avril lavigne, i love you
❦
Hislerimi karşılayacak tek bir kelimem, tek bir ifadem yoktu.
Öğle arası yaşanan utanç verici olaydan sonra koşarak okula kaçtığımı hatırlıyordum, yanaklarımda anlamı içimi ısıtan bir pembelikle Lalisa'yı bulduğumda ona Jungkook'un beni otoparkın ortasında öptüğünü anlatmıştım ve karşılığında attığı çığlığı bütün okulun duyduğuna yemin edebilirdim.
Utanç vericiydi, çünkü otoparkta sadece takımın servisi bulunsa bile dışarıda bizi izleyen aptal arkadaşlarımız o ana şahit olmuş bir de üstüne alkışlayarak ıslık çalmışlardı. Bu yüzden arkama bakmadan kaçmıştım ama ona güzel bir iyi şanslar dileği olduğunu biliyordum, zira bu maçı da almışlardı.
Tüm günü aptal gibi sırıtarak geçirişimin ardından sonunda eve geldiğimde onu arayıp aramamak arasında kalmışken onun beni araması ise beklenmedikti, buluşmak istediğini ve iki sokak ilerideki çocuk parkında beklediğini söylemişti. Böylece, ne yapacağımızı bilemez halimden çıkmak için kendimle gerçekleştirdiğim küçük terapimin ardından yollara düşmüştüm. Ancak bir problemimiz vardı, yağmur atıştırıyordu.
Yine de önemi yoktu. Ne kadar beklediğimi, onun beni ne kadar beklediğini öğrenmek için cevaplara ihtiyacımız vardı. Yağmurda ıslanmak sorun değildi, ne de olsa gelirdim nereye çağırsa.
Botlarımın ıslak kaldırımlara değişini izlerken hedefime vardığım an durdum parkın girişinde. Oradaydı, üzerinde asla giymekten bıkmadığı gri bir kazak ve siyah pantolonunu tamamlayan siyah kocaman botlarıyla iri bedeninin yanında absürt duran salıncakta oturuyordu. Yanındaki salıncak gibi park da boştu.
Derin bir iç çekip yanına doğru yürümeye başladığım an fark etmişti beni, gözlerini çekmeden yanına gelişimi izledi. Karşısında durduğumda ise nereye oturacağımı bilemedim çünkü yanındaki salıncak ıslaktı, Jungkook yağmur başlamadan gelmiş olsa gerek ki sadece saçları biraz nemli duruyordu.
Bir an sonra arkasından siyah bir hırka çıkarıp salıncağa yerleştirdiğinde benim için koyduğunu anladım, bu yüzden de beklemeden hırkasının üzerine oturdum.
"Bu yağmurda buluşmak için en iyi yeri seçmişsin," dedim yavaş yavaş sallanmaya başlarken. Kim bilir ne kadar olmuştu bir parka gelip eğlenmeyeli.
Jungkook yanımda kısık sesle güldü, bakışlarını üzerimde hissetsem de ben ona bakmıyordum henüz. "Ben geldiğimde yağmur yoktu, istiyorsan gidelim?"
"Sorun değil." Ardından tuhaf bir sessizlik oluştu, bu ortamı başka bir soruyla bozmaya karar verdim çünkü bugün sessiz kalmak için doğru bir zaman değildi.
"Maç nasıldı? Kazanmışsınız yine, gerçi pek şaşırmadım ama."
"Güzeldi," dedi Jungkook. Başımı çevirip ona baktığımda parlayan, büyük gözleriyle karşılaştım. "İyi şanslar dileğim bu aralar işe yarıyor."
Dudaklarımı birbirine bastırarak başımı eğdiğimde gülümsememi bastırmak için uğraşıyordum, cümleyi kuruşundaki sesiydi beni boğulacak gibi hissettiren. Ne zamandan beri her hareketine bu kadar hassas tepki veriyordum?
Utanmış surat ifademi saklamak için başka bir yönteme karar vererek bir anda çatık kaşlarla ona döndüm. "Bir daha yapma sakın."
"Neyi yapmayayım?" diye sordu kaşlarını kaldırarak.
"Jungkook!" Yanlışlıkla sinirlenmiş miydim ben? "Herkes oradaydı, daha da kötüsü Yugyeom ve Bambam de şahit oldu... Onlara ne anlattın?"
İkimiz de oturduğumuz yerde tamamen birbirimize dönmüştük, ben yanlışlıkla sinirlenmişken karşımdaki çocuk bundan keyif alıyor gibiydi. Sırıtmasına bir an bile ara vermeden "Benim anlatmama gerek kalmadı ki," dedi. "Onlar çoktan fark etmişler aramızda olanları, yanlarına döndüğümde geç bile kaldığımızı söylediler."
"Neymiş aramızdakiler?" diye sordum, gözlerim iri gözlerinden ayrılmazken yutkunuşunu bariz bir şekilde görebilmiştim.
"Chaeyoung?"
"Efendim?"
"Neden öptün beni? Bana geldiğin akşam, sarhoş olduğun için miydi? Yoksa-"
"Hayır," dedim sözünü keserek, bu şekilde düşünmesini istemiyordum. "Hayır, sarhoş olmamla hiçbir ilgisi yok, yaptıklarımın bilincindeydim ben o akşam." Derin bir nefes daha. "Seni öptüm, çünkü cesur davranmam gerekiyordu."
Tam o an, yaptıklarımızı ya da sözlerimizi geri alamayacağımızı anladığımız bir andı. İtiraflar için belki geç kalınmıştı ve biz hariç herkes çoğu şeyin farkındaydı, ancak ben artık kendimden kaçmak ya da hissettiklerimi gizlemek istemiyordum. Çünkü o kadar güzel bakıyordu ki bana, ilk defa karşılıklı olduğunu bu kadar yoğun hissediyordum ve bu bana bir kez daha cesur olmam için güç veriyordu.
"Güzel, çünkü ben de seni öptüm, hem de iki kez ve bundan hiç pişman değilim."
Minik gamzeleri belirecek kadar gülümsediğinde benim de çoktan dudaklarım utangaç bir gülüşle kıvrılmıştı, başımı istemeden de olsa yere eğdim. Fakat o konuştuğunda tekrar kaldırıp yüzüne bakmıştım.
"Bazı hatalar yaptım, Chaeyoung. Görmezden gelmek için çok uğraştım ve sadece kendi kalbimin kırılışını görebildiğim için başkalarına bir özür borçlu olduğumu bilmiyordum. Ama halledeceğim." İç çekerek gözlerini parkta gezdirdi Jungkook.
"Peki, ne zaman anladın?" diye sorduğumda yeniden bana dönmüştü.
"Neyi? Sana karşı arkadaşlıktan öte hisler beslediğimi mi?"
"Öyle bir anda söyleyince..."
"Ah, bir anda değil... Uzun bir zamandır biliyordum Chae, ama kim en yakın arkadaşından hoşlandığını fark ettiğinde gidip bunu suratına söyleyebilir ki? En azından ben, yapamadım. Arkadaşlığımızı bozmaktan korktuğum için seni kafamdan atmaya çalıştım, görünüşe göre başarılı olamamışım."
Neler söylüyordu böyle? O kadar farklı hissettiren bir durumdu ki, neye nasıl tepki vereceğimi bilemeden aptal gibi onu dinliyordum sadece. Benden hoşlandığını söylüyordu, benim bir süredir yaşadıklarımın benzerini yaşamıştı. Bense günlerdir kafamın içinde onun Haneul'ü sevdiğini kendime hatırlatıp kahrolmaya devam ediyordum çünkü o zamanki Chaeyoung için bunun başka bir çözümü yoktu, susturmak zorundaydım. Ama belli ki aslında ikimiz de değildik.
"Hiç böyle olacağımızı düşünmezdim," diye mırıldandım inanamaz gibi gülerken. "Senin de benden hoşlanıyor olacağına hiç inanmazdım, Jungkook."
"Bu biraz da benim aptallıklarım yüzünden olabilir," dedi. "Bekle, sen de benden hoşlanıyorsun yani?"
"Bunu yeterince belli ettim sanıyorum?"
"Hala bir rüyada olduğumu düşünüyorum," diyerek omuz silkti. "Güzel bir rüyada. Beni suçlama."
Islanmak rahatsız edici gelinceye kadar salıncaklarda oturup konuştuk sonrasında, iki flört ya da sevgiliden çok hala arkadaş olabileceğimizi de gösteren bir sohbetti. İlişkimiz ne olursa olsun en yakın arkadaşımı kaybetmek istemezdim.
Aklımda kalan soru işaretlerini başka bir gün gidereceğine söz verdikten sonra benimle eve yürümüştü Jungkook, aramızda olanlar henüz çok taze ve yabancı bir his olduğu için de akışına bırakmaya karar vermiştik. Onunla bir anda sevgili olmam tuhaf olurdu çünkü hala hem kendim hem de arkadaşlığımız (?) hakkında yarım kalan şeyler vardı.
Eve girdiğimde hasta olmam için her türlü koşulun mevcut olması ise umurumda bile değildi, tecrübesiz olduğum bu halim o kadar hoşuma gidiyordu ki neşemi kaybetmeden, kıyafetlerimi bile değiştirmeden önce telefonuma sarılıp Lalisa'yı aramış, iki saat boyunca olanları anlatmıştım. Onun da diğer arkadaşlarımızdan farkı yoktu aslında, geçenlerde benimle konuşmak isteyip konuşamadığı konu Jungkook ile aramızda ne olup bittiği hakkındaydı ve benim halimi benden de önce fark ettiğini söylemişti. Bir de, Jungkook'u ve bana olan ilgisini. Aklıma bile gelmeyecek şeylerin başıma geliyor olması bu durumda çok şaşırtıcı değildi tabi.
Akşam boyu fazla heyecanlı olduğum için yerimde duramıyordum ve bu süreçte ders çalışmak da olduğundan daha zordu, bu yüzden enerjimi evdekilere verip zaman geçirerek kendimi erken uyumaya zorladım ve böylece yeni (?) hayatımın ilk gecesini bir şekilde geçirebildim.
***
"Feriha bayılması yapsam beni tutar mısın ya? Gerçekten bayılacağım şimdi."
Lalisa elindeki not kağıtlarını kendine yelpaze yaparcasına sallayarak bu soğuk havada kendini serinletmeye çalışırken kütüphaneden yeni çıkmıştık. Ona bir bakış atıp "Feriha kim be?" diye sorduğumda gülmüş ve elini sallamıştı "Sen bilmezsin," diyerek.
"Son sınıfta hala sınav oluyor olmamızı sorgulamayı bıraktım ben, neyse ki çok zorlamıyorlar."
Ben beden eğitimi, o da İngilizce dersindeydi aslında ama sınav öğrencisi olarak serbest aktivite yapmamıza izin verildiğinde kütüphaneye çıkıp biriktirdiğimiz notların fotokopilerini çektirmeye karar vermiştik Lalisa ile birlikte. Onun için dersten çıkmak kolay olmuştu, dönem sınavlarını yapmaya devam etmeleri dışında okul bazen işe yarar izinler verebiliyordu.
"Hala nefret ediyorum bu okuldan," dedi omuz silkerek. "Artık üniversiteli olmak istiyorum, Seul üni beni bekliyor şu an hissediyorum."
Nedeninin çok bariz olması beni güldürdü. "Belli bir Kim Taehyung orada okuduğu için olmasın o?"
Lalisa şakacı tavırla kolumu dürttüğünde neredeyse dengemi kaybediyordum ki zor sabitledim kedimi, zayıf bir kızdı ama bazen boks çalıştığını söylediğinde ona inanmam gerektiğini şimdi anlıyordum. "Belki?" dedi son heceyi uzatarak. "Bekle, bugün konumuz benim aşk hayatım değil ki! Onu yeterince konuştuk, artık dedikodu konumuz sen ve tavşan adam!"
Başımı iki yana sallarken "Kendimin dedikodusunu yapmak mı..." diye mırıldandım.
"Hah! İnkar etmiyorsun ya içime bir rahatlık çöküyor, resmen dünya üzerindeki en büyük ikinci shipim tuttu."
"Birinci kim, merak ettim."
"Ben ve Taehyung tabi ki?" Suratındaki bunu sorduğuna inanamıyorum ifadesi o kadar komikti ki ikimiz de gülmeden edememiştik. Zaten sabahtan beri gülüyordum, neşem fazlasıyla yerindeyken şu anlık tek sorunum bizim çocukların yanına Jungkook ile birlikte çıkmaktı ki, o da birazdan gerçekleşecekti.
Sabah her zamankinden pek de farksız olmayan okula yürüyüşümüzün ardından herkesle kantinde toplandığımızda bizi yan yana görür görmez çıkardıkları "Ooo" nidalarıyla bizi rezil etmişler, sonra da Lalisa'dan kafalarına çanta yediklerine susmuşlardı fakat ben utanıyordum. Henüz fazla yeni olan bu şeyler bir anda tüm ilginin bizim üzerimize dönmesini sağlayınca çok utanıyordum, bu yüzden o buluşmamız dışında hep Lalisa ile yalnız takılmıştık.
Spor salonuna girdiğimizde aralarına Mingyu'nun da katılmasıyla tamamlanan dörtlüyü banklarda otururken bulduk, sınıftan birkaç kızın voleybol oynaması dışında içerisi boş sayılırdı.
"Aptallar bir daha aynı şeyi yaparlarsa bu sefer onları boğarım," dedi Lalisa yanlarına ulaşmadan önce. "Sen merak etme."
Ona sessizce teşekkür ettim. Yere çökmüş olan Bambam bizi ilk fark eden olmuştu, görür görmez de ağzını açtığı sırada Mingyu'dan beklenmedik bir atak yediğinde sustu ama yüzünde ihanete uğramış bir ifade olması komikti.
"Sen de mi dersten çıktın?"
Bankta oturarak su içen Jungkook'un yanına ilerlediğimde şaşkın bir sesle sormuştu bunu Yugyeom, o da Bambam'in yanında oturuyordu.
"Ne sandın! Size gecemi gündüzüme katarak çıkardığımız notlardan getirdik, gerçi yarısından fazlası Chae'nin olduğu için ona teşekkür edin hemen."
Yanına oturduğumda bana gülümseyen Jungkook tekrar, kaşlarını kaldırmış bir yüzle bana döndüğünde omuz silktim. Notlarımı onun dışında kimseyle paylaşmamıştım daha önce, bu yüzden şaşırmış olmalıydı.
"Oha bu notlar çok düzenli!"
"Teşekkür ederim Chaeyoung tam şu an götümü kurtarıyorsun."
"Sen olmasan ne yapardı bu salak Yugyeom..."
"Sen sanki bir bok biliyorsun da!"
Klasik başlayan ikilinin didişmesini kimse umursamazken "Rica ederim, iyi çalışın ama," demekle yetinmiştim sadece. O sırada Jungkook, konuştuklarımızı ikimizin duyabileceği bir mesafede oturarak bana döndü. "Birlikte çalışırız diye düşünüyordum, ben de dün Geometri konularına baktım biraz."
"Geometri deme bana, not çıkaramadığım tek ders o." Dudaklarımı büzerek konuştum istemsizce, bunun üzerine onun da dudaklarında içten bir gülümseme oluşmuş ve nefesimi tutmama sebep olmuştu.
"Halledeceğiz, birlikte çalışınca yapabiliyoruz."
"Couple goals!" diye bağırdı bir ses aramızda. Tamamen Jungkook'a odaklandığım için aniden bağıran Yugyeom neredeyse yerimde zıplamıştı beni, ne zaman bizi dinlemeye başladığını bile bilmiyordum.
"Ben! Beni de aranıza alın gözünüzün yağını yiyeyim," diye devam ettiğinde ben iğrenir gibi bakmıştım, Jungkook ona "Yok kalsın," dediğinde ise hala heyecanlı, küçük bir çocuktan farkı yoktu.
"Dersten kalayım yani? İstediğin bu mu Jungkook adam?"
Jungkook sabrı sınanıyormuşçasına bir nefes çektiğinde olaya Mingyu el attı ve hem bizi hem de Yugyeom'u memnun edecek bir teklifte bulundu. "Burada siz hariç hepimiz sözeliz," diyerek ikimizi işaret etti. "Bence bir akşam toplanıp Geometri çalışalım ya, siz yine buluşup date yaparsınız."
"Ne alaka oğlum, ben sözelci miyim?" diye sordu Bambam.
"Değil misin?"
"Öyle miyim?"
Lalisa, Bambam'i onun da benim gibi Geometri yapamayan bir eşit ağırlıkçı olduğuna ikna etmeye çalıştı bir süre, bu esnada hepimiz Mingyu'nun evinde toplanıp Geometri çalışmakta karar kılmıştık. Onun evinde toplanıyorduk çünkü Yugyeom'a göre bu teklifi ortaya atan o olduğu için bizi evinde davet etmeliydi, bir de en zenginimiz oydu.
Dersin geri kalanında aynı yerde kalıp sohbete devam etsek de zil çaldığında herkes kendi sınıfına dağılmıştı, Jungkook ve ben ise sınıfa çıkmadan kantine uğrayarak kahve almaya karar verdik. Gün içinde en yalnız kalabildiğimiz an olduğunu söyleyebilirdim söyleyebilirdim fakat koridorda yürürken ne kadar yakın olursak olalım her zamankinden farklı hissetmiyordum, bunun nedenini arkadaş olduğumuz zamanlarda da aslında çok yakın olmamıza bağlamıştım.
"Birlikte ders çalışma gecemiz grup etkinliğine döndü, ne düşünüyorsun bu konu hakkında?" diye sordu kantine girdiğimizde.
Yanımda adımlayan bedenine çevirdim gözlerimi. "Yugyeom'un olduğu bir ortamda pek verimli olacağını düşünmüyorum."
Kantinci abladan iki kahve isterken gülmüştü söylediğime, ben de bakışlarımı ondan çekip öylesine kantinin etrafında gezdirdim. Ancak tekrar ona döneceğim vakit gördüğüm görüntü beni duraksatmıştı, köşedeki masalardan birinde dip dibe oturan Jaehyun ve Haneul'ün görüntüsü.
"İşte kahven."
Onlardan biriyle göz göze gelmeden başımı çevirdim ve Jungkook'un uzattığı bardağı avuçlarıma aldım. O ise nereye baktığımı fark etse de benim aksime pek umursamışa benzemiyordu. Yine de düşüncelerini merak ettiğim için "Sence birlikteler mi?" diye sordum o ikiliye ithafen.
Kantinin çıkışına doğru yürüyorduk, Jungkook bilmiyorum dercesine dudaklarını büzdü. "Olabilir, açıkçası pek umurumda değil."
"Benim de, ama komik. Aslında biraz shipledim." Cümlemi bitirdiğimde bana tuhaf tuhaf bakıyordu, bu nedenle açıklama gereği duymuştum. "Ya! Öyle bakma, sen Jaehyun'dan hoşlanmıyorsun, ben Haneul'den... Bu yüzden shipledim."
Jungkook ise kafasını iki yana sallayarak gülmekle yetindi.
Öğle arasına girişimiz ve yemekhanede uzun zamandır en lezzetli yemeyi yiyişimizin ardından sonraki dersler çabuk geçmişti, Jungkook ders boyu uyuduğu için ben de onun yüzüne bir şeyler çizmeye yeltenmiştim ancak eskisi gibi salak değildi ki, tam kalemi alnına dokundurmak üzereyken bileğimi yakalayınca eğlencem de kısa sürmüştü işte.
Eve birlikte yürümemizin bile ona yetmediğini söylediğinde ise her zaman yollarımızın ayrıldığı sokağa da peşimden gelmişti aptal çocuk, klişe bir hikayenin içindeysek bile güzel hissettirdiği için tadını çıkarmaya bakıyordum. İtiraflarımızın ertesi beklediğimden de iyi geçtiği içinresmen tüm gün mutlu olabilmiştim.
Evin önüne geldiğimiz dakikada ise bir klişeyi daha gerçekleştirmekten kendimi alıkoyamayarak yanağını öptüm ve o hala arkamdan bakarken evime girdim. Eh, her mutluluk bir yere kadar sürerdi, değil mi? Kapıyı kapattığım an bizi gördüğünü anladığım annemin beklenmedik varlığıyla karşılaştığım, tam olarak bunu düşünüyordum: sıçtığımızı.
❦
artık ikilinin arasındaki sorunlar hallolduğuna göre düşüncelerinizi merak ediyorum!! bir de hoşunuza gitmeyen bir kısım ya da şurası şöyle daha iyi olmaz mıydı, dediğiniz bir yer varsa lütfen belirtin her türlü eleştiriye açığım 💓✋🏻