Chasing Fire

By tatlikrisi

234K 24.9K 32.4K

Byun Baekhyun, emniyet merkezinin tek psikoloğuydu ve aramızda birkaç bakışma ve tatsız tartışma dışında bir... More

Giriş
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
🎄 16 🌟
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
Sonsöz: Ateş Parmaklarımın Arasında

29

5.6K 573 611
By tatlikrisi

Selam, kitabı unutmamışsınızdır umarım. Henüz dinlenemedim ama son bölümün üstünden uzun zaman geçtiği için daha fazla bekletmek de istemedim, bu yüzden ufak tefek hatalar olabilir. Sizi yeniden görmek çok güzel, iyi okumalar. 💖



"Komiser Choi, ihbar geldi. Samcheong-dong'da yangın var, apartmanın tümü alev almış, komşular yangını apartman sakinlerinden birinin çıkardığını iddia ediyor."

"Bunu biz alıyoruz, olay yerine iki birim yönlendiriyorum."

"Anlaşıldı, komiserim."

"Chanyeol ve Sehun, ihbarı duydunuz, derhal araçlarınıza. Jongin ve Junmyeon, siz de gidiyorsunuz, yanınıza çaylaklarınızı alın."

"Emredersiniz!"

Aceleyle ceketlerimizi giyerken göreve yeni başlayan Memur Lee'ye hazırlanmasını söyledim, Sehun'la koşar adımlarla bürodan ayrılırken karşıma Baekhyun çıktı ama ona selam bile verecek vaktim yoktu. Emniyetten apar topar ayrılıp araçlarımıza bindik. Emniyet kemerimi takar takmaz aracı ihbarın geldiği adrese sürdüm, siren sesleriyle öğlen trafiği ortadan ikiye yarıldı. İlerlemeye devam ederken telsizlerimizden ihbarla alakalı ayrıntılar almaya devam ettik. İtfaiye olay yerine ulaştı, yangın yan apartmana sıçradığı için apartman boşaltılıyor.

Mahalle kaos halindeydi, bir apartmanın tümü yanarken yan apartmanın da aynı şekilde heba olmaması için bir itfaiye daha çağrıldı. Apartman sakinleri ağlıyor, bir kısmı içeride evcil hayvanları kaldığı için gözyaşlarıyla içeriye girmeye çalışıyordu. Merkezden iki birim daha talep ettik ve görgü tanıklarıyla konuşup ifade için emniyete gönderdik.

Uzun süren çabaların sonunda yangın durdurulduğunda işlerin düşündüğümüzden daha karmaşık olduğu anlaşıldı. Yardımcı ekipler üçüncü kattaki ikinci kapı, yani daire 302'de bir ceset buldular. Elli yaşlarında bir kadındı, cesedi kendi gözlerimle görmemiştim fakat öğle yemeğimi henüz sindiremediğim için görmeye de hazır değildim çünkü ceset yanmıştı. Fakat bu yangının da cesedin de çeşitli sebepleri olabilirdi. Yanmadan önce dumandan zehirlenmiş olabilirdi, dahası komşular yangını bu dairede yaşayan gencin çıkarabileceğini iddia ediyordu. Ölen kadının oğlu olan on yedi yaşındaki genci bulup annesinin ölümünü bildirdiğimizde ise tek kelime bile etmedi.

Öğleden sonra saat dört buçuğu gösterirken emniyetin küçük sorgu odasında şüpheli oğlanla karşılıklı oturuyorduk. Sessizdi, gözlerimin içine bakmıyordu. Kırk beş dakikadır konuşmaya çalıştığım halde bir sonuca varamamıştım. İçgüdülerime dayanarak yangını onun çıkardığını söyleyebilirdim.

Pes edip sorgu odasından çıktığımda Komiser Choi'yi Baekhyun'la konuşurken buldum. "Gelişme var mı, komiserim?"

"İtfaiyeden haber geldi, gaz kaçağı yokmuş, kundaklama olduğunu düşünüyorlar. Tanrı bilir otopsi ve parmak izi sonuçlarını ne zaman alacağız." Elleri belinde önce bana sonra Baekhyun'a baktı. "Psikolog Byun'u çocukla konuşturmayı deneyelim, şüpheli görünüyor."

"Konuşacak gibi görünmüyor, çok inatçı," dedim sıkıntılı bir iç çekip. Birlikte sorgu odasına doğru yürüyüp içeriye girdik, bu odayı camdan bir bölme ayırıyordu. Ona oğlanı gösterdim. "Hwang Siwoo, on sekiz yaşında, yanan apartmanda annesi ölü bulundu, komşuları yangından önce şiddetli bir şekilde kavga ettiklerini duymuş."

Komiser Choi elindeki acı kahvesini içip ekledi. "Siwoo baş şüphelimiz, yani onu konuşturursanız bizim için çok iyi olur, Bay Byun."

Araya girdim. "Henüz kanıtımız yok, saldırganlık belirtileri de göstermiyor bu yüzden elleri kelepçeli değil. İçeriye girdiğinde senden dikkatli olmanı istiyorum, ona herhangi bir şekilde temas edemezsin."

"Evet, biliyorum. Bunu daha önce de yapmıştım." dedi başını sallayıp,

"Ama çocuklarla."

"Temas yok, yaklaşmak yok." Başını salladı, tüm bu karmaşanın içinde bile soğukkanlıydı.

"Seni izliyor olacağız, herhangi bir durumda seslenmen yeterli. Sorgulama yapmadığın için kamera kayıtta olmayacak."

Baekhyun içeriye girmeden önce duraksadı. "Şüpheli de olsa masum olma ihtimali var, değil mi?"

Komiser Choi benden önce cevapladı. "Evet, şu an için öyle."

"Eğer suç işlemediyse bu kadar donuk olmasının sebebi yaşadığı şok olabilir, bu sık rastlanan bir durum. Dehşet verici bir olay sonrasında hiç tepki vermeyen insanlar olur. Siwoo yas tutuyor olabilir, belki de annesiyle yaşadığı tartışma yüzünden derin bir pişmanlık duyuyordur."

"Söylediklerinde haklı olabilirsin," dedim. "Fakat her ihtimali göz önünde bulundurmaya çalışıyoruz, o yüzden..."

"Tamam, dikkatli olacağım." Konuşmamı bitirmemi beklemedi, o içeriye girdiğinde amirimin yüzündeki o alaycı sırıtışı yakaladım ama görmezden gelip Baekhyun'un içeriye girişini seyrettim.

"Merhaba, Siwoo. Ben Psikolog Byun Baekhyun, burada çalışıyorum. Şu an kamera kayıtta değil, buraya seni sorgulamak için gelmedim." Siwoo'nun karşısındaki sandalyeye oturup onunla göz kontağı kurmaya çalıştı ama başaramadı. "Olanları duydum, kaybın için çok üzgünüm. Bir şeye ihtiyacın var mı şu anda? Su veya kahve isteyebilirim senin için, ya da karnın açsa..."

"Def ol git başımdan."

Siwoo emniyete geldiğinden beri ilk kez konuştuğunda şaşırarak seyrettim ikisini, bu pek olumlu bir yanıt değildi ama Baekhyun ağzından bir iki kelime alabilmeyi başarmıştı.

"Seni burada yalnız bırakmamı mı istiyorsun?" Baekhyun sorduğunda oğlan bakışlarını indirip yanıt vermedi. "Merak etme, ben polis değilim, söylediklerin aleyhine işlemez. Ben sadece iyi olup olmadığını merak eden bir psikoloğum."

Siwoo'nun kaşları çatıldı birden, sonra boğazı yırtılırcasına bağırdı. "Ben yapmadım, annemi ben öldürmedim."

Onun bu öfkesine karşılık psikolog sakinliğini korumaya devam etti. "Bunu neden polis memurlarıyla paylaşmak istemedin, Siwoo?"

"Bana yalan söyledin, sen de o polislerden birisin."

"Hayır, polis değilim." Baekhyun ceketinin cebinden yaka kartını çıkarıp gencin görebilmesi için önüne uzattı. Emniyette yalnızca iki psikolog vardı ve herkes onu tanıdığı için kartını yakasına asmaya gerek duymazdı. Siwoo karta bakmadı bile, kaşları daha çok çatıldı.

"Beni buradan çıkarın, ben katil değilim."

"Bunu ifadende belirtebilirsin, eğer suçsuz olduğun doğrulanırsa buradan çıkartılacaksın."

Baekhyun'un soğukkanlılıkla cevap vermesine karşın Siwoo "Beni buradan çıkarın," diye yineledi. "Beni buradan çıkarın dedim!"

Siwoo bir anda ayaklandığında hızlı bir refleksle kapıya yürüdüm ve kapının kolunu çevirdim, kapı sıkışmıştı. Vücudumdan korkunç bir titreme geçti o anda, kapının kolunu birkaç kez daha zorladım. Komiser Choi de kapıyı açmayı denemeye çalıştığında cam bölmeden içeriye baktım, psikoloğun oturduğu sandalye düşmüştü ve psikolog yerdeydi, Siwoo onun yakalarını tutuyordu.

Baekhyun'un çığlığını duyduğumda "Kahretsin!" diye bağırarak kapıyı açmayı deneyebilmek için Komiser Choi'yi kenara ittim, gözüm dönmüştü o an. Ekipten bir iki kişi daha içeriye girdi, sesleri duymuşlardı büyük ihtimalle.

"Chanyeol!"

Onun ismimi seslenişini işittiğimde geriye çekilip kapıya sert bir tekme attım, sonra birkaç kez daha. Kapı kilidinin kırılışını duydum sonra, vücudum öfkeyle yanıp tutuşurken etrafımda ne olup bittiğini bile görmüyordum ama içeriye girer girmez kendimi o gencin üstünde bulmuştum.

Aramızdaki boğuşma çok kısa sürdü, onu yüzüstü yatırıp ellerini arkasında birleştirdim ve bileklerine geçirmek üzere kelepçeme uzandım. "Memur Park!" diye seslendi birileri, kollarımdan tutup da beni geri çekene dek hiçbirini duymadım.

"Chanyeol, bırak çocuğu, kendine gel!"

Komiser Choi kolumdan tutup beni sertçe geri çekti, Sehun hızlıca Siwoo'yu kavrayıp odanın diğer ucuna götürdü ve o an ne yaptığımın farkına vardım, az kalsın ona vuruyordum. Beni durdurmaları iyiydi, bir sivile vurduğum için başım derde girebilirdi. Baekhyun'a baktım, Seulgi ayağa kalkmasına yardım ederken ona iyi olup olmadığını soruyordu.

Seulgi onu odadan çıkarırken Komiser Choi hala çocuğa yeniden saldırabilme ihtimalim yüzünden kollarımı tutuyordu, ondan kolayca kurtulup koşarak psikoloğun arkasından gittim. "Baekhyun!"

Sorgu odasından çıkıp ona seslendiğimde Baekhyun bana şaşkınlıkla baktı, yanına varıp ona sıkıca sarıldım ve o tam da buna ihtiyacı varmış gibi başını göğsüme yaslayıp kollarını sırtıma doladı. Küçük bedeni kollarımın arasındayken kalbim delice çarpıyordu. "Seni oraya sokmamalıydım." Baekhyun bir şey söylemeyip bana sarılmaya devam ettiğinde öfkemden hızlanmış nefesim ve kalp atışlarım kısa süre içinde yavaşladı ve kendimi sakinleşmiş bir halde buluverdim. Fiziksel anlamda birbirimize uzunca bir süredir bu kadar yakın olmamıştık ve bu boşluğun ne kadar derin olduğunu şimdi daha iyi anlıyordum.

Neyse ki büroda değildik, bu halimizi gören çok fazla kişi olmamıştı. Sehun sorgu odasının kilidiyle uğraşıyordu ve Seulgi de ona çatık kaşlarla baktığım için büroya dönmüştü. Komiser Choi bana gözleriyle alev püskürtüyordu ama psikolog yanımda olduğu için tek kelime dahi etmiyordu.

"Yaralanmadın, değil mi?" Geri çekilip yüzünü kontrol ettiğimde başıyla reddetti, yere düştüğü için giysileri tozlanmıştı.

"Bir şeyim yok, merak etme."

Sehun yanımıza gelip Baekhyun'a yaka kartını uzattıktan sonra bana döndü. "Metal kapıyı nasıl kırabildin, tanrı aşkına?" Elinde kapının kulpunu tutuyordu. "Ayrıca kafayı mı yedin, disipline mi gitmek istiyorsun?"

Komiser Choi yanımıza geldi. "Bay Byun bu bizim hatamızdı, kapının bozulabileceğini hesaba katmadık."

"Sorun değil, sizin hatanız değildi."

"Biraz dinlenin, sizi ekipten biriyle evinize göndereceğim. Sehun, Bay Byun'a odasına kadar eşlik et."

"Tamam, efendim."

İkisi odadan çıkıp bizi yalnız bıraktığında Komiser Choi beklediğim gibi kükremeye başladı. "Seni geri zekalı, ne halt yemeye çalışıyorsun?"

Sessizce başımı eğip küfretmeyi bitirip sakinleşmesini bekledim, bunu hak etmiştim. Baekhyun'a saldıracağını düşündüğüm için kendimi kaybedip gereksiz bir öfke krizine girip çocuğa ters kelepçe takmaya çalışmam düşüncesizce bir hareketti. Fakat cam bölmenin ardında oturan o agresif gence yeniden baktığımda kendimi kaşlarımı çatmaktan alıkoyamadım, bir ton azar işitirken bile onun bir katil olup olmadığını düşünüyordum.

"Özür dilerim, efendim."

"Hareketlerine dikkat et, gözüm üstünde."

"Tamam, efendim." Başımı sonunda kaldırıp yüzüne bakma cesareti bulabildim. "Şimdi gidebilir miyim?"

"Nereye?"

"Baekhyun'u eve bırakmamızı istediniz ya."

"Delirteceksin beni. Def ol git, Chanyeol. Sakın gözüme gözükme bugün!"

"Teşekkür ederim." Doksan derece eğilerek selam verdikten sonra dediğini yapıp hızla kendimi büroya attım, merdivenleri ikişer ikişer tırmanıp birinci kata ulaştım ve kapısını çalmayı bile unutup içeriye girdim. Baekhyun bu ani girişimle irkildi, elindeki mendille ceketini temizliyordu.

"Kapıyı... Üzgünüm, yani..." Kapıyı işaret ederken kekelediğim için durup sakinleşmeye çalıştım. Özür dilerim, kapıyı çalmayı unuttum. İki kelime bile edemiyordum karşısında, aramızda yaşanan onca şeye rağmen sırf biri onu itti diye kafayı yiyecek gibi olmuştum. "Seni görmek istedim," diye itiraf ettim, böylesi daha kolaydı.

Özenle temizlemeye çalıştığı ceketini öylece yere bıraktı, sonra bana doğru gelip ensemden tutarak beni kendine doğru eğdi. Bana doğru gelişi, parmaklarının ucunda duruşu ve benim doğal bir şekilde karşılık vermem çok önceden planlanmış kadar uyumluydu. Eninde sonunda böyle olacağını, onu öpeceğimi biliyordum, bunu benden önce yaptığı için biraz şaşkındım ama tahmin edemediğim bir hamle de değildi. Onu öptüm, aşkla, ihtiyaçla, endişeyle ve özlemle. Onu kapıya yasladım ve dudaklarını şehvetle öperken kapının kilidine uzandım, içeriye herhangi biri girerse duramayacağımızdan korkuyordum.

Baekhyun onu kapıyla aramda sıkıştırdığım halde bana baskın gelerek saçlarımı çekiştiriyordu. Nefes nefese kalana dek birbirimizin dudaklarını sertçe emerek uzun bir savaş verdik, durup alınlarımızı yasladığımızda derin nefesler alarak gözlerinin içine baktım. Elleri halen ensemdeydi ve öpüşmemizin başından beri sıcacıktı, parmaklarını saçlarımın arasına soktu ve bir okşayış gibi daha nazikçe dokundu bu sefer. Uzun süren bir susuzluğun ardından gelen rahatlama gibiydi, şimdi onunla yeniden bir olabilmek için sabredemiyordum.

İkimiz de bir şey söyleyemeyecek kadar korkaktık fakat konuşmadığımız halde her şey kendiliğinden gelişti. Dudaklarımı boynuna gömüp gömleğinin eteklerini usul usul pantolonunun içinden çıkardım, boynunu emdiğimde nefes nefese kaldı, saçlarımı kavrayışı sıkılaştı yeniden. Parmaklarımı gömleğinin içine sokup sırtını ve belini okşadım. Yumuşak teninde o serseme çeviren parfümünün kokusu vardı, dudaklarımı bastırdığım her miliminden alıyordum ve tenine yakışan bu kokuya çok ihtiyacım vardı. Gömleğinin ikinci düğmesini açıp köprücük kemiklerini öptüm, birkaç düğmesini daha açtım ve ardından avucumu göğsüne bastırdım. Bu sefer benden daha sıcaktı, avucumun altındaki kalbi delice çarpıyordu ve kollarım arasındayken nefesi titriyordu. Bir şey söylemesine gerek yoktu, hissetmiştim. İnşa ettiğimiz o gülünç sınırları kendi ellerimizle yıkıyorduk.

Gömleğinin tüm düğmeleri açıktı, beni ne kadar istediğini gizleyemeyen gözlerle bakıyordu. Belinden kavrayıp onu masasına götürürken kızarmış dudaklarını bir kez daha öptüm.

"Chanyeol..." İsmimi endişe ve kararsızlıkla söyledi, adımı ondan duymayı ne çok seviyordum.

"Şimdi konuşmak zorunda değiliz."

Rahatlamış bir şekilde derin bir nefes aldı. "Teşekkür ederim."

"Gözlerini kapat." Emrettiğimde birkaç saniyeliğine duraksadı ama dediğimi yaptı. O bana bakmıyorken omuzlarını ve tuttuğum bileklerin içlerini öptüm, ardından kemerime uzanıp hızlıca öptüğüm o ince bileklere kelepçelerimi geçirdim. "Korkma," dedim irkilişini gördüğümde. Onu masaya yaslayıp çıplak göğsünü öptüm ve meme uçlarını ısırdım.

"Chanyeol," dedi bir kez daha. Bağlı ellerini yeniden saçlarıma uzatarak nefes nefese kaldı. "Öyle çok özlemiştim ki..."

"Neyi?"

"Bana dokunmanı."

"Sadece dokunmamı mı?"

Sorumu yanıtsız bıraktı, bunun üzerinde durmadım. Pantolonunun düğmesini açtığımda beceriksizce ayakkabılarından kurtulmaya çalıştı, onu ofisinde çıplak bırakmıştım. Fakat o ince açık yeşil gömleğin hala üstünde olduğunu görmek güzeldi, çıkarmak aklımdan bile geçmedi, üstelik ellerini de çoktan bağlamıştım. Belinden tutup masaya kaldırdığımda kollarını boynuma doladı ve onu hafifçe arkasına doğru eğmeme izin verdi, geçen seferki deneyimimize rağmen tereddüt etmiyordu, oysa bir kayganlaştırıcımız bile yoktu. Ama öyle sabırsızdık ki ikimiz de şikayetçi değildik.

Lacivert gömleğimin ilk iki düğmesini ve siyah kumaş pantolonumun fermuarını açarken beni sabırsız gözlerle seyretti, ben de onun kadar sabırsızdım, öyle ki giysilerimi bile çıkarmaya zahmet etmemiştim.

Yavaşça içine gömülürken gözleri kapandı ve dudaklarından derin bir inleyiş çıktı, tamamen içine girip bir bütün olduğumuzda bir süre o şekilde kalıp boynundaki dudaklarımı da hareket ettirmeden kokusunu içime çektim. Ne çok ihtiyaç duyuyordum ona, şimdi kollarımın arasındaydı ve sanki ona bir türlü doyamayacak gibiydim.

İçine yavaşça itmeye başladım ve belli bir ritim tutturdum, Baekhyun sonunda dayanamayıp sırtını masaya yaslayarak güzel vücudunu gözler önüne serdi. Nefes nefese olan göğüs kafesi hızla inip kalkarken bacaklarını belime dolayıp beni kendine çekti, kelepçeli ellerini ağzına bastırarak sesini bastırmaya çalışıyor fakat her içine ittiğimde inlemeye devam ediyordu. Onu test etmek için belinden kavradım ve içine biraz daha sert girdim, bu canını acıttığımı söylediği zamankinden daha sertti ama halinden gayet memnun görünüyordu. Bacaklarını okşadım ve haberi olmadığı halde onu test ettiğim için özür dilercesine dizlerini öptüm. Baekhyun mutluydu, kendinden geçmişti ve ilk kez bu kadar hızlı boşaldığı için utangaçtı.

Bir şey söylemesine izin vermeyip onu öperek susturdum, ne kadar elimden geldiğince nazik davranmaya çalışsam da bir noktada kendimi kaybetmiş, dudaklarını emerken içine girişlerimde yavaşlayamamıştım. İnanılmaz bir tutkuyla öpüşüyorduk, Baekhyun dudaklarıma dişleriyle asılıyordu.

Baygın gözlerle ve zevkle titreyerek bakıyordu, karnının üstünde kendi menisi vardı ve ince kollarını başının üstünde tutuyordum.

Sona yaklaşırken onu yeniden kaldırdığımda boynuma sarıldı hemen, dudaklarını gömleğimin üstünden omzuma bastırıp bir süre orada kaldı ve içine geldiğimde titrek nefeslerle bana sarılmaya devam etti. İçinden çıkmayıp nefesimin düzene girmesini beklerken gömleğinin altındaki çıplak sırtını okşadım, onu tutmuyor olsaydım masaya geri yığılacaktı, vücudunun ağırlığı tamamıyla kollarımdaydı.

"Seni özledim," dedi fısıltıya yakın bir sesle, bacakları tir tir titriyordu.

"Ve?"

"Benimle konuşmanı, etrafımda olmanı özledim."

"Hep etrafındayım zaten," dedim. Hep etrafındaydım, hep birlikteydik ve başını çevirdiği her yerdeydim.

"Öyle değil, gerçekten benimle olmanı..." Dudaklarımdaki bakışlarını gözlerime taşıdı, hiç bıkmamış gibi hala ensemi okşuyordu. "Dersimi aldım, bu yüzden artık kendini uzak tutmaya çalışarak cezalandırma beni. Ben sana ihtiyaç duyarken günbegün iki yabancıya dönüşmemiz beni delirtiyor, Chanyeol. Lütfen bu cezaya bir son ver."



Continue Reading

You'll Also Like

11.6K 1.6K 29
Aynı yöne yürümek istediler ama yolları hiç kesişmedi. Çünkü bazen, iki doğru insanın arasında sadece birkaç derece sapma... sonsuz mesafe yaratır.
265K 26.5K 57
O benim yanımda olmak istediği kişi oldu.
241 55 15
[düz yazı] ✮ yok korkularım'ın devamı niteliğindeki ikinci bir kurgu. ⁉ bu kurgu; argo, küfür ve zararlı alışkanlıklar içermektedir.
61.7K 3.6K 28
[texting] boşanmayı bir türlü beceremeyen iki kişi _ 04.04.23
Wattpad App - Unlock exclusive features