Asiller ve Asiler

By alittlewriterr

932 247 603

Henüz açıklama yapılmayacaktır... :) Bu güzel dünyayı öğrenmek için okumaya başlamayı unutma. #4 DİSTOPYA... More

1
2
3
4
5
6
7
8
9
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20 {I. Kitap Finali}

10

31 11 21
By alittlewriterr

~M  A  T  T  H  I  A  S~

"Bugün çok iyiydin." dedi bir adam. Kim olduğunu anlamak için arkama dönecektim ki o hızlıca önüme geçti. Tanıyamadığım için kaşlarım istemsizce çatılmıştı fakat bu adamın komiğine gitmiş olacaktı ki güldü. Yaşını ele veren beyaz saçları gülüşüyle birlikte iyice kırışan yüzüne anlamsızca bilge bir görünüm katmıştı.
"Tanımıyorsun beni evlat." dedi masanın diğer ucundaki sandalyeye otururken. "Ama ben seni tanıyorum." Kaşlarım iyice çatıldı, "Nereden tanıyorsunuz?" dedim şüpheli bir tınıyla.

"Öğrenirsin evlat ama önce konuşmalıyız."

"Ne konuşacağız?" bir kaşımı istemsizce kaldırmıştım.

"Güney'in yaptıklarını çok çabuk unutuyorsun Matthias." Derin bir nefes aldı, "bunu konuşmalıyız. Ne kadar da çabuk unuttun o kız yüzünden abisinin, senin minik meleğini öldürdüğünü. Ne kadar da çabuk unuttun onlar yüzünden aç kaldığını!"

"Hayır!" dedim, yanılıyordu. "Jocelyn bunu istememişti, haberi yoktu bunlardan." Başımı iki yana salladım. "O sisteme karşı geliyor, biliyorum."

"Nereden bilebilirsin?" Tavrı sertti ve aşağılıyordu.

"Anlattı çünkü, benim geldiğimden haberi yoktu kendi kendine konuşuyordu." zorlukla yutkundum. "Ağlıyordu."

Yaşlı adam kabul edemezcesine başını hiddetle iki yana salladı. "Geldiğini fark ettiğini anlamadığından nasıl emin oluyorsun?!"

"Bilmiyorum ama eminim," doğruldum ve ona doğru yaklaştım. "Bana ne ima etmeye çalışıyorsun ihtiyar!"

"Bu kıza neden bu kadar güveniyorsun evlat?"
sustum...
"Anlattıklarının doğru olduğuna nasıl böyle kör kütük inanabiliyorsun?!"
sustum...
"Çok iyi dövüşüyordu değil mi!?" yaklaştı. "Nereden biliyorsun Güneyin, Kuzeyi iyice bitirmek için küçüklüğünden beri yetiştirdiği bir ajanı olmadığını?!"
sustum...
"Bakışların," dedi ve işaret parmağını bana doğrulttu. "kardeşinin katiline göre fazla yumuşaktı!"
nefes alamadım...
"Sus." dedim alçak sesle.

"Sen onu ilk gördüğünde de neden afalladın?!"
nefes almaya çalıştım, yapamadım. "Annen seni terk edip Güneye gitmişti değil mi! Peki söylesene annenin kolyesinin onun boynunda ne işi vardı?! Ve sen neden onu öyle gördükten sonra kardeşinin katili olduğunu unuttun?!" Almaya çalıştığım her bir nefes kalbimde sıkışıyormuş gibi hissediyordum. Ne içimdekini hür kılıyordum, ne de yenisini içime dolduruyordum. Hepsi sadece kalbimin üstüne doluşmuş ve deliler gibi baskı yapmaya başlamıştı.

Masadan kalkmaya çalışmıştım fakat tüm vücudum zangırdıyordu. Kafam karışmış, benliğimle beynim farklı şeyler söylemeye başlamıştı. Sendeledim fakat beni tutan narin eller sayesinde son anda düşmekten kurtulmuştum.

"Matthias!" dedi o narin ellerin sahibi, "İyi misin?"
Kollumdan ve sırtımdan sıkıca tutmuş, düşmemem için tüm gücüyle savaşıyordu. Fakat bilmediği bir şey daha vardı; onu görmek içimdeki savaşın daha da güçlenmesini ve hücrelerimde hissettiğim alevlerin tekrardan ortaya çıkmasını sağlıyordu.
"Bırak beni." dedim dişlerimin arasından. Bu kadar bilinmezliğin içinde daha fazla yanımda olmasını istemiyordum. Gözlerim gri gözlerinden çekilip boynuna değdiğinde ise o kolyeyi görmüştüm. Elimi kaldırıp yavaşça hareket ettirdim ve tam kolyenin üstünde durdurdum. Bir yanım nedensizce bana 'dokun' dese de diğer yanım 'saçmalama' diyordu. Elim kolyenin üstünde dolaşıyor ama bir türlü dokunamıyordum. Jocelyn'in nefes alıp verişleriyle ise kolye parmağımın ucuna hafifçe değmişti fakat bu bile yetmişti çünkü birden etraftaki herkes kaybolmuş, her şey yok olmuş ve sadece ileride bir koltukta kucağında bebeğiyle oturan bir kadın belirmişti.
Tereddütle ilerledim ve tam kadının arkasında durdum. Tek kişilik ama büyük, bordo bir koltuğa oturmuş siyah saçlı zarif bir kadındı. Bal rengi gözleri elindeki bebeğe şefkatle bakarken parlıyor, eli ise o parıltıyla uyum içinde çocuğun yanaklarında dolaşıyordu. Elindeki ışık bulutunun şiddeti artarken kadın bir ninni söylemeye başlamıştı benim ise gözüm kamaştı ve hızlıca kapattım, açtığımda kadın ve bebeği kaybolmuştu. Geri geri sendelerken bir şeye çarpmıştım, bir vazoya. Beyaz, altı boğumlu vazo hızlıca yere düşerken parçaları uçuşmuştu. Hızla arkama döndüğümde bir odadaydım ve içeri o kadın girmişti fakat bu sefer bebeği biraz daha büyümüştü ve kırık vazo parçalarının yanında duruyordu.

"Matthias!" adımı duymamla irkildim. 'Hayır' dedim içimden. 'Bu ben olamam hayır'

"Oğlum dikkat etsene!" dedi kadın, hızlıca çocuğu kucağına alırken.

"Anne elim kanıyor!" dedi çocuk. Daha çok küçük olduğundan konuşurken neredeyse tüm harfler ağzında yuvarlanıyordu.

Kadın yere otururken çocuğunun kafasını tam kalbine yaslamıştı, ellerini çocuğun yarasının üstünde yavaşça gezdirdi ve yaradan akan kan durdu. Bir kez daha gezdirdiğinde ise yaradan iz kalmamıştı. Çocuk kadının yaptığına şaşkınlıkla bakarken kadın oğlunu öptü ve bir elini alnının ortasına diğerini ise oğlunun minik kalbine koydu. Garip sözcükler fısıldarken ellerinden ışıklar çıkmaya başladı ve çocuk bayıldı. Kadın kucağındaki çocuğu kaldırdı ve yatağına yavaşça bıraktı. "İki dakika sonra görüşürüz oğlum," dedi kadın. "Sen bunları görmedin ve yaşamadın." Kadın ellerini perdeye uzattı ve açık olan perdeyi tek bir parmak hareketiyle kapattı. "Sabah oldu ve yeni uyanacaksın." Kadın ellerini çocuğun kafasının birkaç santim üstünde tuttu ve parmak uçlarıyla zarif daireler çizmeye başladı. "Üzgünüm fakat o kâbusu da görmek zorundasın Matthias."

Çocuğun alnından terler yavaşça süzülürken sayıklamaya başlamıştı. Sözcüklerinden, yüz ifadesinden ve uykusunda bile olsa yaptığı ani refleksif hareketler sayesinde yıllarca gördüğüm o rüyanın küçükken bu kadın sayesinde bilinçaltıma işlendiğini anlamıştım. Bu kadın.... anne demişti küçük çocuk ona, peki ya büyük çocuk ne diyebilirdi. Tanımıyordu onu...
Küçük çocuğun 'anne' dediği kadını sadece geriye bıraktığı mektuplardan ve fotoğraflardan tanıyordum. Bizi terk edip giden birine ne diyebilirdim ki..

Yer ayaklarımın altından çekildi ve sarsılmaya başladı. Kulağım şiddetli bir sesle çınlarken gözümü açmaya çalıştım. Bir masanın altındaydım ve kulaklarımı kapatmıştım, burada ne yapıyordum?!

"Gidemezsin!" dedi adam.. onu görünce şok geçirdim çünkü karşımda babamın gençliği duruyordu, onun karşısında ise siyah saçlı kadın duruyordu, küçük çocuğun annesi..

"Gitmek zorundayım Thomas!" kadının bağırmasıyla yanımda birinden ses işittim. Kafamı çevirdiğimde karşımda siyah saçlı, açık tenli ve alev gözlü bir çocuk vardı, bu benim küçüklüğümdü. Çocuğun alev gözlerinden yavaşça yaşlar akarken kulaklarını elleriyle kapattığını fark ettim, tıpkı gözümü açtığımda olduğum gibiydi.

"Bir kere de fedakarlık yapma Serenly!" dedi çocuğun babası. "Bir kere de Kuzey'i düşünme! Kendini düşün! Bizi düşün! Matthias'ı düşün! Tamam bizleri geçtim karnındaki minik bebeği düşün bari!"

Kadının gözlerinden yaşlar aktı ama başını yine de 'yapamam' dercesine salladı.

"Ben zaten Matthias için uğraşıyorum Thomas!" dedi kadın. "Zaten onu düşünüp daha iyi bir geleceği olsun diye uğraşıyorum!"

"Ben ne olacağım?!" dedi alev gözlü çocuğun babası, sesinden hüzün akıyordu ama sertti.

"Güneş gözlüm," dedi adam kadının yanağını severken. "peki ya ben ne olacağım?" Kadının gözyaşları şiddetlendi. "Yıldızlarda buluşuruz." dedi kadın güçlükle. Gülmeye çalıştı fakat bu gülüş sonrasında içinde acı bir sesi barındırmıştı.

"Ne yapacağını biliyorsun Thomas." adamdan ayrılırken zorlukla konuşabilmişti. Adam başını hüzünle salladı ve kadını onayladı.

Kadın arkasına dönüp birkaç adım attığında alev gözlü çocuğun babası kadının kolunu tuttu ve eline bir şey koydu. Ben ise bu an karşısında donakalmıştım çünkü adamın kadına verdiği şey Jocelyn'in boynundaki kolyenin o capcanlı bordo taşıydı..

Başım dönmeye başlarken kesitler gördüm, adam bi' aralar alev gözlü çocuğun yanına gitmiş ve aynı o kadınınki gibi hafızasını silmişti. Görüntüler silinirken çocuğu tekrardan gördüm fakat bu sefer biraz daha büyüktü.

Güzel evlerinin bahçesinde oynarlarken alev gözlü çocuk ve babası kavga etmeye başladı.

"Gitmek istiyorum!" dedi alev gözlü çocuk.

"Gidemezsin!" dedi alev gözlü çocuğun babası.

"Ben de okula gitmek istiyorum!" bir ayağını sertçe yere vurmuştu.

"Gidemezsin dedim Matthias! Güvenli değil!"
Çocuk adamı duymamışçasına yanından hızla geçecekken adam çocuğun kolunu sıkıca kavramıştı.

"Bırak beni!" dedi alev gözlü çocuk.

"Bırakmayacağım! Hiçbir yere gidemezsin! Sana okulun güvenli olmadığını söylemiştim bana karşı gelme Matthias!" adamın sesi ürkütücüydü fakat alev gözlü çocuk hiç korkmamıştı bile.

"Melanie gidiyor! Ben de onunla gideceğim!" diye bağırdı çocuk.

"Nedenmiş o?!" diye gürledi adam.

"Çünkü," dedi alev gözlü çocuk fakat devam ettiremedi. Gözleri dolarken derin bir nefes aldı, konuşmak sanki onun için bir işkenceymiş gibi davranıyordu.
"Çünkü Melanie'yi dövüyorlar." Alev gözlü çocuğun sesi titredi ve gözünden ufak bir yaş aktı fakat hâla dimdik ayakta duruyordu. Adam alev gözlü oğlunun dediğiyle şaşkına uğramıştı.
Alev gözlü çocuk ise bu şaşkınlığı fırsat bilmiş ve adamın gevşeyen ellerinin arasından sızmıştı.

Çocuk Melanie'nin evine doğru yürürken babası hızlıca arkasından geldi ve çocuğu durdurdu.
"Yeter gelme! Melanie üzülüyor onu kurtarmalıyım, bırak beni!" Çocuğun ellerinden siyah silüetler yayılırken ben de o adam gibi donakalmıştım. O adam... alev gözlü çocuğun babası... babam.

Silüetler bir bıçak gibi adamın kalbine saplanırken çocuk korkuyla çığlık attı, şaşırmıştı.
Adam yavaşça yere kapaklandı, kalbini tutuyordu. Alev gözlü çocuk dehşetle çığlıklar atarken adam kalbini tutan ellerini çocuğa doğrulttu. Kadının yaptığı gibi çocuğun hafızasını sildi ve son nefesiyle de "Seni seviyorum Matthias." dedi.

Yine nefes alamamaya başladım, o ben olamazdım. Babam benim yüzümden ölmemişti. Melanie'nin annesi bana babamla oyun oynarken onun kalp krizi geçirdiğini söylemişti. Hayır hayır! Yalandı bu, gerçek değildi!

Başımı 'hayır' dercesine salladım ve geriye doğru birkaç adım attım. Fakat ortam değişmiş ve bir şey beni içine çekmeye başlamıştı, gözlerim ormandaki gür ağaçlara bakarken yıldızlara ilişmişti. Beynimde bir ses yankılandı "Yıldızlarda buluşuruz." Ses her hücremi doldururken beni çeken şeye baktım, topraktaydım. Bedenim toprağa çekilirken ruhum ayrıldı ve bedenime havadan bakmaya başlamıştım. Mezarlıktaydım ama bu mezarlık sadece üç kişilikti. Sağıma baktım, mezar taşındaki ismi görünce kalbim duracakmış gibi hissetmiştim, kim bilir belkide durmuştu.
Yıldızlarda buluşan çiftleri ayıran bedenim iyice toprağa gömülürken isimlerini okudum.
"Thomas Osborne." dedi buğulu sesim. Diğerini okumak ve söylemek de benim için zordu fakat yapmak zorundaymışım gibi hissediyordum, diğer türlü ruhum özgür kalamayacakmış gibiydi.
"Serenly Osborne." dedim zorlukla fakat sonrası tamamen istemsizdi. Sanki ben gitmişim ve o küçük alev gözlü çocuk gelmişti.
"Elveda baba." "Elveda anne." Vücudumun tamamı toprakla bir bütün olurken yine nefessiz kalmış ve ruhumu karanlığa teslim etmiştim..

Continue Reading

You'll Also Like

5.2M 239K 41
Başka bir evrende hamile olarak uyanan Rozelin'in hikayesi...✨️
216K 13.8K 100
Lyra Veylin, sıradan bir okul gününde rastladığı bir masal kitabının ardında gizlenmiş bir geçidin varlığından habersizdi. Kitaptan yükselen bir ni...
11.2K 1.2K 15
Atlas, yanlışlıkla okuduğu romana ışınlanır, ancak beklenmedik bir şekilde romanda çok yer verilmeyen bir yan karakterin yerine geçer; üstelik bu da...
39.6K 3.5K 64
# 1. Büyü # 2. Reenkarnasyon # 1. Macera # 1. Fantastikevren # 3. enemiestolovers # 1. Saray # 1. İsekai 482bin takipçili bir influence...
Wattpad App - Unlock exclusive features