmış ve sızlanmıştım. "Aptal kafa Devrim!"

Çayı doldurup mutfaktan çıkacağım sırada kadının sesini duyup tebessüm ederek, gözlerimi ona çevirmiştim. Elinde ambalajlı bir paket vardı. Sanırım sandviçti. "Buyurun, kahvaltı etmemişsiniz sanırım." Kaşlarım olabildiğinde kalkmış, ağzım aralanmıştı şaşkınlığımı gizleyemeyerek. Nereden biliyordu ki? Ve bu kimindi?

Tabi ki aç olduğum için teklifi geri çevirtmemiş ve almıştım. Çokça teşekkür edip mutfaktan ayrıldım. Ortak çalışma alanımıza gelip masama oturdum. Mesai başlamasına 5 dakika vardı. Hemencecik yiyebileceğimi düşünmüş ve enfes görünen -en azından aç olduğum için bana öyle görünen- sandviçi açtım ve koca bir ısırık aldım.

"Imm..." Bunu çok sık yapardım, özellikle lezzetli bir şeyler yediğim zaman ve bu sandviç, yediğim en lezzetli şeylerden biri olabilirdi.

"O sandviçi nereden aldın?"

Ayça'nın merakla sormasıyla, dolu olan ağzımla cevap verememiş ve çayımdan koca bir yudum almıştım. "Mutfaktaki abla verdi."

Diğer çalışanlarda çoğunlukla öyle dediği için abla demekte mahsur görmemiştim.

"Hımm..."

"Ne oldu?" Omuz silkti. "Kıvanç beyin her sabah yediği marka sandviçler onlar. İçerisinde pahalı sayılabilecek ürünler vardır. Sanırım çoğu şey de organik. Sen de oradan mı aldın acaba diye sordum." Az sonra aradan sarkan jambona gözünü dikti. "Onun için özel hazırlananlara benziyor."

"Yaa..." Ne diyebileceğimi şaşırmıştım, Hem ne diyebilirdim ki? Daha ben şoku atlamış değildim.

Belli ki kahvaltı için o mutfaktaydı ve beni duyup sandviçi benim için bırakmıştı. Bunu bilmek dudaklarımın kıvrılmasına neden oldu. Az sonra, belki de kadın yiyemediği için öylesine verdi diye düşündüm. "Salak çocuk, kadın senin aç olduğunu duymadı ki?" Dudaklarım tekrar kıvrılmıştı. Ben kendi kendime konuşurken Ayça merakla baktı bana. "Bir şey mi dedin?" Anında iki yana sallamıştım başımı. "Yoo..."

Kafasını anladım dercesine sallamış ve önüme kalın bir dosya bırakmıştı. "Yemekten sonra bunu Kıvanç beyin olduğu toplantı odasına bırakır mısın? Benim ufak bir işim var." Anında önüme çekip onayladım.

"Teşekkürler." Hızla arkasına dönmüş, savrulan saçlarından gelen yoğun parfüm kokusuyla yüzümü buruşturmuştum. Topuklarının sesi eşliğine odayı terk ederken beni rahatsız eden koku karşısında öksürmüştüm. Az sonra çayımı yudumlamak için dudaklarıma götürdüğüm an, beni sarhoş eden, rahatsız etmeyen başka bir kokuyu anımsadım. Ve bu, kalbimin hızlanmasına neden olmuştu.

***

Sandviçimi yedikten sonra dosyayı alıp toplantı odasına ilerlemiştim. Kıvanç bey ve başka yönetici çalışanlarının olduğu bir toplantıydı bu.

Kapının önüne gelmiş, üstüme bakıp hızlıca düzeltmiştim. Derin bir nefes alıp kulpu indirmeden önce iki kere tıklatmıştım.

Anında 'gir' komutunu duyup içeriye adımladım. Gözlerim direkt olarak onun siyah incileriyle buluşmuştu. Yine aynı rahat bir tavırla sandalyeye yayılmış, tek dirseğini masaya yaslamıştı. Eli, yüzünün hizasındaydı. Parmaklarıyla oynuyordu.

Bakışları bana çevrildiğinde baştan aşağıya süzdü. Dudakları hafifçe aralanmış, gözleri kısılmıştı. Az sonra dudağının kenarı kıvrılmış, başını hafifçe kaldırmıştı. Gözleri kısık bir şekilde olsa da parıltıları belli oluyordu. "Buyurun Devrim bey?"

İçerideki çalışanlardan biri bana seslendiğinde hafifçe irkilmiş, sesimi bulmak için öksürmüştüm. "İstenilen dosya." dedim, elimdeki kalın dosyayı göstererek. "Şuraya bırakabilirsiniz." dedi, yığılan birkaç dosyayı işaret ederek. "Tabi."

Çıkmadan önce Kıvanç beye baktım. "Benden istediğiniz bir şey var mı?" Böyle sorunca dudakları daha çok kıvrılmış ancak hemen toplamıştı kendini. "Hayır, çıkabilirsiniz." Konuşan yine aynı kişiydi. Bu kadın özel asistanı olmalıydı. Açıkçası bir parça bozulmuştum. O neden cevap veriyordu ki?

Tekrar Kıvanç beye döndüğüm esnada o, kafasını hafifçe eğip, yanındaki adamın konuşmasını dinliyor, ancak benimle olan göz temasını bozmuyordu. Daha fazla beklemenin iyi olmayacağı kanısına varıp kapıya ilerledim. Kapıyı açıp koridora çıkmıştım. Kapatacağım esnada gözlerim ister istemez tekrar onu bulmuştu ve beni incelediğini fark etmiştim. Ancak, yanındaki adamın tekrar konuşmasıyla bakışlarını ona çevirmeden bir süre daha beni izlemiş, kızardığım yüzüm ve kesilen nefesimle daha fazla rezil olmamak adına kapıyı kapattığım esnada bakışlarını adama çevirmişti.

Elim hâlâ kapıda bir süre kalmış ve nefesimi düzene koymaya çalışmıştım. Bu adam bana bir şeyler yapıyordu ve ben bu şekilde etkisinden kalmaktan rahatsızlık duyuyordum. Bunun önüne geçmeliydim, bir an önce...

Continue Reading

You'll Also Like

120K 5.4K 65
Ares, sert ve soğuk bir gençtir. Elzem ise dilsiz ve içe dönük bir çocuktur. Sınıfa yeni katıldığında, Ares ona mesafeli yaklaşır, ancak Elzem'in nai...
294K 30.7K 80
Bir baş belasıyla küçük fare hikayesi.
7.3K 419 7
Elim sende oynuyoruz, ebe her zaman benim. Polisiye kurgu. [+18, BXB.]
522K 42.3K 43
[Tamamlandı.] Sevdim seni bir kere, başkasını sevemem. "Deli" diyorlar bana, desinler değişemem.
Wattpad App - Unlock exclusive features