Sabahın İlk Işıkları

By biradetmerdumgiriz

20.5K 1.9K 425

Bu hayatta herkesin bir yasak elması olmuştu. Havva'nın büyük bir istekle dalından koparmak istediği, pamuk p... More

I
II
III
IV
VI
VII
VIII
IX
X
XI
XII
XIII
XIV
XV
XVI
XVII
XVIII
XIX
XX
XXI
XXII
XXIII
XXIV
XXV
XXVI
XXVII
XXVIII
XXIX
YENİ HİKAYE
XXX
XXXI
XXXII
XXXIII
-NOT-
XXXIV -FİNALDEN BİR ÖNCE-
XXXV -FINAL-

V

701 72 7
By biradetmerdumgiriz

Suların belli bir ahenkle kıyıya vururken çıkardığı sesler içimde huzurlu bir his yaratıyordu. Bunun dışında başka hiçbir ses duyamıyordum. Gözüme yansıyan ışık huzmesi hafiften gözümü acıtmaya başlamıştı ve güneş ışınlarının vücuduma her değişinde vücudum alev alıyormuş gibi hissediyordum. Bu his gitgide daha fazla artıyordu. Nerede ve ne halde olduğum hakkında hiçbir fikrim yoktu. Beynimi biraz zorlayınca en son kayalıklardan düşüşümü hatırladım ve içimdeki korkuyla bir betondan daha ağır olan göz kapaklarımı aralamaya çalıştım. Birkaç zorlamada göz kapaklarım biraz aralanabildi ve ışık huzmesinden yüzünü seçemediğim ve sarışın kıvırcık saçlı olduğunu anladığım kaslı bir çocuk bana doğru bakıyordu. Aman Tanrım! Cennetteyim.

"Uyandı galiba, Ceyda?" dedi cennetten bana bakan huri. Sesi sanki en güzel şarkının melodisi gibi bir ahenkte çıkmıştı. Elinde sesinin tınısına eşlik eden bir arpta olabilirdi. Bu zamana kadar neden ölmemiştim ki?

"O gülüyor mu gerçekten?" Kim olduğunu anlayamadığım, uzaktan boğuk bir şekilde gelen ses bunu söylemişti. Bu kimdi ki? Zebani. Fakat bir kadın sesiydi. Belki de bu tarafın hakimi kadınlardı ve dünya gerçekten tersine dönmüştü. Daha fazla göz kapaklarımın ağırlığına dayanamadım ve yenik düşerek tekrar karanlıklara daldım.

...

Uyandığımda ilk gördüğüm şey bembeyaz duvardı. Vücudumu hiçbir şekilde hareket ettiremiyordum. Sanki bedenim bana ait değilmiş gibi ya da vücudumda harcayabileceğim tüm enerjiyi tüketmişim gibiydi. Bir anda o bembeyaz duvarda bir kafa belirdi. Huri!

O anın heyecanıyla bütün enerjim bedenime tekrar dolmuş ve ani bir hareketle yatağımdan doğrulmuştum. PAT! Huriyle kafa tokuştuk. Cennette bile rezilliklerimden ödün vermiyordum!

Huri "Ah!" diye inleyip kafasında çarptığım yeri tutarak arkasını döndü. Şimdi görüşüm çok daha netti ve beyaz tişörtünün altında kasları çok daha net ve mükemmel duruyordu.

"Gerçekten cennette miyim? Burası cennetteki odam mı şimdi? Biraz zevksiz ve aşırı sade olmuş fakat bir iki dokunuşla düzeltebilirim." dedim en sevimli ses tonumla. Huri bana doğru dönüp masmavi iri gözlerini üzerime dikti. "Ne?" Bu gözleri bir yerden hatırlıyordum fakat bir türlü çıkaramıyordum. Belki de hayallerimin en korkunç yerinde, bembeyaz atıyla ufukta belirip belimden tutarak atına bindiren ve sonra da hızla oradan uzaklaştırıp yemyeşil verimli topraklardaki sarayına götüren prensimdi.

"Ceyda iyi misin?" dedi şaşkın bakışlarla bana bakarken. O an gerçekten cennette olup olmadığımı anlayabilmem için kendimi cimcirdim. Cennetteki insanların canı acımamalıydı. Fakat "Ah!" sanırım cennette değildim. Bu sefer korku dolu gözlerle karşımda duran adama baktım.

"Sen de kimsin be?"

"Seni denizden çıkardım ve hayatını kurtardım. Beni gerçekten tanımadın mı?" Bu ses tonu, bu gözler, kalbim gitgide çarpmaya başlamıştı fakat mantığım onu öyle bir yere gizlemişti ki bana hatırlatması gerçekten zor olacaktı.

Hayır anlamında başımı salladım sadece ve şaşkın mavi bakışlarından gözlerimi ayırmadım.

"Can ben. Gerçekten unutmuş olamazsın!" Onu hatırladığım ve hiçbir zaman sevemediğim o ukala yandan gülüşünü attı. O an, gözardı edip kimseye lafını dahi etmediğim anılarım, ilk aşkım, ilk ihanetim, ağlayarak terk ettiğim bu şehir, her şey gözümün önünden film şeridi gibi geçmişti. Buna hazır değildim. Bu karşılaşmaya hazır değildim. Hızlıca yatağımdan fırladım ve arkamdan "Ceyda, daha iyileşemedin, nereye?" diye seslenişini duymazdan gelerek var gücümle koşmaya başladım. Hastaneden çıkınca karşısındaki parka girdim ve ağaçların arasından uzaklaşarak izimi kaybettirdim.

İşte tekrar bir anda tüm hayatım allak bullak olmuştu. Belki o zamanlar küçük denilebilecek bir yaştaydım fakat ona olan hislerim her zaman büyüktü. Hiçbir zaman söyleyemediğim hislerim... Peki o ne yapmıştı? İhanet etmişti. Beni ortada bırakmıştı. Hem de ona en ihtiyacım olan anda ve en güvendiğim insan o iken. Onunla yüzleşmeye hazır değildim.

Hislerimin buhranında boğulacak gibi hissediyorken, bir yandan da vücudum alev alev yanıyordu. Bu Can'ın etkisinden çok o kadar yüksekten düşüşümün bir etkisiydi. Krem sürmeliydim, eve gitmeliydim. Fakat üzerimde para yoktu. Hastaneye de geri dönemezdim. Parkta gördüğüm genç bir kızın yanına doğru yaklaştım.

"Acaba telefonunuzu kullanabilir miyim?" Önce irkilerek bana bakıp süzse de temkinli bir şekilde telefonunu uzattı. Hemen Duru'nun numarasını çevirdim.

"Duru, ben Ceyda." İki çift laf edemeden ardı ardına cümlelerini sıralamaya başladı.

"Neredesin sen? Hastaneden kaçmak ne demek? Delirdin mi! Çabuk geri dön buraya."

"Duru, bir dur da dinle beni. Oraya gelemem. Can var orada." dedim. Sesini biraz daha kısarak "Ama o senin hayatını kurtardı, yoksa Allah korusun, ölebilirdin." dedi.

"Biliyorum, fakat şu an onunla karşılaşmaya hazır değilim. Anla beni." dedim. İkimizde telefonun ucunda bir süre sessiz kaldık fakat çok fazla konuştuğumdan telefonun sahibi olan kız ters ters bakmaya başlayınca konuya girdim.

"Param yok. Bir taksiye atlayacağım ve sen de Can'a belli etmeden çık oradan. Taksiyle seni alacağım, tamam mı?" dedim. "Tamam." dedikten sonra kapatıp telefonu teşekkür ederek kıza geri verdim. Parktan ana yola çıktım ve bir taksiyi durdurdum.

"Hastanenin önüne önce, oradan birini alacağız." Adam önce dikiz aynasından garip bir şekilde bana baktı ve daha sonra aynadan kendime doğru bakınca, adamın bakışlarının sebebini anladım. Kıpkırmızıydım! Ve kafamın sağ tarafında kocaman bir bandaj vardı. Nasıl da fark edememiştim? Sonra tüm vücuduma baktım ve kollarım, bacaklarım her yanım kırmızıydı. Ve acılarımın farkına varınca, kendine meydan bulmuş dansçılar vücudumun her yanında topuklu ayakkabıyla zıplıyorlar gibi canım yanmaya başladı.

Duru'yu hastanenin önünden aldığımızda neyse ki kremlerimi almıştı ve taksinin içinde kollarıma, bacaklarıma ve yüzüme sürmeye başladım. Taksicinin bakışlarından rahatsız olsam da bir şey diyemedim.

Evin kapısını çaldığımızda evin çalışanı Nuran abla telaşla kapıyı açtı ve bizi görünce ise yüzü hayal kırıklığı ile düştü.

"Değillermiş." diye seslendi içeri doğru. Bu durumu garipseyerek "Başka birini mi bekliyordunuz?" dedim.

"Samet." dedi üzgün gözlerle bana bakarak. Bir anda sözünü kestim. "Nerede o? Bana ne yaptığını biliyor musunuz?" dedim. Evet anlamında kafasını salladı.

"O andan beri kayıp." Dediği cümleyle afalladım. Ne demek kayıp? Kendi başına bakkala bile gidemeyen birisiydi Samet. Kapı eşiğine bile yalnız çıkamaz, korkardı. Nereye gitmiş olabilirdi ki?

Ona olan kızgınlığım yerini birden korkuya bırakmıştı. Her ne kadar beni oradan itmiş olsa da bunu gerçekten isteyerek yaptığını düşünmüyordum ve ona değer veriyordum, endişeleniyordum.

"Duru, siz görmediniz mi? Hiçbiriniz bakmadı mı çocuğa? Nereye gidebilir, polise haber verdiniz mi?" diye sorularımı sıraladım telaşla.

"Siz yukarı çıktığınızda Can abi geldi. Bir yandan sohbet ederken bir yandan da sizi izliyorduk. Açıkçası biraz seni çekiştiriyorduk. Sonra senin oradan düştüğünü görünce ikimiz de telaşa kapıldık ve Can abi hemen denize atladı. O sırada Samet aklımızdan uçup gitmiş." Yaptığından utanır bir halde gözlerini yere eğdi. Ardından hissettiği vicdan azabını dindirmek adına, "Ölebilirdin Ceyda, o an başka ne düşünebilirdim ki?" dedi kendini savunur ve biraz da üzgün bir ses tonuyla.

"Polis arıyor. Mehmet Bey'le Mukaddes Hanım da aramaya çıktılar. Onlar döndü sandık." dedi Nuran abla açıklama gereği hissederek.

"Biz de aramalıyız, hadi Duru burada vakit öldürmemeliyiz." Hızla kapıya yönelirken, Duru kolumdan sertçe tutup beni durdurdu.

"Saçmalama, alev alev yanıyorsun, bu halde hiçbir yere gitmiyoruz. Hem herkes seferber oldu, arıyor. Geç içeri Ceyda." dedi sert bir ses tonuyla. İlk defa bana böyle emir verir gibi konuşuyordu. Başka bir zaman olsa lastikli tuvalet terliğini ağzına yapıştırabilirdim fakat Nuran ablanın "Doğru söylüyor Ceyda kızım. Herkes zaten didik didik arıyor. Pek bir faydanız olmaz. Zaten bu halde ne kadar dolaşabilirsin ki? Gir içeri, dinlen. En kötü bulunmazsa yarın sabah sen de çıkarsın." demesiyle itiraz edemedim ve tıpış tıpış içeri girdim.

Tüm gece telaşlı bekleyişimizin ardından sabaha karşı amcamlar yorgun bir şekilde dönmüşlerdi. Bulunamamıştı. Yengem sanki benim suçummuş gibi öfke dolu bakışlar atarak odasına çıktı. Gözleri ağlamaktan kıpkırmızı ve şişmiş bir haldeydi. Amcam ise yanımıza doğru geldi.

"Ceyda, bir şey hatırlıyor musun? Her şeyi anlatman lazım bana." dedi.

"Kayalıklardan atlayan insanları yakından izlemek istediğini söyledi. Ben de kırmak istemedim ve yukarı çıktık. Herkes atladıktan sonra gitmemiz gerektiğini söyledim fakat o kayalığın uç kısmına doğru gitgide yürümeye başladı. Ben de arkasından gittim. Sonra bir anda bileğimden kavradı." Duraksadım. Dedikleri zihnimde yankılanınca içimi büyük bir korku kapladı.

'Sen de ölmelisin, hepiniz ölmelisiniz, ama önce sen, öyle söyledi, önce sen ölmeliymişsin.'

Gerçekten birisi söylemiş olabilir miydi? Sanmıyordum. Kim benim ölümümü isterdi ki? Hem de Samet'e muhtaç olana kadar bir kiralık katil tutup çoktan öldürebilirdi. Ya da beklenmedik bir kazaya rahatlıkla kurban gösterilebilirdim. Sakarlıklarımı da göz önünde bulundurursak, hiç de zor olmazdı.

Büyük ihtimal, Samet'in beyninden gelen seslerden kaynaklanıyordu. Genelde hep yardım isteyen insanların çığlıklarını duyardı fakat rahatsızlığı gitgide ilerlemiş olmalıydı. Yine de içimden bir his bu sözleri şimdilik kendime saklamamı söylüyordu.

"Sonra da beni attı." diye ekledim.

"Hiçbir şey demedi mi sana?" dedi amcam meraklı gözlerle bana bakarak.

"Hayır, demedi." dedim. Yüzündeki gergin ifade biraz olsun gitmiş ve yerini tekrar üzgün bir yüz ifadesine bırakmıştı.

"Senden de çok özür dilerim Ceyda. Böyle bir şey yapabileceğini bilmiyordum." dedi.

"Bu onun da suçu değil, umarım bir an önce bulunur." Ardından biraz çekinerek devam ettim sözlerime, "Fakat amca, yengem ne kadar inkar etse de 25 yaşındaki bir adam. Başka insanlara da zarar verebilecek kuvvette. İyi bir hastaneye yatıp tedavi olması gerekiyor." dedim yengemin duymasından korkup kısık bir ses tonuyla. Çünkü bunu bir kere daha dile getirmiştim ve yengem öfkeyle köpürüp, "Sen böyle işlere burnunu sokma! Onun kimseye zararı yok." diye beni azarlamıştı. Ben de söylediğime pişman olup sadece susmakla yetinmiştim.

"Haklısın. Neyse, çok yorgunum ben. Bir iki saat uyuyup sonra tekrar aramaya katılacağım." dedi ve odasına doğru yöneldi.

"Beni de uyandır amca, kendimi iyi hissediyorum ve ben de gelmek istiyorum." dedim. Amcam onaylayınca Duru da ses çıkaramadı ve sadece bunun hesabını soracağım bakışları atmakla yetindi.

Tüm ev halkı odasına çekilince, ben de oturduğum yerden kalkarak odama çıktım. Benim için oldukça yorucu ve geriye baktığımda asla hatırlamak istemediğim bir gün olmuştu. Bu yüzden gözlerimi kapayarak sadece bugünün bir hayal olmasını diledim ve uykunun serin kollarına kendimi bıraktım.

Continue Reading

You'll Also Like

210 87 5
Bazen çok yalnız hissedersin de birisini yanında istersiniz ya,bende şuan aynı şeyi yaşıyorum ve rasgele numaraya yazıcam... En fazla ne olabilir ki?
130K 8.9K 52
Çünkü herkesin evi, göğsünde taşıdığı insanın dizinin dibidir. (eşcinsel kurgu) (düz yazı)
640K 44.6K 69
Texting değildir. TAMAMLANDI. Tek sosyal hayatı oynadığı oyun olan Ezgi, bir gün klanlarına katılan bir ekiple oyuna girince işler beklemediği bir no...
Karven By ssdyazar

General Fiction

326K 10.2K 29
5 yıl önce yer altı mafyası ile tek gecelik ilişkide hamile kalan bir kadın ve bir çocuğu olduğunu öğrenen yer altının tehlikeli adamlarından biri ol...
Wattpad App - Unlock exclusive features